ARSIVANA SAYFA
 
1 Temmuz '00
SAYI: 24
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Düzen cephesinde krizler ve reformist solda hayaller
"Kriter" tartışmaları ve teslimiyet platformu...
"Kophenag kriterleri" tekerlemesi ve...
Sistem kontr-gerillasız yapabilir mi?
Sermaye patronları açık köle pazarına dönmüş...
24 Haziran İstanbul mitingi
Mamak belediyesi işçileri grev kararı aldı
Çorlu deri işçileri baskı ve teröre rağmen...
Asgari ücret mi, sefalet ücreti mi?
Enerji-Yapı Yol Sen üyelerinin ülke çapında...
Tüm Sosyal Sen ve SES'in ortak eylemi
Tekirdağ'da 20 bin kişilik üretici köylü gösterisi
TÜGSAŞ ve İGSAŞ'ın özelleştirilmesi...
Sivas katliamının perde arkasında...
Hırsızlık, Yolsuzluk, pislik ve "Yüce Meclis"!
Devrimci tutsakların "sağlıklı yaşam hakkı"...
İstanbul Barosu'nun cezaevi etkinlikleri
Emperyalist tekeller kâr uğruna doğayı katlediyorlar!
Ekim Gençliği'nden...
Almanya'da anlamlı öncü işçi etkinliği
Otomobil sektöründe neler oluyor!
Basında hücre saldırısı
Mücadele tarihimizden
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar





 
 
Eğitim-Sen Kocaeli Şubesi’nin
4. Olağan Genel Kurulu yapıldı


Eğitim-Sen Kocaeli Şubesi’nin 4. Olağan Genel Kurulu 24 Haziran’da yapıldı. KESK’in ve onun motor gücü olarak tanımlanan Eğitim-Sen’in içine girdiği yeni sürecin bir aynası olan Genel Kurul’da, DSD, Yurtseverler, Sendikal Birlik ittifakı, tam liste olarak yönetime geldi. Genel kurulun ön süreci ve kurulun kendisi, hem uzlaşmacı-pasifist çizgide derinleşme, bürokratik yozlaşmada ilerleme, hem de bunlara karşı oluşan muhalefetin toparlanmaya başlamasına tanıklık etti.

Genel Kurul’un bir ay öncesinden sendikadaki gruplar arasında ittifak görüşmeleri başladı. Ancak bu görüşmeler sendikal politikalar, programlar temelinde değil, delege hesabı, üç senden, beş benden tartışmaları ekseninde yapıldı. Bu görüşmelerden bir süre sonra Emek Grubu ve Devrimci Öğretmen (Yön) grubu çekildi.

Emek Grubu bu süreçte en geniş emekçi kitlesini kapsayacak, gruplara da açık bir çalışma önerisinde bulundu. Genellikle öncü eğitim emekçilerinden yanıt bulan bu çağrı, bürokrasiye karşı tabanın söz-karar hakkı, delegelik hesaplarına karşı genel oy ve nispi temsil temeline dayanıyordu. Sosyalist kamu emekçileri olarak çalışmaya katıldık. Ancak çalışma içinde Emek Grubu’nun Körfez ilçe seçimlerinde aynı tavrı göstermemiş olması (kapalı kapılar ardında delege hesabı yapması, aynı süreçte orada önce kamu emekçilerinin bir platform oluşturma çabası içinde olması), diğer illerde reformist ittifaklar yapması (ÖDP ve Yurtseverlerle) vb. nedenlerle, Çalışma Grubu’ndan Emek Grubu’na yönelik samimiyetsizlik eleştirileri geldi.

