ARSIVANA SAYFA
 
03 Mart '01
SAYI: 09
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Saldırıya karşı işçi-emekçi barikatı!..
Birleşik örgütlü mücadeleyi yükseltelim!
Krizin faturasını sahiplerine ödetelim!
Sermayenin istikrar programı çöktü! Altında kim kalacak?
Asker yoksullukla neden ilgilenir?
Kula Mensucat işçileri direnişte!
Sümerbank işçilerinden coşkulu ve kararlı eylem
Kamu emekçileri hareketi
8 Mart özgürlük ve eşitlik için mücadele çağrısıdır!
Kadınların kurtuluşu kadın ve erkek işçilerin ortak eseri olacaktır!..
Yakılmak istenen gelecek özlemidir
Sosyalizm ve kadın sorunu
Dünyada güncel durum/3
Clara Zetkin'in anısına/N. Krupskaya
Gençlik
Kurtköy'de emekçilerin yaşamı üzerinden kirli rant oyunları
Diyarbakır üzerinden oynanan oyunlar
Günün yurtseverlik görevi ve sorumluluğu/ PKK-DÇS
Burdur davası: Mahkeme devletin yargılandığı bir kürsüye dönüştürüldü
Ölüm Orucu Direnişi'nin gücüyle hücreleri yıkacağız!
Direnişçilerin kaleminden
Atılcan Saday'ın annesinden "İnsan'lara Mektup"
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Burdur davası:

Mahkeme devletin yargılandığı
bir kürsüye dönüştürüldü

Ulucanlar katliamının ardından bir kısım tutsağın sevki Burdur Cezaevi’ne yapılmıştı. Özellikle Burdur Cezaevi 1. Müdürü Katip Özen denetiminde uygulanan baskı ve işkence politikaları tutsaklar ve yakınları tarafından kamuoyuna açıklanmıştı. Bu açıklamanın hemen sonrasında, 5 Temmuz’da bir vahşet operasyon gerçekleşti. Devrimci tutsakların mahkemeye çıkmadıkları gerekçesiyle kanlı bir operesyon yapıldı. 61 tutsak ağır biçimde yaralandı.

Ulucanlar katliamında olduğu gibi Burdur’da da, katliamı gerçekleştirenler değil saldırıya uğrayan devrimci tutsaklar yargılandılar. Operasyon sırasında kolunu kaybeden Veli Saçılık ve tecavüze uğrayan Arzu Torun’da dahil olmak üzere toplam 61 kişi hakkında, “isyan etmek ve kamu malına zarar vermekten” 7.5 yıldan başlayan hapis cezaları isteniyor.

Tutsaklara açılan davanın ilk duruşması 27 Şubat günü Burdur Adliyesi’nde görüldü. Tutuksuz yargılanan sanıklardan Veli Saçılık, Feryal Demircan ve Ayten Yıldırım, avukatlar ve tutuklu yakınları katıldılar. Veli Saçılık’ın daha önce talimatla ifadesi alındığı için yalnızca Feryal Demircan ve Ayten Yıldırım ifade verdiler. İkisi de, operasyonun hazırlıklı ve planlı gerçekleştirildiğini; mahkemeye çıkmama gibi bir tavırlarının olmadığını; can güvenlikleri olmadığı ve mahkeme, hastaneye gidiş gelişlerde sürekli saldırıya maruz kalındığı için mahkemeye çıkılmadığını; operasyon sırasında ve sonrasında gaz bombalarıyla birlikte, işkenceye, tacizlere maruz kaldıklarını, gözlerinin önünde Veli’nin kolunun koparıldığını anlattılar. İşkence görenin kendileri olmalarına rağmen, bu operasyonu düzenleyen ve katılanların hiçbirinin yargılanmadığına dikkat çektiler.

Sanık avukatlarından Zeki Rüzgar hazırladıkları savunmayı özetledi. Devletin cezaevleri politikasından söz ederek; ‘95 yılından bu yana cezaevlerinin operasyonlarla, katliamlarla yönetildiğini ve bugüne kadar biriktirilen tecrübelerle saldırıların en kapsamlısı olan 19 Aralık katliamının gerçekleştirildiğini belirtti. İddiaları kabul etmediklerini, asıl operasyonu düzenleyenlerin yargılanması gerektiğini dile getirdi.

