12 Mayıs'01
Sayı: 08


  Kızıl Bayrak'tan
  Ülkenin satışı, emekçilerin yıkımı ve hücre saldırısı
  Direniş büyüdükçe katlıamcı devlet acizleşiyor, medya pislik kusuyor!
  Yaşamak ve yaşatmak için ölüyorlar!
  Direnişin gücü karşısında dize gelecekler!
  TELEKOM'da emperyalist talan!
  TELEKOM'da özelleştirme saldırısına tepkiler
  Sınıf hareketi
  "İş güvencesi" oyununun altından kıdem tazminatı saldırısı çıktı!
  Geleceği kucaklamak için
  "İşçinin en büyük silahı üretimden gelen gücüdür, bunu iyi kullanması gerekiyor"
  1 Mayıs'ın ışığında sınıf hareketi
  Katil devletten hesabı emekçiler soracak!
  Gençlik
  Kapitalizmde çocuk olmak
  Çocuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm...
  Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!
  Kapitalizm ve çevre sağlığı
  Dünyadan kısa kısa...
  Basından...
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

1 Mayıs’ta miting alanında işçi ve emekçilerle konuştuk...

“İşçinin en büyük silahı üretimden gelen gücüdür,
bunu iyi kullanması gerekiyor”


-1 Mayıs eylemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce eylem sermayenin yeni saldırısının püskürtülmesi, krizin faturasının reddedilmesi konusunda umut verici mi?

TMMOB üyesi: Elbette her zaman için umut var. Bu sadece 1 Mayıs eylemliliklerinde veya 14 Nisan eylemliliklerinde gerçekleşebilecek bir karşı koyuş olamaz. Yani salt mitingler çerçevesinde gerçekleşecek bir şey değil. Türkiye’deki tüm örgütlü güçlerin, işçilerin, emekçilerin sürekli mücadelesiyle püskürtülebilecek bir mücadeledir bu.

-Bunu EP için de söylüyor musunuz?

TMMOB üyesi: Başta sendikalar olmak üzere tüm Emek Platformu için bunu söylüyorum. Emek Platformu için de aynı şey sözkonusudur doğallığında. Çünkü zaten dört konfederasyon bu Emek Platformu’nun içinde. Yanlış anlaşılmaması için şöyle tekrar edeyim, yaşanacak saldırılar ve süreç devam ediyor. Türkiye’de reform olarak devam eden süreç gerçekte önümüze, bağımsızlık konusu başta olmak üzere, bir karşı mücadeleyi koyuyor. Bu da ciddi bir siyasal bilinçlenmeyle gerçekleşebilecek bir durumdur. Burada en çok başı çekmesi gereken işçi sınıfı ve onun örgütlü olduğu yerlerdir.

Yol-İş üyesi işçi: Tabii ki karşımızdaki gücü işçilerin birliği ve kendi ekonomik gücümüzle, sınıf gücümüzle yeneceğiz. Bunlarla mücadelemiz devam edecek.

Petrol-İş üyesi 1. işçi: Biz sermayeye karşı meydanlara çıkıyoruz. Bugünkü herşey sermaye için yapılıyor. İşçi neyi yiyor ne içiyor, düşünen yok.

Petrol-İş üyesi 2. işçi: Biz millet olarak biraz duyarsız insanlarız. Bu krize rağmen, insanların sağlık, sosyal, ekonomik sıkıntılar çekmesine rağmen, katılımı yetersiz buluyorum. İnsanlarımız duyarlı. İyi günler daha yakın olacaktır.

- 1 Mayıs’ı izleyen günlerde yeni saldırı programının asıl kapsamıyla gündeme geleceğini biliyoruz. Sınıf ve emekçileri hangi görevler bekliyor?

TMMOB üyesi: Bu süreçte tüm emekçiler için çok zor görevler var. Bu görevlerin gerçekleştirilmesi daha sıkı bir örgütlülüğü de beraberinde getiriyor. Yani bugünkü mevcut sendikal hareket şu anki görevleri yerine getirebilecek kapasitede değil, daha doğrusu o siyasal bilinç düzeyinde değil.

Yol-İş üyesi işçi: Sınıf ve emekçi kitlelerin bu saldırılara karşı çok uyanık olması lazım. Türkiye’de işçinin, memurun, köylünün, çiftçinin bu sisteme karşı mücadele etmesi gerekiyor.

Petrol-İş üyesi 2. işçi: Demokratik kitle örgütlerinin hakları, yasalarla bu kadar sınırlandırılmamalı. En başta iş meclisten çıkıyor. Onları da zorlayacak olan yine çalışanlardır.

