3 Ağustos '02
Sayı: 30 (70)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşa karşı mücadele güncel ve yakıcı görevdir!..
  Emperyalist savaşı durdurmak için seferber olalım!
  Amerikan askerlerinde savaş sendromu
  Sermaye ordusu Irak cephesine ısınıyor
  Emperyalist savaşlar ve tekeller
  "Irak'a müdahale yıkım olur"
  Emek Platformu kime hizmet ediyor?
  TEKEL'de peşkeş ve vurgun
  Gerçek iş güvencesi işçilerin kendi eylemiyle sağlanabilir
  Süreci kamu emekçilerinin taban inisiyatifi kazanabilir!
  Paşabahçe direnişinin önemi ve işçi sınıfının sorumluluğu
  Direnişteki Paşabahçe işçisiyle konuştuk...
  Paşabahçe direnişine destekler...
   Açlık ordusu büyüyor!..
   '96 ÖO Zindan Direnişi şehitleri anmaları
   6. Ekip ÖO savaşçısı Semra Başyiğit şehit düştü!
   Irak'a emperyalist saldırı ve TC
   Dersim, barajlar ve kalkınma/1
   Fabrika=F tipi hücre...
   TSK'ya Irak vitrini...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Onlar seçimini yapıyor, ya biz?

İşçi arkadaş,

Emeğimizin ve alınterimizin sömürüsü, haklarımızın gaspı üzerinden bir avuç asalak burjuva sefahat içinde yaşarken, bize açlık, yoksulluk ve sefalet içerisinde bir yaşam dayatılıyor. Bizlerin kanıyla beslenen sistem, yıllardan beridir uyguladığı İMF saldırı programlarıyla bizi kölece çalışma ve yaşam koşullarına mahkum ederek insanlığımızı ve onurumuzu ayaklar altına alıyor. Emeğimiz ve alınterimizle bütün değerleri biz yaratıyoruz. Ancak ürettiklerimize sahip olamıyoruz. Gencecik bedenlerimiz, umutlarımız, alınterimiz vahşi sömürü çarkı arasında öğütülürken, geleceğimiz, değerlerimiz bir bir karartılırken, çocuklarımız açlıktan kırılırken şimdi de çıkarmayı düşündükleri yasalarla bütün hayatımız üzerinde tam hakimiyet kurmaya, bizi köleliğe mahkum etmeye çalışıyorlr.

İnsanlık dışı çalışma ve yaşama koşulları içerisindeyken, sosyal yıkım paketleriyle kriz faturalarını sürekli öderken daha beter saldırıları, yeni kölelik yasalarını neye güvenerek düşünüyorlar? Soruyorum sana işçi arkadaş, bu gücü nereden alıyorlar?

Kazanılmış haklarımıza göz koyma, bizi yüzyıllar öncesinin çalışma koşullarına mahkum etme cüretini tabii ki bizim suskunluğumuzdan, örgütsüzlüğümüzden alıyorlar. Budur onları daha fazla azgınlaştıran. Sendika ağalarının ihanetidir onları pervasız kılan.

Eğer biz "Hayır bu yasaya geçit vermeyeceğiz" deyip örgütlü davranabilirsek onların yasalarının bir hükmü kalır mı? Eğer biz birbirimize kenetlenip mücadele edersek, geleceğimize sahip çıkarsak, çocuklarımıza da daha iyi koşullarda çalışma ve yaşama olanağını sağlamış olacağız. Değilse her geçen günü mumla aramak zorunda kalırız.

Sendikalar, haklarımızı korumanın, saldırılar karşısında kendimizi savunmanın, daha iyi çalışma ve yaşam koşullarına ulaşmanın birer araçları iken, bugün bir avuç hainin elinde bize karşı yöneltilmiş silahlar olarak kullanılıyor. Bizi temsilen o koltuklarda oturanlar defalarca bizi temsil etmediklerini ve etmeyeceklerini göstermediler mi? Mezarda emeklilik yasası, özelleştirmeler, asgari ücret, TİS’ler ve İMF programları tam da bu hain takımın hizmetleri sonucunda uygulanabildi.

