ARSIVANA SAYFA
 
17 Haziran '00
SAYI: 22
Kızıl Bayrak'tan...
Hücre saldırısına karşı hazırlık!
Sosyal yıkım saldırısı sürüyor!
Sermaye enflasyonu düşürme masalıyla...
15-16 Haziran ve işçi sınıfının öncü rolü
İnsanca yaşanacak bir ücret için...
"Kararlılığımızı koruyarak sınıf adına mücadelemizi...
Devrimci kamu emekçileri sorumluluk...
Bu çizgi "zafer" değil, sürekli yenilgi getirir!
Eğitim-Sen bürokratları Ankara eyleminde...
Yaşamı devrimci tarzda dönüştürmek esas olmalı!
MHP'ye çekilen cila tutmaz!
Dönemi kazanmanın olanakları...
Hücre karşıtı faaliyetin durumu ve devrimcilerin görevi
İzolasyon politikası hücre tipi cezaevleriyle...
Katıl karşı duralım!...
Öldürtme, sahip çık!
"Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır" Kurultayı
Son İEP toplantısı ve...
Sol liberallerin "Emek Platformu" aşkı
Çoçuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm!
Dünyanın en adaletsiz sınav sistemi
Hafız Esad'ın ölümü ve hassasiyet kazanan...
Arjantin'de bir kez daha genel grev!
Clinton gezisinin perde arkası...
Ateşi Çalmak
Mücadele Postası






 
 

İzmir Eğitim-Sen 1 No’lu Şube’den bir eğitim emekçisi ile KESK seçimleri üzerine konuştuk:

Yaşamı devrimci tarzda dönüştürmek esas olmalı


- Geçen kongreden beklentileriniz nelerdi? Ne oldu? Bu süreçten ne bekliyorsunuz?

Eğitim emekçisi: Sorunuza salt kamu sendikaları ve süreçleriyle yanıt vermek mümkün değil. Ben daha çok genelde bir siyasi perspektif yokluğu/boşluğu yaşandığı düşüncesindeyim. Sendikalarda yaşanan olumsuz süreçte bununla ilgilidir. Genel tablonun bir uzantısıdır. Dolayısıyla gerçekte yaşanan sorunun çözümünü geçmiş süreçte yapılan kongrelerde görmediğim gibi, bugün de kongrelerde aramıyorum. Kongreden, bu nedenle, ne o zaman bir şey bekledim, ne de şimdi bir şey bekliyorum.

Sendikalara hakim reformist anlayışı temsil eden ve onların kulvarlarında (hangi patentle olursa olsun) gezinen kişilerin hiçbir şey yapma niyetinde olduğunu düşünmüyorum. Bir şekilde geçmiş süreçleri onları böyle bir hareket ya da cephe içine getirmiş ve yapılacak başka bir şeyi olmayan insanlar topluluğu olduklarını düşünüyorum. Yoksa yaşamı dönüştürmek gibi bir niyetleri yok, böyle olmadığının bütün verileri, her birinin bireysel yaşantılarında ve pratiklerinde görülebilir.

- Düzen seçimleri (Meclis partileri, hükümet vb. burjuva seçim anlayışı) ile KESK seçimleri arasında bir fark ya da bir benzerlik görüyor musunuz?

Eğitim emekçisi: Ben mücadelenin, sendika yönetimlerini, KESK yönetimini almak olan dar iktidar anlayışı çerçevesinde değil, yaşamı dönüştürme mücadelesinde olması gerektiğine inanıyorum. Ancak solda, devrimciyim diyenler de dahil, genelde var olan perspektif bulanıklığı, soruna böylesi dar bir anlam yüklüyor. Dolayısıyla asla düzene alternatif bir tavır, bir duruş göstermiyor. Seçimlerin düzen seçimleriyle tıpatıp aynılığı da burdan geliyor. Yerine koyacak alternatif bir model, daha ileriye giderek bir ahlak olmayınca, düzenin ahlak-sızlık- anlayışı solda da aynen yaşam buluyor. Sol da pek sevilmeyen bir felsefeci olan Nietzsche’nin bir sözünü insanlar hareketin temeline koymadıkça, bu böyle de sürecek. “Biz kendi ahlağımızı yaratacak kadar yeterliyiz” diyor Nietzsche. Tabii bunun için önce özgüven, ardından da mutlaka daha iyi, daha ileri bir yaşam isteği olmalı. Yoksa ne yapalım bari solculuk yapalım deyip kendini sorgulamaktan bu denli kaçınca kendi ahlakını yaratmak asla mümkün olmayacak.

- “Küresel saldırıya karşı, küresel direniş!” şiarı ile sermaye devletinin F tipi hücre saldırısını nasıl ilişkilendiriyorsunuz? Bu da küresel saldırının bir parçası değil mi?

Eğitim emekçisi: Hücre saldırısı sermayenin biz işçi ve emekçilere yönelik genel saldırıların bir parçasıdır. Bu böyle değerlendirilmek zorundadır. Egemen sınıf çıkışsızlığının çözümünü muhalif kesimin teslim alınışının, imhasının ancak küresel boyutta hesaplarla olacağını gördü. Saldırı programını da buna uygun bir biçimde gerçekleştiriyor. Sol için, sistemlerinin muhalifleri için (İşçi-emekçiler, ezilenler) aynı şeyi söylemek mümkün değil.

“Küresel saldırıya karşı küresel direniş!” doğru bir tesbit. Ancak kendi ortak çıkarları için, kendi ülkesinde dahi ortak mücadele, birleşik eylem hattında buluşamayan sol veya düzen muhalifi güçler küresel direnişe nasıl katılacaklar? Varlığını muhaliflerinin yanlışlarıyla gösterebilen, düşmana değil dostuna saldıran bir anlayış ve bu anlayışın bireyleriyle küresel bir direniş yaratmak sadece bir hayaldir. Hücre saldırısına karşı koyuş da bütünden bağımsız düşünülemez. Egemenler bizim güçsüzlüğümüzü, dayanışmadan uzak bir durumda olduğumuzu çok iyi biliyor. Hal böyleyken yapılan çıkışlar çok da karşılığını bulmayacak, bulamıyor.