Samimiyetsizlik eleştirilerine karşı sosyalist kamu emekçilerinin tutumu şu olmuştur:

Samimiyeti belirleyecek olan gelecek süreçteki tutumdur. Ayrıca samimiyetsizlik yapıyorlarsa bile, yapılan iş doğrudur. Bunu Genel Kurul sonrasına taşıyıp daha nitelikli hale getirebiliriz. Çalışma Grubu beş toplantı yaptı ve toplam olarak, tabanın söz-karar hakkı, delegelik sistemi, işyeri örgütünün güçlendirilmesi, aidatlardan alınan paylar üzerine yoğunlaştı. Hak alıcı eylemlere yönelmemiz gerektiğine ilişkin vurgu yapıldı. Ancak genel demokratik-siyasal haklar mücadelesi ve talepler boyutu eksik kaldı. Çalışma Grubu’nun faaliyetini uzun süreli olarak gördüğümüz için, bunun çözülebilir bir sorun olduğunu biliyoruz. Çalışma boyunca görüştüğümüz öncü kamu emekçilerinin önemli bir bölümünde de bu rahatsızlığın olması ayrıca önemlidir.

Çalışma Grubu Genel Kurul’a aidat gelirlerinin dağılımı, şubeye internet kurulması ile ilgili önergeler verdi. Bunlardan sonuncusu hariç hepsi kabul edildi. Çalışma Grubu’nun adayları yönetime, delegeliğe seçilemedi. Ancak aldığı oy oranıyla gelecek için olumlu sinyaller verdi. 15-30 oy farkla listeyi delemedi. Çalışma sendikada belli bir canlılık sağladı. Bu çalışmayı Genel Kurul sonrasına taşımak ve niteliğini geliştirmek, öncü ve sosyalist kamu emekçilerinin omuzlarındadır.

Üreten biziz, yöneten de biz olacağız!

İzmit’ten Sosyalist Kamu Emekçileri




Ankara:

Tüm Sosyal-Sen ve SES’in ortak eylemi


29 Haziran’da Tüm Sosyal-Sen ve SES, SSK Genel Müdürlüğü önünde, 4447 No’lu yasaya, Uyum Yasası’na ve 57. hükümetin kurulmasıyla birlikte ırkçı-faşist kadrolaşma çalışmalarına karşı bir basın açıklaması düzenlediler. Basın açıklamasına destek için TÜMTİS üyesi işçiler, Enerji Yapı Yol-Sen’den yöneticiler, Çankaya ve Mamak’ta grev kararı almak üzere olan belediye işçileri de eyleme katıldı. Daha sonra basın açıklaması okundu ve sık sık sloganlar atıldı.

Daha sonra Sağlık Bakanı’nın katıldığı SSK Genel Kurulu’na temsilciler gönderildi ve beklenmeye başlandı. Bu sırada kafatasçı Sağlık Bakanı Osman Durmuş SSK Genel Kurulu’ndan çıktı ve eylemcilerin arasından geçti. Emekçiler bakanı yuhaladılar ve “İMF uşağı hükümet istifa!” diye sloganlar attılar. Daha önce toplanan imzalar SSK Genel Kurulu’na verildi ve temsilciler gelene kadar oturma eylemi yapıldı. Eyleme katılım 150 kişi civarındaydı. SES ve Tüm Sosyal-Sen tabanının katılımının gereğince örgütlenememesi eyleme zayıf bir görüntü verdi.

Kızıl Bayrak/Ankara




İsviçre’nin Cenevre kentinde enternasyonal eylem

Küreselleşme karşıtı eyleme
10 bin kişi katıldı


İsviçre’nin Cenevre kentinde küreselleşmeye karşı düzenlenen uluslararası miting 25 Haziran’da yapıldı. Eylem bu kentte toplanmakta olan ‘Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi’ne (DMS) karşı yapıldı. Yürüyüşe yaklaşık 10 bin kişi katıldı. Bu bölgeden 200 sosyal kuruluş ve dünyanın her tarafından farklı organizasyonların katılımıyla gerçekleşen eylem coşkulu geçti. Emekçiler sınır tanımayan küreselleşme saldırısını protesto etmek için yürüdüler.

Büyük bir meydanda buluşan kitle, pankartlarını açıp sloganlarını atarak coşkuyu arttırdı. İşçiler, emekçiler, köylüler eylemde buluşmuşlardı. Gençler sayıca mitingde büyük bir ağırlığa sahipti. Bu, yaşadığımız sistemin çürümüşlüğüne karşı gençlikten yükselen tepkinin ifadesiydi.