Şimdi aynı şeyi esnek çalışmanın yasallaştırılması konusunda yerine getiriyorlar. Bizden habersiz hükümetle anlaşarak bir saldırı çerçevesi hazırladılar. Ve bunun kamuoyuna duyurulmaması için ağız birliği yaptılar. Ne var ki, artık herşey ayan beyan ortadadır. Suç ortaklıklarının üstünü örtmek için şimdi partileri dolaşarak soytarılık yapıyorlar.

Eğer başımızdaki sendika ağaları bizimle bu derece açıktan alay edebiliyorlarsa, suçu başkasında değil, kendimizde aramalıyız. Soluklarımızı enselerinde hissettirmediğimiz, sendikalarımıza sahip çıkmadığımız, hesap sorma bilinciyle karşılarına dikilmediğimiz sürece ne ihanetler biter, ne de saldırıların arkası kesilir. Sendikalar, mücadele ve sınıf birliğimizin düzeyine bağlı olarak şu ya da bu biçimi alırlar.

İşçi arkadaş; bu düzen içinde emeğiyle geçinenlere yer yoktur. Düzen soyguncuların, hortumcuların, asalakların, "milli" maskeli işbirlikçilerin, açgözlü sömürücülerin düzenidir. Binlerce insanımızın deprem yıkıntıları altında can vermesini fırsat bilip mezarda emekliliği çıkaranların düzenidir. İnsanca yaşam, hak ve özgürlüklerimizin korunması ve geliştirilmesi ancak sömürü çarkını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir mücadele sürecinde kazanılabilir. Kafamızı biraz kaldırıp bakarsak bundan başka bir yol olmadığını görürüz.

Şimdi bize azgın çalışma koşullarını, işşizliği, sefaleti reva görenler yeni vaadler ve yeni yüzlerle karşımıza çıkıp oy isteyecekler. Sermaye devleti, "kendine en yakın olanı seç, demokratik hakkını kullan" diyor. Greve çıkarız, grev hakkımız yasalarla ve fiili baskılarla engellenir. Örgütleniriz, sendikalarımız yok sayılır. Alanlara çıkıp hak ve taleplerimizi haykırmaya çalıştığımızda dipçiklenir, gözaltına alınır hatta tutuklanırız.

Şimdi bunları yapanlar, "demokratik haklarını kullan" diyor. Soruyorum, hepsi birbirinden yalancı, hepsi hırsız ve hepsi sermaye, İMF, ABD uşağı partilerden birine oy verince hayatımız değişecek, gün yüzü görecek miyiz? İşşizlik bitecek mi? Sefalet ücretlerinden, insanlık dışı çalışma koşullarından kurtulacak mıyız? Geleceğimize güvenle bakabilecek miyiz?

Evet, demokratik haklarımızı kullanalım. Ama demokratik haklarımız, onların söylediklerinin aksine, ne oy vermeye indirgenebilir ne de bu düzen tarafından kendiliğinden karşılanır. Onları ancak dişe diş bir mücadeleyle kazanabiliriz. Onlara oy vermek, onlardan demokrasi, hak, hukuk beklemek, saldırılara, gelişmelere seyirci kalmak kendi ellerimizle boynumuzdaki ipi çekmek demektir.

İşçi arkadaş, İMF, emperyalist haydutlar ve onların işbirlikçi uşağı sermaye iktidarı yıkım programına hız vermek için hükümetini yenilemek, atlarını değiştirmek istiyor. Seçimlerle itibar tazelemiş istikrarlı bir hükümet kurarak kaldığı yerden devam etmek istiyor. Bu arada kardeş halklarının kanını dökmek için gün sayıyor.

Ne oylarımızla buna alet olmak tek seçeneğimizdir ne de yaşadığımız sefalet koşulları kaderimizdir. Ne yaparsak yapalım, hangi dine, milliyete sahip olursak olalım sömürülen bir sınıf olarak kaderimiz ortaktır. Öyleyse, seçimimiz de tek olmalıdır. Ve bizim için tek seçenek sefalet, sömürü, baskı ve zulüm düzenine karşı örgütlü sınıf mücadelesini yükseltmektir. Özgürlüğümüzü, insanca yaşam özlem ve taleplerimizi ancak kendi seçimimiz için savaşarak kazanabiliriz.

