12 Mayıs'01
Sayı: 08


  Kızıl Bayrak'tan
  Ülkenin satışı, emekçilerin yıkımı ve hücre saldırısı
  Direniş büyüdükçe katlıamcı devlet acizleşiyor, medya pislik kusuyor!
  Yaşamak ve yaşatmak için ölüyorlar!
  Direnişin gücü karşısında dize gelecekler!
  TELEKOM'da emperyalist talan!
  TELEKOM'da özelleştirme saldırısına tepkiler
  Sınıf hareketi
  "İş güvencesi" oyununun altından kıdem tazminatı saldırısı çıktı!
  Geleceği kucaklamak için
  "İşçinin en büyük silahı üretimden gelen gücüdür, bunu iyi kullanması gerekiyor"
  1 Mayıs'ın ışığında sınıf hareketi
  Katil devletten hesabı emekçiler soracak!
  Gençlik
  Kapitalizmde çocuk olmak
  Çocuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm...
  Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!
  Kapitalizm ve çevre sağlığı
  Dünyadan kısa kısa...
  Basından...
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 


Kapitalizmin vahşi yüzü

Çocuk emeği sömürüsü


Üretici güçlerin gelişmesi ve teknik ilerleme, daha 19. yüzyılda sermayeye çocuk emeğini sömürme olanağını sağlamıştı. Çocuk emeğinin üretim sürecine dahil edilmesiyle yedek sanayi ordusu daha da kalabalıklaştı.

Sermayenin üretim sürecine girişinin temel amacı kâr olduğu için, toplumda yetişkinlerin işsiz kalması ve buna rağmen çocukların ağır şartlar altında çalışmasının yaratacağı sosyal sorunlar sömürücü sınıfları ilgilendirmez. Onlar için önemli olan artı-değer oranını ne pahasına olursa olsun sürekli artırmaktır. Bu amaç için doğanın, insanın ve toplumun tahrip edilmesinden kaçınmazlar. On yıldır emperyalist bir tekele karşı mücadele eden Bergamalılar’ın yaşadıkları, her yıl iş kazalarında binlerce işçinin ölmesi ve sakat kalması, bu aşırı kâr hırsının yolaçtığı tahribata somut örneklerdir.

Bugün dünyada yüzmilyonlarca çocuk en ağır koşullarda azgınca sömürülmektedir. Özellikle bağımlı kapitalist ülkelerde yaygın ve ilkel bir çocuk emeği sömürüsü üretimin bir parçası durumundadır.

Yıkım saldırısı ucuz çocuk emeği sömürüsünü
daha da yaygınlaştıracaktır

Milyonlarca insanın işsiz olduğu Türkiye’de resmi rakamlara göre dört buçuk milyon çocuk çalışmaktadır. Resmi rakamların gerçeği yansıtmaması bir yana, bu kadar yüksek oranda çocuk emeğinin istihdam edilmesi, patronların tercihini göstermeye yeter de artar bile.

Yine rakamların dili, sömürücü sınıfların tercihlerinin nedenini anlatmaktadır. İşçi sınıfının sekiz saatlik işgünü uğruna verdiği mücadelenin simgesi olan 1 Mayıs’ın 115. yıldönümünde alanlara çıktık. Buna rağmen çalışan çocukların yüzde 67’si 10 saatten fazla çalışmaktadır. Yüzde 92’si 100 milyondan daha az ücret almaktadır. Ve çalışan milyonlarca çocuğa rağmen, kayıtlı olan “şanslı” çocuk sayısı 2 milyondur. Sosyal hakların yokluğu, sağlık ve iş güvenlik yoksunluk vb. gözönüne alındığında, patronların neden çocuk işçi çalıştırdığı daha iyi anlaşılır.

İş saatlerinin uzunluğu, ücretin düşüklüğüne ek olarak, çocuk işçiler kötü muamele ve şiddetle yüzyüze kalmaktadırlar. Kapitalist sömürü cehenneminde yetişkin işçilerin bile büyük çoğunluğu hala örgütsüz durumdayken, çocuk işçilerin örgütlenip hak aramaları sözkonusu bile olmamaktadır. Tamamen patronun insafına kalmış durumdadırlar. İşten çıkarma, gece ve hafta sonları çalıştırma, ücreti zamanında ödememe vb., günlük uygulamalardır.

