ARSIVANA SAYFA
 
17 Haziran '00
SAYI: 22
Kızıl Bayrak'tan...
Hücre saldırısına karşı hazırlık!
Sosyal yıkım saldırısı sürüyor!
Sermaye enflasyonu düşürme masalıyla...
15-16 Haziran ve işçi sınıfının öncü rolü
İnsanca yaşanacak bir ücret için...
"Kararlılığımızı koruyarak sınıf adına mücadelemizi...
Devrimci kamu emekçileri sorumluluk...
Bu çizgi "zafer" değil, sürekli yenilgi getirir!
Eğitim-Sen bürokratları Ankara eyleminde...
Yaşamı devrimci tarzda dönüştürmek esas olmalı!
MHP'ye çekilen cila tutmaz!
Dönemi kazanmanın olanakları...
Hücre karşıtı faaliyetin durumu ve devrimcilerin görevi
İzolasyon politikası hücre tipi cezaevleriyle...
Katıl karşı duralım!...
Öldürtme, sahip çık!
"Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır" Kurultayı
Son İEP toplantısı ve...
Sol liberallerin "Emek Platformu" aşkı
Çoçuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm!
Dünyanın en adaletsiz sınav sistemi
Hafız Esad'ın ölümü ve hassasiyet kazanan...
Arjantin'de bir kez daha genel grev!
Clinton gezisinin perde arkası...
Ateşi Çalmak
Mücadele Postası






 
 

Kızıl Bayrak 6 yaşında!

Kızıl Bayrak her yerde dalgalanıyor!


“Komünistler başlangıçtan bu yana, faaliyetlerini ‘En temel görev devrim, en acil görev parti’ bilinciyle yürüttüler. Yakın zamandan bu yana ise bu görevi çok daha somut ve yakın bir hedef olarak önlerine koydular. 1994 yılını ihtilalci sınıf partisini inşa çabasında ‘dönemeç yılı’ ilan ettiler.

Bugün bu ilk sayısıyla yayın hayatına başlayan Kızıl Bayrak da, kendi yayın çizgisini ve amacını, işte bu temel perspektife ve göreve bağlı olarak ele almaktadır. Kızıl Bayrak’ın komünist mücadelede tutacağı yer ve izleyeceği yayın çizgisi, komünistlerin ihtilalci sınıf partisini inşa çabaları ile, önlerine koydukları acil görevle sıkı sıkıya ilintili olacaktır. Kızıl Bayrak, yayın çizgisi ve pratik tutumuyla, komünistlerin öncü işçileri, sınıfı ve emekçi kitleleri politik olarak kuşatma, etkileme, yönlendirme ve kazanma çabalarına kendi alanından, kendi alanına uygun yöntem ve araçlarla en etkin desteği sunmayı amaçlamaktadır. Bunu yapabilmek, komünistlerin temel perspektiflerinin, taktik ve şiarlarının öncü işçilere, devrimcilere ve emekçi yığınlara ulaştırmasında etkili bir silah olabilmek; Kızıl Bayrak’ın en temel hedefidir.” (Kızıl Bayrak, sayı: 1, Haziran ‘94)

‘94 yılında yayın hayatına başlayan Kızıl Bayrak, ,yukarıda önüne koyduğu iddiayı kendi cephesinden onurla sürdürmüştür. Kızıl Bayrak, parti inşa sürecinde önüne koyduğu ilkeleri ve yayın çizgisini hep “kıskançlıkla” korudu. Parti artık kazanılmıştır. “En acil görev” yerine getirilmiştir. Şimdi çıtayı daha da yükseltmenin, “en temel görev devrim” ilkesine sıkı sıkıya sarılmanın dönemidir.

Kızıl Bayrak, partili yaşamında görev ve sorumluluklarının katbekat arttığının bilinciyle hareket etmektedir. Gerek sınıfın güncel talepleri uğruna mücadelenin, gerek hücre tipi cezaevlerine karşı toplumsal tepkinin örgütlenmesinde olsun, gerekse sendikal bürokrasiye ve ihanete karşı mücadelede olsun, hep işçi sınıfının ve emekçilerin saflarında yer almış ve alacaktır.