Eylemde Fransızca, İngilizce, İspanyolca, Portekizce ve Arapça konuşmalar yapıldı. Konuşmalarda, ‘Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi’ protesto edildi, borçlu ülkelerin borçlarının hemen silinmesi istendi. Yeni Dünya Düzeni’ne karşı birlik çağrısı yapıldı.

Konuşmalardan sonra toplanan kitle yürümeye başladı. Yürüyüşte yüzlerce pankart taşınıyordu. Kitle sesini daha da yükselterek sloganlar atmaya başlamıştı. Bu arada mitinge katılmayan binlerce kişi yürüyüşü ilgiyle izliyordu. Yavaş yavaş katılım da artıyordu.

Bu sene güvenlik önlemleri geçen yıllara göre daha çok artırılmıştı.

BM binasının önüne kadar yüründü. Burada bazı yerlerde polis engelleriyle karşılaştık. Gaz bombalarıyla donatılmış robocop polisler ve arkada saklanan askerler kitle tarafından protesto edildi. Yürüyüşün sonunda bir konuşma daha yapıldı ve eylem bitirildi.

Kızıl Bayrak/Cenevre




Artık Kızılderili Zapata’dır, Zapatisttir!


Beyaz adam yeni dünyaya ayak bastı. Bir de “uygarlık” götürdü yanında. Tıpkı Iraklı çocuklara götürdüğü ölümcül “insan hakları” gibi. Ya da Vietnam’a, Kosova’ya, Ruanda’ya, Uganda’ya…

Kızılderili, komşu kabilelerden beyaz adamın en çok altını istediğini duydu. Ve istediğini elde etmek için nasıl zalimleştiğini de... Buna bir anlam veremedi. Çünkü altın onun için yalnızca küçük heykelcikler ve süs eşyasıydı. Nereden bilsindi eski dünyanın meta ekonomisini ve altının metalar karşısındaki yerini. Altının bütün metalara sahip olmanın aracı olduğunu. Ve tabii anlayamazdı bütün metalara neden sahip olunması gerektiğini. O, o güne kadar tüm ihtiyaçlarını doğadan, toplayıcılık ve avcılıkla elde etmişti. Ancak ihtiyacı olduğu kadarını almış ve doğayla uyumlu bir şekilde yaşamıştı. Henüz insanın insanı sömürdüğü, herkesin ortak malı olan toprağın çitlerle çevrilip bölündüğü, kişilerce mülk edinildiği toplumsal sistemlerden de habersizdi.

Kızılderili elindeki altının hepsini beyaz adama sunmaya karar verdi. Dileği beyaz adamın geldiği yere çekip gitmesi, onu doğayla başbaşa doğal gelişimine bırakmasıydı.

Sunulan altın, beyaz adamın hırsını daha da kamçıladı. Kızılderili, beyaz adamın kana ve altına doymayacağını, ancak onun kılıcı altında can verirken, kırbacı altında köleleşirken kavradı.

Beyaz adam Kızılderili’yi topraklarından sürdü. En verimli yerlere kendisi yerleşti. Zamanla küçük kasabalardan, küçük ve büyük çiftliklerden büyük kentler oluştu. Hüküm süren küçük meta ekonomisi değil, kapitalist ekonomiydi artık. Yine de altının önemi azalmadı.

Beyaz adam Kızılderili’yi sürdüğü topraklarda da rahat bırakmadı. Yeraltı, yerüstü tüm zenginliklerini talan etti. En verimli topraklara kendisi yerleşti. Yetinmedi, kentlerde biriktirdiği tonlarca çöp ve zehirli atığı getirip onun yaşadığı toprağa attı. Yetinmedi, nükleer denemelerini onun yaşadığı yerlerde yaptı. Yetinmedi, onun emeğini sömürdü. Beyaz adam yıkıcıydı, kirleticiydi, sömürücüydü.

Kızılderili şimdi içecek suyunu bile yüzlerce mil uzaktan getirmek zorundadır.

Beyaz adam “uygarlığı” şimdi de Afrika halklarına ve ölümcül insan haklarını Balkanlar’a, Ortadoğu’ya, Kafkasya’ya götürmeye devam ediyor.
Ama artık Kızılderili Oturan Boğa değil, savaşandır. Artık Kızılderili Zapata’dır, Zapatisttir.

Fatime Akalın