ARSIVANA SAYFA
 
17 Haziran '00
SAYI: 22
Kızıl Bayrak'tan...
Hücre saldırısına karşı hazırlık!
Sosyal yıkım saldırısı sürüyor!
Sermaye enflasyonu düşürme masalıyla...
15-16 Haziran ve işçi sınıfının öncü rolü
İnsanca yaşanacak bir ücret için...
"Kararlılığımızı koruyarak sınıf adına mücadelemizi...
Devrimci kamu emekçileri sorumluluk...
Bu çizgi "zafer" değil, sürekli yenilgi getirir!
Eğitim-Sen bürokratları Ankara eyleminde...
Yaşamı devrimci tarzda dönüştürmek esas olmalı!
MHP'ye çekilen cila tutmaz!
Dönemi kazanmanın olanakları...
Hücre karşıtı faaliyetin durumu ve devrimcilerin görevi
İzolasyon politikası hücre tipi cezaevleriyle...
Katıl karşı duralım!...
Öldürtme, sahip çık!
"Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır" Kurultayı
Son İEP toplantısı ve...
Sol liberallerin "Emek Platformu" aşkı
Çoçuk emeği, kapitalizm ve sosyalizm!
Dünyanın en adaletsiz sınav sistemi
Hafız Esad'ın ölümü ve hassasiyet kazanan...
Arjantin'de bir kez daha genel grev!
Clinton gezisinin perde arkası...
Ateşi Çalmak
Mücadele Postası






 
 

“Direncin ve umudun sesi çoğalsın istiyoruz. Yaratmak için yarını, asla susmayacağız.”

“Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır” Kurultayı


10-11 Haziran tarihlerinde “Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır” kurultayı gerçekleşti. Mağdurların ve çok sayıda konuk ve izleyicinin katıldığı kurultay coşkulu geçti.

Tertip komitesi, Asiye’yi, Muhabbet’i, Şeyda’yı, destekçileri hukukçuları ve sağlık emekçilerini, Kürt kadınlarını, aydınları ve sanatçıları selamlayarak kurultayı açtı. “Direncin ve umudun sesi çoğalsın istiyoruz. Yaratmak için yarını, asla susmayacağız” sözlerinin ardından İkinci Enternasyonal Kadın Andı okundu.

Açılış konuşmasında, Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Girişimi’nin örgütlenme süreci anlatıldı. Asiye Güzel Zeybek’in uğradığı tecavüzü açıklamasının ardından başlatılan kampanya sonucunda oluşan bu girişimin mağdurlara bilinç, hukuki ve psikolojik destek verilmesi, mücadele azminin sağlanması amacını hedeflediği vurgulandı. Bu çerçevede suç duyuruları yapılması için çaba gösterildiği, diğer illerde seminer ve paneller yapıldığı, Almanya, İngiltere, Fransa’dan destek grupları geldiği belirtildi. Ardından Hanım Baran şahsında tüm devrim şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi.

İlk sözü, ‘92 yılından itibaren gözaltında cinsel taciz ve tecavüze karşı mücadele yürüten bir sağlık emekçisi olan Nazlı Top aldı. Kendisinin yaşadıklarını ve sonrasında verdiği mücadeleyi anlatan Top, yaratılan örgütlülükten dolayı büyük bir mutluluk duyduğunu dile getirdi.

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım projesi adına konuşan Fatma Karakaş, ‘97 yılında oluşturulan projenin kadınların hak arama mücadelesinin bir mevzisi olduğunu, kendilerine şu ana kadar 116 kadın mağdurun başvurduğunu, suç duyurusunda bulunduklarını, iç hukuk süreçleri tükendiği koşullarda AİHM’ye bireysel başvuru yaptıklarını dile getirdi. Ardından EKB tebliği sunuldu. Gözaltında cinsel taciz ve tecavüzün bir devlet politikası olduğu, sindirme ve teslim alma amacı taşıdığı, örgütlü mücadeleyi hedef aldığı, gözaltında ve savaşlarda özel savaş yöntemi olarak kullanıldığı dile getirildi.