Duruşmada sanıkların ve avukatların sözlerinin sık sık kesilmesine ve müdahale edilmesine rağmen, mahkeme devletin yargılandığı bir kürsüye dönüştürüldü.



İğrenç senaryoya dayalı “Ulucanlar davasını”
hiçbir mahkeme üstlenmek istemiyor!

Ulucanlar Cezaevi’nde gerçekleşen katliamın ardından kendi arkadaşlarını öldürdükleri ve “isyan” çıkardıkları gerekçesiyle devrimci tutsakların yargılandığı Ulucanlar davası, diğer duruşmalara nazaran kısa ve sessiz geçti. Ulucanlar’da tutuklu 3 bayan tutsakla birlikte toplam 5 kişinin katıldığı duruşmaya, az sayıda şehit ve tutsak yakını izleyici olarak katıldı.

Bir önceki duruşmada avukatlar reddi-hakim talebinde bulunmuşlar, bunun üzerine 5. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti davadan çekilmişti. Davanın yeni duruşması 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Ardından cumhuriyet savcısı, bu tarz bir çekilmenin yasalara aykırı olduğunu belirterek, davaya hangi mahkemenin bakacağının belirlenmesi için dosyanın yazılı emir yoluyla Adalet Bakanlığı’na gönderilmesini talep etti. Avukatların itirazına rağmen savcının talebi kabul edildi. Böylece, Adalet Bakanlığı çekilme kararını uygun bulursa Yargıtay’a başvuracak ve Yargıtay davanın hangi mahkemede görüleceğine karar verecek.

Mahkeme çıkışında müdahil avukatlar adına basına açıklama yapan Zeki Rüzgar, yazılı emir yoluna gidilmesinin davanın uzamasına neden olacağını ve asıl amacın davayı sürüncemede bırakmak olduğunu belirterek, katliamı gerçekleştirenlerin değil, katliama uğrayanların yargılandığına dikkat çekti.

Bugüne kadar gerçekleşen üç duruşma kitlesel ve görkemli gösterilerle karşılanmıştı. Bundan sonraki duruşmalar, ölüm orucu direnişinin zaferiyle, bunun yaratacağı politik ve moral kazanımla birlikte daha güçlü karşılanmak zorundadır.



ORADALAR;
DUVARLARIN, DEMİR PARMAKLIKLARIN ARDINDA UNUTMA!
ORADALAR; ÖLÜM YATAĞINDA
SUSMA!

Unutmayın.
Onlar oradalar hala.
Onlar orada, ölüm yürüyüşündeler hala.
Hala ölüm yatağındalar.
Açlığın 128. günü.

28’i tamamladı bu yürüyüşü. Bombalar yağar, binlerce kurşun vızıldarken, alevler içindeyken, çıkarmadılar alınlarından kızıl bantlarını.

Susarsanız, unutursanız, daha çok tabutlar çıkacak.

Susmak ölüme hizmettir. Haykırmak, yaşatır.

Onlar oradalar. Unutma! Onlar zulme, onlar tecrite ve onlar suskunluğa, korkuya karşı direniyorlar. Susma.

Acını, üzüntünü gömme yüreğine. Öfkeni içine akıtma. Haykır. Susma.
Onlar oradalar.

Duvarlar, duvarlar, duvarlar ardında. Ölüm yatağında. Bu duvarlar ve bu zulüm vız gelir bize demenin kahramanlığında...

Onlar orada.

Arada duvarlar, duvarlar olsa da, görmezden gelemezsin. Arada kilometreler olsa da, duvarları yıkıp, zulmü yenip gelen sesi duymazdan gelemezsin.

Orada direniyorlar. Unutma. Unutursan, sen de sorumlu olacaksın zulmün sürmesinden. Susarsan, sen de ortak olacaksın ölümlere.

Oradalar.
Direniyorlar.
Oradalar.
Yaşamı savunuyorlar.
Oradalar.

Hak diyorlar, halk diyorlar, vatan diyorlar, özgürlük diyorlar. Seni savunuyorlar. Ölürken seni yaşatıyorlar.

Sen, unutma. Sen, susma.

TAYAD’lı Aileler

aferiyle, bunun yaratacağı politik ve moral kazanımla birlikte daha güçlü karşılanmak zorundadır.



