¤ SAYI: 24, 1 Temmuz 2000
 ARSIVANA SAYFA
 
1 Temmuz '00
SAYI: 24
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Düzen cephesinde krizler ve reformist solda hayaller
"Kriter" tartışmaları ve teslimiyet platformu...
"Kophenag kriterleri" tekerlemesi ve...
Sistem kontr-gerillasız yapabilir mi?
Sermaye patronları açık köle pazarına dönmüş...
24 Haziran İstanbul mitingi
Mamak belediyesi işçileri grev kararı aldı
Çorlu deri işçileri baskı ve teröre rağmen...
Asgari ücret mi, sefalet ücreti mi?
Enerji-Yapı Yol Sen üyelerinin ülke çapında...
Tüm Sosyal Sen ve SES'in ortak eylemi
Tekirdağ'da 20 bin kişilik üretici köylü gösterisi
TÜGSAŞ ve İGSAŞ'ın özelleştirilmesi...
Sivas katliamının perde arkasında...
Hırsızlık, Yolsuzluk, pislik ve "Yüce Meclis"!
Devrimci tutsakların "sağlıklı yaşam hakkı"...
İstanbul Barosu'nun cezaevi etkinlikleri
Emperyalist tekeller kâr uğruna doğayı katlediyorlar!
Ekim Gençliği'nden...
Almanya'da anlamlı öncü işçi etkinliği
Otomobil sektöründe neler oluyor!
Basında hücre saldırısı
Mücadele tarihimizden
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar





 
 
İstanbul Barosu’nun cezaevi etkinlikleri

“Biz de saldırıyı püskürtmek
için hazırız!”


F Tipi cezaevlerine karşı bir süreden beri çalışma yürüten İstanbul Barosu Cezaevi Çalışma Grubu 21-22-23 Haziran tarihlerinde cezaevleri etkinlikleri düzenledi.

Muammer Karaca Tiyatrosu’nda, 21 Haziran günü, fotoğraf ve karikatür sergisi açıldı. Yücel Sayman’ın yaptığı açış konuşmasının eksenini F Tipi cezaevleri oluşturuyordu. Multivizyon gösterisinin ardından Müşfik Kenter’in şiir dinletisi, izleyenlerin oldukça beğenisini topladı. Programın akşamki bölümünde ise Sadık Gürbüz ve Bulutsuzluk Özlemi’nin konserleri gerçekleşti.

Bir sonraki gün programda İstanbul Sahnesi’nin “F Dönemecinde” oyunu, “Duvarların içi-dışı” isimli şiir ve müzik dinletisi ve akşam ise, Ekrem Ataer’in konseri vardı. 3 günlük programda en ilgi toplayan ise son etkinlik olan panel idi. Grup Işığın Yansıması’nın müzik dinletisinin ardından gerçekleşen paneli, İstanbul Baro Başkanı Yücel Sayman yönetti. Kısaca F Tipi cezaevleri hakkında bir giriş yapan Sayman’dan sonra sözü Av. Several Demir aldı. Kandıra Cezaevi’ni incelemek amacıyla giden heyetin içinde yeralan Demir, cezaevi koşullarından bahsetti. Ayrıca ayrıntılı bir tarzda devletin cezaevleri politikasını anlattı. Son olarak ise, tutsakların yasalara da dayanarak haklarını dile getirdi.

Ardından sözü alan gazeteci Aydın Engin ise, F Tipi’ne karşı olmak gerektiğini, bu doğrultuda öncelikle cezaevlerinden yaklaşık olarak günde 10 adet mektup aldığını, ancak Uşak Cezaevi’nden aldığı bir mektupta yazıldığı gibi “Biz de hazırız!” sözleriyle, yazın yeni ‘96’lara gebe olduğunu, karşı çıkmanın yetmediğini ve tüm karşı çıkanların neye evet dedikleri konusunda ortaklaşmaları gerektiğini dile getirdi.

Engin’in ardından söz alan Dr. Yeşim İşlegen, Kandıra Cezaevi’ni kendisinin de gezdiğini, devletin bugüne kadar bu konuda sürekli yalan söylediğini ve yalanlarının hepsinin boşa çıktığını belirtti. Hücrenin fiziki ve psikolojik tahribatlarından bahseden İşlegen, Kandıra Cezaevi’nde duyumsal ve algısal izolasyonun olmadığını, ancak uzun süreli sosyal izolasyonun duyumsal ve algısal izolasyona da yolaçtığını belirtti. İşlegen sözlerini, içerideki tutuklu ve hükümlüler olduğu kadar kendilerinin de saldırıyı püskürtmek için hazır olduklarını belirterek bitirdi.

