ARSIVANA SAYFA
 
15 Temmuz '00
SAYI: 26
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Birleşik direniş ihtiyacı ve örgütlenme sorumluluğu
Faşist katliamları durduralım!
Yaşayanlar faşist katliam girişimini ve işkence...
Diz kapağına çivi çakmak
Burdur'da kanlı operasyon
SEKA işçisi özelleştirmeye karşı direniyor
Saldırıları püskürtmenin yolu sınıfı kazanmaktan...
EXSA grevinin güçlü ve zayıf yönleri
EXSA direnişçileri deneyimlerden öğrenmelidir!
Eminönü Belediyesi'nde de grev kararı asıldı
Reformizmin icazetçi ve bölücü rolü...
Kamu emekçilerinin eylemleri
Kıbrıs'ta işgal karşıtı tepkiler karşısında artan...
Hücre tipi işkenceye karşı direnelim!
Murat Dil'in cenaze töreninde devlet ablukası
Yaşamımızın hücreleştirilme sine dur...
İpekçi cinayeti ve kontr-gerilla devleti gerçeği
Rektör seçimleri skandalı!
Uyuşturucu sektörü
Ortadoğu: Çelişki ve çatışmalar yumağı büyüyor
Filistin halkına kurulan tuzaklar
Aydın sorunu üzerine
Burjuva basından seçmeler
Mücadele tarihimizden
Mücadele postası
 
Tüm başlıklar





 
 
Hücre tipi işkenceye karşı direnelim!


Zindanlardaki sorunların kaynağı koğuş sistemi değildir. Zindanlardaki en temel sorun, düzene karşı meşru ve haklı bir mücadele içinde olan devrimcilerin tutsak edilmiş olmalarıdır.

Diğer sorunların kaynağı ise, devletin sistemli faşist baskı ve gizli-açık katliam uygulamalarıdır. Koğuş sistemi ile devrimci tutsakların birarada kalmaları ise, bu baskı ve katliam uygulamalarına karşı direnmenin temel imkanı olmuştur.

Şimdi yokedilmek istenen, bu birlikte yaşama ve örgütlü direniş gücüdür. Önü açılmak istenen, izolasyon yoluyla ve devrimci tutsakların teslim alınması amacıyla uygulanacak sınırsız baskı, işkence ve katliam uygulamalarıdır.

Devlet, zindanlarda “otorite sağlayamıyorum, hakimiyet kuramıyorum”, diyor. Tutsak aldığı, dört duvar arasına kapattığı, onlarca yıllık cezalar kestiği insanlar üzerinde
Asla boyun eğmeyeceğiz!


Devrimcileriz, komünistleriz, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın savaşçılarıyız.

Bu çürümüş düzeni yıkma ve yerine proletaryanın devrimci iktidarı altında sosyalizmi kurma mücadelesi verdiğimiz için suçlu değiliz, haklıyız.

Asıl terörist olanlar ve asıl suçlu olanlar hüküm süren bu insanlık dışı kapitalist düzenin egemenleri ve onların eli kanlı uşaklarıdır.

Bu düzenin, devrimcileri, komünistleri “ıslah” etmeye, ne hakkı vardır, ne de gücü yeter.

Örneğin nedir onların “ıslah edilmiş”, “yeniden topluma kazandırılmış” dedikleri kişilikler?

Emperyalizmin ve sermayenin kanlı iktidarı önünde secde edenlerdir.

Bir avuç asalak burjuva bu dünyanın sefasını sürsün diye, emekçilere aç, işsiz, perişan bir yaşam dayatılırken, “bana ne!” diyen düşkünlerdir.

İşçi sınıfına, emekçilere, ezilen Kürt halkına ihanet edenlerdir.

Sınıf kardeşiyle birleşip mücadele etmek yerine tezgah arkadaşını ihbar ederek patronun gözüne girmeye çalışan yalakalardır.

Hayır! Biz asla “ıslah” olmayacağız. Asla boyun eğmeyeceğiz.

Ne bizi ne de devrimci öncüsü olduğumuz ezilen ve sömürülen sınıfı ıslah etmeyi başarabileceksiniz.

Ne katliamlarınız, ne zindanlarınız bizi devrim ve sosyalizm yolunda örgütlü mücadeleden geriye düşürebilir.

