12 Mayıs'01
Sayı: 08


  Kızıl Bayrak'tan
  Ülkenin satışı, emekçilerin yıkımı ve hücre saldırısı
  Direniş büyüdükçe katlıamcı devlet acizleşiyor, medya pislik kusuyor!
  Yaşamak ve yaşatmak için ölüyorlar!
  Direnişin gücü karşısında dize gelecekler!
  TELEKOM'da emperyalist talan!
  TELEKOM'da özelleştirme saldırısına tepkiler
  Sınıf hareketi
  "İş güvencesi" oyununun altından kıdem tazminatı saldırısı çıktı!
  Geleceği kucaklamak için
  "İşçinin en büyük silahı üretimden gelen gücüdür, bunu iyi kullanması gerekiyor"
  1 Mayıs'ın ışığında sınıf hareketi
  Katil devletten hesabı emekçiler soracak!
  Gençlik
  Kapitalizmde çocuk olmak
  Çocuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm...
  Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!
  Kapitalizm ve çevre sağlığı
  Dünyadan kısa kısa...
  Basından...
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Satış sözleşmelerini alanlarda yırtmak için

Şimdi eylem zamanı!


Kamu TİS’lerinde finale geliniyor. Ve şimdiden rahatça görülen şu ki, başını Bayram Meral’in çektiği sendikal ihanet şebekesi, bir kez daha satış sözleşmelerinin altına imza atacak.

Bunun böyle olacağı Çarşamba günü yapılan son görüşmeden sonra hem Bayram Meral’in, hem de hükümet temsilcilerinin açıklamalarından rahatlıkla anlaşılıyor.

Bayram Meral görüşmeden sonra kısaca şunları söylemiştir:

“Hükümet başlangıçta ilk altı aylık zammın verilmemesini, verilse dahi ücretlere yansıtılmaması görüşünü savunuyordu. Son yaptığımız görüşmede kök ücretlere yansıtılması kabul gördü. Biz ilk altı ay için yüzde 20 zam istiyoruz, hükümet yüzde 18 veriyor. Bu zammın ücretlere yansıtılması ve farkının ise Şubat 2002’de verilmesi konusunda bir yakınlaşma oldu. Son kararı Sayın Başbakan Ecevit ile Kemal Derviş verecekler.

İkinci altı aylık zam, yani Temmuz 2001’den itibaren başlayan dönem için de biz yüzde 20 artı enflasyon farkını istiyoruz. İlk altı aylık zam, Temmuz 2001’de ücretlere yansıtıldıktan sonra bu talebimiz geçerli. Üçüncü ve dördüncü dilimler konusunda da yine gerçekleşen enflasyon kadar zam istiyoruz. Gelecek salı günü masa başında sözleşmeyi bitirmek istiyoruz.”

Bu tescilli sermaye uşağı daha 15 gün önce hükümetin ücret farklarının 2002 yılında ödenmesi teklifini “sıfır zam dayatması” olarak değerlendiriyor ve “bu iş bitmiştir, meydanlara iniyoruz” diyordu. Aradan geçen süreçte hükümetin teklifinde herhangi bir değişiklik olmadı. Ama Bayram Meral’in söyledikleri değişti ve o şimdi “zam farkının Şubat 2002’de verilmesi konusunda” hükümetle aralarında “yakınlaşma” olduğunu ifade ediyor.

Sadece bu sözler bile, Türk-İş’in hükümetin istediği çizgiye geldiğini, ilk altı ay için sıfır zammı kabul ettiğini, yani 450 bin kamu işçisini sattığını göstermeye fazlasıyla yetmektedir. Satışın ilk altı ay için sıfır zam meselesiyle sınırlı olmadığından, kamu işçileri adına masaya getirilen bütün taleplerin hükümetin istekleri doğrultusunda kuşa çevrileceğinden ise kuşku duymamak gerekir.

İhanet çetesi sınıfın sessizliğinden cesaret alıyor

Satış sözleşmesi büyük olasılıkla bu hafta imzalanacak. Ve kamu işçisinin ne geçmiş dönemlerde, ne de son kriz nedeniyle uğradığı ücret ve hak kayıpları hiçbir biçimde bu sözleşmede karşılanmayacak. Yani sözleşme tümüyle hükümetin istediği biçimde bağıtlanacak. Krizin yükünü kamu işçilerinin sırtına yıkmanın, onlara ödetmenin bir aracı olacak. Dahası kriz ve ya özelleştirme gibi bahanelerle toplu işten atılmaların, hak gasplarının önü iyiden iyiye açılmış olacak.

Peki böylesine geri ve sınıfın çıkarlarına aykırı bir sözleşme için sendikal ihanet çetesi neden bu kadar bekledi. Madem bu koşullarda imzalanacaktı, daha hükümetle ilk görüşmede bu pekala yapılabilirdi.

Açıktır ki bunun nedeni, gösterilmeye çalışıldığı gibi, “kıran kırana geçen” çetin pazarlıklar ya da Bayram Meral’in sınıfın çıkarlarını savunmak için gösterdiği çaba vb. değildir.