Sınıf çalışmasının zorluklarıyla beraber altı yıllık kendi özdeneyimi vardır. Bu deneyim kuşkusuz sınıf çalışmasında belli bir ısrarın ve yönelimin sonucudur. Sınıfa müdahale araç ve yöntemlerimiz sınıfın ihtiyaçları, ideolojik-politik talepleri ekseninde şekillenmektedir. Faşist yasa ve yasaklarla devrimci açık alan çalışmasının engellenmeye çalışılması, her seferinde devrimci irade ile boşa düşürülmüştür.

Politikalarımızı sınıfımıza taşıma konusunda hiçbir engel tanımadık. Bildiri dağıtımlarında, işçi-emekçi eylemlerinde, afiş çalışmalarında yoldaşlarımız sürekli gözaltına alındılar. Birçok yoldaşımız işkenceli sorgulardan sonra tutuklandı. Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Zonguldak, Kırşehir, Niğde, Antakya temsilcilerimiz keyfi gözaltı ve tutuklamalara maruz kaldı, bürolarımız defalarca basıldı ve talan edildi. Hiçbir güç sesimizi boğamadı. İşçi sınıfının sesi soluğu olduk. Olmaya devam edeceğiz. Fiziki saldırının boyutlarının sınırları belli olmamakla beraber, buna ek olarak hukuki saldırıları da eklemek gerekmektedir.

Kızıl Bayrak, geleneksel gazetecilik/yayıncılık anlayışını mahkum eden bir platformdur. Hep devrimci açık alan çalışmasının tek başına yayın faaliyetine indirgenemeyeceğinin bilinciyle hareket ettik.

Kızıl Bayrak, proletaryanın bayrağını, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Kırşehir, Kayseri, Niğde, Gebze, Antakya, İzmit, Eskişehir, Mersin’de, her yerde dalgalandırıyor. İşçi sınıfı davasının daha da güçlenmesi için mevzilerini artırıyor. Bu mevziler bize geniş kitlelerle buluşmanın yolunu açıyor. Dikkat edilirse, Kızıl Bayrak’ın faaliyet alanı oldukça geniştir. Bu genişlik elbette boşluktan doğmadı. Doğru politikalar, ısrarlı sınıf çalışması vb.’nin ürünü olarak kazanıldı.

Kızıl Bayrak, yayın hayatına başladığı andan itibaren hemen hemen tüm sayıları toplatıldı. Defalarca kapatma terörü ile karşılaştı. Bu da yetmiyormuş gibi, yazı işleri müdürlerimiz yüzlerce yıl hapis ve milyarlarca lire para “cezası”na çarptırıldı. Ancak bunlar da bayrağımızın hep daha yukarılarda dalgalanmasını engelleyemedi.

Bu saldırılar sadece sınıf kinimizi biledi, öfkemizi arttırdı. Devrime ve sosyalizme olan inancımızı perçinledi. Devrimci irade ile her defasında bu saldırıları boşa düşürdük.



Küçük sanayi sitesi işçileri


İstanbul’un Rumeli yakasındaki bir küçük sanayi sitesinde çalışyorum. Küçük sanayi sitelerinde işçiler genelde gerici ve yoz olurlar. Bu durumu daha çok sanayi sitesinin çevresindeki bölgelerin, semtlerin yapısı belirler. Bu bölgede oturan işçi ve emekçiler duyarlıysa, sitenin işçileri de duyarlı olur. Fakat ben bu durumu çalışmakta olduğum sanayi sitesinde pek görmedim. Bu sanayi sitesi içindeki işçiler pek duyarlı değil.

Çalıştığım sanayi sitesi, İstanbul’daki yerleşik küçük sanayi sitelerinden birisidir. 256 atölyeden oluşmaktadır. Her atölyede ortalama 10-15 kişi çalışıyor olsa, toplam işçi sayısı yaklaşık 4000 kadardır.

Sitede işkolları 1) Sıcak ve soğuk demirciler 2) Marangozcular 3) Torna ve Metal 4) Dokuma’dır. Sitede en çok torna ve metal üzerine çalışan işyerleri bulunmaktadır. Bunların sayısı yaklaşık 100 kadardır.

