ARSIVANA SAYFA
 
1 Temmuz '00
SAYI: 24
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Düzen cephesinde krizler ve reformist solda hayaller
"Kriter" tartışmaları ve teslimiyet platformu...
"Kophenag kriterleri" tekerlemesi ve...
Sistem kontr-gerillasız yapabilir mi?
Sermaye patronları açık köle pazarına dönmüş...
24 Haziran İstanbul mitingi
Mamak belediyesi işçileri grev kararı aldı
Çorlu deri işçileri baskı ve teröre rağmen...
Asgari ücret mi, sefalet ücreti mi?
Enerji-Yapı Yol Sen üyelerinin ülke çapında...
Tüm Sosyal Sen ve SES'in ortak eylemi
Tekirdağ'da 20 bin kişilik üretici köylü gösterisi
TÜGSAŞ ve İGSAŞ'ın özelleştirilmesi...
Sivas katliamının perde arkasında...
Hırsızlık, Yolsuzluk, pislik ve "Yüce Meclis"!
Devrimci tutsakların "sağlıklı yaşam hakkı"...
İstanbul Barosu'nun cezaevi etkinlikleri
Emperyalist tekeller kâr uğruna doğayı katlediyorlar!
Ekim Gençliği'nden...
Almanya'da anlamlı öncü işçi etkinliği
Otomobil sektöründe neler oluyor!
Basında hücre saldırısı
Mücadele tarihimizden
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar





 
 
Emperyalist tekeller kâr uğruna
doğayı katlediyorlar!


Fatime Akalın


Altın ve siyanür; adları birlikte anıldı tarih boyunca. Biri sarayları, tahtları süsledi, savaş kışkırtıcılığı yaptı. Diğeri taht kavgalarının gizemli aracı olarak rakibi bertaraf etmekte kullanıldı. İkisi de egemenlerin kirli iş ve ilişkileri içinde yeraldı.

Altını değerli kılan ne rengi ne de parıltısı. O sadece bir soymetal. Parıltıların arkasında insan kanı ve emeği var. Ve yüzyıllardır altın ne kadar çok emekçi kanına malolduysa, o kadar değerli hale geldi. Altına sahip olmak güce sahip olmaktı. Güce sahip olmak egemenlik sürmekti. Egemenlik, talan, yağma, çapulculuk ve sömürme özgürlüğüydü. Egemenler saltanatlarnı sürdürmek için oluk oluk insan kanı akıttılar.

Bergama köylüleri kararlı direnişleriyle
Eurogold’un faaliyetini şimdilik engellediler


Altın ve siyanür Eurogold şirketinin Bergama’da siyanürle altın çıkarma girişimine karşı köylülerin başlattığı direnişle ülke gündemine oturdu. Bergama köylüleri, eylem biçimlerindeki yaratıcılıkları, inatçı, uzun soluklu, militan ve kararlı direnişleri ile Eurogold’a dur demeyi başardılar. Haklı direnişlerinde kamuoyu desteğini de alarak Danıştay’a siyanürle altın çıkarma işlemini durdurma kararı aldırdılar. Eurogold bu karara rağmen faaliyetini durdurmayınca, madeni işgal edip şirketin mallarını kırarak karşılık verdiler. Bergama’da siyanürle altın çıkarma işlemi şimdilik durduruldu. Ancak süreç henüz bitmiş değil. Emperyalist tekeller uluslararası tahkim yasasına dayanarak üretime yeniden başlamayı planlıyorlar. Bilindiği gibi uluslararası tahkim yasası iş hukukunun üzerinde, Danıştay’ı devre dışı bırakıyor. Ayrıca Eurogold gibi emperyalist tekeller için, tahkim yasasında geriye doğru işletilebilecek daha özel düzenlemeler de yapıldı. Bir yetkili, Eurogold’un üretime yeniden başlayabileceğini umduğunu, ancak bunun biraz zaman alacağını belirtti. Bu durum, sermaye devletinin ülke zenginliklerini emperyalistlerin talanına sınırsızca açmaktaki kararlılığının yalnızca bir örneği.

Türkiye’de 580 yer için altın arama izni, 17 yer içinse çıkarma ruhsatı verildi. Bu yerlerde farklı şirketler faaliyet gösteriyor görünse de, aslında hepsi aynı tekele bağlı ve akrabalık ilişkileri içindeler. 17 yerden çıkarılacak altında Türkiye’ye kalacak kâr, ortalama büyüklükteki bir firmanın yıllık cirosu ya da yanlızca bir siyasi partiye hazineden yapılan ödeme miktarı kadar tutuyor. Bunun karşılığında yüzlerce kilometrekare yaşam alanı siyanüre bulanıp kullanılmaz hale getirilecek.


Altın üretimi bir ihtiyaç değil!

Dünya genelinde her yıl 1.600 ton altın üretiliyor. Şu anda toplam altın miktarı 200 bin ton civarında. Bunun 6 bin tonu Türkiye’de bulunuyor. Her yıl 200 ton elektronik teknolojisinde, bir kaç kilogram ilaç yapımında, çok az kısmı nükleer silah yapımı ve uzay teknolojisinde, geriye kalan % 75-80’i ise ziynet eşyası olarak ya da para karşılığı merkez bankalarında depolanarak kullanılıyor.

