23 Ağustos '03
Sayı: 33 (123)


  Kızıl Bayrak'tan
  Saldırılara karşı birleşik örgütlü mücadeleyi yükseltelim!
  İşte en ağır enkaz: Çürümüş düzen, kokuşmuş devlet...
  "Meşruiyet" değil emperyalist saldırganlık!
  KESK yönetimi ve görüşme süreci üzerine...
  Toplu görüşme oyunu değil, genel grev-genel direniş!
  Büyükdemir direniş deneyimi...
  Gücümüz birliğimizdir! Direnmek kazanmaktır!
  Hacı Bektaş Şenlikleri'nde etkin kitle çalışması...
  İlk adım atıldı, beş bin emekçi ve gençten söz alındı...
  Onurlu aydınlar ve sanatçılar gençliğin sözünün arkasındalar!
  Kampanya çalışmamızdan izlenimler...
  Kamuda tasfiye saldırısı ve devrimci görevler
  "Ulusal çıkarlar" değil işbirlikçi sermayenin çıkarları
  Irak'ta direniş büyüyor...
  Emperyalist barbarlık direnişin yayılmasını engelleyemiyor!
  Siyonistlerden iki yüzlü manevralar...
  Deneyimlerden öğrenmeliyiz
  Sınıf hareketindeki son gelişmeler
  Bültenlerden...
  Neyin "yol haritası"?
  3. Bir-Kar Gençlik Kampı...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Patronların “biz bir aileyiz” yalanı

Dudullu’da orta ölçekli bir elektronik yan sanayisinde çalışıyorum. Patron işe girerken ve daha sonra yaptığı toplantıda uzunca konuştu. Buranın bir ekmek kapısı olduğunu, binlerce işsizin olduğu bölgede kendimizi şanslı görmemiz gerektiğini, birbirimize surat asarak iş yaptığımızda bunun hoşuna gitmediğini, çok hata yapıldığını, bundan sonra hatayı yapanın ücretinden keseceğini söyledi. Daha bir de, işyerinin bir aile ortamı olması gerektiğini, beraber üretip paylaşıldığı için işlere daha çok sarılmamız gerektiğini belirtti. Bizlere asgari ücreti bile çok gören, çalışma koşullarını ve iş güvenliğini dert etmeyen patron bir de kalkmış bize aile olduğumuz masalını anlatıyor.

Arkadaşların hepsinin konuşmalara kandığını söyleyemem ama kananlar da az değil.

Daha sonra bu konu üzerine hem kendi çalıştığım yerde, hem başka arkadaşlarla konuşma fırsatım oldu. Görünen o ki, küçük ve orta ölçekli işletmelerde en işe yarayan taktiklerden biri bu. Yer yer işçilerle sohbet eden, sırtını sıvazlayan, beş-on dakika onlara yardım eden patronlar oranın bir aile olduğunu anlatmaya çalışıyor. Amacı kendisi ile bizim aramızda fark yokmuş gibi göstermek, böylelikle bizler üzerinden daha çok kâr etmek.

Buradan kimin nasıl bir aile olduğunu göstermek istiyorum.

Evet, biz bir aileyiz. Dünyanın her tarafındaki en küçük demir parçasından tuğlaya, binadan elektronik eşyasına, koca iş makinasına kadar herşeyi vareden, yaratan bir aileyiz. Buna rağmen daha fazla kâr ve rekabet uğruna her gün hakları elinden alınan, bunun için futbolla, cinsellikle, milliyetçilikle, saçma sapan magazin haberleriyle uyutulmaya çalışılan bir aile. Ancak örgütlülüğümüzü sağladığımızda, grevlerde haklarımızı almak için halaya duran, saldırılara karşı arkadaşımızın önüne siper olan bir aile. Bizler milyarlarca insandan oluşan işçi ailesiyiz. Dünyanın en büyük ailesi.

Onlar ise gece-gündüz bizim üzerimizden kârlarını ne kadar çoğaltacağını hesaplayan, bunun için bizim hayatımızı zerre kadar düşünmeyen, binlerce arkadaşımızın öldüğü depremden, afetten çıkar uman, kendi aralarında rekabet eden ancak konu bizlere ve çıkaracakları yeni yasalara geldiğinde yek vücut olup üzerimize asker-polis süren patronlar ailesi.

Onların çıkarı bize, bizim çıkarımız onlara ters.

Biz dünyayı yaratanlar patronların karşısına, daha güçlü olduğumuz bilinciyle, birbirimize karşı güvensizliği bir tarafa bırakarak, çıkarlarımız etrafında birleşerek çıkmalıyız. Geleceğimiz daha da kararmadan, haklarımız daha da gaspedilmeden...

İMES’ten bir elektrikçi



Ekim’i yaşatmak!

ABD’nin Irak işgali devam ediyor. Türk egemenleri ise yeni bir tezkereyle emekçi çocuklarını kardeş bir halka silah sıkmaya göndermeye hazırlanıyor. Henüz sınıf cephesinden ABD jandarmalığına karşı anlamlı bir tepki yükselmiş değil. Bu süreç komünist olma iddiası taşıyan bizlere daha ciddi sorumluluklar yüklemektedir. İşte böyle bir süreçte taşıdığımız misyon gereği onbinlerce emekçinin uğrak yeri olan Hacı Bektaş’a taşıdık çalışmalarımızı.