Tutsaklara sistematik biçimde işkence yapılıyor...

Tekirdağ F tipi işkence merkezi
“hizmet”e açıldı!

Hükümet, F tipi hapishaneler projesi konusunda çıkmaza girdikçe, çareyi, çözüm üretmek yerine, uyguladığı yegane yöntem olan baskı ve şiddeti arttırmakta buluyor. Ölüm Orucu ve Açlık Grevi direnişleri boyutlanarak sürdükçe; yalan, iftira ve komploya başvurulmakta, ama illa ve özellikle bizzat siyasi mahpuslara saldırılmaktadır. Bugün, F tipi hapishanelerde, her türlü yaptırım ve tecrit işkencesinin yanı sıra fiziki işkenceler de aralıksız bir biçimde sürdürülüyor.

Bunun şimdilik son örneği 4. F Tipi olarak 21.02.2001 tarihinde devreye sokulan Tekirdağ’da yaşanmaktadır. Kartal, Gebze ve Kandıra hapishanelerinden son bir hafta içinde buraya sevk edilen yaklaşık yüz siyasi tutuklu ve hükümlüye yoğun bir biçimde fiziki işkence uygulanmaktadır. Çırılçıplak soyulan, saçları sakalları yeniden ve yeniden kesilen, şahsi eşyalarına dahi el konulan mahpuslar, askeri yaptırım dayatmaları altında, falakadan her türlü kaba dayağa kadar işkence altındadırlar.

Sayımlarda; isim okuma, ayağa kalkma, bir mekana toplanma ve sıraya girme dayatmalarından; hücreden her çıkarılışta, arama gerekçesi ve kola girerek yürütmeye varana kadar uygulanılmaya çalışılan onlarca yaptırıma karşı çıkmanın bedeli, her zaman olduğu gibi işkence, kötü muamele ve zaten sembolik düzeyde var olan “hakların” gaspedilmesi olmaktadır. İletişim, kantin ve havalandırma başta olmak üzere, tüm “hak”ları gasp edilmiş durumdadır.

Şahsi eşyalarına da el konulan siyasi mahpuslardan bazıları, hiç bir gerekçe gösterilmeden 27 Şubat 2001 tarihinde avukatları ile dahi görüştürülmemiştir. Bunlardan, yoğun işkence altında olduğu öğrenilen Müslüm Elma isimli siyasi hükümlünün hayatından endişe edilmektedir. Büyük güçlükler ve engellemelere karşın bir kaç dakikalık görüşme yapılan siyasi mahpuslardan Kazım Gündoğan ise, birlikte kaldığı İbrahim Gezici isimli arkadaşı ile birlikte sürekli işkence altında olduklarını ve 26 Şubat 2001 tarihinde bizzat Hapishane müdürlerinin de katılımıyla palaskalarla falakaya yatırıldıklarını belirtti. Fiziki görünümünün her haliyle anlattıklarını doğruladığı bu durumun tüm mahpuslara uygulandığı bilgileri, kısmen görüşülebilen diğer mahpuslarca da anlatılmış durumdadır.

F tipi hapishane yönetimlerinin, birbirleri ile yarışırcasına ve artık askere de gerek kalmaksızın bizzat uyguladıkları bu insanlık dışı vahşet; tarihteki benzer uygulamalarda olduğu gibi hiç bir “sonuç” vermeyecektir. İradeleri teslim alınmaya çalışılan siyasi mahpuslar, Davutpaşa, Metris, Diyarbakır ve ‘96 geleneğini sürdürmeye kararlı olduklarını, temel hak ve özgürlükleri için direnişlerinde ve insanlık onurundan taviz vermeyeceklerini ısrarla vurgulamaktadırlar. 132. gününe giren Ölüm Orucu direnişine karşı kamuoyu duyarlılığı açısından en yeni örnekleriyle beraber iki ayı aşkın sürelik F tipi hapishaneler pratiği yeterince uyarıcı olmalıdır. Siyasi mahpusların büyük bir karalılıkla süren eylemlerinin amacı, F tipi işkence merkezlerinin uygulamalarından anlaşılmalıdır.

Herkesi, bu gerçekleri bilerek hareket etmeye çağırıyoruz.

Açılım Hukuk Bürosu
28 Şubat 2001