ARSIVANA SAYFA
 
30 Eylül '00
SAYI: 36
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Mücadelenin durumu ve devrimci görevler
Bu hayalet yarın mezarınızı kazacak!
“Kahrolsun İMF! Kahrolsun emperyalizm!”
Kışlalı suikastı zanlısı yakalandı!
Halkın öfkesi artık sokaklara taşıyor!
Ulucanlar katliamının yıldönümünde Türkiye ekonomisi
Türk-İş, DİSK ve derinleşen ihanet
Belediye-İş’e kayyum şantajı
Çukobirlik işçileri direndiler ve kazandılar
“Tek başına kurtuluş olmayacağının bilincindeyiz”
Enerji emekçilerinin eylemleri ve gösterdikleri
Ermeni soykırım tasarısı ve perde arkasındaki gerçekler
Önce ABD güdümlü devlete köle kafanızı değiştirin!
Ulucanlar direnişinin yaktığı ateş hiç sönmeyecek!
Karadeniz: Bir halklar mozaiği-2
Anti-militarizm, askerlik sorunu ve gençlik mücadelesi üzerine
Ulucanlar’ı anma etkinliklerinin gösterdikleri
Ulucanlar anmasından notlar
Ulucanlar anması çalışmaları
Cumartesi eylemleri devam ediyor!
Katliamcılar hala yargı önünde değil
Anma, gözaltı ve direniş
Olimpiyatlar, görüntü ve gerçek
Liberal rüzgar gülü politikası
Partimizin programı üzerine notlar
Mücadele Postası...
 
Tüm yazılar





 
 
Partimizin programı üzerine notlar


Programımızın özlü olacağı kongre tartışmalarında defalarca vurgulanıyordu. Ama herhalde birçok yoldaş bu denli özlü olacağını beklemiyordu. Bu denli özlü olmasına karşın, özellikle teorik bölüm için söylemek gerekirse, eksiksiz olduğu gibi, tıpkı Komünist Manifesto’da olduğu gibi 150 yıl sonra bile geçerliliğini koruyacak nitelikte.

TKİP, dünyada ve Türkiye’de başarı ve yenilgilerle dolu zengin bir devrimci tarihin mirasçısıdır. Bu program, Marks ve Engels tarafından temelleri atılan ve Lenin tarafından geliştirilen bilimsel sosyalizmin 150 yıllık birikimi üzerinde yükselmekte, proleter devrimler çağını başlatan Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin teori ve pratiğinden beslenmektedir.

Programımızın özü ve marksist-leninist niteliği, yine programda yeralan bu sözlerle en özet biçimiyle ifade ediliyor. Programımızı bir bayrak gibi göndere çekerken, Türkiye işçi sınıfı devrimci programına kavuştu diyoruz. 1. Bölüm üzerinden söylemek gerekirse, dünya işçi sınıfı devrimci programına kavuştu demek hiç de yanlış olmayacaktır. 1. Bölüm özellikle 1950’lerden sonra yaşanan teorik sapmalarla revize edilen bilimsel sosyalizmin özüne dönüş niteliğindedir. Dolayısıyla programımız, revizyonizme ve bilimsel sosyalist teorinin her türden tahrifatına karşı açılmış bir devrimci savaş bayrağıdır.

Alçak gönüllülük adına programımızın bu niteliğini görmemek/görememek, onun özünden hiçbir şey anlamamak demektir. Bu nedenle, hiç değilse 1. Bölüm’ün belli başlı dillere, imkanlar dahilinde olabildiğince çok dile çevrilmesi, enternasyonalizmin pratik bir gereğidir.


***

Programın en dikkate değer yanı, enternasyonalizme yapılan vurgudur. 20. yüzyılda yaşanan sosyalizm deneyimlerinde, enternasyonalizmin yitirilmesi, tek tek ülkelerde sosyalizmin inşası adına varolanın korunmaya çalışılması, bilimsel sosyalizme vurulan en önemli darbelerin başta gelenidir. Yaşanan çöküşte, enternasyonalizmin yitirilmesinin payı oldukça büyüktür. Parti öncesi süreçte altı çizilerek belirtilen bu olgu programımızda da öne çıkan bir nitelik olmuştur. Yayınlarımızda dünya işçi sınıfı hareketine gösterilen ilgi, bu ülkelerde yaşayan yoldaşlarımızın bu mücadelelerinin bir bileşeni olması perspektifi, bu bakışaçısının sonucudur. Çünkü partimiz, dünya devrim ordusunun Türkiye cephesindeki öncü müfrezesidir. Bu, komünist topluma dek değişmeyecek olmazsa olmaz bir ilkedir.

