12 Mayıs'01
Sayı: 08


  Kızıl Bayrak'tan
  Ülkenin satışı, emekçilerin yıkımı ve hücre saldırısı
  Direniş büyüdükçe katlıamcı devlet acizleşiyor, medya pislik kusuyor!
  Yaşamak ve yaşatmak için ölüyorlar!
  Direnişin gücü karşısında dize gelecekler!
  TELEKOM'da emperyalist talan!
  TELEKOM'da özelleştirme saldırısına tepkiler
  Sınıf hareketi
  "İş güvencesi" oyununun altından kıdem tazminatı saldırısı çıktı!
  Geleceği kucaklamak için
  "İşçinin en büyük silahı üretimden gelen gücüdür, bunu iyi kullanması gerekiyor"
  1 Mayıs'ın ışığında sınıf hareketi
  Katil devletten hesabı emekçiler soracak!
  Gençlik
  Kapitalizmde çocuk olmak
  Çocuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm...
  Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!
  Kapitalizm ve çevre sağlığı
  Dünyadan kısa kısa...
  Basından...
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 


Temizlik işçisi Murat Bektaş’ı devrimci Erdinç Aslan’la birlikte katleden
polislere açılan dava sonuçlandı...

Katliamcı devlet
katillerini ödüllendirdi!


Adana’da polis 5 Ekim ‘99’da bir vahşet operasyonu düzenlemiş, devrimci Erdinç Aslan ile komşusu olan temizlik işçisi Murat Bektaş’ı katletmişti. Sermaye devletinin cinayet timleri, böylece kanlı geleneklerine yeni bir halka daha eklemişlerdi.

Bu devletin resmi cinayet şebekelerinin ne ilk katliamıydı ne de sonuncusu oldu. Daha önce de onlarca devrimci, sinsice kuşatıldıkları evlerinde katliam ekiplerince her türden silahın acımasızca kullanılmasıyla katledilmişlerdi. Burjuva medya tarafından iğrenç şovlarla devrimcilerin katliamı kutsanmış, işçi ve emekçi kitlelere bir zafer havasıyla sunulmuştu. Böylece bu tür devrimci katliamları olağanlaştırılmıştı. Ancak bu kez katliam timleri, DHKP-C’li Erdinç Aslan’la beraber, yan dairede oturan işçi Murat Bektaş’ı da katletmişlerdi.

Kanlı operasyon sonrasında devrimci Erdinç Aslan’ın katledilmesi olağan karşılanmıştı. Ama sıradan bir işçi olan Murat Bektaş’ın katledilmesi düzen açısından bu türden yoketme yöntemlerinin meşruluğuna gölge düşürüyordu. Devletin kolluk güçlerinin cinayet çetelerinden oluştuğu gerçeğini apaçık ortaya seren bu katliam ilerici kamuoyunda büyük bir tepkiye yolaçmıştı. Bundan dolayı, Erdinç Aslan’ın katledilmesine alkış tutan medya Murat Bektaş’ın katledilişini sayfalarına taşıdı. Kanlı katliamın arkasından soruşturma açma gereği dahi duymayan Adana savcılığı bunun üzerine katliamcı polisleri gözaltına aldırtmak zorunda kaldıysa da, bir süre sonra bıraktırdı. Ama kamuoyunun artan tepkisi nedeniyle bir süre sonra tekrar gözaltına aldırtıp tutuklattırdı. Bundan sonra ise bilinen süreç işlemeye başlad. Önce katliamcı polisler bir bir serbest bırakılıp, görevlerinin başına döndürüldüler. Şimdi ise açılmış olan göstermelik dava sonuçlandırılarak işlem tamamlanmış oldu.

Göstermelik davada, katliam timleri arasından seçilmiş olan polisler için önce 6 yıldan 30 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası istendi. Burjuva medya bunu yine şaşalı başlıklarla manşetlerine taşıdı. İşte adalet, devlet katil polisine acımıyor, çürükler kapının önünde mealinde parlak sözlerle devlet aklandı. Ardından sıra yargılanan katil polislere geldi. Polislerden ikisi beraat ederken, dördüne önce 8 yıl hapis verildi. Sonra bu ceza “hafifletici nedenlerle” 6 aya indirilip ardından da tecil edildi. Böylelikle sermaye devletinin bu cinayet çeteleri bir kez daha ödüllendirildiler.

Çürüyen düzenin tüm kurumlarıyla çeteleşen devleti gerçeği bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortaya serilmiştir. Kendi halkına karşı bir cinayet şebekesi olarak örgütlenen bir devletin yargı kurumları da elbette ki devleti aklamak ve katliamcıları salıvermek için çalışacaktır.

Çete devleti devrimcileri sistemli bir biçimde yok etmeyi, bu çürümüş düzeni ayakta tutabilmek için temel bir zorunluluk olarak görmektedir. Bunun için sokakta, evde, zindanlarda devrimci kanı dökmekte, akılalmaz işkenceler uygulamaktadır. Katliam ve işkence ekipleri özel eğitimden geçirilerek yetiştirilmekte, bizzat CİA karargahlarında oluşturulmuş özel yönetmelik ve planlara göre hareket etmektedirler. Onlara göre bu tür katliamlar “rutin” işlerdir. Murat Bektaş’ın katledilmesi gibi vakaları da “rutin dışına çıkmak” olarak tanımlarlar. Yani bu tür katliamlar da onlar için önemsiz olaylardır.

