ARSIVANA SAYFA
 
2 Eylül '00
SAYI: 32
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Emperyalizme karşı mücadelenin bayrağı...
İMF-TÜSİAD hükümeti yeni saldırılara hazırlanıyor!
Cottarelli’nin teftişi protesto edildi
Belediyelerde grev yasağı boşa çıkarılamadı
Ordu, irtica ve KHK
Kapitalizm savaş demektir!
Zorunlu “bağış”a hayır!
Çocuklar ancak sosyalizmde çocukluklarını...
Depremin birinci yılında onbinlerce insan sokaktaydı
Adalet Bakanlığı yetkililerine ve ilgililere açık çağrımızdır!
Bakan yalan söylüyor, Cumhuriyet aklıyor!
Açlık grevini kazanımla bitiren Fehriye Erdal’ın açıklaması
Esnek üretim saldırısı ve işçi sınıfının görevleri
Hücre karşıtı mücadele ve reformist solun güncel konumu
Kolombiya= Vietnam 2000 (mi?)
Almanya’da artan faşist saldırganlık
Mücadele deneyimlerimiz den öğreniyoruz
Komünist militanlardan
parti programı üzerine

Devrimci değerlere saldırı
Bakırçay Havzası Demir-Çelik İşçileri Bülteni’nden
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Emeğin korunması ve program iddiası


Gencay Zorlu


Parti programının kamuoyuna ilan edilmesinden bu yana program üzerine çıkan yazılardaki ortak nokta, programın işçi sınıfının bağımsız devrimci programı olduğu yönünde. Programın özellikleri için dile getirilen ortak görüşler dışında en çok vurgulanan nokta ise, programın “sınıfın programı” olduğu gerçeği. Tabii ki bu bir raslantı değil, fakat sınıf devrimcilerinin işçi sınıfı ve ezilenlerin tarihsel ve güncel mücadelelerinden çıkardıkları son derece pratik bir sonuç.

Ama yazılanlar arasında en çok dikkati çeken nokta, “işçi sınıfının programı” kavramı ile “emeğin korunması”na yönelik taleplerin bir arada dile getirilmesi. Sadece yazılanlar değil, program üzerine her düzeyde işçi ile yapılan konuşmalar da bunu doğruluyor. Bu topraklarda bir parti kurulmuş ve programında işçi sınıfının en can alıcı sorunlarına tok bir sesle çözümler sunmuştur. Özellikle de “Emeğin Korunması” bölümü...

Marksist dünya görüşüne ve sınıf mücadeleleri kavramına uzak birisi, programın bu bölümünü okusa, herhalde şöyle der: “İşçileri kazanmak için bol keseden vaatte bulunuyorlar, bunlar çok popülist söylemler”.

Gerçekten de, programda dile getirilen talepler, işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin özlemle bekledikleri ve uğruna mücadele edecekleri talepler. Peki bu taleplerin programda dillendirilmesi neyin sonucu? Program üzerine yapılan kongre tartışmalarında, “Emeğin Korunması” bölümü üzerine çok önemli, ilkesel ve teorik tespitler yer alıyor. Bunlardan en önemlisi, kapitalizm çağında emeğin yozlaşması, çürümesi ve bunun sonuçları üzerine söylenenlerdir.

Komünistler için, “Emeğin Korunması” bölümündeki talepler doğrultusunda işçi sınıfı ve tüm ezilenleri sermaye iktidarına karşı savaştırmak, çok ciddi ve asla ertelenemeyecek bir görevdir. Ciddiyeti ve ertelenemezliği, hiç de işçi sınıfını kolayından kazanmak üzerinden değil, ancak işçi sınıfı ve ezilenlerin bu talepler uğruna savaşmaması sonucu yaşayacağı fiziksel ve moral çöküntünün devrimci sınıf mücadelesine büyük olumsuz etkisidir.


Emeğin korunması kavramının
tarihsel arka planı

Emeğin korunması kavramı aslında emeğin özgürleşmesi sürecinin zorunlu bir sonucu. Ortaçağ karanlığından çıkışı sağlayan burjuva devrimler, emek sömürüsünü geçmişin prangalarından kurtarmış, ancak toplumsal yapıyı kapitalist sömürü ilişkileri üzerine kurmuştu. Eski sömürü biçimlerinden farklılığı, emek gücünün alım ve satımının işçiler ile kapitalistler arasındaki özgür anlaşmaya bağlı olmasıydı. Bu durum aslında emeğin sömürüsünde büyük bir değişim ve ilerlemeydi. Emeğin, köleci düzende köle sahibinin doğrudan ya da feodal düzende toprak beyinin dolaylı malı olması, sömürücü sınıfların emekçi üzerinde sonsuz hakları olması gibi olgular, kapitalizmle birlikte ortadan kalktı.

