3 Ağustos '02
Sayı: 30 (70)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşa karşı mücadele güncel ve yakıcı görevdir!..
  Emperyalist savaşı durdurmak için seferber olalım!
  Amerikan askerlerinde savaş sendromu
  Sermaye ordusu Irak cephesine ısınıyor
  Emperyalist savaşlar ve tekeller
  "Irak'a müdahale yıkım olur"
  Emek Platformu kime hizmet ediyor?
  TEKEL'de peşkeş ve vurgun
  Gerçek iş güvencesi işçilerin kendi eylemiyle sağlanabilir
  Süreci kamu emekçilerinin taban inisiyatifi kazanabilir!
  Paşabahçe direnişinin önemi ve işçi sınıfının sorumluluğu
  Direnişteki Paşabahçe işçisiyle konuştuk...
  Paşabahçe direnişine destekler...
   Açlık ordusu büyüyor!..
   '96 ÖO Zindan Direnişi şehitleri anmaları
   6. Ekip ÖO savaşçısı Semra Başyiğit şehit düştü!
   Irak'a emperyalist saldırı ve TC
   Dersim, barajlar ve kalkınma/1
   Fabrika=F tipi hücre...
   TSK'ya Irak vitrini...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Süreci kamu emekçilerinin
taban inisiyatifi kazanabilir!

Sermaye devletinin Haziran 2001’de çıkardığı 4688 sayılı yasa, zaten kan kaybetmekte olan kamu emekçileri hareketini kangren etti. Bu yasa üzerinden kamu emekçileri hareketine dair birçok kirli planı olan devlet, gelinen yerde kendi cephesinden büyük oranda başarıya ulaşmış durumda. KESK, yasayla birlikte ortaya çıkan yetki meselesine o kadar odaklandı ki, başta grev ve toplusözleşme olmak üzere yıllardır uğrunda mücadele ettiği, bedeller ödediği istemleri bir kenara bıraktı, yetki telaşına kapıldı.

Grevsiz-toplusözleşmesiz alınan yetkinin bir anlamı olmadığı ortada. KESK’in mücadele deneyimleri oldukça fazladır. 4-5 Martlar’ı, 26 Mayıslar’ı vb. yaratan kamu emekçilerinin, hakların yasalarla değil fiili-meşru mücadeleyle, yetkiden alınan güçle değil (zaten yetkinin verdiği bir güç yok) taban inisiyatifinin gücüyle kazanılacağını bilmesi ve buna uygun hareket etmesi gerekiyor. KESK’i kitleselleştirecek olan da toplugörüşmeden alabileceği kırıntı haklar değil, kararlı, militan, sonuç alıcı eylemliliklerdir.
Öncesinde “Biz bu yasaya sığmayız, bu yasayı tanımayız, mücadelemize kaldığımız yerden devam eder, grevli-toplusözleşmeli sendika mücadelemizi sürdürürüz” diyen KESK yasayı öyle bir tanıdı ki, atacağı her adımdan önce yasaya bakar oldu, yasaya endeksli biçimde beklemeci bir tavır sergiledi. Yasaya jet hızıyla uyan KESK, Temmuz ayı başında yapılan Eğitim-Sen Tüzük Kurultayı’nda, yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle tüzükten “anadilde eğitim”i çıkardı.

Yetki alma beklentisiyle yasanın yasalaşmasından bu yana, yani özellikle son bir yıldır, ekonomik taleplerle sınırlı birkaç basın açıklamasından öte bir şey yapmadı. Halihazırda bölgede yaşanan Filistin sorunu, yaklaşmakta olan ve Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren Irak operasyonu, ülkede yaşanan kriz ve bunun getirdiği işsizlik, yoksulluk vb. sorunlar karşısında sessiz kaldı. Bu haliyle Emek Platformu’ndaki diğer bileşenlerden pek farkı kalmayan KESK, son olarak “kontra sendika”, “devlet güdümlü sendika” dediğimiz Türk Kamu-Sen ve Memur-Sen’le toplu görüşme gündeminde ortaklaştı. Üç konfederasyon yaklaşık on maddeden oluşan ortak önerilerini Yüksek İdari Kurul’a (YİK) ilettiler. YİK, sahte yasada yer alan “Kamu görevlilerinin hak, ödev ve çalışma koşullarının düzenlenmesi ve kanunların kamu görevlilerine eşit uygulanmasına yönelik kararların alınması için yapılacak toplu görüşmelere esas olmak üzere kamu işveren kuruluna görüş bildirmek ve toplu görüşmelerde belirlenen mutabakat metinlerinin uygulanmasını izlemek amacıyla” oluşturulan bir kurul.