İşçiler genellikle çevre yakın semtlerden gelmektedir. Servisi olan işyeri sayısı çok azdır. Sitede işçilerin yaş ortalaması 25-30’dur, genç işçi sayısı çok yüksek değildir. Bayan işçi hemen hiç yoktur. Sitede öğlen paydosları atölyeden atölyeye farketmektedir. Böylece diğer işyerlerinden işçilerle diyalog kurmak zorlaşmaktadır. Paydos saatleri genelde ustabaşına bağlıdır. Eğer ustabaşı dinciyse, namazını kılmak için o saatte paydos yaptırır. İşçiler genellikle Bartın, Samsun, Edirne illerinden göçedip İstanbul’a yerleşmiş olan emekçilerdir.

Sitede Kızıl Bayrak kuş, pul ve bildirilerine sık sık rastlamak mümkündür. Bunun yanısıra reformistlerden EMEP’in müdahalesi vardır.

Ben bir marangoz atölyesinde çalışıyorum. Atölyede 13 kişi çalışıyor. İşçiler duyarsız ve gündemden uzak. Fakat ortaya bir konu atıldığında esprili bir şekilde de olsa tartışılabiliyor. İşçiler ülkede olup bitenlerden habersiz. Fakat siyasi partilerin de hiçbirinden ümitli değiller. İşçilere göre bütün partiler aynı. İşçiler insalcıl kişilerdir, birbirleriyle ilişkileri iyidir. Bazıları sigortalı olmak için çabalamakta ve bunun ihtiyacını duymaktadır. Her gün 1.5 saat zorunlu mesai uygulanmaktadır.

A. Duman/istanbul



İşçi sınıfının devrimci programı altında birleşelim!


Yoğun sömürü koşullarında çalışan tekstil işcileriyiz. Günde 10 saat çalışmaktayız. Zorunlu mesai ücretlerinin ödenmediği, hiçbir sosyal güvencenin olmadığı koşullarda çalışmak zorundayız. Bunlar yetmiyormuş gibi, her an usta ve patronların tehditleriyle karşı karşıyayız.

Bizim burada yaşadığımız sorunların, toplumun yaşadığı sorunlardan bağımsız olmadığının bilincindeyiz. Bunları yaşanan özelleştirmelerden görüyoruz. Son olarak da “işsizlik sigortası” adı altında gündeme getirilen yeni saldırıyı görüyoruz.

Tek kurtuluşun ise işçi sınıfının devrimci programı altında birleşmekten geçtiğini biliyoruz. Tüm emekçileri devrimci program altında birleşmeye çağırıyoruz

Gazi Emir’den tekstil işçileri



Birleşerek mücadele yolunu tutmalıyız


Bugün hiçbir işyerinde işçilerin iş güvenliği yoktur. Kapitalistler gerekçe göstermeden işçileri işten atabiliyorlar. İşçilerin en ufak direnişine bile devletin kolluk kuvvetleriyle karşılık veriyorlar. İşçiler açıktan sendika kuramıyorlar. Bunun için gizli örgütlenmek zorunda kalıyorlar. İşçiler bir sendika kurup, çeşitli mevziler kazansa bile, kapitalistler özelleştirme politikalarıyla veya lokavt yasalarıyla bu kazanımları gaspedebiliyorlar.

Yani demokratik ve ekonomik kazanımların sermaye koşullarında hiçbir güvencesi olmadığı gibi, işçiler sadece bu haklarla da yetinemezler. Çünkü işçi ve emekçilerin hakları sürekli olarak gasp ediliyor. Böylelikle işçiler ve emekçiler bir dairenin etrafında sürekli dönüp aynı noktaya gelmiş oluyorlar. Bazen de mevcut haklarını yitiriyorlar. Şu anda yaşadığımız süreç gibi. Gelir dağılımının işçi sınıfının lehine düzenlenmesi demek, gaspedilen hakların geri alınması, iş güvencesinin getirilmesi, lokavtın yasaklanması, örgütlenme özgürlüğünün hayata geçirilmesi, tüm çalışanlara grevli, sendikalı, toplusözleşmeli hak anlamına gelir. Oysa bırakın sermaye sınıfının bu haklara izin vermesini, o mevcut hakları da gaspediyor.