Baro adına konuşan Ayşegül Kaya ise, Baro Kadın Hakları Uygulama Merkezi’nin amaçları doğrultusunda bilgilendirdi.

Kürdistan’da tecavüze uğramış bir kadın yüzü örtülü olarak kürsüye çıktı. Henüz yüzünü açmaya cesareti olmadığını, dostlarının arasında olmaktan güç aldığını, yakında örtüyü de atacağını dile getirdi.

Konuk olarak katılan Irak Kadın Dayanışma Merkezi’nden Emel Aziz ise, Kürt kadınlarının bölgede karşı karşıya kaldığı güçlükleri ve ortak mücadelenin zorunluluğunu dile getirdi.

Kutup Yıldızı elemanı Şeyda Gergin’in konuşması büyük bir ilgi topladı. Tecavüze uğramasını kararlılıkla açıklayan ve işkenceci polislere karşı mücadelesini yükselten Gergin, devrimci mücadelenin gerekliliğini, saldırılara devrimci kimlikle karşı koyulabileceğini vurguladı.

Kurultay iki gün sürdü. Çok sayıda kadın derneği ve kitle örgütünden katılımcılar konuşma yaptılar. Başta cezaevlerinden olmak üzere, pek çok kurum, kitle örgütü ve sendika mesaj gönderdi.


Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır Kurultayı
Sonuç Bildirgesi’den...

Kurultay divanı; toplam dört ana oturumda ortaya çıkan ağırlıklı eğilim ve önerileri şöyle somutlaştırmıştır:

1- İşkenceci ve tecavüzcülerin etrafındaki koruma kalkanı kaldırılmalı, yargılanmalarının önü açılmalıdır. Tecavüzcüleri koruyan bütün yasa maddeleri iptal edilmelidir.

2- Sürmekte olan ve açılacak olan gözaltında taciz ve tecavüz davalarına kitlesel destek ve sahiplenme gerçekleştirilmeli ve örgütlenmelidir.

3- Gözaltında, savaşta cinsel taciz ve tecavüz, burjuva-faşist devlete bağlı örgütlü güçler tarafından yöneltilen bir saldırıdır. Bu anlamda burjuva-faşist devlet tecavüzcü devlettir.

4- Tecavüz bir insanlık suçu olarak kabul edilmelidir.

5- Gözaltında tecavüze uğrayan ve tutuklu bulunan tüm mağdurlar derhal serbest bırakılmalıdır.

6- Başta psiko-sosyal travma merkezleri olmak üzere, tüm hekimlerin mağdurların lehine verdiği raporlar resmi olarak kabul edilmelidir.

7- Kurultay, cinsel taciz ve tecavüz saldırısının münferit değil, sistemli ve coğrafyamızda yaygın olduğunu açığa çıkartmıştır. Bu amaçla özellikle Kürt illerinde gerçek sayıya ulaşabilmek için süregelen küçük çaplı araştırmalar hedefi büyütülmeli, gerçek bilanço açığa çıkarılmalıdır.

8- Kurultay’dan sonra mağdurların tedavi ve rehabilitasyonlarını sağlama amacıyla bir psiko-sosyal yardım merkezi kurulmalıdır.

9- Psiko-sosyal merkez, başta Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi ve İşkence Tedavi Merkezleri gelmek üzere, bu alanda etkin vakıf ve derneklerle dayanışma ve organizeli hareket etme çizgisini izlemelidir.

10- Emekçi Kadınlar Birliği (EKB) bünyesinde faaliyet gösteren girişim, bu yönlü çalışmaya dahil olmayan kadın kurumlarını aktifleştirme ve diyaloğu geliştirmeyi hedeflemelidir.

