23 Ağustos '03
Sayı: 33 (123)


  Kızıl Bayrak'tan
  Saldırılara karşı birleşik örgütlü mücadeleyi yükseltelim!
  İşte en ağır enkaz: Çürümüş düzen, kokuşmuş devlet...
  "Meşruiyet" değil emperyalist saldırganlık!
  KESK yönetimi ve görüşme süreci üzerine...
  Toplu görüşme oyunu değil, genel grev-genel direniş!
  Büyükdemir direniş deneyimi...
  Gücümüz birliğimizdir! Direnmek kazanmaktır!
  Hacı Bektaş Şenlikleri'nde etkin kitle çalışması...
  İlk adım atıldı, beş bin emekçi ve gençten söz alındı...
  Onurlu aydınlar ve sanatçılar gençliğin sözünün arkasındalar!
  Kampanya çalışmamızdan izlenimler...
  Kamuda tasfiye saldırısı ve devrimci görevler
  "Ulusal çıkarlar" değil işbirlikçi sermayenin çıkarları
  Irak'ta direniş büyüyor...
  Emperyalist barbarlık direnişin yayılmasını engelleyemiyor!
  Siyonistlerden iki yüzlü manevralar...
  Deneyimlerden öğrenmeliyiz
  Sınıf hareketindeki son gelişmeler
  Bültenlerden...
  Neyin "yol haritası"?
  3. Bir-Kar Gençlik Kampı...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Siyonistlerden iki yüzlü manevralar...

Göstermelik adımlarla saldırı ve
işgal birarada

Haber ajanslarına bakılırsa İsrail, barış yolunda önemli adımlar atarak, “yol haritası”nın uygulanması için çaba harcıyor. İsrail ordusu işgal ettiği Filistin kentlerinden çekilerek barışa katkı sunuyor, Filistinli mahkumları serbest bırakıyor vb. Sanki işgalci bir gücün işgal ettiği bölgelerden geri çekilmesi bir lütufmuş gibi sunuluyor. Oysa bu açıklamaların yapıldığı günlerde İsrail ordusu halen kentlere, kasabalara, hatta köylere saldırmaya devam ediyor, Filistinliler’i katlediyor, toplu halde tutukluyordu. Yani siyonist zorbalar aynı uygulamalara devam ediyorlar.

İsrail ordusu Filistin kentlerinden çekiliyor mu?

İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz ile Filistin Güvenlik Şefi Muhammed Dahlan arasında yapılan görüşmeler sonucunda, İsrail’in önümüzdeki hafta Batı Şeria’daki Eriha ve Kalkilya kentlerinden çekilerek, buralardaki askeri barikatları kaldırması konusunda “ilke olarak” anlaşma sağlandığı bildirildi. İsrail Savunma Bakanlığı sözcüsü Shirli Eden ise Filistinli militanlardan herhangi bir saldırı gelmediği takdirde Ramallah’la Tulkarim’den de Ağustos’un son haftası içinde çekileceklerini söyledi.

İsrail ordusunun Filistin kentlerinden çekilme haberleri kuşkusuz kulağa hoş geliyor. Ancak bu çekilmenin koşullara bağlanması madalyonun diğer yüzünü gösteriyor. Filistin yönetiminin diğer iki kent Ramallah ve Tulkarim’in denetimini alması için İsrail’e detaylı bir güvenlik planı sunması öngörüldü. İsrail, Filistin tarafının sunacağı planı 10 gün içinde değerlendirip öyle karar verecek.

İsrail’in Abbas hükümetine dayatmaya çalıştığı koşullar arasında, Filistinli direniş örgütlerinin silahsızlandırılmasının yanı sıra siyonistler tarafından aranan Filistinliler’in İsrail’e teslim edilmesi de bulunuyor. İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz ile Filistin Güvenlik Bakanı Muhammed Dahlan arasında yapılan görüşmenin ardından İsrail askeri radyosu, Dahlan’ın militanların ellerindeki silahları toplama, aranan militanları teslim etme konularında sorumluluğu kabul ettiğini iddia etti. Bilindiği gibi bu dayatmalar işgali sona erdirmek için değil, Filistin direnişini etkisizleştirmek için.

