ARSIVANA SAYFA
 
17 Haziran '00
SAYI: 22
Kızıl Bayrak'tan...
Hücre saldırısına karşı hazırlık!
Sosyal yıkım saldırısı sürüyor!
Sermaye enflasyonu düşürme masalıyla...
15-16 Haziran ve işçi sınıfının öncü rolü
İnsanca yaşanacak bir ücret için...
"Kararlılığımızı koruyarak sınıf adına mücadelemizi...
Devrimci kamu emekçileri sorumluluk...
Bu çizgi "zafer" değil, sürekli yenilgi getirir!
Eğitim-Sen bürokratları Ankara eyleminde...
Yaşamı devrimci tarzda dönüştürmek esas olmalı!
MHP'ye çekilen cila tutmaz!
Dönemi kazanmanın olanakları...
Hücre karşıtı faaliyetin durumu ve devrimcilerin görevi
İzolasyon politikası hücre tipi cezaevleriyle...
Katıl karşı duralım!...
Öldürtme, sahip çık!
"Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır" Kurultayı
Son İEP toplantısı ve...
Sol liberallerin "Emek Platformu" aşkı
Çoçuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm!
Dünyanın en adaletsiz sınav sistemi
Hafız Esad'ın ölümü ve hassasiyet kazanan...
Arjantin'de bir kez daha genel grev!
Clinton gezisinin perde arkası...
Ateşi Çalmak
Mücadele Postası






 
 

Son İEP toplantısı ve sınıf hareketine karşı sorumluluklar...

Dört aylık tablodan gerekli dersler çıkarılmalıdır


İEP’in varlığı sınıf mücadelesi açısından bir olumluluk taşısa da, ciddi zaaf ve eksiklikler barındırdığı da bir gerçektir. Kuşkusuz yöneltilen eleştiriler, onu ileri taşımak ve tabanla buluşmasının olanaklarını vurgulamak içindir. İEP’in kendi amaç ve iddiası da bu çerçevededir.

İEP’in 5 Şubat’ta gerçekleştirdiği toplantı, uzun süren bir durgunluğun ardından sınıf hareketi açısından anlamlı bir çıkıştı. İlk toplantıyla ikinci toplantıya katılım arasındaki farklılık ise düşündürücüdür. İlk toplantıya işyeri ve sendikalardan 800 işçi ve emekçi katılımı sözkonusu iken, ikinci toplantıya öncü devrimci işçi-emekçi ve tutsak yakınlarından oluşan 200 kişilik sınırlı bir katılım gerçekleşmiştir.

Bu, sorunun niceliksel yanıdır.

Daha önemli yönü ise, tabanın ihtiyaç ve taleplerinin ilk toplantıya yansıması ve iddialı kararlar alınmış olmasıdır. Ancak, bu kararların bir temenni olarak kalmaması, bölgesel örgütlenmelere gidilmesi ve taban örgütlülükleri yaratılması için, öncü işçilere düşen sorumluluklara da dikkat çekilmişti. “İş güvenliği yasasının tüm işçileri kapsayacak ve iade müessesesini içerecek biçimde hızla çıkarılması, sendikal örgütlenmenin önündeki noter şartı, işkolu barajları ve grev yasakları başta olmak üzere anti-demokratik engellerin ortadan kaldırılması, işçilerin özgürce sendikalaşabilmesi için gereken koşulların oluşturulması, kamu çalışanlarının grevli toplusözleşmeli sendikal haklarının tanınması, emeklilerin insani bir yaşam seviyesine getirilmesi, anayasadaki ve yasalardaki tüm anti-demokratik hükümlerin iptali, ülkemizde yaşayan bütün insanların toplumsal-kültürel kimliklerini ifade etmeleri ve geliştirmelerinin önündeki engellerin ortadan kaldırılması, Kürt sorununun demokratik bir biçimde çözülmesi, idam cezasının, işkence ve hücre tipi cezaevi başta olmak üzere, tüm insanlık dışı ceza uygulamalarının kaldırılması, özelleştirmelerin durdurulması, nükleer santral projelerinin durdurulması için tüm demokratik güçlerlerle etkin bir mücadele birliğine” gidilmesi vb., ilk toplantıdaki 17 maddelik bildirgenin temel talepleriydi.

Bu bildirge bir mücadele programı olarak tasarlansa da, belirsiz ve muğlak ifadeleriyle, sonuçta böyle bir işlevi yerine getiremedi. Nitekim sunulan çalışma raporu da gerçekte bunun teyididir.

