12 Mayıs'01
Sayı: 08


  Kızıl Bayrak'tan
  Ülkenin satışı, emekçilerin yıkımı ve hücre saldırısı
  Direniş büyüdükçe katlıamcı devlet acizleşiyor, medya pislik kusuyor!
  Yaşamak ve yaşatmak için ölüyorlar!
  Direnişin gücü karşısında dize gelecekler!
  TELEKOM'da emperyalist talan!
  TELEKOM'da özelleştirme saldırısına tepkiler
  Sınıf hareketi
  "İş güvencesi" oyununun altından kıdem tazminatı saldırısı çıktı!
  Geleceği kucaklamak için
  "İşçinin en büyük silahı üretimden gelen gücüdür, bunu iyi kullanması gerekiyor"
  1 Mayıs'ın ışığında sınıf hareketi
  Katil devletten hesabı emekçiler soracak!
  Gençlik
  Kapitalizmde çocuk olmak
  Çocuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm...
  Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!
  Kapitalizm ve çevre sağlığı
  Dünyadan kısa kısa...
  Basından...
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Sermaye devleti kıdem tazminatı hakkının gaspına hazırlanıyor...

“İşgüvencesi” oyununun altından
kıdem tazminatı saldırısı çıktı!


Sermaye devleti uzun süredir hasıraltında beklettiği kıdem tazminatı hakkının gaspı için artık gün sayıyor. Kıdem tazminatının sadece ölüm ve emeklilik halinde ödenmesini getiren yasal düzenleme önümüzdeki birkaç hafta içerisinde meclisten geçirilecek.

Tasarının yasalaşması durumunda bir kıdem tazminatı fonu oluşturulacak. Bu fondan ödemeler ise işçi öldüğü ya da emekli olduğu takdirde yapılacak. Emeklilik yaşının mezara havale edildiği düşünülürse, kıdem tazminatı sadece işçi öldüğünde ödenecek. Yani kıdem tazminatı da mezara havale edilmiş olacak. Kıdem tazminatının gaspedilmesiyle, güdük ve sınırlı da olsa sağladığı işgüvencesi de ortadan kaldırılmış ve böylece bir taşla iki kuş vurulmuş olacak. Bir yandan işçi sınıfının tarihsel bir kazanımı dahi gaspedilerek, esnek üretim önündeki önemli bir engel daha kaldırılacak, diğer yandan sermaye için hortumlanacak yeni bir fon havuzu oluşturulacak.

Kıdem tazminatı bugüne kadar kapitalistlerin dilediklerince işçi kıyımı yapmaları önünde küçük de olsa bir engeldi. Bu hakkın gaspıyla beraber kapitalistler artık istedikleri zaman istedikleri sayıda işçiyi kapı önüne koyabilecekler.

Saldırının önünü açmak için sergilenen orta oyunu

Kıdem tazminatı hakkının gaspı, mezarda emeklilik saldırısıyla beraber işçi sınıfının temel sosyal haklarının gaspını içeren paketin önemli bir parçasıydı. Mezarda emeklilik yasasıyla beraber dillendirilmeye başlanmış, ancak işçi sınıfının bu saldırıya karşı gösterdiği geniş çaplı tepki nedeniyle geri plana itilmişti. İşçi sınıfı için yaşamsal önemde bu iki hakkın aynı anda gaspedilmesi, işçilerin öfkesini kontrol edilemez bir düzeye taşırabilirdi.

Bu nedenle saldırı zamana yayıldı. Sistemli bir oyunla uygulama koşulları olgunlaştırıldı. Oynanan oyun öylesine kabaydı ki, henüz birkaç ay önce mezarda emeklilik yasasının altına imza atan Yaşar Okuyan bir gecede işçi dostu kesildi. Bu tescilli faşist artık sermayeye karşı işçilerin haklarının yılmaz koruyucusuydu! İşçi sınıfı ona destek vermeliydi ki, işçiyi istediği gibi kapı dışarı etmek isteyen patrona haddini bildirilebilsin! Kapitalistler ile Yaşar Okuyan tarafından oynanan bu orta oyununun malzemesi ise “işgüvencesi yasası” idi.