İsrail ordusu ateşkesi takmıyor

Filistinli örgütlerin 29 Haziran’da tek taraflı ilan ettikleri üç aylık ateşkes, yüzlerce kez siyonistler tarafından ihlal edildi. Filistin İstihbarat Merkezi Gazze Enformasyon Servisi’nin hazırladığı son bir aya ait rapor bu gerçeği gözler önüne seriyor. Rapordan bazı çarpıcı rakamlar şöyle: Filistinliler’e ait evler İsrail tankları tarafından 229 kez kurşunlandı. 4’ü çocuk 7 Filistinli katledildi. İsrail askerleri 60 kere gece baskını düzenledi. İsrail ordusunun saldırıları sırasında 189 ev hasar gördü, 89 fabrika yıkıldı. 3510 dönüm toprak tahrip edildi. 10.757 ağaç söküldü vb. Ayrıca ırkçı duvar inşasının devam etmesini, yeni Yahudi yerleşimlerinin açılmasını da bunlara eklemek gerekiyor. Bu arada kız kardeşi Gazze’de ölen Yaser Arafat’a cenaze törenine katılmasına bile izni verilmedi. Ancak bir hafta sonra Arafat#146;ın kız kardeşinin mezarını ziyaret edebileceği açıklandı. Tabii geri dönüşüne izin verip vermeyecekleri de belli değil.

Güya “barış süreci”nin devam ettiği bir dönemde bu vahşi saldırıları bir aya sığdıran Şaron yönetiminin barış için önemli adımlar attığını savunmak, gerçekleri tersyüz edip barış isteyenlerle alay etmekten başka bir anlam taşımaz. Beyrut kasabı Şaron’un barışa yapacağı “katkı” da ancak böyle olur.

Filistinli mülteciler asla evlerine
dönemeyecekler!

Filistin Dışişleri Bakanı Nebil Şaat, Beyrut’ta yaptığı bir konuşmada, Filistinliler’in evlerine geri dönüş hakkının “yol haritası”nda garanti altına alındığını söylemişti. “Yol haritası”na bu kadar güvenen Filistinli bakanın bu açıklaması Şaron yönetimi nezdinde hoş karşılanmadı. Zaten şimdiye kadar basında “yol haritası”yla ilgili çıkan haberlerde, Yahudi yerleşimlerinin yıkılması, Filistinli mültecilerin geri dönüşü, Kudüs’ün statüsü gibi Filistinliler’in temel sorunlardan bahsedilmemiş, bu temel sorunlar geleceğe havale edilerek geçiştirilmişti.

İsrail hükümet sözcüsü Avi Pazner, Filistinli bakanın, “yol haritası” barış planında mültecilerin dönüş hakkının garanti edildiği yönündeki açıklamalarına sert tepki gösterdi. Sözcü, “İsrail, hiçbir şart altında ve hiçbir çerçevede, Filistinli mültecilerin İsrail kentlerine tekrar dönmelerine izin verme eğiliminde değildir” dedi.

Filistinli bakanın dile getirdiği Filistinliler’in evlerine dönüş hakkı, “yol haritası”yla değil ancak Filistin halkının anti-emperyalist, anti-siyonist direnişi ile güvence altına alınabilir. Bunun farkında olan Filistin halkı direnişini sürdürüyor. Zaten Nebil Şaat da “yol haritası”nda değil, gönlünden geçeni dile getirmiştir. Yoksa ABD-İsrail gibi gerici zorbalarla anlaşarak, onların dayatmalarına boyun eğerek (Mahmut Abbas’la ekibinin yaptığı gibi) hiçbir hakkın güvence altına alınamayacağı, başta Filistin deneyimi olmak üzere, bütün tarihsel deneyimlerle sabittir.