Dolayısıyla, dünyadaki toplam altın miktarı sağlık ve teknoloji alanında bin yıl yetecek düzeyde. Buna rağmen altın üretilmesine devam edilmesi, ihtiyaçtan çok azgın kâr hırsı ve spekülatif nedenlere dayalıdır.


Altın üretimi tam bir doğa
katliamına yolaçıyor

Altın madenciliği çevreye en fazla zarar veren işletmeciliklerden biri. Doğa katliamı henüz üretime geçilmeden başlar. Örneğin Eurogold bir gecede 2500 ağaç keserek işe başlamıştı. Bergama’da altın üretimi yapılırsa, zeytincilik, fıstıkçamı ormanı, pamuk üretimi, orman alanları yokolma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak.

1-3 gr. altın elde etmek için bir ton kaya yerinden sökülür, siyanüre bulanır, sulu faza getirilir. Altın ayrıştırıldıktan sonra geriye kalan siyanürlü çamur atık havuzlarında toplanır. Bu çamurun içinde arsenik, antimum, civa, kurşun, çinko gibi mineral ve ağır metallar de bulunur. Atık havuzlarından siyanür buharlaşarak atmosfere karışır. Atmosferde hidrojen siyanür (HCN) olarak bulunur. HCN ikinci emperyalist savaşta
Eurogold’un ortakları


CMC: Bir ABD firması olan CMC Eurogold’un alt şirketlerinden biri. Lefke’de yaptığı bakır ve altın işletmeciliği sırasında çevre faciası yaratmıştır.

AMAX: ABD’nin en büyük madencilik kuruluşudur. British Colombia’da köylülerin şikayetine hedef olmuştur.

AMACO: ABD’li bir petrol şirketine ait olup, Papua’daki Ok Tedi madeninde çevre faciasına neden olmuştur. Nükleer teknoloji için gerekli olan uranyum araması da yapmaktadır. 1978 yılında petrol atıklarıyla Fransa’yı kirlettiği için 90 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kalmıştır.

***

Eurogold’un arıtma tesisi yaptırdığı INCO şirketi Kanada kökenli. İkinci emperyalist savaş sırasında Nazilere silah yardımı yaptı. Guatemala’da nikel madenlerinin işletmeciliğini elde etme karşılığında ülkedeki askeri rejime parasal destek sağladı. Ortak firmalarından Anlo American Corporation’un patronu Openheimer ise, 1954 yılında Rodezya’daki bağımsızlık mücadelesinde ırkçı azınlığı destekleyip mali yardımda bulundu.

***

COGEMA adlı firma Eurogold’un ortağı BRGM (Fransız firması) ve AAC’nin yan şirketlerinden biri. 1997 yılında Fransa’da bulunan gizli varillerde COGEMA’ya ait radyoaktif atıklar çıktı. COGEMA uranyum üreticisi ve nükleer bomba yapımında uzman.

COGEMA’ya aracılık eden NUKEM firması ise, 1987 ve 1989 yılında Kuzey Denizi’ne ve nehirlere nükleer atık atarken yakalandı.

***

20 Temmuz ‘97’de Gazete Pazar’da yayınlanan Engin Kalkan imzalı yazıda, altın şirketleriyle Fetullahcılar arasında bağlantı olduğu açıklandı.

Veriler: Bilim ve Ütopya, 1998, sayı: 44

Naziler tarafından Yahudilerin imha edildiği gaz odalarında kullanılmıştı. Siyanürün yarılanma ömrü 276 gün, HCN’nin ise 1-3 yıldır. Siyanürün sudaki yarılanma ömrü ise bilinmemektedir. Siyanür hergün atmosfere atılmaya devam edildiği için burada zenginleşir. Yağmurlarla birlikte yeryüzüne iner. Rüzgarın da etkisiyle geniş bir bölgeyi etkiler. Toprakta bulunan arsen mineralini (zehir) zararlı hale getirir. Hem siyanür hem de arsen yeraltı sularına karışarak kirliliğe neden olurlar. Su, hava, toprak kirletildiğinde, insanla birlikte doğada bulunan tüm canlı yaşamı tehdit eder hale gelir. Her üç yaşam kaynağı da ölüm kaynağı haline gelir.
Siyanürün atmosfere karışarak yarattığı günlük/rutin zehirlenmenin yanında deprem vb. durumlarda, atık havuzlarında meydana gelecek çatlak, yıkılma, sızıntı gibi olaylarda tam bir doğa katliamı yaşanır. Böyle durumlarda siyanürle birlikte ağır metaller de nehirlere, buralardan yeraltı sularına karışarak zehirlenmenin boyutunu artırırlar. Siyanür zehirlenmesine ağır metal zehirlenmesi de eşlik ettiğinde, yıkımın boyutları korkunçlaşır. Siyanür ve ağır metal kirliliği ulaştığı alandaki canlı yaşamı tümden yokeder.