İlk toplantının işleyişindeki eksiklikler ve zaaflar ikinci toplantıda da kendini gösterdi. Konuşmacılar düşünce ve taleplerini bildirdikten sonra çözüm önerileri tartışılmadı, somut kararlar alınmadı, öneriler olduğu gibi sonuç bildirgesinde yeraldı. Sunulan 4 aylık çalışma raporu bu durumu açıkça gözler önüne sermekte, planlanan birçok eylem ve etkinliğe katılımın genellikle salt “temsili düzeyde” kaldığını da açıklamaktadır.

Raporda yapılan döküme göre; “30 Mart’ta Saraçhane’deki basın açıklaması ve 9 Nisan’da KESK Şubeler Platformu ve İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu’nun düzenlediği, İEP’in de katıldığı miting” dışında, diğer eylem ve etkinliklere kitlesel bir katılım sağlanamamış, somut pratik bir adım atılamamıştır.

Yine raporda, “24 Mayıs’ta belediye işyerlerinde yapılan bir günlük iş bırakma eylemine %80’e ulaşan bir katılım sağlandı. Belediye-İş ve Genel-İş’in düzenlediği ortak yürüyüş ve mitinge ise ağırlıkla Belediye-İş kolundan olmak üzere 10 binin üzerinde işçi katıldı” değerlendirmesinin ardından, bu durumun “doğru bir sendikal önderlikle, büyük güçlerin seferber edilebileceğine de gösterge” olduğu söyleniyor.

Oysa bu söylenenler, ne son toplantıdaki katılımın zayıflığını açıklamaktadır, ne de çeşitli önemli etkinliklere “temsili” düzeyde katılma tercihini ya da çaresizliğini. Belediye işkolunda sağlanan kitlesellik, belediyelerdeki TİS süreci ve bu sürecin seyri ile ilgilidir. Raporda da bu durum, “Belediye işyerlerinde ortaya çıkan bu tıkanıklık karşısında belediye işçilerinin mücadelesi, özellikle İstanbul’da hükümetin, sermayenin ve yerel yönetimlerin işçi düşmanı siyasetine karşı yaygın bir işçi tepkisinin belirmeye başladığını ortaya çıkarmaktadır” şeklinde tesbit edilmiştir.

Dolayısıyla, belediye işkolunda sağlanan kitlesellik, İEP’in “doğru sendikal önderlik”le taban çalışması yürütmesine bir gösterge değildir. Eğer İEP “doğru sendikal önderliği” gerçekleştirebilseydi, bugün hala birkaç sendika şubesiyle sınırlı kalmaz ve taban örgütlülükleri yaratma doğrultusunda olumlu adımlar da atılmış olurdu. Yine, İEP tarafından “Platformumuzun bölgesel örgütlenmeleri canlı bir gelişme seyri göstermemektedir” şeklinde tesbit edilen olumsuzlukların aşılması yönünde de somut adımlar atılmış olması gerekirdi. Oysa mevcut durumun böyle olmadığını biliyoruz.

1 Mayıs süreci İEP tarafından; “... bu yılın 1 Mayıs kutlamaları, platformumuzun ve diğer ilerici güçlerin 1 Mayıs öncesinde yarattıkları duyarlılığın da katkısıyla, güçlü bir işçi katılımına sahne olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, 1 Mayıs’a kadar kutlamaları sönükleştirmek, içeriğinden ve amacından uzaklaştırmak için çaba gösteren geleneksel-bürokratik sendikal merkezlerin, 1 Mayıs’ın hemen öncesinde ve 1 Mayıs’ın ardından, ‘gelişmekte olan taban dinamizmini kontrol altına alma’ya yönelmelerine yol açmıştır.” şeklinde değerlendirilmektedir.

Oysa 1 Mayıs öncesinde tabanın, 1 Mayıs’a İEP imzalı, içinde sendikalı, sendikasız, işçi-emekçi, işsiz ve toplumun diğer ezilen kesimlerinin de kendisini ifade edebileceği ortak çatı ve pankart altında katılım talebi reddedilmiştir. “Platformumuzun içinde farklı anlayışlar var. Biz onları kendi pankartımız altında yürütemeyiz. Herkes kendi konfederasyonu altında katılmayı tercih eder” gerekçesi ileri sürülmüştür. Böylece, eleştirdikleri “konfederal genel merkezlere bağımlılığı” aşan, dahası onlara karşı kararlı ve devrimci bir tutum ve inisiyatif geliştirilememiştir. Bu ise, “gelişmekte olan taban dinamizmini” dağıtıcı bir rol oynamıştır.