KESK Emek Platformu içerisinde meşrulaştırdığı Kamu-Sen’i yasa geçtikten sonra sürekli eleştiri ve teşhir konusu yapmıştı. Hazırladığı tüm broşürler, örgütlenme kampanyaları da yine bu politika üzerine kurulu idi. Şimdi aynı KESK bürokratları etkisiz bir yetki hevesiyle Kamu-Sen’le on maddelik ortak bir metne imza atmış bulunuyor. Bu metnin oldukça geri ve ekonomik taleplerle sınırlı kaldığını söylemeye gerek dahi yok. KESK bürokratları bu tutumla yasayı hem fiilen hem de hukuken kabullendiklerini bir kez daha tescil etmiş oldular. Bu belgeye imza atmanın utancından bir nebze olsun sıyrılmak için olsa gerek, KESK ayrıca dokuz maddelik bir listeyi de YİK’e iletmiş bulunuyor. Bu dokuz madde içinde de grev ve toplusözleşmenin adı dahi geçmiyor.

Alınan son karar gereği, KESK Danışma Meclis’i üyelerinin 13 Ağustos’ta İstanbul’dan Ankara’ya başlayacak yürüyüşü, 17 Ağustos’ta Ankara-Güvenpark’ta kitlesel basın açıklaması ile sonuçlanacak. Eylem kamuoyuna “%5’lik ücret artışı” olarak yansıdı. Ancak içte yürüyüş şu şekilde dillendiriliyor: “Ankara yürüyüşü toplugörüşmeyi toplusözleşmeye çevirme anlayışımız doğrultusunda taleplerimizi gündeme getirme ve TİS sürecini güçlendirmenin bir aracı olacaktır.” KESK bürokratlarının maddeler arasına koymadığı toplusözleşme maddesini devletle masaya oturduğunda da gündeme getirmeye niyeti yok, ama üyelerine karşı toplusözleşme mücadelesi veriyormuş gibi gözükmeye çalışıyor.

17 Ağustos’taki eylem ister basına yansıdığı gibi ücret eylemi olsun, isterse toplugörüşmeyi toplusözleşmeye çevirme amacıyla yapılacak olsun, bu eylemin sürecin önünü açmayacağı açık. Kamu emekçileri geçmişte birçok kez fiili eylemlerle %50’lerin üzerinde ücret artışı alırken şimdi %5’lere mahkum hale geldi. Taban için, hiçbir yaptırımı olmayan, devletin belirlediği sınırlar çerçevesinde gerçekleşen bir görüşme ve ancak onun verdiği kadarıyla alınan haklar değil, yaşanan hak ihlalleri ve saldırılara karşı fiili güç ve eylemlerle kazanılan hakların önemi vardır. Devletle yapılan görüşme ile taleplerimizi kazanacağız yanılsamasına kimse düşmemelidir.

Kamu emekçileri gene günü kurtarmak için yapılacak olan Ankara yürüyüşü ve mitingine umut bağlamak yerine kendi iç örgütlülüklerini oluşturmalı, mücadele yolunda karşısında artık iki güç olduğunu görmelidir. Birincisi her zamanki gibi sermaye devleti, ikincisi de KESK bürokratlarıdır. Oluşturulacak taban örgütlülükleriyle gelinen süreç konuşulmalı, tartıştırılmalı, buna karşı izlenecek yol ve yöntemler belirlenmelidir.