Çok zaman kalmadı. Yarın bizim de günümüz gelecek. Bizim günümüz ezilenlerin, sömürülenlerin ayağa kalkma günüdür. Kaybeden eninde sonunda çürümüş düzeniniz, kanlı sınıf iktidarınız olacak!

“otorite ve hakimiyet” ile kastettiği nedir?

“Otorite ve hakimiyet” ile kastedilen, tutsaklara işkence ederek, kurşun sıkarak alçakça katletme özgürlüğü ise, Buca, Ümraniye, Diyarbakır ve Ulucanlar örneklerinde olduğu gibi, devlet bunu yapıyor. Kötü beslenmeden, hastalıktan, tedavisizlikten tutsakları öldürmek özgürlüğüne ise zaten sahip. Kitapların, dergilerin, mektupların, giyecek ve yiyeceklerin içeriye sokulmasının keyfi olarak engellenmesi ise; görüşler sırasında, mahkemeye gidiş-gelişlerde, sevklerde tutsaklara saldırı ise; avukatlarla görüşme ve savunma hakkının engellenmesi ise, devlet bunları da rahatlıkla yapıyor.

Ama buna rağmen, F tipi ile zindanlarda devlet otoritesinin sağlanacağını iddia ediyorlar.


“Otorite ve hakimiyet”: Mafya çeteleri için özgürlük!

Faşist mafya şeflerinin, çetelerin kaldığı “yüksek güvenlikli” F tipi cezaevlerinde neler olup bittiğine bakalım. Buralara uyuşturucu, silah, cep telefonu rahatlıkla giriyor. Eskisinden hiçbir farklılık yok. Çeteler bu “yüksek güvenlik” koşullarına rağmen, içerde silahlı dalaşı sürdürebiliyorlar. Bunların hepsi devletin bilgisi, desteği, yönlendirmesi sayesinde gerçekleşiyor. Hani koğuş düzeni “mafya şeflerinin, terör örgütlerinin hakimiyetine yol açıyor”du! Hani F tipine geçişle birlikte bu hakimiyet son bulacaktı!

F tipi cezaevlerinde faşist mafya şefleri açısından değişen hiçbir şey yok. Devletin sağlamak istediği otoritenin çifte yüzünün gerçekte ne olduğunu böylece daha iyi görüyoruz.

Bu otoritenin faşist mafya çetelerine dönük yüzünde, her türlü kirli ve kanlı işlerine içerde de devam edebilmeleri özgürlüğü vardır. Dışarıda kendisi büyük bir faşist mafya çetesine dönüşmüş olan devletten içerde de başka tür bir otorite kurması zaten beklenemez.


“Otorite ve hakimiyet”, devrimci kimliği
teslim almak için bir ihtiyaçtır

Bu otoritenin devrimci tutsaklara dönük yüzünde ise, sistematik fiziksel ve psikolojik işkence ile devrimci kimlikten soyundurma uygulaması vardır. Devletin tek sorunu, devrimci kimliğin teslim alınamamış olmasıdır. Tüm baskı, işkence, katliam, ağır cezalar ve büyük bedellere rağmen, devrimci bayrağın elden yere düşürülmemesidir.

Devletin “hakimiyet ve otorite kuramıyorum” derken asıl sorunu, devrimci tutsakların inançları üzerinde kurmayı başaramadığı hakimiyet ve otoritedir. Hücre saldırısı ile yeltendiği de budur.

Hücre saldırısı devrimci tutsakların üç ya da bir kişilik hücrelere konulmasından ibaret değildir. Bu, sadece saldırının başlangıç adımıdır. Ama ardından gelecek saldırılara topluca karşı koyuşun imkanlarının ortadan kaldırılması nedeniyle temel bir adımıdır.

Bundan sonra sıra, devrimci tutsakları teslim alma hedefine bağlı olarak uygulanacak ve Hitler’in Nazi kamplarını aratmayacak olan, sistemli, sınırsız fiziksel ve psikolojik baskı, işkence ve katliamlara gelecektir.

Devrimci tutsağın teslim alınması ile amaçlanan nedir? Devrimci inancını, dünya görüşünü, işçi
Hücre saldırısı sadece içeriyi değil,
esas olarak dışarıyı hedef alıyor!


Hücre saldırısına karşı çıkma gerekliliği sadece devrimci tutsaklarla dayanışma sorumluluğundan kaynaklanmıyor.