Devletin Kürt halkına karşı yürüttüğü kirli savaş sonucu göçe zorlanan milyonlarca Kürt emekçisinin çocukları ise, düzenin ürettiği sorunlara ek olarak yeni sorunlar yaşamaya mahkum edilmişlerdir. Ailelerin kalabalık oluşu, babanın işsiz kalması ya da asgari ücretle çalışması vb. nedenlerle, bu çocukları ilkokul eğitimi bile almadan ailesinin geçimine katkıda bulunmak zorunda kalmakta, ya sokakların ya da atölyelerin yolunu tutmaktadırlar. Yüzbinlercesi ise sokakları sürekli mesken edinmiş durumdadır.

Kapitalizmin bu çirkin yüzünün teşhir olması, düzeni göstermelik yasalar çıkarmaya yöneltmiştir. Güya çocuk işçi çalıştırmayı yasaklayacaklar, bu yasağa uymayanlara ağır cezalar vereceklermiş. Bu tür yasaların göstermelik olması bir yana, yaşam karşısında hiçbir hükmü yoktur. Bu düzenin işsiz milyonlara hergün yenilerini eklerken, henüz işsiz kalmayanları sefalet ücretlerine mahkum ederken, “çocuklarınızı çalıştırmayın” türünden açıklamalar yapması, emekçilerle açıkça alay etmek anlamına gelmektedir.

Emperyalistlerin kendi memurları Derviş’i fiili başbakan olarak atadığı, emperyalist merkezlerden habersiz tek bir adımın bile atılamadığı bir ülkede “ulusal egemenlik” ne ifade ediyorsa, 4-5 milyon çocuk işçinin azgınca sömürüldüğü yerde “çocuk bayramı”da onu ifade etmektedir.

İMF-DB-TÜSİAD yıkım programlarıyla, her geçen gün daha çok işçi işsiz kalacak, daha çok küçük üretici yıkıma uğrayacak, daha çok küçük esnaf kepenk kapatacaktır. Ve bu yıkımlar dolaysız bir şekilde çocuklara yansıyacaktır. Daha çok çocuk sanayi sitelerinin, atölyelerin ve sokakların yolunu tutacaktır. Göstermelik yasalar ya da içi boş nutuklarla bu çıplak gerçeğin üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Egemen sınıfların kârlarını artıran çocuk sömürüsünü ortadan kaldırmak gibi bir sorunları hiçbir zaman olmamıştır.

İşçi sınıfının burjuvazi ve onun sınıf egemenliğine karşı yürüttüğü mücadele çocuk emeğinin sömrülüp istismar edilmesini engelleyecek kapsamda olmalıdır. Partimizin programı bu konuda da yeterli bir açıklık sağlamaktadır.

Her düzeyde parasız eğitim! 17 yaşına kadar zorunlu eğitim!
14 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklansın!
14-18 yaş arası çocuklar için maddi üretim genel ve mesleki eğitimle birleştirilsin!
14-16 yaş arası için 3 saatlik, 16-18 yaş arası için 4 saatlik işgünü!
Ortaçağdan kalma bir yarı-feodal uygulama olan çıraklık tasfiye edilsin!
Kimsesiz ve yetim çocuklara bakım ve yardım!




Irak’ta kitlesel çocuk ölümleri devam ediyor...

Kapitalizm çocukları da öldürüyor


Japon halkı ABD emperyalizminin atom bombaları altında yanıp kavrulurken, aralarında onbinlerce çocuk da vardı. Nazım Hikmet’in bu kitlesel katliamla ilgili yazdığı şiirinde yer alan “Çocuklar öldürülmesin/şeker de yiyebilsinler” dizeleri ne kadar anlamlıdır.