Büyük Fransız Devrimi’nin akıllarda en çok kalan sloganı olan “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganının dile getirdiği, bir yanıyla da emeğin yeni dönemde nasıl sömürüleceğiydi. Burada Fransız Devrimi’ni kötüleme gibi bir düşünce sözkonusu değildir. Söylenmek istenen, Ortaçağ karanlığına baş kaldıranların uğruna mücadele ettikleri özgürlük, eşitlik, kardeşlik taleplerinin kapitalist üretim ilişkileri içinde nasıl yozlaştığı ve emeğin sömürüsünün yeni biçimler altında sürdüğü gerçeğidir. Zira, daha Fransız Devrimi’nin üzerinden 50 yıl bile geçmeden, Paris proletaryası aynı sloganlarla bu kez Fransız burjuvazisinin karşısına çıkmıştır.

Peki sorun neredeydi? Burjuva devrimlerin bu idealleri, sonuçta gerçek üretim ilişkilerinin sert duvarına çarpmış, onların prizmasından geçmiş, gerçek hayatta buna uygun düşen anlam ve işlevi bulmuştur. Başta herkes için ileri sürülen eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi idealler, burjuvazinin iktidar dizginlerini tam olarak almasından sonra, kağıt üzerinde kalmıştır. Bütün yurttaşların eşitliği, demokrasinin temel insan hak ve hürriyetlerinin güvencesi olduğu iddiası da kağıt üzerinde kalmıştır. Bunların yerine, sermayenin tek söz sahibi olduğu, her türlü muhalefetin en kaba bir zorbalıkla ezildiği düzenler kurulmuştur.


Emeğin korunması talebinin
gündeme gelmesi

Burjuva devrimleriyle geçerli hale gelen yasalar önünde tam hak eşitliği, proletarya ile burjuvaziyi de yasalar karşısında eşitlemiş görünüyordu. Yasalarla güvence altına alınan hak eşitliği kavramı sayesinde artık hiçbir kurum ya da organ işçileri zorla çalıştırmayacak, angarya ve benzeri çalışma modelleri ortadan kalkacak, emek cephesi istediği fiyata emek gücünü satabilecekti. Kağıt üzerinde böyle anlaşılan eşitlik ve özgürlük kavramı, gerçek hayatta kapitalist düzenin çelişkileriyle yüzyüze kalmaya başladı. Zira kapitalist ekonomik sistem rekabet temelinde yükseliyordu ve rakipleri altetmenin tek yolu pazarı ele geçirmek, pazarı ele geçirmenin en önemli yolu da, rakiplerden daha ucuza mal üretmekti. Ucuzluğun en önemli kaynağı ise ucuz işgücü istihdamıydı. Yasalara göre işçiler kendilerini ucuza çalıştıran patronların yanında çalışmak zorunda değillerdi. İşçi emek gücünü kendisine en iyi ücreti verene satabilirdi. Ancak ucuz işgücü talebi bütün kapitalistler için geçerliydi ve işçiler emek güçlerini ne kadar pahalıya satmak isteseler de pazarda alıcı bulamıyorlardı. Yaşamaları, ailelerine bakmaları için paraya ihtiyaçları vardı ve kapitalistlerin teklif ettiği ücrete razı olmak zorundaydılar. Yanısıra, büyüyen işsizler ordusu, emeğin ücrete bakmaksızın satılmasını zorluyordu.

Kapitalist üretimin ucuz emek talebi, kendini sadece ücret üzerinden değil, aynı zamanda çalışma koşullarının kapitalistler tarafından belirlenmesi, üretim dışı emek maliyetinin asgariye indirilmesi, mümkünse tamamıyla ortadan kalkması üzerinden de ifade ediyordu. Çalışma koşullarından kasıt, çalışma süreleri, tatiller, izin günleri, çalışacak işçinin yaşı ve cinsiyeti üzerinden uygulanacak ücret farklılığı vb’dir. Üretim dışı emek maliyetinden kasıt ise, sigorta primleri, çeşitli fonlar, tazminatlar, eğitim, sağlık, barınma, beslenme, ulaşım gibi işçilerin ihtiyaç duydukları ve emeğin fiziksel, sosyal, kültürel yeniden üretimini kapsayan alanlardır.