Siyanür beyindeki solunum merkezini baskılayarak solunumu engeller. Tüm hücrelerin solunum enzimlerini çalışmaz hale getirir. Kan hücrelerinin oksijen taşıyan proteinlerine bağlanarak dokulara gereken oksijenin verilmesini engeller. İlk elden oksijene en hassas olan organlar, kalp ve beyin etkilenir. Sonuç, koma ve ölümdür.

Bir dipnot olarak belirtelim. Bergamalı köylülerin siyanüre karşı direnişi “bilim adamları”nın açıklamaları ile de kırılmaya çalışıldı. “Anlı-şanlı” TC üniversitelerinden birinin (ODTÜ) profesör ve doçent etiketli satılmış beyinleri, siyanürle altın çıkarmanın çevreye ve insanlara zararlı olmadığına ilişkin “bilimsel” açıklamalarla gazete ilanlarında boy göstermişlerdi.

Altın işletmeciliğinin doğa ve insan sağlığına zarar vermesi yalnızca siyanür kullanımı ile sınırlı değildir. Altın kuvars kayalarda püskürtülmüş halde bulunur. Bu kayalar kanserojendir. Kuvars kayaların parçalanması sırasında ortama dağılan kanserojen toz ve partiküller doğrudan insanları ve çevredeki canlıları etkiler. Tonlarca kayanın parçalanması sırasında çıkan gürültü ve temiz içme suyunun en azından bir kısmına el konulması gibi yan etkilerini de ekleyelim.


Altın üretimi neden hep geri ülkelerde yapılıyor?

Altın dünyanın her yerine eşit miktarda dağıldığı halde, yalnızca 33 ülkede üretimi yapılıyor. Bu ülkelerin hepsi de geri kalmış bağımlı ülkeler. Gelişmiş kapitalist ülkeler çevreye zararlı ve emek yoğun sanayi dallarını geri kalmış ve bağımlı ülkelere kaydırdıkları gibi, altın üretimini de buralarda yapıyorlar. Avrupa ülkelerindeki altın madeni sayısı yalnızca 5’tir. Hepsi de küçük çaplı üretim yapılan madenlerdir. Kapitalizmin çevre ve ekolojik dengeler üzerinde yarattığı yıkım bu ülkelerde gelişkin bir çevre bilinci ve duyarlılığı yaratmıştır. Bu nedenle çevreye bu düzeyde zararlı bir işletmeciliğe izin verilmez. İzin verildiği durumlarda ise, çevre yükümlülükleri tekel kârlarını düşürecek kadar yüksek oranlardadır. Emperyalist tekeller, hem ucuz işgücü, hem de çevre yükümlülüklerinin cüzi düzeyde olması nedeniyle, en yüksek kârı elde edebilecekleri geri kalmış ve bağımlı ülkeleri tercih ederler. Buraları tercih etmelerinin bir nedeni de rüşvet, lobi faaliyeti, şantaj ve ekonomik-siyasi baskı ile bu ülkelerin siyasi erkini istedikleri gibi yönlendirme ve çeşitli imtiyazlar elde etme olanaklarına sahip olmalarıdır. İşlerini bitirip giderken, ülkelerinde koyacak yer bulamadıkları zehirli atıkları da buralara gömmeyi ihmal etmezler.

Bütün emperyalist tekeller gibi altın tekelleri de her yerde siyasal gericiliğin destekçisi ve dayanağı olmuş, siyasal gericiliğe dayanarak üretim ve sömürülerini sürdürmüşlerdir. Güney Afrika’da ırkçı rejim yıllarca altın tekellerinin desteği ile ayakta kalmış, altın tekelleri de ırkçı rejime dayanarak zencileri köleleştirip altın madenlerinde çalıştırmışlardır. Bugün yeryüzünde bulunan altın miktarının %40’ı Güney Afrika’dan elde edilmiştir. Yine Amerika’daki altın üretimi de tümüyle Kızılderililerin yaşadığı bölgelerde gerçekleştirilmiştir. Avustralya’da da durum farklı değildir.

Yazımızı siyanürle altın arama-üretmenin yol açtığı felaketlerden birkaçını sayarak noktalayalım.

- Şili’de 1965 depreminde siyanürlü su havuzlarındaki çatlama sonucu oluşan sızıntı 200’den fazla insanın ölümüne neden oldu.

- Kanada’da Nova Saatia altın madeni atıklarındaki sızıntı nedeniyle bölgedeki göl ve nehirlerde canlı yaşam kalmadı.

- Güney Afrika’da altın madeninde çalışanların 1200’ünde silikasis hastalığı saptandı.

- Nevada Battle dağı yakınındaki Mc Coy/Cove altın madeninde siyanür kullanılması sonucunda bir yıl içinde binden fazla kuş öldü.

- 1984 yılında 2700 fıçı siyanür Papua Körfezi’ne düştü.

- Romanya’daki altın madeninde yaşanan sızıntı sonucu Tuna ve Tisa nehrinde canlı yaşamı yokoldu.