ARSIVANA SAYFA
 
1 Temmuz '00
SAYI: 24
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Düzen cephesinde krizler ve reformist solda hayaller
"Kriter" tartışmaları ve teslimiyet platformu...
"Kophenag kriterleri" tekerlemesi ve...
Sistem kontr-gerillasız yapabilir mi?
Sermaye patronları açık köle pazarına dönmüş...
24 Haziran İstanbul mitingi
Mamak belediyesi işçileri grev kararı aldı
Çorlu deri işçileri baskı ve teröre rağmen...
Asgari ücret mi, sefalet ücreti mi?
Enerji-Yapı Yol Sen üyelerinin ülke çapında...
Tüm Sosyal Sen ve SES'in ortak eylemi
Tekirdağ'da 20 bin kişilik üretici köylü gösterisi
TÜGSAŞ ve İGSAŞ'ın özelleştirilmesi...
Sivas katliamının perde arkasında...
Hırsızlık, Yolsuzluk, pislik ve "Yüce Meclis"!
Devrimci tutsakların "sağlıklı yaşam hakkı"...
İstanbul Barosu'nun cezaevi etkinlikleri
Emperyalist tekeller kâr uğruna doğayı katlediyorlar!
Ekim Gençliği'nden...
Almanya'da anlamlı öncü işçi etkinliği
Otomobil sektöründe neler oluyor!
Basında hücre saldırısı
Mücadele tarihimizden
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar





 
 
Mücadele postası...

Çocuklarımız bu düzenin
sömürü çarkları arasında eziliyor!


Sermaye düzeni çarklarını döndürmek için türlü yollarla biz işçi ve emekçilerin çocuklarını da köleleştirme çabası içindedir. Çok yönlü sömürüsünü çeşitli kılıflar altında gerçekleştirmektedir. Bu sömürü yollarından staj ve çıraklık, eğitimde en çok kullanılan yollardandır.

Merkezi havalandırma ve klima santralleri üretimi yapan bir metal fabrikasında yaklaşık13 aydır çalışmaktayım. Yukarıda belirtmiş olduğum sömürü yöntemleri, bu fabrikada yoğun olarak kullanılmaktadır. 70 işçinin çalıştığı bu fabrikanın yarıya yakını, çıraklık eğitiminden gelen çocuklardan ve stajyer gençlerden oluşmaktadır. Staj için gelen gençler mesleği üzerine bir işte çalışması ve o iş üzerinde pratik edinmesi gerekirken, nerde angarya işler varsa oralara verilerek, staj eğitimiyle hiç bir ilgisi olmayan işlerde çalıştırılmaktadır. Verilen ücret ise asgari ücretin yüzde 25’idir. Bu ücretle çocuklarımız gerçekte bir angaryaya tabi tutulmaktadırlar.

Bu sistematik sömürü aracı ‘97’de çıkardıkları ve yeni yeni uygulamaya başladıkları çıraklık yasasıyla geliştirilmiştir. Sermaye sözde bu yasayla hem aile bütçesine katkı hem de çıraklara eğitim sağlamaktadır. Bu yasa emperyalistlerin yıllardır kullandığı bir sömürü sistemidir. Amaçları, çocuk emeğinden yararlanmak, onları sisteme adapte etmek ve bu eğitimle yetinmelerini sağlamaktır. Milli eğitim ve patronların işbirliğiyle, bu çocuklar, asgari ücretin altında maaşla çalışmaktadırlar. Öte yandan daha 13-14 yaşında ağır işlerde çalıştırılarak bizlerle aynı koşulları paylaşmak zorunda bırakılmaktadırlar.

Haftanın bir günü okula gidip sözde eğitim alan bu çocuklar, geri kalan günlerde fabrikalarda acımasızca, ağır ve zor koşullar altında çalıştırılmaktadır.

Görülüyor ki, biz işçi ve emekçilerin ürettiklerinden elde ettikleri kârlarla çocuklarını özel okullarda okutanlar veya yurt dışına eğitime gönderenler, hiç de bizlerin çocuklarının akıbetini düşünecek durumda değildirler. Onlar yalnızca bizim çocuklarımızın sırtından nasıl kâr sağlayacaklarını ve sömürülerini nasıl katmerleştireceklerini düşünüyorlar.

Çocuklarımızın böylesine sömürülmelerine son vermek ve eğitim haklarından yoksun bırakılmamaları için mücadele etmeliyiz. Eğer karşı koymazsak ve bu vahşi sömürü çarkı devam ederse, çocuklarımızın akıbeti de bizden farklı olmayacaktır.

TKİP programı bize bu sorunlarımızın yanıtlarını da vermektedir:

Her düzeyde parasız eğitim! 17 yaşına kadar zorunlu eğitim! Bilimsel, demokratik ve laik eğitim.

Bu talepler altında birleşip mücadele etmekten başka bir yolumuz yok..

Bir metal işçisi/İstanbul




Bizleri kurtaracak olan
kendi kollarımızdır!


Merhaba işçi arkadaşlar!
Ben yoğun bir sömürü ve sefalet koşullarında çalışan bir tekstil işçisiyim. Günde on saat çalışmaktayım. Yaşadığım koşullar tekstil işkolunda çalışan işçi arkadaşlarla aynı. Zorunlu mesailer, ücretlerin gününde ödenmemesi, vb.