Evet, onlar seçimini yapıyor. Bunun karşısında biz "Bir de şunu deneyeyim" mi diyeceğiz, yoksa "artık yeter!" deyip ayağa mı kalkacağız? Seçim sırası bizde...

Sınıf bilinçli bir işçi



İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Ben tekstil sektöründe çalışan bir işçiyim. Çalıştığımız işyerinde diğer işyerlerinde olduğu gibi herşey patronun keyfiyetine kalmış durumda. İşyerinde karşılaştığım sorunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Patron bizi sürekli mesaiye bırakıyor. İşçilerin ses çıkarmaması için onlara tatlı, dondurma gibi şeyler ısmarlayıp gözlerini boyuyor. Bu böyle sürüp gidiyor ve mesai paramızı vermiyor. İstemeye gittiğimizde de “para yok” diyerek bizi başından atıyor. Mesai paralarının aydan aya verilmesi gerekiyor, fakat patron yılda bir kez veriyor, o da yarısından fazlası kırpılmış bir şekilde. Bir yandan “para yok” diyor, ama bir yandan da işyerine yeni makinalar, masalar vb. alıyor. İşyerinin bakımını en iyi şekilde yapıyor. Biz istediğimizde ise para olmuyor. Ayrıca daha fazla iş çıkartılması için tuvalete gitmemizi yasaklıyor. Oysa saatlerce süren çalışmada tuvalet olmazsa olmaz bir ihtiyaç.

Bunlar en basit sorunlar. Daha çok yazmaya gerek yok. Sonuçta biz her zaman sömürülüyoruz. Patronun hiçbir zaman bizi düşündüğü yok. Patronun bu zulmüne boyun eğersek saldırılar hergün daha da artacak. Bizi sömüren patronlara karşı birleşik örgütlü mücadeleyi yükseltelim.

GOP’tan bir işçi



Ya sömürü düzeni ya sosyalizm!

Varlığını sömürü üzerine kurmuş olan burjuvazi çocukların ve genç işçilerin emeğini de azgınca sömürüyor.

Yaklaşık 17 milyon öğrenci var ülkemizde. Bunların çoğu işçi ve emekçi çocukları. Emekçi çocukları yaz tatillerinde aile ekonomisine katkıda bulunmak ve masraflarını karşılamak için çalışmak zorunda kalıyorlar/bırakılıyorlar. Burjuvazinin saldırıları her yönden sürüyor. Okuduğumuz zaman bizlerden çeşitli adlar altında alınan paralar, çalışmak zorunda bırakıldığımız yaz dönemlerinde ise düşük ücretler, sigortasız bir şekilde günde 12-13 saate varan çalışma süreleri... Tam bir azgın sömürü koşulları. Bu yorgunluk ve psikoloji ile başlayacak olan yeni bir okul dönemi ve tekrar sömürü...

Sizlere kendi yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Yaz tatili başlar başlamaz bir sanayi sitesinde işe başladım. Müdür beni işe alırken maaşımı söylemişti. Ay başına kadar çalıştım, ay başında maaşları aldığımız zaman bir de gördüm ki, bana verilen ücret konuştuğumuzun çok altındaydı. Bunun üzerine işten ayrıldım. Şimdi başka bir yerde çalışıyorum. Şartları daha iyi olsa da günlük çalışma süresi günde 15 saati buluyor.

Burjuva düzen ancak bu şekilde ayakta durabiliyor ve varlığını devam ettirebiliyor. Bütün bunlara son vermenin yolu burjuvaziyi tarihin çöplüğündeki hakettiği yere yollamaktan geçiyor. Bu ise ancak işçi sınıfının devrimci partisiyle kucaklaşması ile mümkün olacaktır. Sömürü düzenine son vermenin ve burjuvazinin burçlarına kızıl bayraklarımızı dikmenin başka yolu yoktur.

Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!
Tek yol devrim, kurtuluş sosyalizm!

Sultanbeyli’den genç bir komünist