Irak’a asker gönderilmesine ve üniversitelerin sermayenin arka bahçesi haline getirilmesine karşı Ekim Gençliği’nin başlatmış olduğu imza kampanyası çalışmasında ben de yer aldım. Diğer illerden gelen arkadaşlarla birlikte çalışmalarımızı yürüttük. Tek bir insanı bile kaçırmamaya özen gösteriyorduk. Elbette imzalayanların yanında imzalamayanlar da oluyordu. Onlara neden imzalamadıklarını sorduğumuzda, “ilgilenmedikleri, aynı görüşte olmadıkları ve hatta pastada bizim de payımız olmalı” türünden şeyler söylüyorlardı. Seyrek de olsa kan dökülmesini onaylayanlar bile çıkıyordu. Oysa bizim insanlarımız, emekçi çocukları ölecekti. Bu sözler beni üzüyordu. Sonra birden ajitasyon çeken yoldaşın sesini duyuyordum, bu ses kendimi toparlamama yetiyordu. Yeniden birisini yakalayıp başlıyordum anlatmaya. Neden diyordumve ikna ediyordum. Sonra bir satıcının “Ekim hala yaşıyor mu?” sorusuyla karşılaştım. Hiç tereddüt etmedim bu soru karşısında, “evet” dedim, “Ekim’i biz yaşatacağız!”

Çadıra dönerken satıcıya verdiğim cevabı düşündüm. Acaba sorduğu soru karşısında gereken cevabı verebilmiş miydim? Dönüp baktığımda söylediğim sözün haklılığını gördüm. Her yerde biz vardık. İmza kampanyalarımız, yaptığımız eylemler, dağıttığımız bildiriler, afişlerimiz, kuşlarımızla kaplamıştık her yanı. Ve dönüp kendime tekrar şu sözü söyledim: Ekim’i yaşatmak bu olsa gerek!

Adana’dan genç bir komünist



İşgale değil direnişe destek!

Haydutlar çetesi yeni bir tezkereyi daha gündeme getirdi. Neden? Çünkü ABD Irak’ta giriştiği kirli savaşta kendini bir bataklığın içinde buldu. Bu ABD emperyalizmi için düşünmedikleri, hesapta olmayan bir durumdu.

“Savaşa bitti, savaşı kazandık” diye sevinç çığlıkları atarken bataklığın dibine doğru gitmeye başladılar. Bu durumdan kurtulmak için bir şeylere tutunmak lazımdı. Bu dalın TC ve başka işbirlikçi devletlerin askerlerinin olmasını istiyorlar. Her zaman ABD emperyalizminin kapısında bekçilik yapmaya alışkın Türk devleti bu durumdan faydalanmak için ABD’nin isteğini kabul ediyor.

Fakat bir düşünelim. Irak’a gidecek olanlar her zaman olduğu gibi yine işçi ve emekçi çocukları olacaktır. Kendi özgürlükleri, onurları ve ülkeleri için savaşan kardeş Irak halkına karşı silah kullanmaya gönderilecekler. Bu duruma kayıtsız ve sessiz kalmak insanlık onuruna sığdırılamaz. Eğer oraya gidilecekse, bu Irak’a karşı değil ABD emperyalizmi ve işbirlikçilerine karşı olmalıdır.

Bir okur/Gülsuyu



Çok sevdiğim bir haftam...

Benim ismim Öncel, 11 yaşındayım. Franfurt’ta yaşıyorum. Bu benim Gençlik Kampı’na ilk gelişim. Gelmeden önce oradaki herşeyi merak ediyordum. İlk gün azıcık utangaç ve sıkılgandım. İlk defa öyle bir yerde bulunduğum için nasıl olacak diye düşünürken, bir baktım ki arkadaş çevrem oluşmuş. Çoğu benden yaşça büyük olduğu halde birbirimizle anlaşıyorduk. Bir haftalık zamanda çok şey öğrendim. Oradaki insanlar yani büyük abiler savaşların olmaması ve biz çocukların daha iyi yaşamaları için konuşmalar yapıyorlardı.

Ben de yaşadığım bazı şeylerden öğrendiklerimi çocuklara anlattım. Dedim ki, Amerika, Irak savaşına ilişkin CD’ler yapıyor ve o CD’lerde Amerikan askerleri kendilerini dünyada en yardımsever ve başkalarını kurtarıyor gibi gösteriyor. Orada insanları öldürmek çok küçük bir şey olarak gösteriliyor. Bir de okuduğum bir kitapta bir çiftçinin buğdayı ürettiği halde az para kazandığını, fakat ondan buğdayı alıp ekmek yapanın daha çok kazandığını, yani çok çalışanın az kazandığını söyledim.

Tiyatroya katıldım. Birçok arkadaşım iyi oynadığımı söyledi. Müzik yetenek yarışmasında ikinci oldum, bilgi yarışmasına da katıldım. Bir sonraki kampta yeni yeni arkadaşların gelmesini istiyorum. Herkese sevgiler...

Öncel/Frankfurt