ARSIVANA SAYFA
 
15 Temmuz '00
SAYI: 26
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Birleşik direniş ihtiyacı ve örgütlenme sorumluluğu
Faşist katliamları durduralım!
Yaşayanlar faşist katliam girişimini ve işkence...
Diz kapağına çivi çakmak
Burdur'da kanlı operasyon
SEKA işçisi özelleştirmeye karşı direniyor
Saldırıları püskürtmenin yolu sınıfı kazanmaktan...
EXSA grevinin güçlü ve zayıf yönleri
EXSA direnişçileri deneyimlerden öğrenmelidir!
Eminönü Belediyesi'nde de grev kararı asıldı
Reformizmin icazetçi ve bölücü rolü...
Kamu emekçilerinin eylemleri
Kıbrıs'ta işgal karşıtı tepkiler karşısında artan...
Hücre tipi işkenceye karşı direnelim!
Murat Dil'in cenaze töreninde devlet ablukası
Yaşamımızın hücreleştirilme sine dur...
İpekçi cinayeti ve kontr-gerilla devleti gerçeği
Rektör seçimleri skandalı!
Uyuşturucu sektörü
Ortadoğu: Çelişki ve çatışmalar yumağı büyüyor
Filistin halkına kurulan tuzaklar
Aydın sorunu üzerine
Burjuva basından seçmeler
Mücadele tarihimizden
Mücadele postası
 
Tüm başlıklar





 
 
12 Eylül faşizminin meyvesi YÖK’ün yeni marifeti...

Rektör seçimleri skandalı


Rektör seçimlerinin ardından YÖK, cumhurbaşkanına göndermek üzere üçer kişilik aday listesini 7 Temmuz’da belirledi. Ve olaylar da bunun ardından başladı. Zira YÖK, tamamen kendi baskıcı ve zorba yönetmeliklerine dayanarak çeşitli üniversitelerden en fazla oy alan adayların 6’sını keyfi bir şekilde eledi.

YÖK’ün yönetmeliklerine göre; rektör seçimleri için o üniversitenin öğretim görevlilerinin geniş katılımıyla yapılacak seçimle 6 aday belirlenir. Bu altı aday arasından 3’ünü YÖK, tamamen keyfi bir şekilde seçerek cumhurbaşkanına sunar. Cumhurbaşkanı da bu üç adaydan birini rektör olarak atar. Böyle bir uygulamanın, pratikte yapılan seçimin, verilen oyların “demokrasi” kandırmacasından başka bir şey olmadığı yeterince açıktır. Bugün de olan, bu kandırmacanın kendi faşist rengini vermesidir ancak. Bu, sözde burjuva demokrasisinin faşizmle ne denli içiçe olduğunun küçük ve güncel bir örneğidir.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yapılan seçimde ilk iki sırayı alan Prof. Dr. Emin Alıcı (449 oy) ve Prof. Dr. Fethi İdiman (389 oy), liste dışı kaldı. Atatürk Üniversitesi’nde ilk iki sırada bulunan Prof. Dr. Cevat Gerni (157 oy) ve Prof. Dr. Şevki Özdemir (129) de elendi. İnönü Üniversitesi’nde ilk sırayı alan Prof. Dr. Eşref Yüksel (161 oy) devre dışı bırakılırken; 19 Mayıs Üniversitesi’nde üçüncü sırayı alan Prof. Dr. Ferit Bernay (71 oy) elendi. Böylelikle 4 üniversiteden 1356 öğretim görevlisinin oyu YÖK tarafından hiçe sayıldı.

YÖK, bu anti-demokratik elemeler konusunda net bir açıklama yapmazken, tepkiler yoğunlaşarak sürüyor.

Bu arada hatırlatılması gereken bir nokta var. Kısa bir süre önce verilen YÖK raporu çerçevesinde, başta YÖK Başkanı Kemal Gürüz olmak üzere 12 rektör hakkında, MHP’nin de basıncıyla, Meclis YÖK Araştırma Komisyonu tarafından suç duyurusunda bulunulmuştu. MHP’nin YÖK’e uyguladığı basınç YÖK’ün MHP’ye kadrolaşma anlamında biraz daha fazla destek olması gerektiği anlamında bir uyarıydı aslında.

