ARSIVANA SAYFA
 
03 Mart '01
SAYI: 09
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Saldırıya karşı işçi-emekçi barikatı!..
Birleşik örgütlü mücadeleyi yükseltelim!
Krizin faturasını sahiplerine ödetelim!
Sermayenin istikrar programı çöktü! Altında kim kalacak?
Asker yoksullukla neden ilgilenir?
Kula Mensucat işçileri direnişte!
Sümerbank işçilerinden coşkulu ve kararlı eylem
Kamu emekçileri hareketi
8 Mart özgürlük ve eşitlik için mücadele çağrısıdır!
Kadınların kurtuluşu kadın ve erkek işçilerin ortak eseri olacaktır!..
Yakılmak istenen gelecek özlemidir
Sosyalizm ve kadın sorunu
Dünyada güncel durum/3
Clara Zetkin'in anısına/N. Krupskaya
Gençlik
Kurtköy'de emekçilerin yaşamı üzerinden kirli rant oyunları
Diyarbakır üzerinden oynanan oyunlar
Günün yurtseverlik görevi ve sorumluluğu/ PKK-DÇS
Burdur davası: Mahkeme devletin yargılandığı bir kürsüye dönüştürüldü
Ölüm Orucu Direnişi'nin gücüyle hücreleri yıkacağız!
Direnişçilerin kaleminden
Atılcan Saday'ın annesinden "İnsan'lara Mektup"
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

“Krizin faturası kapitalistlere!”

Saldırıya karşı işçi-emekçi barikatı!..

Düzen cephesi, krizin ilk şokunu atlatır atlatmaz hemen üstünü örtme telaşına düştü. İlk hafta ortaya dökülen veriler tersyüz edilmeye, krizin boyutları küçük gösterilmeye, İMF programında ifadesini bulan emperyalist yağmanın payı gizlenmeye çalışılıyor. Bu çabanın, öncelikle krizin ek faturasının kesileceği işçi ve emekçi kitleleri, onlardan beklenen tepkileri dizginlemeyi hedeflediği ortadadır.

Gerçekten de kriz daha ilk günde ücretli emekçinin yaşam standardını %40’lara varan oranda düşürmüştür. Akaryakıt ve tekel ürünleriyle başlamış bulunan zam furyası bu yükü daha da artıracaktır. Kaldı ki kriz henüz tüm sonuçlarıyla ortaya dökülmüş de değildir. Yatışmasına, hafiflemesine yönelik hiçbir işaret bulunmadığı gibi, derinleşmesi için pek çok sebep vardır. Öncelikle, krize yolaçan sözde “istikrar programı”nı sürdürmekte, hükümet de, TÜSİAD da, İMF de kararlıdır. Öte yandan, krizin asıl sorumlusu olan bu üçlü, en azından onun etkilerini hafifletmeye yönelik en küçük bir sorumluluk üstlenmeye dahi niyetli görünmemektedir. Ne büyük patronlar kârlarından fedakarlığa yanaşıyor, ne hükümet yıkım programının uygulanmasında göstermelik de olsa bir geri adıma, ne de İMF mali bir desteğe. Tersine, İMF Şubat ayı itibarıyla aktarılması planlanan kredi dilimini erteleme yoluna gidiyor.

Kriz derinleştikçe büyüyecek olan fatura, işçi sınıfı ve emekçiler cephesinden sadece ücretlerdeki gerileme, fiyatlardaki yükselme nedeniyle düşen yaşam standardıyla da sınırlı değil. Halen bir işin var ve bir ücret almakta isen, bir gerilemeden sözedilebilir. Oysa krizin ücret kaybından da yıkıcı faturası toplu tensikatlardır. Zaten yıkım programı gereği sistemli hale getirilmiş olan işten çıkarmalar, bu krizle birlikte çok daha büyük boyutlara çıkarılmak istenecektir. Krizin patlak vermesinden bu yana yaşanan işten çıkarmalar, önümüzdeki hafta ve aylarda katlanarak artacaktır. Tabii ki sınıf cephesinden bir itiraz gelmezse.

