ARSIVANA SAYFA
 
19 Ağustos '00
SAYI: 30
İçindekiler
Hacıbektaş Şenlikleri'ne hücre tipi protestosu damgasını vurdu!
Yeni katiamları önlemek için örgütlenelim, hesap soralım!
Devlet işçi ve emekçilere yeni toplu mezarlar hazırlıyor
"Devletin bölgeye ilişkin yaptığı hiçbir şey yok"
Günlük basında 17 Ağustos depremi
Belediye grevlerinin sorunları ve sorumlulukları
Belediye grevleri başladı...
Yeni grevler kapıda...

Küçükçekmece Belediyesi'nde grev kararı...
SEKA'da hareketli günler...
KHK hükümete geri iade edildi...
"Enflasyonla mücadele" balonu patladı
Sendikaları devrimcileştir mek için...
Programda tarım ve köylü sorunu/5
Ortak komite-ortak direniş şiarının güncel önemi
"İlk kurşun" ve Ortadoğu fedarasyonu üzerine
TTB'nin F tipi cezaevi önraporu
Mamak Hücre Karşıtı Platform'dan eylem
F tipi işkenceye izin vermeyeceğiz!
Onurluca çiçeklenen bir yaşama sarılmak
İşçi eylemleri militan Cellatex direnişinin açtığı yoldan ilerliyor!
Bertolt Brecht: Proleter sanatın çalışkan işçisi
Hiroşima ve
bilimin sisteme köleliği
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Hiroşima ve bilimin sisteme köleliği


İlk atom bombaları bundan 55 yıl önce 6 Ağustos’da Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta Nagazaki’ye atıldı. İkinci emperyalist paylaşım savaşı ABD ve müttefikleri tarafından kazanımla sonuçlanmış oldu. Albert Einstein’ın yüzyılın başında ortaya attığı Görecelik Kuramı, maddeden çok yüksek derecede enerji elde etmeye yarıyordu. Bilim adamları daha sonraki yıllarda bunu pratiğe dökmeyi başardılar. Ancak kapitalist bir dünyada böylesi bir güç ancak toplu yıkımları olanaklı hale getirebilirdi. ‘40’lı yıllarda atom bombası geliştirildi. Japonya’nın iki kentinde yaşayan yüzbinlerce insan bir anda ve topyekûn imha edildiler.

Birçoğu bunu, savaşı bitirmesi anlamında daha fazla insanın ölümünü engellediği şeklinde savundu. Ancak daha sonraları birçok bilim adamı bilimin sistemin elinde nasıl bir imha silahı haline gelebildiğini görüp kendilerini ve sistemi sorgulamaya başladılar. İşte Max Born da onlardan biriydi.

Ünlü atom fizikçisi Max Born, 1936’da ilk basımı yapılan “Dinginsiz Evren” adlı yapıtının ikinci emperyalist paylaşım savaşının ardından 1951’de yapılan yeni baskısına yazdığı önsözde şunları söylüyor:

“Son satırları 15 yıl önce yazmamdan bu yana büyük ve ürkütücü olaylar yaşandı. Atomların, elektronların ve çekirdeklerin dansı, tüm öfkesinde tanrının ilksiz sonsuz yasaları altında durmasına karşın, pekala şeytana ait olabilecek bir başka dinginsiz evren ile -insanın erk ve denetim uğruna en sonunda tarihi oluşturan savaşımı ile- dolaşmıştır. Hiçbir çıkar beklemeksizin gerçeklik uğruna arayış konusundaki iyimser coşkum ciddi olarak sarsılmıştır. Simyacının düşünün modern gerçekleşmesi üzerine söylediklerimi yeniden okurken saflığıma şaşırıyorum:

“ ‘Burada yeni bir görünüş altında simyacının eski sorunu yatar: Öğelerin edimsel dönüşümü. Oysa şimdi güdü büyülü sanatların gizemi içerisine bürünen altın itkisi değil, ama bilimcinin katıksız merakıdır. Çünkü varsıllığı beklemeyebileceğimiz de başından açıktır.’