Elbette ki hükümet bu görüşmeler sürecinde belli tavizler verse ve kamu işçisinin kimi isteklerini karşılasa, yaratılan “çetin pazarlıklar” tablosu daha inandırıcı olurdu. Ama İMF ve sermayeye verilmiş dönülmez sözler hükümetin esnek bir politika izlemesinin önünü daha baştan kesmiştir.

Dolayısıyla hem hükümet, hem de sendikal ihanet çetesi sadece ve sadece tabandaki kamu işçisinin bir satış sözleşmesi karşısında nasıl bir tepki ortaya koyacağını kestirebilmek için işi ağırdan almayı ve görüşmeleri uzatmayı tercih ettiler.

1 Mayıs, kamu işçisinin sözleşmeler konusundaki duyarlılığını ölçebilmek bakımından onlar için iyi bir gösterge oldu. Görüldüğü gibi 1 Mayıs kamu işçisinin sözleşmeler konusunda yeterli düzeyde bir sahiplenme içerisinde olmadığını ortaya koydu. İşte 1 Mayıs üzerinden alanlara yansıyan bu zayıflık, satış adımları için hükümete ve sendika bürokratlarına bir hayli cesaret verdi. Şimdi vermeye başladıkları karşılıklı “yakınlaşma” mesajları bunun sonucudur.

Kamu işçisi harekete geçmelidir!

Açıkça söylemek gerekir ki, kamu işçisi sözleşmesine sahip çıktığını göstermek için bir hayli zaman kaybetmiştir. Sözleşmeye sahip çıkılmamasının nedeni ise, herkesin bildiği gibi, kamu işçisinin halinden memnun olması değildir. Kamu işçisinin kendini çaresiz görmesi ve kimseye güvenmemesidir. Satış sözleşmeleri de dahil sermayenin saldırı politikalarına karşı biriktirilmiş öfke ve tepki bu nedenle harekete geçememekte, eyleme dönüşememektedir. Ve bu sadece kamu işçisinin değil tüm bir sınıf ve emekçi hareketinin en büyük sorunudur.

Fakat geç kalınmış olsa da her şey tamamen bitmiş değildir. Kamu işçisi sendikal ihanet çetesine güvenini yitirmekte sonuna kadar haklıdır, fakat bunun sonucu kendi gücüne de güvensizlik olmamalıdır. Aynı zamanda kapsamlı bir özelleştirme saldırısıyla da yüzyüze olan kamu işçisi hem kendi gücüne, hem de bu ülkenin işçi ve emekçilerine güvenerek harekete geçmelidir. Çünkü hem saldırıları püskürtmenin, hem de işçi sınıfının mücadele silahı olan sendikaları bu bürokrat takımının elinden çekip alabilmenin başka bir yolu yoktur.

Unutulmamalıdır ki, kendimize, sınıfımızın gücüne güven duymadığımızda, sadece ve sadece sermayenin ve onun içimizdeki ajanları olan sendika bürokratlarının işini bir kez daha kolaylaştırmış oluruz. Nitekim onların özel bir çabayla yaymak istedikleri tam da bu güvensizlik duygusudur.

Satış sözleşmeleri alanlarda yırtılmalıdır!

Oysa kamu işçisinin kendine güven duyması, hak ve taleplerine sahip çıkması ve imzalanması kesin görünen satış sözleşmesini sokaklarda yırtması hem zorunlu, hem de mümkündür. Kamu işçisi bunun için gerekli güç ve deneyime fazlasıyla sahiptir.

Öyleyse harekete geçelim. Sendikal ihanet çetesinin hükümet temsilcileriyle kafa kafaya vererek hazırladıkları ve hiç bir aşamasında bize danışmadıkları satış sözleşmesini tanımayalım. Sözleşmede yer almayan gerçek taleplerimiz için örgütlenelim, üretimi durduralım ve sokaklara çıkalım. Bundan üç yıl önce özel sektördeki metal işçileri satış sözleşmesine karşı şalterleri indirerek sokakları zaptetmişler ve sınıfın gücünü herkese göstermişlerdi. Onların gösterdiği yoldan yürüyelim, sermayeye ve sendikal ihanet çetelerine karşı mücadele bayrağını yükseltelim!

Sermayenin topyekün saldırısına karşı genel grev-genel direnişi örgütleyelim!
Yaşasın işçi sınıfının örgütlü mücadele birliği!
Sermaye ajanlarının elinden sendikalarımızı alacağız!
Direne direne kazanacağız!




Satış sözleşmesini tanımayalım!
Sınıfın acil ve yaşamsal talepleri için mücadele edelim!


* Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
*Tüm çalışanlar için genel sigorta. Sigorta primlerinin tümüyle devlet ve işveren tarafından ödenmesi. Sosyal sigorta kurumlarında işçi ve emekçi denetimi!
* İnsanca yaşamaya yeten, vergiden muaf asgari ücret!
* İş güvenliğine ve sağlıklı çalışma ortamına ilişkin önlemler!
* Esnek üretim biçimlerinin ve taşeronlaştırmanın tümüyle yasaklanması!
* İş yasalarında tarım ve orman işçilerinin aleyhindeki tüm düzenlemelerin kaldırılması!
* Tüm özelleştirmelerin durdurulması!
* İMF-TÜSİAD programlarına hayır!
* Krizin faturası kapitalistlere!