Sosyalizm bir geçiş evresidir. Nihai hedef komünist topluma ulaşmaktır. Ve komünist topluma ulaşana dek, her zaman geriye dönüş tehlikesi vardır. Sınıflar olduğu sürece sınıflar mücadelesi de sürecektir. Tek tek ülkelerle sınırlı kalındığı koşullarda, dünyanın üçte birinde devrimler gerçekleşse bile, geriye dönüş tehlikesi hep varolacaktır. Yaşanan sosyalizm deneyimi bunu acı bir biçimde öğretti bize. Devrimi gerçekleştirmek için de, nihai hedef olan komünist topluma ulaşmak için de, enternasyonalist duruş belirleyici bir öneme sahiptir. Bundan dolaydır ki, programda enternasyonalizm vurgusu öne çıkmaktadır.


***

Programda öne çıkan bir diğer olgu ise, gerek devrimin gerçekleşmesinde, gerekse sosyalizmin inşası sürecinde işçi sınıfının tarihsel rolünün ilkesel düzeyde belirtilmesidir. Bilimsel sosyalist teorinin tahrifatının en başlıcalarından biri, işçi sınıfının rolünün belirsizleştirilmesi, halkın bir unsuru haline getirilmesidir. Eğer marksist-leninist olma iddiasındaysanız, bilimsel sosyalizmi savunuyorsanız, yaslanacağınız sınıfsal zemin işçi sınıfı olmak zorundadır. Farklı bir sınıfsal zemine yaslanılarak işçi sınıfı ideolojisi olan bilimsel sosyalizm savunulamaz, pratikte savunulamıyor da...

İşçi sınıfının ideolojisini savumak kadar, pratikte işçi sınıfının tarihsel rolüne denk düşer biçimde örgütlenmek, sadece marksist-leninist olmanın değil, devrimin ve sosyalist inşanın güvenceye alınmasının da olmazsa olmaz bir koşuludur. Tam da bu yüzden programımız, işçi sınıfının devrimci savaş bayrağı olarak göndere çekilmiştir.


***

İkinci bölüm, Türkiye’nin somut iktisadi, sosyal, kültürel koşulları üzerinden biçimlenmekle beraber, tümüyle birinci bölümdeki teorik, ideolojik, ilkesel duruşa yaslanmaktadır. Bu açıdan programda tam bir bütünlük vardır.

Yine bu bütünlük içinde, “Acil Demokratik ve Sosyal İstemler” ile “Emeğin Korunması” bölümleri reformizme kapı aralamak şöyle dursun, reformizme karşı bütün kapıları kapatan bir nitelik taşımaktadır. Ayrıca güncel pratik politikada bize yol göstermektedir. Bu yanıyla program, yalnızca stratejik değil, aynı zamanda taktik olarak da yön gösterici niteliktedir.


***

Neredeyse iki yıldır yayınlanan kongre tartışmalarında, her bölüm için birlikte okunması gereken kitaplar önerilmektedir. Kendi yayınlarımızda sosyalizmin deneyimlerini, tek ülkede sosyalizm üzerine yazılanları okumadan, programda öne çıkan enternasyonalizm vurgusunu bilince çıkarmak mümkün değildir. Programımız göndere çekilmiş bayrağımız olduğu kadar, sermaye sınıfını alt etmede kullanacağımız en etkin, en güçlü silahımızdır da... Bilince çıkarılmadığı takdirde, duvara asılı içi boş bir tüfekten farksızlaşacağı unutulmamalıdır.

Programımız, gerek ideolojik-teorik mücadelede, gerekse pratik politik mücadelede esas alacağımız devrimci savaş bayrağımızdır. Ve aynı zamanda programımız, onu sahiplenen her partiliye, devrim davasında öne çıkararak “uğrunda tereddütsüzce ölme” misyonunu yüklüyor.

Bu onurlu misyonu, tıpkı Habip ve Ümit yoldaşlar gibi büyük bir kıvançla yükleniyoruz.

Yaşasın devrim! Yaşasın sosyalizm!
Yaşasın Türkiye Komünist İşçi Partisi!

Çankırı zindanından bir TKİP tutsağı





TKP’nin devrimci mirası TKİP’de yaşıyor


B. Musa


10 Eylül, TKP’nin Bakü’de kuruluş ilanının 80. yıldönümü... Kemalist Türk burjuvazisinin korkulu rüyası olan, Anadolu coğrafyasında komünizm heyulasının mimarı Komünist Fırkası’nın kurucu önderleri Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve 14 yoldaşı 18-19 Kanuninisani’de katledildiler. Daha Bakü’deki kongre kararlarını ve çok atıfta bulunulan “ilk programlarını” Türkiye amele sınıfına ulaştıramadan!

TKP tarihinden şöyle bir bahsetmeye kalkmak bile ciltler dolusu bulacak hacimde bir belge yığınına dalmak ve dedektifvari tartışmaların içerisinde boğulmak demek olur.

Fakat 10 Eylül vesilesiyle TKP’nin 71 devrimci çıkışına devrettiği “50 yıllık reformist gelenek” üzerine kimi noktalara değinilmeli. Özellikle sermaye medyasının yok etmek istediği bir tarihin aslında nasıl da güncel olduğunu anlatabilmek, miras yiyerek “teşkilatçılık” oynayan TKP döküntülerinin maskesini düşürebilmek, tarihçiliği arşivcilik derekesine düşüren aydın softalarının modası geçmiş ilan ettiği sosyalizmi “küresel” tartışmalardan, YDD’nin post-modern etkilerinden arındırabilmek için bu bir zorunluluktur da aynı zamanda.