Aradan yarım yüzyıldan fazla bir süre geçti. Ama kitlesel çocuk katliamları bitmedi. Tüm hızıyla devam ediyor. İkinci paylaşım savaşından beri emperyalist dünyanın jandarmalığını sürdüren ABD bu katliamların baş sorumlusu olmaya devam ediyor.

Hemen yanıbaşımızda Ortadoğu’da pervasız bir çocuk katliamı devam ediyor. Ve bu olay tekelci sermaye medyasında sıradan haberlerle geçiştiriliyor.

Emperyalist blokun ‘91’de Irak halkına yönelik saldırısının ardından Irak ekonomik ablukası altına alındı. Ambargo güya Saddam diktatörlüğüne karşı alınmış bir önlem olarak gündeme getirildi. Ancak ambargonun bedelini Saddam ve çevresi değil, Iraklı emekçiler ödedi ve ödemeye devam ediyor. Zira on yıldır Irak’ta çocuklar gıda ve ilaç yokluğundan dolayı kırılıyor. Buna rağmen ABD ve İngiltere’nin bölgedeki emperyalist çıkarları gereği bu uygulama devam ediyor. Kimi ülkeler tarafından delinse bile, bu kadarı sorunları çözmeye yetmiyor.

Çünkü emperyalistlerin dilinde barış ve istikrar aynı zamanda milyonlarca çocuğun öldürülmesi anlamına geliyor. Clinton yönetiminin Dışişleri Bakanı Allbright, BBC televizyonunda katıldığı bir programda, “Ambargo bu kadar insanın ölmesine değdi mi?” sorusuna rahatlıkla “evet” yanıtı veriyor. Çünkü bu sayede Amerikan tekellerin çıkarları korunuyor. Türkiye egemen sınıflarının da bu katliamın suç ortağı olduğunu eklemek gerekiyor. Zira hala Adana İncirlik Üssü’nden kalkan Amerikan uçakları Kuzey Irak’ı bombalıyor. Son dönemde ekonomik çıkarları için ambargoyu delme eğilimi göstermeleri bu suç ortaklığı gerçeğini değiştirmiyor.

Onuncu yılını geride bırakan bu sessiz çocuk katliamı gelinen aşamada korkunç boyutlara ulaşmıştır. 2001 Ocak ayı çocuk ölümleri oranı ve bu oranın 1989’daki oranlarla karşılaştırılması bunu gözler önüne seriyor. ‘89’da Irak, İran’la sürdürdüğü savaştan henüz çıkmış olmasına rağmen, Ocak ayında ishalden ölen çocuk sayısı 98’dir. 2001’in Ocak ayında ise bu sayı 1541’dir. Artış oranı %1472’dir. Yine aynı dönemlerde üst solunum yolları enfeksiyonundan ölen çocuk sayısı 179’dan 3508’e yükselmiştir. Artış oranı %1859. Yetersiz beslenmeden ise yine aynı dönemlerde bu sayı 112’den 315’e ulaşmıştır. Artış oranı %2713’tür. Dikkat çeken nokta ise, ölümlerin en çok beslenme yetersizliğinden kaynaklanmasıdır. Bu rakamlar Ocak 2001’le sınırlı ve sadece üç etkenle (ishal, ¨st solunum yolları enfeksiyonu ve yetersiz beslenme) ilgili olanlarıdır. Genel tablo çok daha ağırdır.

Son günlerde ABD Ortadoğu’da şiddetin sona erdirilmesi için Arafat’a çağrı yapıyor. Ortadoğu halklarıyla alay etmek anlamına gelen bu çağrının, demagojik amaçla da olsa İsrail’e yapılması gerekirdi. Zira şimdiye kadar çoğu çocuk yüzlerce Filistinli’yi katleden taraf İsrail’dir. Ancak emperyalistlerin dilinde şiddeti bitirmek, ezilenlerin köleliği kabul etmeleri anlamına gelmektedir. Aksi tutumlar “barış ve istikrar” bozucudur.

Emperyalist-kapitalist sistemin katliamcı karakterini sergilemek için sayısız örnek sıralamak mümkündür. Bu sistem yerle bir edilmedikçe Nazım’ın çağrısı karşılık bulamayacaktır.