7 Eylül '02
Sayı: 35 (75)


  Kızıl Bayrak'tan
  "Stratejik müttefik"e stratejik uşaklık
  Alevi emekçilere kurulan tuzak...
  İttifak arayışları hangi ihtiyacın ürünü?
  CHP operasyonu sürüyor
  Emperyalist saldırganlık ve İsrail siyonizmi
  Devlet İMF programına sadakatte kararlı...
  Her düzeyde eşit ve parasız eğitim hakkı!
  Kayıt parası, katkı payı soygununa son!
  Seyhan Belediyesi'nde biten grevin ardından...
  Fatma Tokay Köse, hayat kurtarma işkencesi altında şehit düştü
  Topyekûn saldırıya karşı sınıf seferberliği!/2
  Tekellerin aşırı kâr hırsı insanlığı felakete sürüklüyor
  Dünyanın en büyük zirvesi fiyaskoyla sona erdi
   Fakirlere "vah vah" toplantısı
   6-7 Eylül olayları...
   1 Eylül eylem ve etkinliklerinden...
   Pendik İşçi Kültür Evi açıldı...
   Sosyal bir devrim için saygılarımızla"
   Barış ve Kürtler...
   Afganistan'da işler sarpa mı sarıyor?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Eğitimde sorunlarla yüklü yeni bir dönem...

Her düzeyde eşit ve parasız eğitim hakkı!

Okullar açılıyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da eğitimin durumu çeşitli çevre ve kurumlarca tartışma konusu yapılıyor. Düzen cephesinde yalanlar ve sahte vaatlerle bir göz boyama kampanyası yürütülüyor. Ancak ne kampanyanın aktörleri, ne de vaatlerin cezbediciliği emekçilerin yaşadığı sıkıntıyı gizleyemez.

Eğitim kârlı bir sektör olarak
sermayenin hizmetine sunuldu

Gözyaşları içerisinde görevinden istifa eden eski Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, 57. hükümet döneminin eğitimde yaşanan en verimli dönem olduğunu söylemişti. Yaptıkları açıklamalara göre hükümet göreve geldiğinde hayata geçirilen 8 yıllık eğitim ile bilgisayarlı eğitime geçilecek, sınıf mevcudu en fazla 30 olacaktı. Öğretmen açığı kapatılacak ve öğrenciler bilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirilecekti. Labaratuvarların kullanılabilir hale getirilmesiyle öğrencilerin uygulamalı derslerde daha verimli olmaları sağlanacaktı.

Oysa bunların hiçbiri gerçekleştirilmediği gibi, 8 yıllık eğitime katkı adıyla temel ihtiyaç maddelerinden başlayarak muazzam bir vergi vurgunu yapıldı. Buna rağmen, sefalet koşullarında yaşayan emekçilerin çocuklarını okula gönderememeleri sanki kendi suçlarıymış gibi, cezalar artırıldı. Eğitim olanaklarından emekçilerin yararlanmaması için elinden gelen herşeyi gerçekleştiren sermaye iktidarı bunun suçunu da yine emekçilere yüklemek derdinde. Ama biz biliyoruz ki, düzen cephesinden verilen vaazların aksine, eğitimin verimliliğinin artmış olması bir yana, eğitimin ticarileştirilmesi yolunda dev adımlar atıldı.

Eğitim son derece kârlı bir sektör olarak sermayenin hizmetine sunuldu. Eğitim-Sen’in yaptığı araştırmalara göre, bir öğrencinin ailesine yıllık maliyeti 1,5 milyar civarında. Milyonlarca insanın açlık sınırında yaşadığı ülkemizde çocuğunu okula göndermek isteyen bir veli, forma, katkı, silgi, tebeşir, spor, dergi, diploma, fotoğraf, fotokopi, kırtasiye, bakım-onarım, bayrak, flama, süsleme, kitaplık, ecza dolabı ve pasodan oluşan zorunlu giderler için 684 milyonla 1 milyar 363 milyon arasında bir parayı gözden çıkarmak zorunda. Sadece yakın mesafe servis ücretlerinin bu yıl 490 milyon olarak belirlendiğini aktarmamız bile yeterince açıklayıcı aslında.