Tam bir utanmazlıkla sınıfın “30 yıllık rüyası” olarak sunulan bu yasa tasarısı, gerçekte işgüvencesi adına zerrece bir hakkı içermiyor. Buna rağmen sermaye örgütleri basbas bağırmaya başladılar. “Bu yasa bizim sonumuz olur”, “sadece biz değil işçiler de kaybeder” çığırtkanlığı yükseldi. Bunun eşliğinde sergilenen orta oyunu ile başta kıdem tazminatı olmak üzere işçi sınıfının önemli kazanımları masaya yatırıldı. Hem işgüvencesi, hem de kıdem tazminatı olur muymuş? İşgüvencesi olacaksa kıdem tazminatı kaldırılmalıymış vb. söylemlerle bu haklar, sözde “işgüvencesi yasası” karşılığında tartışılır kılındı. Böylece daha önce büyüyecek tepki karşısında açıktan dillendirilmekten kaçınılan kıdem tazminatının gaspı güncelleştirildi.

Elbette bu oyunla işçi sınıfının sersemletilmesinde en büyük pay sendika ağalarının oldu. Bu ihanetçi takımı Y. Okuyan’ın arkasında saf tutup “işgüvencesi yasası” için kampanyalar düzenlediler. İşçi düşmanı Okuyan’la beraber mücadele nutukları çektiler. Sendikalaştıkları için işten atılan işçileri bu oyuna alet edip eylem yaptılar. Güya yasayla beraber artık sendikalaştıkları için hiçbir işçi işten atılmayacaktı. Gerçekte ise “işgüvencesi yasası” sermayeye sömürme ve işten atma, sendika ağalarına da bu ihanetleri karşılığında semirme güvencesi getiriyordu.

Oyunun son perdesi

Artık oyunun son perdesine gelmiş bulunuyoruz. Kıdem tazminatının gaspını getiren yasa meclis komisyonunda iken, “işgüvencesi yasası” da hızla çıkarılacak yasalar arasında meclis genel kuruluna indirilmeyi bekliyor. Böylece kıdem tazminatına ilişkin yasa “işgüvencesi yasası” ile birlikte meclise getirilecek.

“İşgüvencesi yasası” gündeme getirildiği dönemde, onu “sermayenin ‘demokratik’ eldiven içerisine gizlenmiş saldırı yumruğu” olarak tanımlamıştık. Öyle görülüyor ki, oyunun son perdesinde tüm oyuncular ve oyunda kullanılan malzemeler topluca yerlerini alacaklar. “İşçi dostu” bir faşist bakan, kapitalist asalakların örgütleri ve sendika ağaları ile “işgüvencesi yasası”... Ardından yine bir gürültü koparılacak. Kapitalist örgüt temsilcileri, “bu kriz ortamında ‘işgüvencesi’ de neymiş, kıdem tazminatı varken bu hiç olmaz” yaygarasını basacaklar. Karşılarında Y. Okuyan yine gürleyecek; “ben işçinin kanını emdirtmem”. İhanetçi sendika ağaları da bakana alkış tutup, onun arkasından kapitalist örgütlerine diklenecekler. İşçilere ise bu oyunu izlemek düşecek.

Oyunun finalinde şov gösterileriyle gizlenen saldırı yumruğu sınıfın kafasına indirilecek. Saldırı yumruğunun üzerindeki eldiven “işgüvencesi yasası”dır ve hemen ardından kıdem tazminatının gaspı gelecektir.

Şu an sermaye, hükümet ve sendika bürokratlarının tüm hazırlıkları bu orta oyununun son perdesine dönüktür. Saldırı yasalarının hazırlanması, sermaye örgütlerinin peşpeşe yaptıkları açıklamalar, bu oyunun en kısa sürede sonlandırılacağını göstermektedir.

İşçi sınıfı bu oyunu bozmalıdır!

