3 Ağustos '02
Sayı: 30 (70)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşa karşı mücadele güncel ve yakıcı görevdir!..
  Emperyalist savaşı durdurmak için seferber olalım!
  Amerikan askerlerinde savaş sendromu
  Sermaye ordusu Irak cephesine ısınıyor
  Emperyalist savaşlar ve tekeller
  "Irak'a müdahale yıkım olur"
  Emek Platformu kime hizmet ediyor?
  TEKEL'de peşkeş ve vurgun
  Gerçek iş güvencesi işçilerin kendi eylemiyle sağlanabilir
  Süreci kamu emekçilerinin taban inisiyatifi kazanabilir!
  Paşabahçe direnişinin önemi ve işçi sınıfının sorumluluğu
  Direnişteki Paşabahçe işçisiyle konuştuk...
  Paşabahçe direnişine destekler...
   Açlık ordusu büyüyor!..
   '96 ÖO Zindan Direnişi şehitleri anmaları
   6. Ekip ÖO savaşçısı Semra Başyiğit şehit düştü!
   Irak'a emperyalist saldırı ve TC
   Dersim, barajlar ve kalkınma/1
   Fabrika=F tipi hücre...
   TSK'ya Irak vitrini...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Gerçek iş güvencesi
işçilerin kendi eylemiyle sağlanabilir

Erken seçimlerin gündeme oturmasıyla işçi sendikaları da kendilerine bir iş edinmiş oldular. İş güvencesi yasa tasarısının çıkarılması istemiyle parti ziyaretlerine giriştiler. Bu aynı süreçte, sınıf ve emekçi kitlelerin yıkımını kat kat derinleştirecek bir kararı, Türkiye’nin Irak saldırısına katılmasını, hemen hemen kesin hale getiren gelişmeler yaşanıyor. Ancak sendikalar tıpkı İMF-TÜSİAD yıkım programlarının uygulanmasında olduğu gibi, savaşa katılma kararının alınması konusunda da ölü sessizliğine bürünmüş durumdalar. Gürültü kopardıkları iş güvencesi yasası ise ne 1475 sayılı iş yasasından, ne de bunu değiştiren yeni iş yasası tasarısından bir milim ilerilik taşıyor. Hatta denilebilir ki, “değişiklik”, “yenilik”, “ilerilik” adı altında sunulan bu tasarı eski yasanın ilgili maddelerinin kopyasından, sözde “bilim kurulu”nun hzırladığı iş yasası taslağındaki ilgili maddeler de iş güvenliği yasa tasarısından kopya edilmiştir.

İş güvencesi yasa tasarısının 1. maddesinde tarımdan sayılacak işler sıralanmakta; 2. maddesinde “1475 sayılı İş Kanunu’nun 13 ncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş”tir denildikten sonra, ilgili madde harfi harfine aynen aktarılmış, sadece sonuna içerik olarak hiçbir değişiklik getirmeyen birkaç cümleeklenmiş durumdadır. Ardından madde, A, B, C, D ve E fıkralarıyla genişletilse de, getirilen düzenlemeler yürürlükteki yasanın devam eden maddelerinde bir biçimde bulunmaktadır. Tasarının 3. maddesi, değişikliklerin iş kanununda ne şekilde ifade bulacağını; 4. maddesi yasanın 17 maddesine, uygunsuz fesih halinde işçinin yargıya başvurma hakkını belirten bir fıkra eklenmesini; 5. maddesi ise, 1475 sayılı iş yasasının toplu işten çıkarma ile ilgili 24. maddesindeki değişiklikleri belirtmektedir.

İş kanununda değişiklik yapan tasarıda da, aynı konular, hemen hemen aynı ifadelerle yer almış durumdadır. Bu böyle olduğu halde sermaye cephesinden iş güvencesi yasa taslağına karşı büyük bir öfke ve tepki gösterilirken, yeni iş yasası taslağının sahiplenilmesinin nedeni sadece bu taslakla esnek üretim ve başka bazı avantajların sağlanıyor olması değildir. İş güvencesi yasa tasarısına yönelik tepkilerinin nedeni de, tasarıyla gerçekten iş güvencesi sağlanacağını düşünmeleri değildir. İşverenler için sorun, yasalarda illa bir değişiklik olacaksa bunun istisnasız biçimde kendilerinden yana olması, olmayacaksa hiç değişiklik yapılmamasıdır.

Sözde iş güvencesi yasa tasarısı, ne işçiye gösterdiği mahkeme yolu ile ne de işverene biçtiği tazminat ödeme mecburiyetiyle işi güvencelemiş olacaktır. Eğer bu yolla iş güvencelenebilseydi, 1475 sayılı yasaya göre de tazminat ve dava haklarına sahip olan işçilerin iş güvencesi diye bir sorunları olmaması gerekirdi.

Ancak bilindiği gibi bu sorun her geçen gün daha da büyüyor. Ne yasaya göre tazminat ödeme yükümlülüğü önleyebiliyor işçi çıkarmaları, ne de işçinin mahkemeye başvurma hakkı. Hatta, İsdemir’de de görüldüğü gibi, kazanımla sonuçlanmış mahkeme kararları bile bağlamıyor kapitalistleri. Çünkü devlet, sözkonusu olan işçinin-emekçinin hakkı ise, kendi yasalarının dahi arkasında durmuyor. Yasaları çiğneyen işçi-emekçi ise takibattan ve en ağır cezalara çarptırılmaktan kurtulamıyor. Ama aynı yasaları bir kapitalist çiğnemeye kalktığında durum tam tersine dönüyor.

Şu an Paşabahçe’de yaşanmakta olanlar bile devletin kapitalist kimliğini fazlasıyla ortaya koymaya yeterlidir. Paşabahçe işvereninin toplu tensikat kararının yürürlükteki iş yasası ile hiçbir biçimde uyuşmamasına rağmen, devlet Paşabahçe patronuna değil direnişe geçen işçiye ve destek eylemlerine karşı önlemler alıyor. Bu yıllardır bu şekilde yaşanıyor. İşçiye iş güvencesi tasarısının yasalaşmasıyla durumun tersine döneceğini söylemek tam bir sahtekarlıktır. Bugün sendikalar bir kez daha bu sahtekarlığa soyunmuş durumdadır.

Kapitalizmin yasası “gücü gücü yetene” olarak özetlenebilecek orman yasalarıdır. Devlet ve polis gücü dahil olmak üzere tüm maddi güçleri elinde bulunduran kapitalistlere karşı işçi ve emekçilerin tek gerçek gücü örgütlü mücadelesinin gücüdür. Devletin yasaları da ancak işçiler örgütlü bir mücadele yürüttükleri zaman işletilebilmektedir.

Bugün artarak süren işten çıkarmalara karşı tek ve en etkili güç ancak işçi sınıfının birleşik-örgütlü mücadelesi olabilir. Bunun olmadığı koşullarda çıkarılacak yasalarsa, gündemdeki tasarılar örneğinde olduğu gibi, işçinin değil işverenin haklarını güvencelemeye dönük olacaktır.