İçerde de işçi-emekçilerin öncülerine, devrimci tutsaklara “cezaevlerine hakim değiliz, F tipi, Avrupa tipi, tatil çiftliği” vb. söylemlerle saldıran sermaye devleti, (bunun en son örneğini 26 Eylül’de, 10 devrimcinin katledildiği Ulucanlar’da gördük) dışarda da bize 60 yaş emekliliği, sosyal haklarımızın tasfiyesi, özelleştirmeler, işsizlik sigortası vb. adlar altında saldırıyor. İşsizlik sigortası gerçekten söyledikleri gibi midir?

1 Haziran 2000 tarihinden itibaren Zorunlu Tasarruf Fonu kesintileri kaldırıldı, yeni bir aldatmaca olan işsizlik sigortası kesintileri başladı. Buna göre, her ay işçiden %2, patrondan %3 kesinti yapılacak. Bu kesilen paralar 2002 yılında yürürlüğe konulacak. İşten atılmadan önce son 120 gün prim ödeyenler eğer 3 yılda 600 günü doldurmuşlarsa, işten atıldıklarında 6 ay boyunca işsizlik parası alacaklar. Ancak bu para asgari ücretin netini ve yarısını geçemeyecek. Getirilen bir dizi sınırlama nedeniyle, sigortalı işçilerin yarısı bu uygulamadan (bir patron kazasına kurban gitmezlerse) yararlanabilecek. Ayrıca işveren işten atarken haklıysa, işten atılan işçi bu sigortadan yararlanamayacak. İşçi Bulma Kurumu’nun bulduğu, sefalet ücretlerinin dayatıldığı bir işi reddedenlere ödeme yapılmayacak.

Bugün sermaye devleti işsizlik sigortasıyla işten atmayı kolaylaştırıyor. İşveren işten atmakla haklıysa işsizlik sigortası ödenmeyecek, haklı değilse işsizlik sigortası ödenecek. O halde işten atmalara kim karşı çıkabilir ki? Nasılsa işsizlik sigortası ödeniyor. Bugüne kadar işveren işten atmaya mecbur olduğunu, yoksa işyerini kapatmak zorunda kalacağını söylüyordu. Buna gerekçe de ücretlerin yüksek olduğuydu. Şimdi ise işsizlik sigortasını kullanıp, “daha ne istiyorsunuz, işsizlik sigortası veriyoruz” diyecek!

Herşeyden önce patronun verdiği %3 yine işçinin cebinden çıkacak. İşveren yaptığı bütün harcamaları işçi maliyeti olarak göstermektedir. Daha önce oluşturulan fonların başına ne geldiğini biliyoruz; özelleştirmelere, banka ve şirket kurtarmalara, sermaye teşviklerine harcandı. İhbar ödentileri, kıdem tazminatları çalışan işçinin bir bakıma işten atılmamasının bir güvencesi. İşverenler ve sermaye devleti uzun zamandan beri gözlerini bu haklarımıza dikmişlerdi. Zaten oluşturulan işsizlik sigortasının bir amacı bu tazminatları gaspetmektir.

Patronlar sigortalarımızı ne zaman zamanında yatırdılar ki şimdi yatırsınlar? Hala işçiler hayvanca çalışma koşullarında, sigortasız, ya da eksik yatırılan primlerle çalıştırılıyor. O zaman kime hizmet edecek bu işsizlik sigortası? Bize mi, yoksa patrona mı?

İşte arkadaşlar, ballandıra ballandıra anlattıkları işsizlik sigortası bu. Sermaye devleti bunu bize yaparken, içerde de devrimci tutsaklara F tipi, villa tipi, dubleks, Avrupai, çiftlik gibi, vb. söylemlerle ölüm hücrelerini dayatıyor. Dışarda bize, içerde devrimci tutsaklara yapılan bu saldırıyı topyekûn bir karşı koyuşla püskürtelim. Öncü işçilerle, devrimcilerle dayanışma içerisinde olalım.

Eğer biz sesimizi yükseltmezsek, bunun gibi birçok saldırıyı arka arkaya yürürlüğe koyacaklar ve bizim elimizde en ufak bir hak kırıntısı kalmayacak. Onun için hepimiz, “Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!” şiarını yükseltelim. Tüm çalışanlar için genel sigorta isteyelim. Primler işçiler tarafından değil, devlet ve işveren tarafından ödensin.

Herkese iş, tüm çalışanlara işgüvencesi, genel sigorta hakkı!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!
Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!

Genç bir tekstil işçisi/İzmir




“Sigortamız yok, hiçbir
sosyal hakka da sahip değiliz”


İkitelli Organize Sanayi Sitesi’de çalışıyorum. Çalıştığım işyerinde yaklaşık 30 kişi çalışıyor ve bunların çoğu genç işçi. İş saatleri sabah 07:30’dan 17:30’a kadar, yemek paydosu 30 dakika. Yemekler bozuk, aldığımız ücret asgari ücretin de altında (70-80 milyon). İşçiler genelde Kastamonulu, Sinoplu ve İranlı. Sigortamız yok, hiçbir sosyal hakka da sahip değiliz. İşçilerin en küçüğü 12, en büyüğü 45 yaşında. İşyerinde plastiği eritip şekil veriyoruz. İşçiler duyarlı değil.

İşyerinde ilk müdahaleyi iş başvurusunda yaptım. Yaklaşık 10 işçiye form dağıttılar, herkesin yanına tek tek gidip birlikte aynı ücreti yazmamız gerektiğini söyledim, kabul ettiler. Hepimiz 110 milyon yazdık. İşçilerin çoğunluğuyla konuştuk, okullar açıldığı zaman zam isteyeceğiz.

Bir plastik işçisi