Almanya’da yeni düzenlemeler...

Çocuklar yoksulluğun kucağına itiliyor

Almanya Aile Bakanı Renate Schmidt (SPD), Welt gazetesinde çocuk yetiştirme parasıyla ilgili yayınlanan haberleri doğruladı. Schmidt’in yaptığı açıklamaya göre, çocuk yetiştirme parası ödenmesinde ciddi değişiklikler yapılacak.

Çocuk yetiştirme parası (aylık 307 Euro) alabilmek için şart koşulan yıllık azami net gelir aileler için 51.130 Euro’dan 30.000 Euro’ya, yalnız çocuk yetiştiren anne ve babalar için 38.350 Euro’dan 23.000 Euro’ya düşürülecek. Böylece çocuk yetiştirme parası almayı hakedenlerin sayısının düşürülmesi planlanıyor. Alınacak bu önlemle devletin yılda 200 milyon Euro tasarruf yapması tasarlanıyor. İçinde bulunduğumuz yılda da çocuk doğumlarının gerilemesinden dolayı yapılan tasarruf 30 milyon Euro. Hükümetin çocuk yetiştirme parası için ayırdığı bütçe yalnızca 3.27 milyar Euro.

Daha önce de, yeni doğan çocuğun ilk altı ayı için ödenecek olan çocuk yetiştirme parası uygulamasında yedinci aydan itibaren yapılacak ödemeyle ilgili değişikliklere gidilmişti. Yardımdan faydalanacak ailelerin yıllık net geliri 16.500 Euro’yu geçiyorsa, yedinci aydan itibaren kısıtlamaya gidiliyor.

Yeni doğan çocuklarıyla yalnız bir yıl evde kalacaklarını açıklayan aileler için oluşacak kayıp ise çok daha ağır. Şu an aylık 460 Euro alan bu aileler için 1 Ocak 2004 yılından itibaren yalnızca 450 Euro ödenecek. Bunun dışında tek başına çocuk yetiştiren anne ve babaların yıllık gelirlerinin 1.300 Euro’su vergiden muaf tutulmaya devam edilecek. Bu uygulama ile yalnız çocuk yetiştiren anne ve babaların yıllık kaybı oldukça yüksek olacak.

Alman Eşitlikçi Yardımlaşma Birliği’nin kısa süre önce açıkladığı bir araştırma sonucuna göre, işsizlik yardımı ile sosyal yardımın birleştirilmesiyle yoksulluk sınırında yaşayan çocukların sayısında 500 binlik bir artış gerçekleşecek. Birliğin Başkanı Ulrich Schneider’e göre, hükümet tarafından tasarlanan bu değişiklikle yoksul çocukların sayısı artacak. Schneider, düşük gelirli ailelerin çocuklarına yapılan yardımların sosyal yardım daireleri tarafından değil de aile kasasından ödenmesinin de bu çocukların yoksulluktan kurtarılabileceği anlamına gelmediğini ekliyor.

Doğu Bloku’nun yıkılması ve derinleşen krizle birlikte daha da pervasızlaşan kapitalist sistem artık kundaktaki çocukların haklarına göz dikerek kendi derdine deva aramaktadır. Saldırıların parti programındaki “demokratik sosyalizm” kavramını tartışmaya açan bir koalisyon ortağı tarafından gerçekleştirilmesi ise burjuva devletin artık kendi özünden dönüşünü göstermektedir. Sosyalizmin basıncıyla kendisine “sosyal devlet” yaftasını yapıştıran burjuva devlet, şimdi tüm sosyal hakları budayarak, özünde faşist olan ve salt idari, polisiye ve askeri işlerle uğraşan bir devlet tipine doğru evriliyor.

SY Kızıl Bayrak/Almanya