Bu yüzden biz işçiler gelir dağılımının eşitlenmesi değil, yukarıdaki saydığımız hakların hayata geçirilmesini savunmalıyız. Ve bunları birer sıçrama zemini olarak görüp, mevcut iktidara yönelmeliyiz. Ancak o zaman bir dairenin etrafında dönmekten kurtulup, kazandığımız hakları güvence altına alıp geliştirebiliriz.

İşçiler, 2000 yılının ikinci altı ayında gerçekleşecek ve 170 bin işçiyi kapsayacak TİS’lerin, bir sınıf olarak kendi kaderleriyle bağlantılı olduğunu bilmelidirler. İMF heyeti ve TİSK Genel Sekreteri, ESK’nın en kısa zamanda toplanıp, istikrar programının bozulmaması için TİS’lerde bazı ölçütlerin belirlenmesini istiyorlar. Bu, lastik grevinin yasaklanması gibi, TİS’lerin kısıtlanması gibi, bir hak gaspı anlamına gelmektedir.

Sermaye devleti birinci altı ayda özelleştirme furyasını başlatmış, sosyal güvenliği, sağlığı, mezarda emekliliği kayıtsız şartsız uygulayacağını beyan etmiş ve fiilen başlatmıştır. Bu ikinci altı ayda gerekli tepki ortaya konulmazsa, gerek grevdeki işçiler, gerekse TİS’lerdeki metal ve tekstil işçileri bu saldırılara boyun eğmiş olacaktır. Bu yüzden grevdeki 500’ü aşkın işçi acil demokratik istemler uğruna mücadelede diğer sınıf kardeşleriyle ortaklaşabilmelidir.

Diğer yandan kapitalistlerin kendi temsilcileri görevlerini sermaye sınıfına karşı en layıkıyla yaparken, biz işçilerin temsilcileri de, ESK’ya dahil olmaya çalışıyorlar. Oysa ESK’nın ne yaptığı ortada, işçilerin haklarını gaspetmek için genelge yayınlayıp kanun çıkarıyor. Nasıl olur da bu işçi düşmanı kurumun içinde bizleri temsil edeceğini söyleyen sendika patronlarına inanırız?

Evet, inanmıyoruz. O zaman yapmamız gereken; nasıl işadamları kendilerini satmayacak bir kurum oluşturuyorlarsa, bizler de kendi partimizin kızıl bayrağı altında birleşip ESK’ya, İMF’ye, TİSK’e, kısacası sermaye kurumlarına karşı harekete geçmeli, acil iktisadi ve siyasal istemlerimiz uğruna birleşmeli ve mücadele etmeliyiz.

A. Baran



İşkenceye son, tüm siyasi tutuklulara özgürlük!


Türkiye’de hak ve özgürlükler mücadelesinin kanla, terörle bastırılmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Sermayenin işçi ve emekçilere yönelik saldırılarının yoğunlaştığı, cezaevlerinde insanlık dışı koşulların dayatıldığı, sözde Avrupa tipi modern cezaevleri adı altında hücre tipi saldırısının gerçekleştirildiği bir süreçte, biz devrimciler tek vücut ve tek yürek olmalıyız.

Biz TKİP taraftarları olarak partimizin çizgisi doğrultusundaki çalışmamızı Fransa’nın Brötanya bölgesinde yürütmekteyiz.

Fransız Komünist Partisi’nin 49.’sunu düzenlediği ve birçok kitle örgütünün katıldığı bir festivale, biz de TKİP taraftarları olarak dört yıldır katılıyoruz. Bu yıl yaklaşık bin kişinin katılımıyla gerçekleşen festival coşku içinde geçti.

Bu arada TKİP taraftarlarına ayrılan çadırda yiyecek ve içecek satarak, partimiz için 1900 franklık bir gelir elde edildi ve bu para cezaevindeki yoldaşlarımıza gönderildi.

Devrimci bir yurtsever arkadaşımız türküler söyledi, biz de halaylarla eşlik ettik.

Avrupa’da yaşayan ilerici-yurtsever işçi-emekçi kardeşlerimizin TKİP’ye olan ilgileri, bizim ne kadar doğru ilkeler doğrultusunda yürüdüğümüzü bir kez daha kanıtlamış oldu.
İşkenceye son, tüm siyasi tutuklulara özgürlük!