Ders kitapları da rant kapısı haline geldi. Yayınevlerinin kitap listeleri karşılığında okullara verdiği paylar oranında okullar blok kitap listeleri belirlemekte. %300’e varan zamlarla satışa sunulan kitapları almak zorunda bırakılan velilerin gözlerini boyamak için MEB, “ödünç kitap” uygulaması başlattı. 2500 öğrenciye ödünç kitap sağlanacakmış. Bu ikiyüzlü uygulama bile kitap masrafının veliler için ne kadar büyük bir sorun olduğunu göstermekte. Milyonlarca öğrencinin arasında sadece 2500 “şanslı” öğrenciye kitap sağlanacak olması ise bunun ortaoyununun bir parçası olduğunu kanıtlıyor.

Kayıt parası soygunu

Bir de her yıl okulların açılmasına yakın dönemlerde yaşanan ve emekçi ailelerin en temel sorunu olan kayıt paraları var. Okulların istediği kayıt paraları yerine göre 50 milyon ile birkaç milyar arasında değişiyor. Çiçeği burnunda Milli Eğitim Bakanı Necdet Tekin, velilerden zorla bağış alanların görevlerine son verileceğini açıkladı. Bağış için zorlanan veliler, illerde kurulan “kayıt danışma masaları”na başvurabileceklermiş. Bu gerçekte tepkileri savuşturmaya ve resmi sorumluluğu örtmeye yönelik bir demagojidir. Eğitime bütçeden ayrılan payın her yıl düşürüldüğü ve aslan payının da özel okullara peşkeş çekildiği koşullarda kaynak sıkıntısı çeken okullar böylece bizzat bakanlıkça bu yola yönlendiriliyorlar. Bakanlık okul başına ortalama 105 milyon ayırarak, böylece orla alınan kayıt paralarının önünü açıyor. Aslında uygulamalar, eğitim için para alınmasının resmi devlet politikası olduğunun itirafıdır.

22 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan Esra Açıkgöz’ün haberine göre; yüksek miktarda “bağış” isteyen okullar, velilere “kolaylık” olması amacıyla bağış parasını taksitlere bölüyor. Nişantaşı Anadolu Lisesi’ne kayıt yaptırmak isteyen bir veli, okulun vakfının kendisinden 500 milyon lira bağış istediğini, bu parayı vermesinin mümkün olmadığını söylediğinde de, “O zaman taksit yaparız. Bu bağışları vermezseniz çocuklarınız kaliteli eğitim göremez, yabancı öğretmenlerle okuyamaz.” karşılığını aldığını belirtiyor.

Nişantaşı Anadolu Lisesi Vakfı sekreteri Emine Okyay, bağış olarak 300 milyon lira aldıklarını belirterek, “Bize bu yıl 120 öğrenci kaydını yaptıracak.” diyor ve devam ediyor, “Seyrantepe’de normal bir ilköğretim okulunda bağış parası 2.5 milyar olarak belirlenmiş. Bizim lise olmamıza ve Nişantaşı gibi merkezi bir yerde bulunmamıza rağmen, miktarımız uygun...”

Bütün bunlar düzenin öğrencileri müşteri, eğitimi meta olarak gören anlayışını gözler önüne seriyor. Herşey bu derece göz önündeyken kurulan kayıt danışma masalarının hala bir şey yapmamış olması ise bunların işlevsizliğinin itirafı oluyor.

Yine okulların semtlere göre öğrenci alması söz konusu. Necdet Tekin velilerden “şikayetçi olduklarını, çünkü velilerin bir türlü buna uymadıklarını” söylüyor. Ancak velilerin neden çocuklarını uzak da olsa farklı semtlerdeki okullara yazdırmak istediklerini açıklamıyor. Çünkü yapacağı açıklama farklı semtlerdeki okulların eğitim kalitesi arasındaki uçurumu ortaya koyacak. Böylece eğitimdeki eşitsizlik bakanın ağzından belgelenmiş olacak.