Yeşim İşlegen’den sonra konuşan TMMOB temsilcisi mimar Celal Beşiktepe ise, mimari olarak Kandıra Cezaevi’ni değerlendirdiklerini, insan unsurunun hiçe sayıldığını gördüklerini, ama asıl meselenin mimari değil, ideolojik karşı çıkış olması gerektiğini dile getirdi.

Son olarak sözü alan Av. Ergin Cinmen ise, sürecin 96’dan Mehmet Ağar’ın Adalet Bakanı seçilmesinden itibaren devam ettiğini, bugünkü hücre tipi saldırısının aslında Ağustos Genelgesi’ne dayandığını belirtti. Kitle örgütlerinin soruna sahip çıkması üzerine de vurgu yaptı. Geç saatlere kadar süren paneli izleyen yoğunlukla tutuklu yakınları ve hukukçulardı.

Türkiye Barolar Birliği’nin “oda” tipini savunduğu bir yerde, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Cezaevleri Çalışma Grubu’nun, F Tipi’ne karşıtlık temelinde bir etkinlik düzenlemesinin, hücrelere karşı seslerin çoğalması bakımından oldukça anlamlıydı.




Cezaevi gündemli kır gezisi


Altınçağ Yayıncılık’ın düzenlendiği 4. Geleneksel Kır Gezisi geçtiğimiz Pazar günü yapıldı. Kır gezisini güçlendirmek ve dayanışmak amacıyla bizler de gezinin hazırlıklarına yardımcı olduk. Gezinin bilet satışlarını yaptık ve katılım çağrısında bulunduk.

Geziye 400 civarında bir katılım oldu. Katılan kitlenin çoğunun kısmen politize olması, konunun cezaevleri sorunu üzerinde yoğunlaşmasına neden oldu.
Tutsak Aileleri Komisyonu’nun dağıttığı bildiriden...

Devlet devrimci tutsakları
teslim almaya çalışıyor


(...)
Cezaevlerinde devrimci tutsaklara hücre tipini dayatan devlet dışarıda da bizlerin yaşamlarını hücreleştiriyor. Bizleri günden güne yalnızlaştırmaya, sindirmeye ve hiçbir şeye ses çıkarmayan bir toplum haline getirmeye çalışıyor. Öyle ki, Ulucanlar katliamına bile sessiz kaldık ve sessiz kaldığımız sürece yeni katliamlar devam edecek. Emeğin sömürülmediği bir dünya ve daha güzel yarınlar için mücadele eden devrimciler hücrelere konulmak isteniyor. Hücreler sana da uzak değil. İşine, ekmeğine, öğrenim hakkına, sağlığına, özgürlüğüne, onuruna sahip çıkan herkes için hayata geçirilmek isteniyor. Bu yüzden tutsaklara sahip çıkmak geleceğine sahip çıkmaktır.
Yeni katliamlara seyirci kalmak istemiyorsak, hücre saldırısına karşı birlikte mücadele edelim.
Hücrelere Karşı Tutsak Aileleri Komisyonu

Program cezaevleri ile ilgili bir konuşmanın ardından devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Daha sonra Hasan Hüseyin’in Kızılırmak isimli şiiri okundu. Bir tutsak yakını F tipi ve yaşamın hücreleştirilmesi çerçevesinde bir konuşma yaptı. Grup Kızıl Şafak da türkülerini seslendirerek geziye canlılık kattı. Bu arada Tutsak Aileleri Komisyonu imzalı bildiri dağıtıldı. Grup Munzur sahneye çıktığında insanların coşkusu daha bir arttı. Hep bir ağızdan türküler söylenip, halaylar çekildi. Son olarak yapılan çekilişte Altınçağ ve Eksen Yayıncılık’ın kitapları, Grup Munzur’un son kaseti armağan edildi.
Gezide devrimci tutsaklara yönelik saldırıya karşı mücadele edilmesi ve destek verilmesi gerektiği vurgulandı. Altınçağ Yayıncılık, HADEP İl Gençlik Komisyonu, Kayseri, Kırşehir, Niğde Kızıl Bayrak temsilciliklerinin gönderdiği mesajlar okundu. Bu mesajlarda da hücre saldırısı işleniyordu.