TKİP taraftarları /Brötanya-FRANSA



Konfeksiyon işçilerinin sorunları


Bir tekstil atölyesinde çalışıyorum. Konfeksiyon üzerine çalışma yapan işyerinde 6 bölüm var. Sırasıyla kesim, dikim (makinacılar), temizleme, kalite kontrol, ütü ve paketleme. Bu altı bölümde toplam 65-70 işçi çalışıyor.

En yüksek ücreti makinacılar ve makastarlar (kesimciler) alıyor. 150-200 milyon arası. El işçileri, yani temizleme, kalite kontrol, paketleme elemanı ve ortacı olarak çalışanlar ise asgari ücretle çalışıyorlar. Çoğu işçinin sigortası yok. Sigortası yapılanların büyük kısmı ise girdi çıktı yapılarak tam gün üzerinden yatırılmıyor.

İşçiler arasındaki ilişkilerde vasıf ya da cinsiyet önemli olabiliyor. Örneğin makinacılar daha çok kendi aralarında, temizlemeciler kendi aralarında ilişki kuruyorlar. Özellikle kapalı olan bayanlar erkeklerle fazla konuşmayabiliyor. Eğer vasıflı değil isen, yani el işçisi isen, ne kadar mantıklı şeyler söylersen söyle, makinacılar tarafından ciddiye alınmayabiliyorsun. Tabii bu olumsuz örneklerin yanısıra olumlu özellikler taşıyan insanlar da var. Sosyal ilişkileri vasıf-cinsiyet gibi etkenlere göre kurmayan insanlar da yok değil.

İşçilerin başlıca sorunlarını şöyle sıralayabilirim:

1. İş güvencesinin olmaması.
İşçiler, özellikle vasıfsız işçiler her an işten çıkartılma tehlikesiyle karşı karşıya. Vasıflı olanlar üretimde daha önemli yer tuttukları için patron biraz daha temkinli davranmak zorunda kalıyor. Ama onlar da bir sağlık problemi ya da akla gelebilecek herhangi bir engel nedeniyle işsiz kalabilirler.

2. Ücretlerin düşük olması.
En yüksek ücret 200 milyon en düşük ücret 80 milyon. Bu ücretlerle geçinmek mümkün olmadığı için işçilerin bütün aile fertleri aynı ya da farklı fabrikalarda çalışıyor. Evde ufak çocuğu olanlar çocuklarını bir yakınına bırakarak çalışmak zorunda kalıyor. Bu durumun aile ilişkilerinde ve çocuğun gelişiminde sorunlar yaratması kaçınılmaz.

3. Ücretlerin düzensiz ödenmesi
Ücretlerin bu işyerinde sadece son iki aydır zamanında ödendiğinden şikayetci işçiler. Ücretlerin zaten düşük olmasına bir de zamanında ödenmeme eklenince işçiler çok zor durumda kalıyorlar.

4. Fazla mesai ücretlerinin tam ödenmemesi
İşveren kalifiye işçilerin ve makinacıların mesailerini tam öderken, el işçisi olarak çalıştırdıklarından keyfi kesinti yapabiliyor.

5. Çalışma saatlerinin fazla olması.
Yasal olarak çalışma saatleri günde 8 saat iken, bu işyerinde ve genel olarak tekstil sektöründe günde 10 saat. Buna zorunlu fazla mesailer de eklenince işçiler fiziki olarak çok yıpranıyor.

6. Sigorta yapılmadan çalışılması
İşçilerin çoğunun sigortası yok. Olanların bazılarının ise tam değil.

Bunun acı sonuçlarını yaşıyoruz. Kardeşi rahatsızlanan bir işçi arkadaş, kardeşini hastaneye götürmek için izin istedi. Hem kendisinin ve eşinin mesaisinden izin aldığı süre kadar para fazlasıyla kesildi. Hem de 220 milyon, yani birisinin aylık maaşından fazla hastahane masrafını ceplerinden ödediler.

Yine aynı işyerinde çalışan bir başka arkadaş, karısının hastalanması nedeniyle maaşının tamamını zar-zor avans olarak çekerek bir geceliği 45 milyon lira olan bir özel hastahanede tedavi ettirmek zorunda kaldı.

Bir tekstil işçi/İstanbul