Erdinç Aslan bir devrimciydi, Murat Bektaş ise henüz devrimci mücadeleye uzak bir işçi. Erdinç Aslan, Murat Bektaşlar için, onların kurtuluşu için kavganın içerisindeydi. Bu uğurda bedel ödemekten çekinmedi.

Sermaye devleti Erdinç Aslanlar’ı katlederek, Murat Bektaşlar’ın kurtuluş davasını boğmaya çalışıyor. İşte Murat Bektaş ile Erdinç Aslan’ı sermaye devletinin katliamında buluşturan gerçek budur. Bu katliam sermaye devletini suçüstü yakalamıştır. Hesabını sormak tüm işçi ve emekçilerin sorumluluğudur.




Zonguldak’ta 1 Mayıs


Bu yıl Zonguldak’ta 14 Nisan eylemiyle karşılaştırıldığında zayıf geçen bir 1 Mayıs eylemi gerçekleşti. Çoğu işçi sendikası İstanbul’a gitmeyi tercih ettiği için eylemi KESK düzenledi. 14 Nisan eyleminde Madenci Anıtı’nı işçi ve emekçilere kapatan valilik, 1 Mayıs eylemi için de aynı tutumu izledi. Eylem için ara sokak görünümde olan Acılık mevkiinden istasyona kadar mesafe için izin verdi. Bu keyfi tutuma karşı bir tavır geliştirilemediği için de, bundan böyle kolay kolay Zonguldaklı işçiler ve emekçiler Madenci Anıtı’na yaklaşamayacak.
Saygı duruşuyla başlayan eylemde; “İMF defol, bu memleket bizim!”, “Faşizme karşı omuz omuza!”, “Direne direne kazanacağız!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “İMF tipi yaşama hayır!”, “Zindanlar boşalsın, tutsaklara özgürlük!” gibi sloganlar atıldı. Eyleme kendi istemleriyle katılan öğrenciler, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”, “Hücreler ölümdür, izin vermeyeceğiz!” sloganlarını da attılar.
Kürsüden Türk-İş, DİSK ve KESK’in ortak 1 Mayıs bildirisinin içeriğine paralel konuşmalar yapıldı. Konuşmalarda hücrelere ve Ölüm Orucu’na değinilmedi. Üretenler yönetsin söylemleriyle Emek Platformu programı önerildi. Eylem şiirler ve halay eşliğinde sona erdi.
SY Kızıl Bayrak okurları/Zonguldak




Trabzon’da 1 Mayıs


1 Mayıs Trabzon’da 1000 civarında emekçinin katılımıyla gerçekleşti. Bu katılım bir önceki yıla göre azdı. Fakat 19 Aralık sonrası garçekleştirilen terör ve özellikle 1 Mayıs öncesi sistemli olarak yoğunlaştırılan baskı düşünüldüğünde, yine de oldukça iyiydi.
Çok sayıda jandarma ve polis yığınağının yapıldığı mitinge, KTÜ öğrencileri olarak “İMF defol, üniversiteler bizimdir!” pankartı altında 200 civarında öğrenci katıldık. F tipi hücrelerle ilgili pankart ve dövizlerimize el konuldu. Ancak miting sırasında sıkça; “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “İçerde-dışarda hücreleri parçala!”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz!” sloganlarının atılmasını engelleyemediler.
Miting çekilen halaylar ve horonlarla son buldu.
Sosyalizme olan inancıyla ölümü yenen, ölümüne direnişin ilk gönüllülerinden, devrimin başeğmez neferi Hatice Yürekli’yi saygıyla selamlıyoruz. Sen kazandın, biz de kazanacağız!
KB ve EG okurları/Trabzon




Gençlik hareketinden
kısa kısa...


Kenan Mak Bolu’da anıldı

3 Mayıs 1998’de Ülkü Ocağı’ndan çıkan yaklaşık 20 kişilik faşist bir grup tarafından katledilen Kenan Mak, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İktisat Fatültesi son sınıf öğrencisiydi.

Kenan Mak, 3 Mayıs 2001 tarihinde yaklaşık 250 öğrencinin katılımıyla Gölköy Kampüsü’nde anıldı. Saat 11:45’te 15 dakikalık alkışlı protestonun ardından “Hepimiz birer Kenan Mak’ız!”, “Ali Serkan Eroğlu’yuz!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!” sloganları atıldı. Ardından türküler, marşlar, şiirler okundu. Yapılan açıklamada, “Kenan Mak’ı katleden faşistler okula elini kolunu sallayarak geri dönmüşlerdir” denildi.

İstanbul Üniversitesi’nde faşist saldırıyı protesto

İstanbul Üniversitesi’nde 20 Nisan’da gerçekleşen faşist saldırıyı protesto eden öğrenciler, “Faşist saldırılar mücadelemizi engelleyemez!” yazılı pankart taşıyarak merkez kampüsten ön kapıya doğru yürüdüler. Öğrenciler, faşistlerin 20 Nisan’da hiçbir engelle karşılaşmadan satırlar ve bıçaklarla kampüse girdiklerini, “Kahrolsun komünistler” diye bağırarak kendilerine saldırdıklarını söylediler. Eğitim-Sen 6 No’lu Şube Başkanı Cemal Altınsoy da saldırıları kimlerin düzenlediğini bildiklerini belirterek, “Bu güruhun ‘burası hain yuvası’ diyenler tarafından korundukları sır değildir” dedi.