Önemli bir kitlemizle katıldığımız bu gezide stand açıp kitaplarımızı tanıttık ve gazete satışı yaptık. Bu birliktelik ve dayanışma kır gezisine katılanlar üzerinde olumlu bir etki yarattı.

Kızıl Bayrak/Kayseri




Adana’da Hücre saldırısına karşı eylem


İHD, 23 Haziran’da Adana Uğur Mumcu Meydanı’nda F tipi cezaevine karşı sanatçıların başlattığı yürüyüşe destek amaçlı bir basın açıklaması yaptı. DKÖ’lerin destek verdiği eylem, Büro Emekçileri Sendikası’nın yapacağı eylemin de aynı yer ve saate gelmesi nedeniyle ortaklaştırıldı. Böylece coşku ve kitlesellik daha da arttı.

İHD Adana Şube Başkanı Şehmuz Kaya konuşmasında; “... çıldırtan, kimliksizleştiren, insanlıktan çıkartacak olan, yokedici olan, ölüm kokan, insanlığın bütün hücrelerine aykırı hücre tipi uygulamasına” karşı kararlılıkla mücadele edeceklerini vurguladı.

Bu konuşmanın ardından BES Adana Şube Başkanı Gafar Güzağaç da bir konuşma yaptı. Konuşmasında kendi çalışanlarının sorunlarını dile getirdi.

Yapılan konuşmalar sonunda eylem sona erdi.




CHP Seyhan İlçe Başkanı’ndan basın açıklaması:


Cezaevleri yine gündemimizde. 26 Eylül 1999 Ulucanlar’dan sonra F tipi cezaevleriyle, mahkumlar ve mahkum aileleri yine tedirgin, yine endişe içerisinde.

Ulucanlar’daki katliam öncesi çetelerin bulunduğu koğuşlardaki denetimsizlik gerekçe ve örnek gösterilerek siyasi makhumların bulunduğu koğuşlara yönelik saldırılar ve katliamlar yaşanmış, ancak asıl gerekçe gösterilen çete başlarının bulunduğu koğuşlara hiç dokunulmamıştı.

Bugün de yine cezaevlerinden verilen talimatlarla çete savaşlarının devam ettiğini görüyoruz. Ve yine aynı şekilde bu cezaevi ve koğuşlar örnek gösterilerek F tipi cezaevlerinin gerekliliği vurgulanıyor. Tutuklu ve mahkumların toplu halde bulunmaları yüzünden koğuş ağalarının ve örgüt başlarının önüne geçilemediği ve bu nedenle cezaevlerinin birer suç merkezi haline geldiği yazılıyor.

Her ne kadar Adalet Bakanlığı’nca hücreler konforlu birer otel odası gibi gösterilmeye çalışılsa da, hücre yaşamının ne olduğunu çok iyi bilen mahkum ve aileler haklı olarak karşı çıkıyorlar. Bu hücrelerde terörle mücadeleden hüküm giymiş mahkumlar kalacak, yani yalnızca siyasi mahkumlara özgü. Amaç siyasileri tecrit edip siyasi yılgınlık içerisine sokmak ve sindirmek.

Tek kişilik hücre infaz yasasına göre artı bir cezadır, o cezayı almamış kişiye uygulanamaz. Cezayı almış olsa dahi sürelidir, oysa şimdi tümüyle yalnızlığa ve tecrit edilmeye yönelik bir artı ceza uygulaması kalıcı hale getiriliyor.

Endişemiz odur ki, geçmişte Ulucanlar’da olduğu gibi şimdi de hücre yaşamını istemeyen siyasi mahkumların karşı çıkışları yeni bir katliama gerekçe oluşturmasın. Çetelere, devleti soyanlara dışarıdaki yaşamlarını aratmayacak imkanlar sunanlar, siyasi mahkumları tek kişilik hücrelere mahkum etmek istiyorlar.

Bu çifte standarda, baskı ve işkenceleri artıracak olan hücrelere karşı çıkıyor ve tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz.

Serdar Seyhan
26 Haziran 2000