“Altın güç demektir; egemen olmak için ve bu dünyanın varsıllıklarından büyük bir pay almak için güç. Modern simya giderek bu erek için bir kestirmedir ve gücü dolaysızca sağlar: Denetlemek için ve daha önce hiç duyulmamış bir ölçekte gözdağı vermek ve incitmek için bir güç. Ve bu gücü acımasız savaş edimlerinde, bütün kentlerin yerle bir edilişinde ve nüfuslarının yok edilişinde sergilenirken gördük. Böylece edimler hiç kuşkusuz başka araçlarla da başarılmıştır. Ayrı savaşta Hiroşima’dan başka kentler; nüfuslarının önemli bir yüzdesi ile birlikte, sıradan patlayıcılar yoluyla biraz daha yavaş olarak yok edilmişlerdir. İlk bronz silahların taş baltalara ve oklara üstün geldiği taş devrine dek, daha önceki her savaşın yoketmede kendi uygulayımsal ‘ilerlemesi’ vardı. Gene de bir ayırım vardır. Birçok devlet, birçok kent, birçok uygarlık onlardan daha üstün olan güçler tarafından yokedilmiştir; ama etkilenmeyen geniş bölgeler de vardı ve yeni bir gelişim için belli bir alan kalıyordu. Bugün küre küçülmüştür ve insan soyu kendini sonuna dek yoketme olasılığı ile yüzyüzedir.

“Bu kitabın yeni bir yayımı sorunu doğduğu zaman büyük bir sıkıntı duydum. Çalışmayı güncelleştirmek için 1935’ten bu yana yer alan bilimsel gelişimin bir açıklamasını yazmam gerekiyordu. Ama bu dönem herhangi bir önceki evre gibi hayranlık verici buluşlar, düşünceler ve kuramlar ile dolu olsa da, onları kitabın yazılmış olduğu aynı tonda betimlemem olanaksızdı. Bundan böyle doğanın işçiliği üzerine derin bir kavrayışın ussal bir felsefeye ve dünyasal bilgeliğe doğru ilk adım olduğu inancı içinde yazamazdım. Bana öyle görünüyor ki atom bombasına götüren yolda öncülük eden bilimciler olağanüstü becerileri olan insanlar olmuş olsalar da, bilge insanlar değildirler. Buluşlarının meyvalarını koşulsuzca politikacıların ve askerlerin eline teslim ettiler; böylece duyunçlarında suçsuzluğu ve anlıklarında özgürlüğü yitirdiler.”




İşçi önderleri Sacco ve Vanzetti,
23 Ağustos 1927’de katledildiler


“İnsanların kardeşliğini düşleyen, bu kardeşliğin Amerika’da bulunabileceğini umut eden Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti, bugün bu umut ve özgürlük ülkesine çok eskiden kaçıp gelenlerin çocukları tarafından gaddarca öldürüldüler...”


Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti iki işçi önderidir. Bu iki önder Amerikan devleti tarafından, 14 Temmuz 1921’de ölüme mahkum edildiler. 23 Ağustos 1927’de ise elektrikli sandalyede katledildiler.

Niccola Sacco, 1881’de Güney İtalya’nın Torremagglore kasabasında, Bartolomeo Vanzetti ise, Kuzey İtalya’nın Villafalletto kasabasında doğdu. Yoksulluk ve işsizlikten dolayı New York’a göçen Sacco ve Vanzetti, Amerika’ya göçmen olarak gelen yoksul insanların karşı karşıya kaldıkları durumu yansıtıyorlardı.

Amerika’ya gelen İtalyan göçmenler sürekli olarak aşağılanıyor, yaşama olanakları gittikçe zorlaşıyordu. Yaşamın her alanında varolan ırkçı ve baskıcı yaklaşımlar, sürekli bir toplumsal baskıyı doğuruyordu.
“Ömrümde gerçekten hiç suç işlemediğim gibi, bütün ömrümce suçu, yani bugünkü yasaların ve ahlakın suç saydığı şeyleri yeryüzünden yok etmenin mücadelesini verdim. Bunların yanısıra bugünkü yasaların ve ahlakın haklı bulduğu ve kutsadığı suçu da, yani insanın insanı ezmesi ve sömürmesi suçunu da işlemedim. Ve burada bir suçlu olarak bulunmamın bir nedeni varsa, birkaç dakika sonra beni mahkum etmeniz için bir neden varsa, o da işte bundan başka bir şey değildir.”