Düzen cephesinin çabası ve umudu da, faturayı işçi sınıfı ve emekçilere kesebilmelerinin tek imkanı da budur. Ve düzenin bu imkanı, işçi sınıfı ve emekçilere krizin faturasından kaçınma yolunu da göstermektedir. İşçi sınıfı ve emekçiler gerektiği şekilde “itiraz” edebilirlerse eğer, faturayı üstlenmek zorunda kalmayacaklardır.

Gerektiği şekilde ya da sermaye sınıfı ve devletinin anlayacağı dilden itiraz; güçlü, birleşik, militan ve örgütlü bir sınıf mücadelesi ile düzenin karşısına çıkılarak yapılabilir. Gerek Türkiye işçi sınıfının, gerekse de dünya proletaryasının tarihinde böylesi mücadele örnekleri az değildir. Bu deneyimlerin derslerinden yararlanmanın tam zamanıdır. Üstelik önümüzde, sınıf mücadelesinin olağanüstü güç gösterilerine ve kazanımlara kaynaklık etmiş olayların yıl dönümleriyle dolu bir bahar süreci vardır. 8 Mart’ta, 12 Mart’ta, 1 Mayıs’ta... Mücadele deneyim ve birikimlerimizin de gücüyle, “Krizin faturası kapitalistlere!” şiarı altında alanlarda birleşmek, hem sınıfsal güç ve imkanlarımızı açığa çıkaracak, kendi kitlemizin özgüvenini tazeleyecektir, hem de mücadelenin devamı için gereken birleşme/örgütlenme zeminlerini güçlendirecektir.

Dün, hücre karşıtlığı temelinde oluşturulan, bugün bahar sürecine yönelik oluşturulmaya çalışılan platform deneyimleri, günün ihtiyacını karşılamaktan uzak olmakla birlikte, ihtiyaç durumundaki daha geniş birlikteliklerin yolunu açmak, zeminini güçlendirmek açısından gereklidir. Bugüne dek ortaya çıktıkları haliyle, bu mücadele platformları üç ayrı biçim göstermişlerdir. Birincisi, sendika ve şubelerin oluşturduğu platformlardır (geçmişteki İİSŞP-bugünkü İEP, Kocaeli Sendikalar Birliği vb. türünden yerel olabildiği gibi, Emek Platformu gibi merkezi biçimler de alabilmektedir). İkincisi, öncü işçilerin oluşturduğu yerel platformlardır. Üçüncüsü ise, daha çok hücre karşıtı platformlarda simgeleşen karma girişimlerdir. Bilindiği gibi bu platformlar, bir sendika veya şubesi ile bir üniversite öğrenci grubunu veya bir emekçi semtindeki işçi-işsiz-öğrenci gençliği biraraya getirebiliyordu. Bütün bu deneyimler, yeni dönem işçi-emekçi hareketinin örgütlenme ve birleşme çabalarında yararlanılmayı bekliyor.

Kriz ve ağır faturasına karşı gelen ilk tepkiler de göstermektedir ki, gelişecek hareketin başını çekecek olan, örgütlü işçi ve emekçilerdir. Bu zaten sınıfın bu kesiminin, örgütsüz büyük kitlesine karşı görevidir de. Ancak bu gövdeyi harekete geçirebilme oranında başarı kaydedilebilecektir. Düzenin “ne pahasına olursa olsun” ifadesinde kendini gösteren saldırgan karakteri, krizin faturasını işçi ve emekçi kitlelere kesme kararlılığında bir kez daha ortaya dökülecektir. Kamu emekçi sendikaları cephesinden gelen ilk tepkilerin (27 Şubat’taki Ankara eylemine saldırı ve gözaltı) polisiye tedbirlerle bastırılması bunun ilk göstergesi kabul edilmeli, sürece buna uygun bir moral ve teknik hazırlıkla girilmelidir.