3 komünist grubun Bakü’deki Birlik Kongresi, özünde, Sosyalist Ekim Devrimi’nin anti-emperyalist kurtuluş savaşındaki Türkiye işçi-emekçi sınıfları üzerindeki yansımasından başka bir şey değildi. Kongre delegelerinin bileşimini (gidebilen ve gidemeyen) ve kongre öncesi komünist faaliyeti incelediğimizde, başta fabrika işçileri olmak üzere, Türkiye ve Kürdistan’da emekçi sınıfların TKP’ye desteğinin sanıldığı kadar da az olmadığını görebiliriz. TKP’nin ilk programındaki demokratik devrim perspektifinin bağlandığı proleter devrim ve proletarya diktatörlüğü vurguları, TKİP’nin “Emeğin korunması” olarak günümüzde somutladığı istemlerinin o programdaki ağırlığı açısından (hem de 1920’de!) bir örnek teşkil etmesi, dönemin kadrolarındaki M-L bilinç için önemli bir veridir.

Gelgelelim aynı TKP, önder kadrolarının kemalist burjuvazi tarafından katledilmesinin ardından, program bilincinin eklektik olmasından dolayı, ilerleyememiş, gerilemiş ve reformistleşmiştir. “Büyük şef”e sınırlı bir muhalefetin, kemalist etkilerin, enternasyonalist dayanışma adına SB kuyrukçuluğunun ötesine geçememiş, Ekim Devrimi’nin sosyalist etkisinin ürünü cılız iddiasını çabucak yitirmiştir.

Meşhur TKP tefkifatları ve kemalist tiranlık altında komünist faaliyetteki ısrar ise, kahramanlık ve ihanetin nasıl da içiçe geçtiğini/ayrıştığını gözler önüne serer. Buradan kalan en önemli miras ise, işçi kökenli militanların direnişçiliği, komünizme bağlılığı ve faaliyetteki ısrarıdır! Küçük-burjuva aydınlarından oluşan kişiliksiz/kimliksiz önderlerin çoğu ise, çapsızlıkları bir yana, ya Parti’yi işkencelerde-zindanlarda satmış, ya Parti’yi dejenere etmiş/darlaştırmış, ya da soluğu burjuvazinin/devlet dairesinin yanında alarak sermayeye akıl hocalığına soyunmuşlardır!

İşte bu yüzdendir ki TKP tarihi, işçi sınıfına aittir. Bu yüzdendir ki, “ilk TKP”, “Dış büro”... vs. ayrımlarıyla mültecileşen gruplar veya geleneksel Türkiye solu, TKP’nin tarihi meselesinde reddin reddini başaramamıştır. Bu yüzdendir ki, kemalist şovenizmi proletarya sosyalizmi ile aşamayan TKP, Kürt ayaklanmalarında, olsun enternasyonalist dayanışmada olsun güçlü bir komünist damarı temsil edememiştir. Ve ardından gelen Türkiye Solunu da etkilemiştir.
Ve bu yüzdendir ki; “TKİP, dünyada ve Türkiye’de başarı ve yenilgilerle dolu zengin bir devrimci tarihin mirasçısıdır. Bu program, Marx ve Engels tarafından temelleri atılan ve Lenin tarafından geliştirilen bilimsel sosyalizmin 150 yıllık birikimi üzerinde yükselmekte, proleter devrimler çağını başlatan Büyük Sosyalist Ekim Devriminin teori ve pratiğinden beslenmektedir. Türkiye’nin devrimci teorik ve pratik mirasının bilimsel temellere dayalı eleştirel bir sentezi olan bu program, modern revizyonizme, sosyal-reformizme ve küçük-burjuva halkçılığına karşı yürütülen ilkeli bir mücadelenin ürünüdür.” (TKİP Programı)

TKP’nin devrimci mirası, sosyalist proletaryanın mücadelesinde ve komünizmin bayrağını dalgalandıran TKİP’de yaşayacaktır. TKP’yi anmak ya da TKP’nin hesabını sormak, bu nedenledir ki, TKİP saflarında kapitalizme karşı sosyalizm savaşına katılmakla mümkündür. Hamasi nutuklar atıp göstermelik ilanlar verip burjuvaziden icazet dilenenler, gerçekte TKP’nin mirasını kirletmektedirler. TKP’nin mirasını geliştirmek, bir adım daha ileriye taşımak, muzaffer proleter devrimle taçlandırmak, TKİP programı altında birleşip savaşarak sağlanacaktır!

Mustafa Suphilerin, Nazım Hikmetlerin hesabını
savaşan işçiler soracak!
Yaşasın proleter devrim! Yaşasın TKİP!

10 Eylül ‘00