Petrol-İş üyesi 1. işçi: Herkesin ama herkesin tek bir kalemde eyleme geçmesi gerekiyor. İşçinin en büyük silahı üretimden gelen gücüdür. Bunu iyi kullanması gerekiyor. 1-2 gün yaparsın, ihtar verirsin. Belli bir süre tanırsın, ondan sonra bir hafta üretimi durdurursun. Baktın olmuyor, daha ilerisini yaparsın.

Petrol-İş üyesi 2. işçi: Kendi aramızda da kopukluklar var tabii ki. Zaten biz dört dörtlük olsak, yaptığımız bütün eylemler, mitingler ses getirirdi, bir sonuca götürürdü. Eve gidiyorsun eşinden korkuyorsun, sokakta polisten korkuyorsun, işte patrondan korkuyorsun. Kendi sendikana gidiyorsun başkanından korkuyorsun. İlk önce bu korkuyu yenmek lazım.

- Emek Platformu haklar?m?z? kazanma noktas?nda üzerine düşeni yap?yor mu? Son kriz sonrasındaki toplam pratiğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yol-İş üyesi işçi: Biliyorsunuz ‘82 anayasasındaki sendika kanunu ile sendikaların bazı hakları ve yetkileri ellerinden alındığı için ellerindeki imkanlarla bu mücadeleyi veriyorlar.

-Derviş’in bizzat İMF başkan yardımcısının önerisiyle atandığını biliyoruz. Emperyalistler artık ülke yöneticilerini kendi maaşlı memurları arasından atıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

TMMOB üyesi: Bu gelecekteki süreci de bize gösteriyor. Geçmişte dünyada sömürge ülkelerin nasıl yönetildiğini biliyoruz. Sömürge ülkelerin yönetimi bizzat sömüren ülkelerin görevlendirdiği valiler tarafından geçekleşiyordu, sanki öyle bir çağrışım yapıyor.

Derviş’in gelişi, sömürü mekanizmalarının niceliksel anlamda yeniden bir şekillenmeye gittiğini gösteriyor. Bu, emperyalistlerin ülkelerin yönetimini yandaşlarına bırakamayacak noktaya geldiğini, farklı bir dünyaya doğru evrimleştiğini gösteriyor. Türkiye de dahil buna.

Yol-İş üyesi işçi: Bu ülkeye bir tek Derviş gönderilmedi ki. 1950’de Menderes’in bir sözü var, “küçük Amerika yaratacağım” dedi ve ondan sonra Türkiye’ye sürekli olarak dışarıdan birileri geliyor. ‘71’de Atilla Karaosmanoğlu geldi, daha sonra Özal geldi ve Amerika’nın Türkiye’deki siyasi arenadaki güçleri bitince Kemal Derviş’i bize gönderdiler.

Petrol-İş üyesi 2. işçi: Ben Derviş’i icraatlarını umut verici bulmuyorum. Amerikan ajanı gibi bir şey. Nerden çıktığı belli değil. Bizim seçmediğimiz bir insan bizleri yönetiyor. Vatanını çok seviyordu da neden Amerika’da oturuyordu?

- Derviş’in program?nın gerçekte krizin faturasını işçi ve emekçilere ödetme programı olduğunu biliyoruz. Bu programda ifadesini bulan saldırıya karş? s?n?f?n tutumu ve talepleri neler olmal?dır?

Yol-İş üyesi işçi: Herşeyden önce insanca yaşam için ekonomik özgürlüğü elde edecek bir mücadele verilmesi lazım. Kazanana kadar mücadelemiz devam edecek.

- Ekonomik çerçevede bir mücadele yeterli midir?

Yol-İş üyesi işçi: Bu ‘82 anayasasındaki sendikal hakların kısıtlanmasından dolayıdır. Hükümettekiler de bunun iyi bir şekilde kullanıyorlar. Öncelikle sendika yasasının değişmesi gerekiyor. Sendika kanununun daha geliştirilerek işverenlere karşı işçinin mücadelesini verecek şeklide düzenlenmesi lazım.

Bu haklar için şu an işçilerin ne yapması gerekiyor? Bunun için işçinin eğitimden geçmesi gerekiyor. İşçinin en örgütlü gücü olan sendikalar üzerinden siyasi partilere baskı oluşturmak gerekiyor. Emekçinin gücünü de arkasına alarak ‘82 anayasının değişmesi gerekiyor.

- Düşündükleriniz mevcut sendikalar ile olabilir mi?

Yol-İş üyesi işçi: Sonuna kadar götüremezler işi. Bunun için de işçinin yeni liderler bulması gerekiyor. Buna taze bir kan diyebiliriz.

- İMF ve Dünya Bankası yeni borçları 15 günde 15 yasa şartına bağladı. Böylece emperyalistler ulusal egemenliğin simgesi sayılan meclisin sadece gündemini değil çalışma temposunu da bizzat saptıyorlar. Bu utanç verici durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

TMMOB üyesi: Zaten bütün sorunlar birbiriyle bağlantılı. Kriz nasıl çıktı? Bakarsak, krizin yaratıldığını görüyoruz. Siyasal bir kriz yaratıldı ve bunun üzerinden de 15 tane yasayı çıkarın parayı alın, dendi. Kapitalizmin gidişatında sürekli yaşanan bir şey.