Oysa önerilen türden bir katılım, İEP’in de tespit ettiği “geleneksel-bürokratik sendikal merkezlerin gelişmekte olan taban dinamizmini kontrol altına alma yönelimi”ni kırmanın bir olanağıydı. Aynı zamanda reformizmin etkisini kırarak alana devrimci bir ruh ve hava taşıyabilmenin de... Fakat İEP, “1 Mayıs mitingine, İEP üyesi örgütler, pankartlarının ve dövizlerinin üzerine İstanbul Emek Platformu ibaresi koyarak katıldılar” sözleriyle, soruna buradan bakamadığını, sorunu İEP’in varlığının kitlelere duyurulması şeklinde aşırı dar bir çerçeveden algıladığını göstermektedir.

Raporda da yer alan, “Platformumuzun etkinliği, özel olarak İstanbul’da, genel olarak da tüm ülkede emekçi hareketinin gelişimine olumlu etkilerde bulunmaktadır.” anlayışının da bir sonucu olarak, katılım çağrısı, işyerlerine yönelik taban çalışması yerine, bir-iki gün kala faks çekerek yapılmıştır. Fakat katılımdaki zayıflık tek başına bununla da izah edilemez elbette.

İEP’in kendi kararlarına uygun ciddi bir çaba ve irade ortaya koyamaması, Platform’dan iyimser beklenti içerisinde olan öncü işçilerin platforma kısmi güvensizliğini beslemiştir. Katılımın zayıflığında bu da belli bir rol oynamıştır.

Toplantıdan tabanın ihtiyaç ve talepleri üzerinden çıkan en somut karar, “hücre tipine karşı 31 Mayıs’ta Sultanahmet Adliye’si önünde yapılacak olan protesto eylemine katılma kararı”dır. Diğer maddelerdeki -malıdır, -melidir ifadeleriyle biten cümleler, “dilek ve temenni” olma özelliğindedir.

İlk toplantıda alınan kararların ne kadar hayata geçirilebildiğini gösteren 4 aylık çalışma raporunun ortaya çıkardığı bu olumsuzluk tablosu, uyarıcı ve yönlendirici olmalıdır. Aksi takdirde bundan sonraki toplantılar ilk toplantının tekrarı olma riskiyle yüzyüze kalacak, İEP’in iddia ve amacından gittikçe uzaklaşması sonucunu doğuracaktır.

Çalışma raporundaki genel durum değerlendirmesi ve sendikal bürokrasiye yönelik eleştiri ve tespitlere rağmen, İEP buna uygun pratik bir çabadan uzaktır. Bu durum ancak taban örgütlenmelerinin örülebilmesiyle aşılabilir. Bu hem İEP’in genişlemesi ve tabana yayılması için, hem de sınıf hareketinin gelişimi açısından acil bir ihtiyaçtır.

İEP ortaya çıkarken kendine yüklediği misyona uygun bir pratik ve iradeyi şimdiye kadar ortaya koyamadı. 5 Şubat toplantısında alınan kararlar iradi bir çabaya konu edilemedi. Dar tutucu sendikal bakış bunda önemli bir rol oynadı. Herşeye rağmen bu durumun aşılabilmesi, platformu gerçek taban örgütlülüklerine kavuşturmasıyla mümkündür. Bunun imkanları ve dinamizmi fazlasıyla vardır. Tabanın mücadele isteği, döne döne bunu eylemlerle ortaya koyması, bunun somut ifadesidir.

İşçi sınıfının sermayenin çok yönlü saldırılarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde, bu tür mevzileri güçlendirmek öncü işçilerin önemli bir görev ve sorumluluğudur Yaşanan olumsuz tablo gözden geçirilmeli, sendikacıların tutucu ve isteksiz yönelimleri bir kenara itilmelidir. Platformun taban örgütlülüğüne dayandırılması için çaba harcanmalı, öncü işçiler ve temsilciler üzerinden yeni bir yürütme ortaya çıkarılmalıdır.

Buna uygun bir çaba ile irade ortaya konulduğu durumda, platform üzerine düşen misyona uygun davranabilecektir. Hiçbir çaba harcamadan platformu kürsüden eleştirmenin ve yapılması gerekenleri vurgulamanın platformu ileriye taşıyamayacağı yeterince açık olmalıdır.