Böylece, örneğin Dokuz Eylül Üniversitesi’nde, 449 oy aldığı halde elenen Prof. Emin Alıcı ile 389 oy aldığı halde elenen Fethi İdiman’ın sosyal-demokrat, yerine önerilen ve 1’er oy almış adayların karşısında tartışmasız tercih üstünlüğü olacak142 oylu Faik Sarıalioğlu’nun MHP’nin de desteklediği bir aday olduğunu öğrendiğimizde, çok fazla şaşırmıyoruz.

Sistemin kendi ölçülerinin de dışına çıkan örneklerden biri olan bu olay, üniversitelerde faşist kadrolaşmaya verilen ve kılıfına çok biçimsiz uydurulmaya çalışılan bir destektir. Sağlık işkolunda da benzer faşist kadrolaşmanın eylemli tepkilere konu olduğu şu günlerde, eğitim alanında yaşanan faşist kadrolaşmaya karşı da net bir duruş gereklidir.

Üniversiteleri faşist çetelere terketmeyeceğiz!






Konya Selçuk Üniversitesi’nde
faşist kadrolaşma



Konya Selçuk Üniversitesi’ndeki faşist kadrolaşma son dönemlerde iyice tehditkar bir tarza büründü. Şu anki rektörlerinin seçilmesinde faşist MHP ve Ülkü Ocakları’nın büyük desteği olmuştu. Üstelik onlarca öğretim üyesi de, bu seçim kampanyasında faşist rektör adayına destek olmadıkları için, çeşitli soruşturmalara uğramışlardı. Ülkücü öğretim üyelerinin kendi dallarından farklı fakültelere keyfi bir şekilde dekan olarak atanması artık kanıksanmış durumda. Bu faşist kadrolaşmanın MHP eğilimindeki heyet tarafından sağlandığı, bize ulaşan bilgiler arasında.

Bu uygulamalara karşı çıktığı için Eğitim Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyelerinden biri de geçtiğimiz dönem faşist saldırıya uğrayarak hastanelik oldu. Faşist rektör ise bu olayı basından gizleyerek ört-bas etti.

Konya Selçuk Üniversitesi’ndeki faşist baskıları protesto etmek üzere 10 Temmuz Pazartesi günü Konya Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya Eğitim-Sen ve diğer bazı demokratik kitle örgütleri ile öğrenciler katıldı.

Açıklamada demokrat öğretim üyelerinin tehdit edilerek dövüldüğü, “reis” adı verilen öğrencilerin diğer öğrenciler üzerinde baskı oluşturduğu, hatta her fakülte kantininde bir masanın başka kimsenin oturmaması kaydıyla bu “reis”lere ayrıldığı, yine bu “reis”lerin asistan olabilmede önceliğe sahip olduğu, bu “önceliği” gözardı eden öğretim görevlilerinin tehdit edildiği vurgulandı.

Faşist kadrolaşmanın böylesine pervasızlaşmasının önüne geçebilecek tek yolun tavizsiz-militan bir anti-faşist mücadele olduğu bu vesileyle tekrar hatırlanılmak durumundadır. Gerek Selçuk Üniversitesi, gerekse faşizmin zorbalığının hüküm sürdüğü birçok taşra üniversitesindeki duyarlı, devrimci, demokrat öğrencilerin eğitim emekçileriyle güçlerini birleştirmelerini de olanaklı hale getiren acil görevi budur.






YÖK ve YÖK Başkanı Gürüz


YÖK, 12 Eylül 1980 sürecini sürdürmekte direnen bir kurum olarak, üniversitelerin önünde 'çağdışı engel konumunu' başkanı Kemal Gürüz öncülüğünde sürdürüyor...

(...) Prof. Dr. Kemal Gürüz, 'tek seçiciliği' kendince yasalar gereği uyguladığını söylerken, demokratik seçimlerden çıkan rektör adaylarını, hangi ölçüler içinde değerlendirip en çok oyu almış iki bilim insanını yok sayıyor, onların yerine üçüncü sıraya yerleşmiş kişiyi ''Benim adayım'' diyerek Cumhurbaşkanı'na gönderebiliyor...

YÖK Başkanı Gürüz'ün öteden beri tavrı şu: ''Yasalar bana bu hakkı veriyor; ben de bunu vatanın bölünmez bütünlüğü için yapıyorum...'' Sıkıştığı zaman da diğer YÖK üyelerini devreye sokuyor: ''Askerler böyle istiyor... Filanca aday gerici, filancası sol örgütleri destekliyor...''