Sermaye ve uşak takımı işçi sınıfının yaşamsal önemde bir hakkını daha gaspa hazırlanıyor. Saldırı sinsi bir düzenbazlıkla hayata geçirilmeye çalışılıyor. İğrenç yalanlar ve demagojiler eşliğinde sahnelenen bu oyunla, işçi sınıfı bir oldu bittiyle yüzyüze getirilmek isteniyor. Bu oyun başarıya ulaşırsa, işçi sınıfı önemli bir kazanımını daha yitirmiş olacak.

Sendika ağaları bu oyunda bir kez daha bilinçli bir rol üstlenmişlerdir. Sahte “işgüvencesi” yasasıyla sınıfın bilincini karartmakta, ambalajlanmış saldırıları yutturmaya çalışmaktadırlar. Karşılığında ise semirme güvencesi almaktadırlar.

İşçi sınıfı bu saldırıyı boşa çıkarmak için, öncelikle oynanan oyunu bozmak durumundadır. Saldırının perdesi olarak kullanılan işgüvencesi sahtekarlığı üzerinden kıdem tazminatı hakkının gaspına izin vermemelidir. Hem tüm saldırılara karşı birleşik mücadele hattının örülmesi ve hem de böyle bir mücadelenin başarıya ulaşmasının önünde engel olan sendika bürokrasisini aşmak için harekete geçilmelidir. İşyerleri temelinde taban inisiyatiflerinin oluşturulması, bu inisiyatiflerin sektör ölçeğine taşınması ve değişik sektörler arasında bir mücadele birliğine dönüştürülmesi, temel bir sorumluluk alanıdır.

İşçi sınıfı başka saldırıların önünü açmak için yem olarak sürülen sahte işgüvencesi yasasını reddetmelidir. Gerçek bir işgüvencesinin yanısıra diğer güncel ve yaşamsal talepleri uğruna mücadeleyi yükseltmelidir.




İş güvencesi değil, kıdem ve
ihbar tazminatlarını gaspetme saldırısı


Patronlar, kıdem ve ihbar tazminatlarını bu vesileyle pazarlık masasına getirerek, sözde işgüvencesi yasasını yeni bir saldırının basamağı olarak kullanmak istiyorlar. Yani bir taşla iki kuş birden vurmak istiyorlar. Bu yasayı yeni hak gasplarının, yeni saldırıların aracı haline getirmek istiyorlar.

Sermaye temsilcileri; işsizlik sigortası çıkarıldı, bu yasayla da işgüvencesi sağlanıyor, işten atılmalar zorlaştırılıyor, öyleyse kıdem tazminatlarında indirime gitmek gerekir, diyorlar. 158. Sayılı İLO sözleşmesinin ve AB standartlarının da bunu gerektirdiğini iddia ediyorlar. Her bir yıllık çalışma karşılığı verilen bir aylık ücret karşılığı tazminatın artık 15 güne indirilmesini ve bu indirim yapılmadan işgüvencesi yasasını desteklemeyeceklerini açıklıyorlar.

Madem bu yasa işçi atmanızı zorlaştırıyor, işgüvencesi sağlıyor, kıdem tazminatını niye sorun ediyorsunuz? İşten atmayacağınız işçiye kıdem tazminatı vermeniz gerekmiyor ki! İşçi atmaya niyeti ve imkanı olan kıdem tazminatlarının indirilmesini ve giderek de kaldırılmasını ister. Demek ki bu yeni yasa iş güvencesini sağlamayacak. Tersine her bahane ile işten atılmaları meşru hale getirecek. Üstelik patronlar artık tazminat yükünden de büyük ölçüde kurtulmak istiyorlar. İşte bu yasa değişikliği ile yapılmak istenen budur. (Kızıl Bayrak, sayı: 37, 7 Ekim 2000)




TİSK Raporu’nda “işgüvencesi yasası”...

Herşey esnek çalışma saldırısı için!