Devrimci tutsaklar devlet ile kendileri arasında cereyan eden bir mücadelenin temsilcisi değiller. Onlar işçi sınıfının ve ezilen halkların kurtuluş kavgasının temsilcileridir. Bu yüzden baskılara, işkencelere, katliamlara maruz kalıyorlar. Devletin devrimci tutsaklara dönük hücre saldırısı da kişisel bir öç alma duygusundan ileri gelmiyor.

Sermaye iktidarının hücre saldırısı ezilen, sömürülen ve baskı altında tutulan tüm kesimleri hedef alıyor. Öncelikle tüm öncü ve ilerici kesimlere gözdağı vermeyi amaçlıyor. Çizmeyi aşarsanız sizi bekleyen budur, tehditi savruluyor. Toplumsal muhalefetin ileri güçlerini teslim almanın bir aracı olarak devreye sokuluyor.

Böylece emperyalizm ve işbirlikçisi sermayenin “istikrar” programları peşpeşe dayatılacak. Hücreler, bu yıkım programlarına karşı mücadelenin önüne örülmek istenen barikattır.

Bugün hücre saldırısının kendisine dönük yüzünü göremeyenler, yarın dayanılmaz yaşam koşulları karşısında isyana yöneldiklerinde, bunu bütün çıplaklığıyla görecekler.

O zaman vaktin geç olmaması için, hücrelere karşı mücadeleyi bugünden yükseltelim.

Faşist yasa, yasak, baskı ve terörle mücadelemizin ve özgürlüğümüzün önüne örülen diğer barikatlarla birlikte hücre saldırısına da karşı çıkalım.

Emperyalizmin ve işbirlikçisi sermayenin egemenliğinin ayakları altında hakları çiğnenen, insanca yaşam hakları hiçe sayılan, bugünü ve geleceği karartılan işçiler, emekçiler, yoksul köylüler ve gençler!

Yarın “yeter artık bu sömürü, bu yağma, bu soygun, bu talan düzeni” diyerek mücadele yolunu tuttuğunda, sen de faşizmin yasaları gereğince tutuklanıp “terörist” ilan edileceksin! “Ezene, sömürene bekçilik eden, hakkımı aradığımda bana zulmeden bu devlet benim devletim değil” dediğinde, sen de DGM’lerde yargılanacaksın! Mahkemelerde “haklıyım, bu yüzden pişman değilim!” dediğinde, sen de hücrelere atılacaksın!

Hücreler senin haklarını gaspetmek, senin mücadeleni ezmek, senin direncini kırmak, seni ömür boyu insanlık dışı yaşam koşullarına mahkum etmek için hazırlanıyor.

Mücadele etmeyip de hücrelere atılmaktan kurtulacağını düşünürsen yanılıyorsun. Bu sayede belki içerdeki hücrelerden kurtulursun, ama dışardaki hücrelerden kurtulamazsın. Sermaye iktidarı büyük bir cezaevine dönüştürdüğü bu ülkede, tüm emekçilere yaşamı, cehennem koşullarında süren bir işkence haline getiriyor.

Mücadele etmezsen bu işkenceden kurtuluş yok. Sınıf kardeşlerinle birleşmezsen bu cehennemden kurtuluş yok. Bu mücadelenin önü dışarda da sermayenin hücre duvarları ile çevrilmiş. Tüm hak ve özgürlüklerinin önüne sermayenin faşist barikatları dikilmiş.

Hücreleri dışarda da içerde de yıkmak zorundayız.

Yarın çok geç olmadan acil demokratik taleplerimiz için mücadeleyi bugünden yükseltelim.

- Sınırsız söz, basın, örgütlenme, gösteri ve toplanma özgürlüğü!
- Sıkıyönetim, Olağanüstü Hal, Anti-terör, İller İdaresi vb. tüm faşist yasalar iptal edilsin!
- Açık-gizli tüm faşist militarist örgütlenmeler (Kontgerilla, Özel Kuvvetler, MİT, JİTEM, Siyasi polis, Jandarma, Köy koruculuğu vb.) dağıtılsın!
- MGK, Kriz yönetim merkezi, DGM’ler ve askeri yargı feshedilsin!
- Tüm çalışanlar için grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkı! Sınırsız grev ve genel grev hakkı! Lokavt yasaklansın!
- İşkenceye son, tüm siyasal tutuklulara özgürlük!

sınıfı ve emekçilerin çıkarlarına bağlılığını, örgütlü kimliğini inkar etmesidir. Pişmanlık göstermesi, itirafçılaşmasıdır. Devletin ve düzenin önünde diz çökmesidir. Her bakımdan alçalmış ve düşkünleşmiş bir insan müsveddesi haline gelmesidir.