Tüm bu söylediklerimden umutsuz olduğum sonucu çıkartılmamalı. Tam tersine, bu olumsuz tablo karşısında saldırılarla nasıl başedileceği sorusunu yanıtlamaya, buna uygun bir duruş göstermeye çalışıyorum. Çünkü ben insanca yaşanacak güzel bir dünya istiyorum. Oyuncuların değiştiği aynı iğrenç dünyayı değil. Bu da ancak ilmik ilmik örülecektir. Örneğin, ben artık kimseye gel sendikada örgütlenelimle başlamıyorum. Demiyorum da. Çünkü örgütlenebilmek için önce ne yapacağını netleştirmek zorundasın. Buna uygun da örgütlenirsin. Biz de tersi oluyor, yapılacak belli değil, haydi örgütlenelim deniliyor. İnsan önce kendini örgütlemeli.

- Teşekkürler mücadelemizde başarılar



Enerji Yapı Yol-Sen’in geçen dönem İzmir Şube Sekreteri Zeynel Yavuz (TEDAŞ emekçisi) ile konuştuk:

Özelleştirme saldırısına karşı
daha etkili eylemler gerekir


Kızıl Bayrak: Sermaye devleti özelleştirme saldırısına hız verdı. Bu saldırılarla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Zeynel Yavuz: Uluslararası anlaşmalara dayanarak devlet kitlelere olan saldırıyı artırıyor. 3-4 şubenin mücadelesi ile yeterli olmayacak, genelde örgütlü bir mücadeleyle üstesinden gelinebilir. Tüm şubelerin örgütlülüğü altında direniş daha etkili olacak.

Kızıl Bayrak: Bu saldırılarda TEDAŞ da gündemdeydi. Son durumla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Zeynel Yavuz: Genelde özelleştirmenin salt TEDAŞ’ın sorunu olmadığını, insanlara anlatamadık. Bunun sadece onların sorunu değil, tüm halkın sorunu olduğunu; bu özelleştirme saldırısının boyutunu, kapsamını ve sonuçlarını kendi işyerlerimize taşıyabilseydik ve kendi çalışanlarımızı örgütleyebilseydik, kuşkusuz direniş daha fazla olurdu.

Kızıl Bayrak: İş bırakma eylemleriniz ne derece etkili oldu?

Zeynel Yavuz: Aylar öncesinden hazırlığı yapılmış bir çalışmaydı. Çalışanların özlük haklarının alınması yolunda bir eylemdi. Türkiye genelinde bir işbırakma eylemi gerçekleştirildi. 31 Mayıs-7 Haziran’daki işbırakma eylemine, Türkiye genelinde %100 katılım oldu. Kamu çalışanlarının, ortak talepler temelinde birleşerek, daha etkin bir işbırakma eylemi yapması gerekir. Bu eylemde de çalışanların taleplerine sahip çıktığını gördük.

Kızıl Bayrak: Bir emekçi olarak hücre saldırısı hakkında düşünceleriniz?

Zeynel Yavuz: Hiç kimsenin tek başına, soyutlanarak yaşamasını kabul etmiyorum. Kişiliksizleştirmek bir devlet politikasıdır. Yokedemediği insanları bu şekilde yoketmeye çalışıyor. İnsanların çoğu buna tepki göstermiyor; ancak ben insan hakları ihlallerine, işkenceye, idama karşıyım.

Kızıl Bayrak/İzmir



Kırşehir:

Eğitim-Sen 4. Genel Kurulu yapıldı

Yaşamlarımızın hücreleştirilmesine geçit vermeyelim!..


Kırşehir Eğitim-Sen Şubesi,10 Haziran günü 4. olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Listelerin hazırlanıp verildiği kurulda EMEP, ÖDP, Orkam-Sen, Enerji Yapı Yol-Sen, Kızıl Bayrak, İHD mesajları okundu. İHD Şube Başkanı, İHD Yönetim Kurulu imzalı “Yaşamlarımızın hücreleştirilmesine geçit vermeyelim!..” başlıklı bir konuşma yaptı. Bu konuşmada şunlara yer verildi:

Dile getirmek istediğimiz ve yükümlülüğü bizlerin omuzlarında olan bir görev ile karşı karşıyayız. Tek suçları “Sömürüsüz bir dünya” istemek olan işçi-emekçilerin öncüleri devrimci tutsaklar, hücrelere kapatılarak ölüme terkedilmek isteniyor. “Avrupa Tipi” olarak da basından lanse edilen konforlu (!) hücreler, gerçekte birer ölüm hücresi durumundadır. Buna yönelik olarak İHD’nin Genel Merkez düzeyinde; İnsan Hakları Derneği Cezaevleri Komisyonu, imza kampanyaları, paneller düzenlemektedir. Bizim, burada bulunan emekçilere düşen görev ise devletin “Öndekini vur! Arkadakini durdur!..” mantığını aklımızdan çıkarmadan; ilk bakışta evlatlarımızın ölümüne, daha da önemlisi çocuklarımızın geleceksizleştirilmesine karşı, “F” tipi cezaevlerine karşı yapılan kampanyaya olanca desteğimizi sunmak düşüyor.

4. Genel Kurul sonucu yeni yönetim kurulu ÖDP ağırlıklı, CHP, HADEP ve bir bağımsız adayın birleşiminden oluştu.

Kızıl Bayrak/Kırşehir