“İşgüvencesi yasası” ile sadece kıdem tazminatı hakkı değil, yanısıra bir dizi sosyal hakkın gaspı için de zemin oluşturuluyor. Bu hak gaspları esnek çalışma saldırısının ayakları olarak planlanıyor. Esnek çalışma için hazırlanmış bir saldırı paketi açılarak, saldırılar bir bir devreye sokuluyor. Oldukça kapsamlı olan bu saldırı paketi, işgüvencesi üzerine koparılan gürültünün sağladığı uygun zeminde güncelleştirilmiş bulunuluyor. Bu durum TİSK’in hazırladığı “Ekonomik program ve çalışma hayatımız” başlığını taşıyan 8 Mayıs 2001 tarihli raporunda açık bir biçimde ifade ediliyor. Bu raporla, “işgüvencesi yasası” ile ne amaçlandığı, bu yasa üzerinden koparılan yaygaranın nasıl bir işlev gördüğü tüm açıklığıyla ortaya konuluyor.

Raporda TİSK’in “işgüvencesi yasasına” ilişkin bakışı şöyle özetleniyor: “İŞ GÜVENCESİ, ANCAK KIDEM VE İHBAR TAZMİNATLARININ ÜRETİME MALİYETİ AZALTILDIĞI VE ESNEKLİK TEDBİRLERİ GETİRİLDİĞİ TAKDİRDE KABUL EDİLEBİLİR.” (vurgu TİSK’e ait)

Raporun “işgüvencesi” başlığını taşıyan bölümünde, “işgüvencesi yasası”nın tam da TİSK’in istediği biçimde düzenlendiği görülüyor. Öyle ki “İşgüvencesi yasası”nın gündeme getirilmesinin hemen ardından, Çalışma Bakanlığı’nda bir komisyon oluşturulmuş. Dokuz akademisyenden oluşan bu komisyon, yasa tasarısını TİSK’in istekleri doğrultusunda yeniden biçimlendirmiş. Dahası, bu yasaya ek olarak esnek çalışma saldırısının temel ayaklarını oluşturan bir dizi saldırı kararını bu yasayla beraber ele alan bir paket oluşturmuş. Rapordan okuyoruz:

“Nitekim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca, iş güvencesine ilişkin 158 sayılı ILO sözleşmesine uyum amacıyla hazırlandığı ifade edilen Taslak, bizzat Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) tarafından eleştirilmiş, bu eleştiriler geniş bir şekilde ILO Raporlarında yer almıştır.
İş güvencesi konusunda gelinen son nokta; dokuz Akademisyenden oluşan bir Komisyon'da Taslağın ele alınması olmuştur.

Komisyon daha ilk toplantısında Bakanlıkça hazırlanan Taslağın bir kenara bırakılarak, uluslararası normlara uygun, İş Kanunumuzda mevcut güvenceleri de dikkate alan yeni bir Taslak hazırlanması, bu çalışmayı "Esnek çalışma modelleri"ni İş Kanunumuza dahil edilecek diğer bir çalışmanın takip etmesi hususunda mutabık kalmıştır.

Dokuz Akademisyenden oluşan Komisyon, çalışmalarını halen sürdürmektedir.

Bu gelişmeler Konfederasyonumuzun yıllardır savunduğu görüşlerini teyid etmektedir.”

Bu, tam bir arsızlık ve utanmazlık örneğidir. Bu, “işgüvencesi yasası” üzerine çığırtkanlık yapan sendika ağalarının ve işçi dostu pozlarına bürünen Okuyan’ın sermayenin sadık ve işçi düşmanı uşakları olduklarının bir kez daha teyididir. İşçi sınıfı sermayenin bu uşak takımı aracılığıyla oynadığı oyunları boşa çıkarmalıdır.




Saldırı zincirinin yeni halkası:
Kıdem tazminatı


“Son yıllarda kapitalistlerin yakındıkları “sorunların” başında kıdem tazminatı gelmektedir. Sermaye örgütleri temsilcilerinin dillerinden düşürmedikleri kıdem tazminatı, güya onların rekabet etme güçlerini zayıflatıyormuş. Türk sanayisinin esenliği için kapitalistlere yapılan bu haksızlık zaman geçirmeden giderilmeliymiş, vb.