Hücreler bu yolda ilk adımdır. Devlet hücreler altında uygulayacağı her zorbalığı yukardaki amaca tabi kılacaktır. Pişmanlık göstermeyen devrimci tutsakları bekleyen ise, sürekli ve sistemli fiziksel ve psikolojik baskı, işkenceler ve sonunda da katliam uygulamaları olacaktır.

En basit, en sıradan haklardan yararlanmak bile, düşkünleşme adımlarının atılması şartına bağlanacaktır. Devlet bunu açıkça ilan etmektedir. Her bir tutuklunun “ıslah” olma yönünde direnç gösterip göstermeyeceğine ve bunun seyrine, derecesine göre farklı farklı muamelelere maruz kalacağı ifade edilmektedir.

Devrime, komünizme inancından, devrimci örgütlü kimliğinden vazgeçmiyor musun, öyleyse tek kişilik hücreye atılacaksın! 3 ay, 6 ay, 1 yıl geceli-gündüzlü hücre hapsi cezası alacaksın! Havalandırmaya çıkartılmayacaksın! İnsan yüzü bile görmeyeceksin! Yemeğinin, ilacının, mektubunun verilip verilmemesi, direncin ya da düşkünleşmenin gösterilmesine bağlı olacak! Kütüphaneye çıkıp kitap okuyabilirsin, ama devletin belirlediği kitap ve yayınları okumak şartıyla! Dışarıya yazı gönderebilirsin, ama devletin istediği pişmanlık bildirilerini yazmak şartıyla!

Hücre düzeni ile en sıradan insani ihtiyaçlar bile devletin elinde devrimci tutsağa karşı birer silaha, saldırı ve yaptırım aracına dönüştürülecek.

İçeri ve dışarıyla tüm bağların kesileceği için, maruz kaldığın bu insanlık dışı uygulamalardan, işkence ve cinayetlerden kimsenin haberi dahi olmayacak.


Hücre, sistematik fiziki ve psikolojik
işkence demektir!

Esas karşı çıkılması gereken, hücre saldırılarının fiziki-mekansal koşullarıyla birlikte ve ancak o koşullarda uygulanabilecek olan, gün be gün, an be an devam ederek tutsağı devrimci ve insani kimliğini yok etme amacına tabi olan işkencenin niteliğidir.

İşkence münferittir demekten geri durmayan devlet, hücre saldırısı ile, yüzlerce, binlerce tutsağa kesintisiz olarak yıllarca sürecek fiziksel ve psikolojik işkence uygulamasının önünü açmak istemektedir.

Hücreler, sistematik fiziki ve psikolojik işkencenin adıdır.

Hiçbir amaç, bu insanlık dışı işkence uygulamalarını haklı çıkartamaz. Bu işkencenin sermayenin kanlı ve kirli düzeni karşısında devrimci tutsaklara boyun eğdirmek amacıyla uygulanması ise, ona daha da gayrımeşru bir nitelik kazandırmaktadır.

Hücreler, süreklileştirilmiş işkence, fiili idam kararı ve ölüm cezasıdır.

Sermaye iktidarı bir yandan idam cezasını kaldırma demagojisi yapıyor. Diğer yandan içerde ve dışarda devrimcileri katletmeye devam ediyor. İşkence ile katlediyor, yargısız infazlarla katlediyor, gözaltında kaybederek katlediyor, Buca’da, Ümraniye’de, Diyarbakır’da ve en son Ulucanlar’da olduğu gibi, vahşi saldırılarla katlediyor.

Sadece devrimcileri katletmiyor, işçi sınıfı ve emekçileri de katlediyor. Depremlerde onbinleri katlediyor. İş kazalarıyla katlediyor. Vahşi sömürü ile işçinin genç yaşta posasını çıkartarak, ömrünü kısaltarak katlediyor. Açlıktan, hastalıktan, tedavisizlikten dolayı katlediyor.

Bir yandan devlet idam cezasını kaldırmanın adımlarını atarak yüzüne “demokratikleşme” maskesi takmaya çalışıyor. Diğer yandan ise hiçbir sınır tanımadan katletmeye devam ediyor.