Kendini her gün daha da dayatacağı açık olan militan mücadele zemin ve araçlarını hazırlamak, sınıf kitlelerine söz ve pratikle anlatabilmek ise devrimci güçlerin görevidir. Sınıf kitleleri krizin bir çığ gibi üzerine gelen faturasını görmekten aciz değildir. Burjuva iktisadın bilimsel-teknik ayrıntı ve inceliklerini bilmeden de, toplu tensikatlar, fahiş zamlar ve düşen ücretler somutunda, yani günlük yaşamı üzerinden kendiliğinden bir fikir edinmekte ve doğal bir tepki geliştirmektedir. Bu nedenle, sınıf kitleleri içinde yürütülecek ajitasyon-propaganda çalışması, krizin faturasının sınıfa çıkarılacağını anlatmaktan ziyade, bu faturayı üstlenmemek için neler yapmak gerektiği üzerinde durmalıdır. Sınıf cephesinden örgütlenme yol ve araçları, mücadele güç ve imkanları olanca somutluğu ile anlatılmalı; düzen cephesinden saldırı plan ve hazırlıkları teşhir edilmeli; tüm bu çalışma mutlaka pratik bir çabayla birleştirilebilmelidir. Sınıf açısından görülebilir bir pratik çabaya eşlik eden bir propaganda faaliyetinin çok daha etkili, çok daha sonuç alıcı olacağı kesindir. Her iki çalışma döne döne birbirini besleyecektir. Dolayısıyla, kesintiye uğratılmaksızın ve olanca yoğunluğuyla sürdürülmelidir.

Devrimci güçler cephesinden zindan direnişiyle dayanışmada yaşanan zayıflık ve güç kaybının yol açabileceği olası zaaf alanlarından biri, sınıf ve kitlelerle temas noktalarının sınırlılığı ve deneyimli kadro sıkıntısıdır. Yukarıda vurgulanan sınıfa karşı görev ve sorumlulukları cesaretle üstlenmek için eldeki “güç ve imkanlar”a bakılmamalı, sınıfın güç ve imkanlarını nasıl harekete geçirebileceğimiz, nasıl devrimin güç ve imkanlarına dönüştürebileceğimiz hesaplanmalıdır.

Meseleye böyle bakıldığında, sınıf hareketinin geriliğine, uzun süren durgunluğu vb.’ne rağmen, azımsanmayacak oranda bir öncü işçi-emekçi birikimine sahip olduğu görülecektir. Bugüne dek, kitle hareketindeki geri düşüşün ve uzun süren durgunluğun ve daha da önemlisi örgütsüzlüğün etkisiyle belirli bir geri çekilme yaşansa da, bu öncü-devrimci işçi ve emekçiler (veya yeni sürecin öne çıkaracağı yeni güçler) önümüzdeki süreçte yeniden devrimci müdahaleye, devrimci eyleme açık hale geleceklerdir. Fabrika ve işletme temelinde yürütülecek örgütlenme çalışmalarında ilk temas ve dayanak noktaları, doğallığında, yine bu güçler olacaktır. Dolayısıyla, sınıf kitlelerine yönelik genel ajitasyon-propaganda çalışmalarına paralel biçimde, öncü-devrimci işçi ve emekçilere yönelik, devrimci olmanın getirdiği sınıfa karşı görev ve sorumluluklar temelinde daha özel bir propaganda yürütülmeli, bu insanlar sınıf mücadelesini örgütleme devrimci çalışmasına bir biçimde dahil edilmelidirler. Hem sınıfın ileri-öncü güçlerini devrimcileştirmenin, hem de aynı anlama gelmek üzere, devrimin güçlerini artırmanın başka bir yolu yoktur. Bu tarz bir çalışma, aynı zamanda, genelde devrimci hareket, özelde komünist hareketimiz için, genç ve deneyimsiz güçlerin eğitiminde vazgeçilmez bir araçtır.