Soyguna rağmen çocuklarımıza eğitim sunulmuyor

Bütün bu sorunlara rağmen emekçiler çocuklarını bir umut olarak gördükleri okullara kayıt ettirmek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Ancak sadece okul kapılarını binbir güçlükle aralayanlar, burada eğitim adına yürütülen bir kepazelikle karşılaşıyorlar. Sınıf mevcutlarının ortalaması bu yıl 56 kişiyi buluyor. Kırsalın ve özel okulların bu ortalamanın çok altında yer aldığı da düşünüldüğünde çocuklarımızın hiçbir şey öğrenemeyecekleri 70-80 kişilik sınıflara mahkum edildiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Öğretmen açığı MEB’e göre 40 bin, Eğitim-Sen’e göreyse 136 bin. Zaten sermaye devletinin de öyle kaliteli eğitim vermek gibi bir kaygısı yok. Zira okullarda bilimdışı milli coğrafya-tarih dersleri ve ezberci, şoven, gerici, kafatasçı eğitimle hedeflenen Talim Terbiye Kurulu damgalı boş ve sindirilmiş bireyler yetiştirilmeye çalışıyor. AB’ye uyum adına yapılan biçimsel değişiklikler de bu gerçeğin üstünü örtemiyor. Liselerin 4 yıla çıkarılması, zorunlu yabancı dil, sosyal ve fen olarak alan sayısının ikiye düşürülmesi gibi düzenlemeler özünde asma yaprağı olmakla birlikte, öfkesi fazlasıyla bilenen emekçilerin karşısında bu işlevi bile yerine getiremiyorlar. Ortaçağ’dan kalma dayak, zorunlu din dersi gibi uygulamalar gözlerden gizlenmeye çalışılarak bu icraatlarıyla bizi aldatmaya ccedil;alışıyorlar. Ama artık düzenin sahibi burjuvazi dışında hiç kimse sermayenin eğitimde emekçi çocuklarından yana bir iyileştirme yapacağına inanmıyor.

Bütün bu sorunların çözümü emekçilerin örgütlü mücadelesinden geçmektedir. Öğretmen, öğrenci ve velilerin karar alma süreçlerine doğrudan katıldığı, her düzeyde eşit ve parasız bir eğitim için bakanlardan ve düzenin kurumlarından hiçbir şey beklememeli, taleplerimiz etrafında ve sınıfın devrimci partisinin yol göstericiliğinde örgütlenelim ve mücadeleyi yükseltelim.

Liseli Ekim Gençliği



Türkiye’nin bozuk eğitim karnesi:

* Derslik başına düşen öğrenci sayısı: 56
* Okula devam etmeyen çocuk sayısı: 600 bin (Sadece İstanbul’da bu rakam 23 bin)
* Çalışan çocuk: 3.5 milyon
* Eğitimli gençler arasında işsizlik oranı: Yüzde 29.4
* Eğitim bütçesinden bir okula düşen pay:
105 milyon TL.
* Ortalama öğretmen ücreti: 330 dolar (550 milyon TL).
* Okuryazar olmayan kadınların sayısı: 9 milyon
* Gayri Safi Milli Hasıla’dan eğitime ayrılan pay:
Yüzde 2.2
* Bütçeden eğitime ayrılan pay: Türkiye dünyada
105. sırada.
* Sınıf tekrarı yapan öğrenci sayısı: 560 bin
* Kişi başına yapılan eğitim harcaması: 70 milyon TL.
* Eğitim yatırımlarına ayrılan pay: 650 trilyon TL.
* İkili eğitim yapan okulların sayısı: 11 bin.
* Birleştirilmiş sınıfta eğitim yapan okul sayısı: 17 bin