Kemal Gürüz, bununla da kalmayıp üniversitelere korku salıyor: ''Atatürkçü diye geçinen iki adayı araştırdık; ikisi de Kemalist solcu, ikisi de üniversiteyi karıştırdılar...''

İki aday da 9 Eylül Üniversitesi'nden... (...) YÖK Başkanı, 449 ve 389 oy alan Alıcı ve İdiman'ı elinin tersiyle itmiş, MHP ve ANAP sempatizanı öğretim üyelerinin desteklediği üçüncü sıradaki Faik Sarıalioğlu'nu birinci sıraya, birer oy alan Orhan Uslu ve Özcan Gökçe'yi ikinci ve üçüncü sıraya koymuştur...

Gardırop Atatürkçüsü YÖK Başkanı, bu tavrıyla da siyasal kimliğini apaçık sergilemiştir... Anadolu üniversitelerini medreseye çevirenlere göz yuman, Fethullahçı örgütlenmeye destek veren Gürüz, bu keyfi tutumunu nasıl açıklayacaktır?

YÖK Başkanı Gürüz'ün ilginç bir kişiliği var!.. 1999 sonunda ikinci kez YÖK Başkanlığı koltuğuna otururken, hem Süleyman Demirel'den hem de Bülent Ecevit'ten destek aldı; MHP lideri ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'ye meydan okumuş, yanıtını da almıştı...

20 Aralık 1999'da Hürriyet'ten Yener Süsoy'a ne diyordu Gürüz:

''Benim siyasi görüşüm hep sağ olmuştur. Ailem yıllarca Demokrat Parti'ye oy vermiştir. Ondan sonra ben Adalet Partisi'ne, daha sonra da ANAP 'a oy verdim...'' Kendisinin 'su katılmamış Türk milliyetçisi olduğunu' söyleyen Gürüz, bir soru üzerine de şöyle demişti: ''Bahçeli'yle bir saat oturup konuşsak yanlış anlamalar giderilecek...''

YÖK Başkanı (...) siyasal geleceğini Bahçeli'yle arasını düzeltirse MHP'den, düzeltemezse ANAP'tan arama mücadelesine giriyor...

Üniversitelerde demokratik seçimleri yok sayıyor; yurtsever, demokrat, Kemalist sol bilim adamlarını 'düşman' olarak görüyor...

(...) YÖK Yasası'na sığınarak, üniversitelerin 'medreselere çevrilmesi'ne göz yuman, kendi atadığı rektörleri ''Beğenmedim, görevden aldım'' diyen bir düşüncenin temsilcisine ''artık dur'' demenin zamanı gelip geçmiştir...
(Hikmet Çetinkaya’nın “Cumhurbaşkanı ve YÖK” başlıklı yazısından.../Cumhuriyet/9 Temmuz ‘00)






Adana’da ailelere ajanlaştırma baskısı


Adana’da gençliğe yönelik baskılar aile kurumu üzerinden bildik bir faşist taktikle yoğunlaştırılıyor. Adana Emniyet Müdürlüğü, yaklaşık 5 bin aileye gönderdiği mektupta, çocuklarının gazete, dernek ve dergi temsilciliklerine gittiği, bu şekilde “örgütlerin” eline düşme olasılıkları olduğu belirtiliyor. Ayrıca ailelerin çocuklarını ihbar etmeleri amacıyla, irtibat telefonları ve yazışma adresi de veriliyor.

Aileleri çocuklarına karşı muhbirliğe zorlayan, onları ajanlaştırmaya yönelik bu hukuk dışı uygulamaya karşı 11 Temmuz’da Uğur Mumcu Meydanı'nda ortaklaşa bir basın açıklaması düzenlendi. HADEP İl Gençliği, Genç Kurtuluş, Dev-Lis, Genç Umut, SİP'li öğrenciler, ADLB Girişim, Özgür Gençlik ve Demokrat Devrimci Gençlik tarafından gerçekleştirilen eylem, "Yaşasın örgütlü mücadelemiz!", "Parasız, bilimsel, ana dilde eğitim!", "Polis idare işbirliğine son!" sloganlarının atılmasıyla sona erdi.