(Vanzetti’nin Savunması’ndan)

Bunun yanında son derece zor koşullarda çalışan göçmen işçiler, ucuz işgücü olarak kullanılıyordu. Ve zamanla, yaşam koşullarını iyileştirmek için, çeşitli ilerici siyasal akımlara yönelerek mücadele ediyorlardı.
Sacco ve Vanzetti de daha iyi yaşam uğruna anarşist bir gruba üye olmuşlardı. İkisi de işçi ve İtalyan’dır. Ve bu özellikleri, 1920’lerin Amerika’sında, onların öldürülmelerine yeterliydi. Zira Amerikan emperyalistleri, Sacco ve Vanzetti şahsında tüm işçi ve emekçi insanlara, haklarını aradıkları takdirde nelerle karşılaşacaklarını göstermek istediler.

Bir komplonun sonucu olarak Sacco ve Vanzetti tutuklandı. Bir cinayet ve iki soyguna karışmakla suçlanıyorlardı. Oysa ortada bu olaylarla ilgileri olduğunu kanıtlayacak hiçbir delil yoktu. Delil olması da gerekmiyordu; çünkü Sacco ve Vanzetti, işçi ve emekçilere gözdağı vermek için kurban seçilmişlerdi.

Tutuklama sonrasında bilinen yöntemlerle “uygun” kanıtlar aranmaya başlandı. Düzmece kanıtlar yaratılarak, insanlar yanlış tanıklığa zorlandı. Jüri başkanının sarfettiği, ‘Allah kahretsin, bunları her halükarda asmak gerekiyor’ sözleri, davanın seyrini ve atmosferini yansıtıyor ve özetliyordu. Açılan dava 6 hafta sürdü ve o günlerde pek fazla dikkat çekmedi. Davadan 6 yıl sonra, savunmanın davanın yeniden ele alınması için verdiği başvuruların reddedilmesinden sonra, kesinleşen kararın uygulanması aşamasında, Sacco ve Vanzetti’nin adları bir anda tüm dünyada duyuldu.

1920’de, davanın sonuçlanmasından önce kurulan Sacco ve Vanzetti’yi Koruma Komitesi, mahkemedeki insanlık dışı uygulamaları teker teker ortaya çıkararak, kamuoyunu bilgilendirmeye başladı. Komitenin başarılı çalışması sonucunda gelişen dayanışma, sadece
“... Biz insanları kitaplarla, yazılarla birbirlerine kardeş ediyoruz. Siz insanları kovuşturuyor, onlara baskı yapıyor ve onları öldürüyorsunuz. Biz her zaman insanları eğitmeye çalışıyoruz. Siz, bizlerle bir başka ulus arasına bir nefret uçurumu açmaya çalışıyorsunuz. İşte bugün ben bu nedenle, ezilen sınıftan olduğum için burada bulunuyorum. Siz ise ezen sınıftansınız”

(Sacco’nun Savunması’ndan)

Amerika’da değil, dünya çapında bir kampanyaya dönüştü. Birçok yerde gösteriler ve dayanışma grevleri gerçekleşti. Sacco ve Vanzetti’nin ölüm günü olan 23 Ağustos 1927’de Almanya’nın Leipzig şehrinde 15 bin işçi sokağa çıktı ve polisin ateş açması sonucunda çok sayıda işçi yaralandı. Bir gün sonra ise Berlin’de 150 bin kişi protesto yürüyüşü yaptı. Hamburg’daki gösterilerde ise, açılan ateş sonucu birkaç kişi hayatını kaybetti.

Sacco ve Vanzetti’nin binlerce insan tarafından sahiplenilmesini hazmedemeyen burjuva gericiliği korkuyordu ve bu korku boşuna değildi. Onlar Sacco ve Vanzetti’yi idam ederek, işçi sınıfının sınıfsız, sömürüsüz bir dünya mücadelesini durdurabileceklerini düşündüler. Ama yanıldılar. İdam kararı birçok ülkede güçlü protesto gösterileri ile karşılandı. Sacco ile Vanzetti enternasyonal proletaryasının mücadele tarihinde onurlu bir yer kazandılar. Bugün de onlar Seattle’da, Davos’da, Washington’da, proletaryanın kapitalizme karşı mücadelesinde yaşıyorlar ve yaşayacaklar...

Ya kapitalist barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!

E. Emek/Ümraniye Cezaevi