Sözde emek ve sermaye arasında yasal eşitsizlik yok gibi görünüyorken, bu iki toplumsal sınıfın eşitliği yasalarca güvence altına alınmışken ve alanla satanın memnun olduğu yanılsaması yaratılmışken, gerçek hayat durumun hiç de böyle olmadığını kısa zamanda Avrupa’daki birçok kapitalist ülkede gözler önüne serdi. Böylece emekçi sınıfların gündemine “emeğin korunması” kavramı girdi. 19. yüzyılın sınıf mücadeleleri tam da işçi sınıfının emeğin korunması ve gelişmesinin sağlanması için burjuvaziye karşı verdiği kanlı mücadelelerin tarihidir. Ücretlerin yükselmesi, çalışma saatlerinin kısaltılması, kadın ve çocuk emeğinin zorbaca sömürülmesine son verilmesi, en önemli mücadele başlıklarıdır.


Emeğin korunması için verilen
mücadelenin önemi

Emeğin korunması mücadelesinin anlamı ve kapsamı, emeğin fiziksel, sosyal, kültürel olarak korunması ve geliştirilmesi üzerinden ifade edilebilir. Programda ele alınan temel talepler, emekçi sınıfların burjuvazinin her türlü saldırısına karşı cepheden tek vücut olarak yükseltecekleri mücadelenin en önemli manivelalarıdır. Zira çalışma koşullarının düzenlenmesinden ücretlere, kadın ve çocuk emeğinin sömürülmesinden herkese iş ve iş güvencesine kadar bütün talepler, işçi sınıfının fiziksel, sosyal, kültürel olarak yozlaşması ve çürümesinin önündeki biricik engeldir.

Burada emeğin korunması adına ekonomik mücadeleyi olmazsa olmaz yol olarak mutlaklaştırmaya çalışmıyoruz. Bu uğurda yürütülecek mücadelenin işçi sınıfının devrimci sınıf mücadelesinin gelişmesi açısından taşıdığı önemi vurgulamak istiyoruz. Zira bugün işçi sınıfı sefalet ücretleri ve ağır çalışma koşullarından dolayı en insani ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor. Her türlü sosyal, kültürel ve sportif uğraşılardan uzak bir işçi sınıfı, sermaye iktidarının her türlü çürütücü ve yozlaştırıcı etkisine açık hale geliyor. Dünyanın her yerinde uyuşturucu, kumar, fuhuş, alkolizm ilk elden işçi-emekçi katmanlar arasında yayılıyor. Bunun sınıf mücadelesini nasıl etkilediği ise tarihsel örnekler üzerinden yeterince açık. İşçi sınıfının genelinin bu çürütücü ve yozlaştırıcı dalgadan etkilenmemesi, sermayeye karşı savaşımda politikleşmesinde emeğin korunması mücadelesi büyük bir önem taşıyor.


Parti programı ve yeni dönem

Yeni dönemin yeni partisi ve yeni programı artık dünya ve Türkiye işçi sınıfının ve tüm ezilenlerinin gözleri önündedir. Bugüne kadarki sınıf mücadelelerinin teorik ve pratik tüm birikimini içinde barındıran komünist işçi partisi, sermaye sınıfı karşısında Türkiye işçi sınıfının biricik güvencesidir. İşçi sınıfı örgütlülüklerinin burjuvazi tarafından satın alındığı ya da yokedildiği, işçi sınıfı ideolojisinin burjuva ve küçük-burjuva akımlarca sulandırıldığı bir dönemde, işçi sınıfının karşısına sınıfın talepleriyle çıkan parti, bundan böyle artık sınıfı kazanmanın sınavını vermektedir.

Bugüne kadar ortaya koyduğu bütün hedeflere binbir emekle ulaşan parti, artık kendini son hedefe kilitlemiştir. Parti davası kazanıldı, sıra devrim davasında! Devrim davasını kazanmak ise bugüne kadar harcanan emekten daha fazlasını harcamayı gerektirir. Komünistler bunun bilinciyle hareket etmeye şimdiden başlamışlardır. Yakında işçi sınıfının komünistlerin şiarlarını mücadele alanlarında dillendirecekleri, dost-düşman herkes tarafından görülecektir. Programın hedefleri ve talepleri doğrultusunda, özellikle de emeğin korunması talepleri noktasında yükseltilecek bir mücadele, partiyle sınıf kitleleri arasındaki açıyı hızla kapatacaktır.