Hücre saldırısı da bu katliam politikasının yeni bir adımıdır. Bunu devlet yetkilileri “ölmekten beter etmek” şeklinde açıklıyorlar. Tutsakları birbirlerinden, sosyal yaşamdan tecrit etmenin diğer adı tutsakları canlı canlı mezara sokmaktır. Bunu başaran devlet, direnen devrimci tutsakları fırsatını bulduğunda açıkça katletmekten de geri durmayacaktır.

Hücre saldırısına karşı direnelim!
Hücreler ile dayatılmak istenen sistematik işkenceye ve
katliamlara geçit vermeyelim!
Zindanlardan yıkılsın, tutsaklara özgürlük!






İşte sorunlarımız, işte taleplerimiz!


Hücre saldırısını, “oda tipi”, “villa tipi” sosuna bulayarak, cezaevinde yaşama koşullarının iyileştirilmesini amaçladıkları yalanını söylüyorlar. Bu uygulamanın tutuklu ve hükümlülerin insanca yaşam haklarına saldırı anlamına gelmeyeceği yalanını söylüyorlar.

Amaçları yaşama koşullarının iyileştirilmesi ise, tutsakların temel insan haklarının gereklerinin yerine getirilmesi ise yapılması gerekenler bellidir.

İşte sorunlarımız, işte taleplerimiz, bunlar yerine getirilsin!

Sağlığa ilişkin sorunlar:
‘96 yılında devletin teslim alma politikasına karşı yapılan Ölüm Orucu ve SAG sonrası ortaya çıkan sağlık sorunları çözülmediği gibi, yüzlerce tutsak insanlık dışı yaşam koşullarından kaynaklı çeşitli bulaşıcı ve ölümcül hastalıklarla yüzyüzedir.

‘95 istatistiklerine göre, 185 cezaevinde doktor, 31 cezaevinde diş doktoru, 44 cezaevinde sosyal hizmet uzmanı, 41 cezaevinde psikolog bulunmamaktadır. Cezaevi sayısı çok fazla olmasına rağmen, cezaevlerindeki sağlık standartları çok düşük bir düzeyde bulunmaktadır. Cezaevi revirleri asgari tıbbi cihazlardan dahi yoksundur. Cezaevlerindeki tutsakların tedavileri bilinçli bir imha politikasıyla engelleniyor. Hastahanelere sevkler yapılmadığı gibi, hastahaneye sevkedilen tutsaklar jandarmanın işkence ve fiili tedavi engellemesiyle karşılaşıyorlar. Sağlık sorunları ayrıntılı olarak araştırılmadan, üstünkörü bir biçimde ağrı kesici haplar ve antibiyotiklerle geçiştiriliyor.

Savunma hakkının önüne konulan engeller:
* Tutsakların avukatlarıyla görüşmeleri engelleniyor, avukatlar gözaltına alınarak işkenceden geçiriliyor.

* Aynı davadan yargılanan tutuklular farklı cezaevlerine konularak, ortak savunma hazırlamalarının önüne geçiliyor. Aynı sorun bayan ve erkek tutukluların farklı cezaevlerine konulmasıyla da yaşanmaktadır.

* Tutsaklar yargılandıkları ilin dışında başka bir cezaevine konularak mahkemeye gidiş gelişleri engelleniyor. Böylece davanın bulunduğu il kapsamında bir cezaevine konulma hakkı fiilen gaspediliyor.

* Mahkemeye gidiş-gelişlerde jandarmanın fiili taciz ve saldırıları ring araçlarından mahkeme salonlarına kadar uzanıyor. İnsanlık dışı arama koşulları dayatılıyor.

İletişimle ilgili sorunlar:
* Devrimci tutsaklara kitapların ve yayınların verilmesinde yer yer cezaevi idarelerinin keyfi engellemeleri sözkonusudur.

* Siyasi tutsakların politik, bilimsel, edebi vb. ürünlerinin gönderilmesi ya engelleniyor ya da yazılar sansürlenerek gönderiliyor.

* En temel iletişim araçlarından biri olan telefonun kullanılması keyfi olarak engelleniyor.

Görüşte karşılaşılan sorunlar:
* Açık görüş hakkımız gaspedilmiştir.

* Siyasi tutsakların yakınları, ziyaretçileri sürekli olarak siyasi polisin baskı ve tacizine maruz kalıyorlar. Gözaltına almalar, işkenceler olağanlaştırılmaya çalışılıyor.

* Birçok cezaevinde görüş mekanları yetersizdir.