Avrupa’da sık sık kriz yaşanıyor. Şu anda bile resesyon yaşıyor, fakat bu bir plan çerçevesinde gerçekleştirilen bir şey gibi gözüküyor. Çünkü krizin hemen akabinde 15 yasa dayatılıyor ve Merkez Bankası’nda döviz aktifleri bir anda eriyor. Sııcak para biçiminde gidip gelen, dünyada dolaşan paralardan bir miktar hemen çıkıyor. ‘94’te de benzer bir süreç yaşanmıştı. O dönemde de bir şeyler dayatılmıştı ülkeye. O dönemde en sıcak olan özelleştirmelerdi. Şimdi de 15 yasa dayatılıyor. Tarım konusu dayatılıyor, tarımı bu ülkede bitirdiler. Buna ilişkin yasalar var burda. Bugün bankalar konusunda yasayı değiştiriyorlar. Bankaları yine hortumlayan kendileri. Yani kendi içlerindeki problemleri çözmek için kriz yarattılar ve bu kriz çerçevesinde de ülkeye bir şeyleri dayatıyorlar.

Petrol-İş üyesi 2. işçi: Bu yasalar ülkenin satışından başka bir şey değil. Kritik sektörlerin ve herşeyin yabancı sermayenin eline geçişidir. O zaman bizi kim idare edecek?

Petrol-İş üyesi 1. işçi: Mesela şeker yasası çıktı. Amerika’nın fazla şekerleri Türkiye’ye gelecek. Amerika sanayisi çok gelişmiş, ama tarıma belli bir bütçe ayırırlar. Ama bizde yanlış politikalar yüzünden hayvancılık öldürüldü. Bu yeni yasalar üretimin artmasına hiçbir şekilde yardımcı değil. Borç borçla ödenmez.

- Özelleştirmelerle Telekom, THY, enerji vb. gibi bir ülke için kritik önemde işletmeler emperyalistlere peşkeş çekiliyor. Bu konuda ve bunun şoven milliyetçiliği bayrak edinenler tarafından yapılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Petrol-İş üyesi 1. işçi: Bu insanlara oy veren bizleriz. Bu işçilerin hepsi bu partilere oy vermiş. Bu oyla çözülecek bir şey değil. En büyük silahımız üretimdir. Ancak bunun her tarafta aynı anda olması şarttır. Ve sendikacıların savunması gereklidir. Birbirimizi zor durumda bırakmamalıyız.

- Hücre tipi cezaevleri işçi ve emekçilere yönelik azgın bir saldırı programının hayata geçirildiği bir dönemde gündeme getirildi. Hücre saldırısı ile emekçilere yönelik sosyal yıkım saldırısı arasındaki ilişki konusunda ne düşünüyorsunuz?

TMMOB üyesi: Hepsi zincirin birer parçası zaten. Şu anda cezaevlerinde bulunan mahpuslara yönelik saldırı aynı zamanda dışarıya yönelikte bir ikazı taşıyor. Siz bu sisteme karşı muhalifseniz size bir rota gösteriyor, gideceğiniz yer de burasıdır diye ifade ediliyor. Ki bunları günlük yaşamımızda da sıkça yaşıyoruz.

Son olarak 14 Nisan mitingi kitlelerin çok daha yoğun olması gereken bir eylemlilikti. Fakat o dönemde basından yapılan kasıtlı yanlış haberler vardı. Eylemliliklerin yapılmayacağına, izin verilmeyeceğine ilişkin sürekli yayınlar yapılıyordu. Bu bile kitlelerin katılımını engelleyen bir faktör olarak karşımıza çıkıyor.

- Süren direniş karş?s?nda devletin tutumunu nas?l değerlendiriyorsunuz?

TMMOB üyesi: Yaşanın süreç çok acı. 19 Aralık’ta operasyon başlamadan önce konuya ilişkin iyi bir muhalefet örgütleniyordu. Kitleler bu konuya belli bir duyarlılık gösteriyordu. Tepkilerini sokakta ifade ediyordu. Bu ümit verici bir gelişmeydi. Fakat cezaevlerine gerçekleştirilen operasyon ve 28 kişinin yaşamını kaybetmesi, yine tehdit unsuru olarak topluma gösterilen bir şeydi. Ölümlere karşı devletin kulaklarını tıkamış olması, ölümlerin başlamasına rağmen sessizliğin sürmesi, toplumun anlamlı bir duyarlılık gösterememiş olması da düşünmemiz gereken konular.