Türkiye’de iş güvencesi olmadığından dolayı, kıdem tazminatı işçi sınıfı içinde “şanslı” bir azınlık için bir yere kadar iş güvencesi işlevi görebiliyor. İşçilerin önemli bir bölümü işten çıkarıldığında herhangi bir tazminat alamıyor. Alma hakkına yasal olarak sahip olanların bir kısmı da kapitalistlerin ayak oyunları sonucu bu haklarını alamıyor. Sendikasız, sigortasız çalışan milyonlarca işçi ise böyle bir tazminatın varlığından bile habersizdir. Böylesi bir çalışma ortamında kıdem tazminatının patronların rekabet etme güçlerini zayıflattığı iddiası alçakça bir yalandır..

Küçük ve orta boy işletmelerin “yol geçen hanı” gibi oldukları bilinir. İşçi çıkarmak, işçi almak neredeyse günlük yaşanır. Şimdi kapitalistler bu uygulamaları tüm işçiler için geçerli hale getirmek istiyorlar.

Sermaye kıdem tazminatını kaldırma talebini işsizlik sigortası ve sözümona iş güvencesi yasasına bağlıyor. Güya, böylece işçiler iki defa sosyal güvenlik zırhına bürünmüş oluyor ve sermayedarlar da mağdur duruma düşüyorlarmış! Oysa Türkiye’de işsizlik sigortasının işçilere sigorta sağlayacağı iddiası koca bir yalandan ibarettir. Milyonlarca insanın işsiz olduğu, yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığı bir ülkede bu iddia işçilerle açıkça alay etmek anlamına gelmektedir.

Sermayenin çalışma bakanı ve sendika bürokratlarının aylardır ağızlarında geveleyip durduğu sözde işgüvencesi yasası işçilere güvence sağlamaktan uzaktır. Dahası, resmi açıklamalara göre beş milyon işçi kayıt dışı çalışmaktadır.

Kapitalistler işsizlik sigortası ya da sözümona iş güvencesi yasasının kendileri açısından bir sorun yaratmayacağını çok iyi biliyorlar. Onlar bu göstermelik yasaların arkasına sığınarak sınırlı sayıda işçinin yararlandığı kıdem tazminatı hakkını da tamamen ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar. Çıkarılacak yeni yasada kıdem tazminatı alabilmenin tek yolu ölmektir.

Sermayenin Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan hiçbir gücün kıdem tazminatını ortadan kaldıramayacağını vaaz ederken, müsteşarları “iş güvencesi komisyonunda” yasayla ilgili prensip anlaşmasına varıldığını açıklıyorlar. İşçi sınıfı ile adeta alay ediyorlar.

Kıdem tazminatının kaldırılması talebi Dünya Bankası tarafından da dile getirilmiştir. Emperyalizme uşaklıkta bütün sınırları zorlayan Ecevit hükümetinin bu yasayı da diğer yasalar gibi bir an önce çıkarmaması için şimdilik bir engel görünmüyor. Bunu engelleyebilecek tek bir güç vardır. O da işçi sınıfının harekete geçecek gücüdür.

Sermaye sözcülerinin kullandığı diğer bir yalan ise, iş güvencesinin yasalaşmasının AB’ye verilmiş bir söz olduğu, dolayısıyla bu yasanın kesin olarak çıkacağı, bundan dolayı kıdem tazminatında yapılacak bir “düzenlemenin” işçilerin lehine olacağıdır. Yalan ve çarpıtma konusunda oldukça deneyimli olduklarını biliyoruz. Ama öylesine küstahlaşmışlar ki, işçi sınıfına “seni asacağımız ipin örülmesine sen de katılmalısın” diyecek noktaya varıyorlar.

İşçi sınıfının sermaye düzeninin uşaklarının vaazlarına kanarak kaybedecek zamanı olmamalıdır. Çünkü bu kölelik zincirlerimizin daha da kalınlaşmasından ve sağlamlaşmasından başka bir anlama gelmeyecek. İşçi sınıfınının mücadele tarihi bize izlememiz gereken yolu gösteriyor. Gücümüzü birleştirmek, harekete geçmek ve ve direnmek. Mevcut hakları korumak ve yeni haklar elde etmek ancak daha ileri mücadelelerle mümkündür.