* Bazı cezaevlerinde görüş saati keyfi olarak kısaltılıyor.

* Tutsak yakınları aramalarda insanlık dışı, onur kırıcı yöntemlerle yıldırılmaya çalışılıyor. (Ayakkabı çıkarma, ceket çıkarma, taciz vb.)

* Ziyaretçilerin görüşe alınma süreci videoya alınarak, ziyaretçilerin üzerinde psikolojik basınç oluşturulmaya çalışılıyor.

* Bazı cezaevlerinde yiyecekler içeri alınmıyor, alındığı yerlerde ise yiyecekler arama bahanesiyle kullanılamaz hale getirildikten sonra devrimci tutsaklara veriliyor.

Sevklerde karşılaşılan sorunlar:
* Sevkler sırasında siyasi tutsaklar askerin fiziksel saldırılarına maruz kalıyorlar.

* Sevk araçları her türlü sıhhi koşullardan yoksundur.

* Araçlarda yeterli havalandırma, ışıklandırma bulunmuyor.

* Kelepçe, işkence aracı olarak kullanılıyor.

Beslenme ile ilgili sorunlar:
Adalet Bakanlığı’nın belirlediği iaşe bedelleri komik bir düzeyde bulunmaktadır. Üstelik tutuklu ve hükümlülerin dışarıdan almak istediği gıda maddeleri ya geç alınıyor ya da bu yöndeki talepler reddediliyor. Temiz su ihtiyacı çoğu zaman karşılanmıyor.

Taleplerimiz:
* F tipi cezaevlerinin yapımına son verilsin.

*3’lü protokol iptal edilsin.

* İnfaz yasasındaki, tutsaklar arasındaki eşitsizliği kapsayan her türlü hüküm ortadan kaldırılsın.

* Cezaevlerindeki tüm katliamların failleri bulunsun, yargılansın.

* Savunmanın önündeki tüm engeller kaldırılsın, bayan ve erkek tutsakların savunma temelinde biraraya gelmeleri engellenmesin.

* Her cezaevinde tutuklu ve hükümlülerin başvuracağı danışman bir avukat bulundurulsun.

* Cezaevlerinin denetiminde, her tür katliamın ve hak ihlalinin araştırılmasında TTB, TBB, TMMOB gibi demokratik kurumlar yer alsın.

* Her cezaevi revirinde doktor, ambulans ve her türlü tıbbi araç ve gereç bulundurulsun. Özel tedavisi gereken tutuklu ve hükümlüler özel tedavi merkezlerine gönderilsin, yanında refakatçi bulunmasının önündeki engeller kaldırılsın.

* Fiyatına bakılmaksızın her türlü ilaç devletçe karşılansın.

* Tedavisi cezaevinde mümkün olmayan hastalar derhal serbest bırakılsın.

* Bütün tutuklu ve hükümlülerin yakınlarını kaybetme durumlarında onları görme hakkı olsun.

* Tüm tutuklu ve hükümlüler açık görüş hakkından yararlansın

* Siyasi tutsakların ziyaretçileri üzerindeki polis terörü son bulsun.

* Görüş mekanları fiziki olarak yeterli hale getirilsin

* Gıdaların kullanılmaz hale getirilmesi uygulamalarına son verilsin

* İnsanlık onuruna aykırı arama yöntemlerine son verilsin.

* Sevkler sırasında devrimci tutsakların karşı karşıya kaldıkları saldırılar son bulsun, işkenceciler yargılansın.

* Sevk araçları her tür sıhhi koşula uygun olsun, sevk araçlarının havalandırması ve ışıklandırması yeterli düzeyde bulunsun.

* İaşe bedelleri arttırılsın, siyasi tutsakların her tür gıda ve ihtiyaç maddesini dışarıdan aldırmasının önündeki engeller kaldırılsın.

* Tutuklu ve hükümlülerin banyo, temizlik ve temiz su ihtiyacı karşılansın

* Her tür yayının cezaevine girişinin önündeki engeller kaldırılsın.

* Siyasi tutsakların zihinsel üretimlerinin eseri olan ürünlerinin sansürlenmesi, gönderilmemesi uygulamalarına son verilsin.

* Mektup ve faksların karalanması uygulamalarına son verilsin.

* Tüm cezaevlerine tutuklu ve hükümlülerin kullanabileceği ankesörlü telefonlar konulsun.

Zindanlar yıkılsın, tutsaklara özgürlük!