11- Kurultay sonrasında uluslararası çalışmanın ürünlerini geliştirmek ve pekiştirmek amacıyla mevcut girişimler ilerletilmelidir. Şu an hukuki yardım projesi üzerinden ilerleyen resmi bağlar, ek kanallar ve yöntemlerle geliştirilmelidir.

12- Konuşmalarda ağırlıklı olarak, işkencede ya da savaşta cinsel taciz ve tecavüzün, burjuva sınıf egemenliğine dayalı kapitalist emperyalist sistemin bir ürünü olduğuna işaret edildi. Bu ve benzeri insanlık düşmanı uygulamaların sosyalizmle birlikte ortadan kalkabileceği vurgulandı.

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Girişim




1984 ÖO şehitleri:

Zindan tarihinin aydınlık yüzleri...


12 Eylül faşizmi Türkiye’yi her yanıyla esir almıştı. Dışarıda işçi ve emekçilerin tüm kazanımlarını ellerinden alırken, onların öncülerini de her fırsatta katletmek için amansız bir saldırı başlatmıştı. Evde, okulda, sokakta sayısız infazlar yaparken, zindanlarda da devrimci tutsaklara azgınca saldırıyordu. Amaç yok etmekti. İşçi-emekçilerin kabuğuna çekilmesinden, toplumsal hareketteki durgunluktan aldığı güçle zindanlarda en olmadık kuralları dayattı. İstiklal Marşı’nın okunması, yemek duası, görüş yasağı, kağıt-kalem gibi zaruri ihtiyaçların yasaklanması, çırılçıplak arama... Hiçbir şartla kabul edilemez daha bir dizi faşist uygulama dayatıldı devrimci tutsaklara. Bunlara “Tek Tip Elbise” dayatması da eklenince, ülkede ve zindanlardaki sessizlik Metris ve Sağmalcılar cezaevlerinden gelen direniş sloganıyla yırtıldı.

Bedenlerinden başka silahı olmayan TİKB ve Devrimci Sol tutsakları, bu değerli silahı tereddüt duymadan ölüme yatırdılar. Yalnızlardı, dışarıda yaprak kıpırdamıyor, içeride ise birçok yaptırım karşı koyuşla karşılaşmadan uygulanıyordu. Böyle bir dönemde yaktılar Ölüm Orucu meşalesini. Teslim almak, yalnızlaştırmak, kişiliksizleştirmek için yapılan saldırılara göğüs gerdiler, işkencelere direndiler, gün gün, saat saat direnişlerini sürdürdüler. Herşey bitti sanılırken, koca bir dönem kapanırken, Ölüm Orucu’nu başlatarak moral üstünlüğüyle püskürttüler düşmanı ve önünü açtılar kavganın. Teslimiyete, tasfiyeciliğe, kararan umutlara da açılmış bir savaştı bu. Asla geri dönülmeyecek, bedeli ne olursa olsun ödenecekti. Ve ödendi de... 76 gün ilmek ilmek örüldü savaş. Direniş giderek çelikleşiyor, isimler ardı ardına ölümsüzleşiyordu. Önce Abdullah Meral bir şamar gibi patladı düşmanın suratına. Ardından Haydar Başbağ ve Mehmet Fatih Öktülmüş, son olarak da Hasan Telci, davanın pahasına ne olursa olsun yenilmezliğini gösterdi dosta-düşmana. İşte bu koşullarda, böylesi bir zamanda yazıldı ‘84 ÖO direnişi.

16 yıl geçti aradan. ÖO şehitleri bir bayrak gibi taşınıyor ellerde... Aydınlık yüzleri ışık tutuyor yolumuza... Düşman, dersini almamış olacak ki, bugün de hücreleri dayatarak saldırıyor tutsaklara. Fakat 12 Eylül gibi faşizmin kol gezdiği bir süreçte nasıl direnildiyse öyle direnilecek ve yenilgiye doymayanlar bir kez daha yenilgiyi tadacaklar.
Yaşasın ‘84 ÖO direnişi!
Yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm!

D. Gümüş