31 Mayıs'03
Sayı: 21 (111)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzen içi didişmelerin gizleyemediği!
  Umut sınıf kavgasında!
  AKP hükümeti işçi düşmanlığına devam ediyor!..
  Tuzla Deri-İş yöneticilerine tutuklama
  Kölelik yasasına ve özelleştirme yağmasına karşı genel grev, genel direniş!
  Petrol-İş Bursa mitingi ve röportajlar...
  BM, emperyalist yağma savaşına ve sömürgeciliğe onay verdi
  TÜSİAD'ın ABD ziyareti...
  Sınıfın devrimci mücadele programı altında birleşelim, savaşalım, kazanalım!
  ABD'li savaş kundakçılarından Ankara'daki uşaklara yeni azarlamalar...
  Af istemi pişmanlık yasasının alternatifi olamaz...
  Alman işçileri saldırıya direniyor...
  Fransa'da güçlenip yaygınlaşan sınıf mücadeleleri
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
  Özgürlük sosyalizmle gelecek!
  Gençliğe dönük faşist saldırılar...
  Duydunuz mu?
  Nurhak şehitleri devrimci sınıf kavgamızda yaşıyor...
  Dikkat!.. 'Dalgalı'da dalgaya gelmeyin!
  Sosyalist basına baskılar sürüyor...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Nurhak şehitleri devrimci sınıf kavgamızda yaşıyor...

Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!

H. Ş. Can

Tarih 31 Mayıs 1971’di. Gün Haziran’a dönüyordu. “Teslimiyet asla!” haykırışı dalgalandı Nurhak dağlarında. Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga tereddütsüzce kucakladılar ölümü. Malatya Kürecik’te bulunan ABD üssüne saldırı düzenlemek için yola çıkmışlardı. Mola verdikleri Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde kurşunlara hedef oldular, saldırıya uğradılar. Son kurşunlarına kadar çatıştılar. Ölümü yiğitçe karşıladılar.

Köylüler onların Türkiye halklarının kurtuluşu için yola çıkan devrimci militanlar olduklarını bilmiyorlardı. Onları kendilerini haraca kesmek için dağlarda dolaşan eşkiya sanmış, ihbar etmişlerdi. Gerçeğin farkına vardıklarında ise artık çok geçti. Üç devrimci katledilmiş, diğerleri ise yaralı olarak ele geçirilmişti.

TİP reformizmini aşan devrimci
duruşun temsilcileriydiler...

‘60’lı yıllar hem dünyada hem de Türkiye’de toplumsal devrimci hareketliliğin yaşandığı, ulusal kurtuluş hareketlerinin Latin Amerika, Afrika ve Asya’da yükselmeye başladığı devrimci bir süreçti. Kapitalizmin sermaye ihracı yoluyla dünyada ve Türkiye’de egemen toplumsal sistem haline geldiği, emek-sermaye çelişkisinin dünyada ve Türkiye’de sınıflar mücadelesine damgasını vurduğu hareketli bir dönem yaşanıyordu. Vietnam halkının ABD emperyalizminin işgal harekatına karşı kahramanca tutumu da dünyada ve Türkiye’de oluşan devrimci atmosferi daha da güçlendiriyordu.

Ortaya çıkan devrimci dinamizmin reformist-parlamentarist çizgideki TİP bünyesinde kan uyuşmazlığına yol açması kaçınılmazdı. TİP, sol muhalefet partisi görünümüyle işçi sınıfı ve emekçilerin, öğrenci gençliğin küçümsenemeyecek kesiminin desteğini almıştı. Ama rejimin sunduğu sınırlar içerisinde politik faaliyet yürütme hedefi, devrimci dinamiklerden kurtulma doğrultusunda gerici bir eğilimi besledi. Devrimci çıkış politik pratiğini örgütleme çerçevesinde, devrimci örgütsel karşılığını THKP-C, THKO ve TKP-ML’de buldu.

Düzenin icazet alanına boylu boyunca yatmış olan TİP şefleri kendi utancıyla başbaşa bırakıldı. Böylesi bir devrimci cüreti, örgütsel boyutuyla güçlendirenler, kavga ateşinin içine atılmakta da tereddüt göstermediler. Örgütlü devrimcilik çok büyük bir ciddiyet ve cüret gerektiriyordu. Kararlıydılar, Türkiye halklarının kurtuluşu yolunda ölümü tilililerle karşıladılar. Kararlılıkları ve direnişleriyle kendilerinden sonraki devrimci neslin yolunu aydınlattılar.

Nurhak dağları, inançları uğruna ölümü tereddütsüzce kucaklayan Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga’nın devrimci yiğitlikleri ve kahramanlıklarına tanıklık etti. Denizler’i, Sinanlar’ı ölümsüz kılan, Türkiye halklarının hafızasından silinmesini engelleyen elbette ki yaratıcısı oldukları direniş destanının ta kendisiydi.

İdeolojik, programatik bakışları emek-sermaye çelişkisinin devrimci çözümünü içeren bir netlik içermiyordu. Proleter sosyalizme yönelimdeki yetersiz ve kusurlu ideolojik bakışları, programatik sorunlardaki temel zayıflık, dönemin tüm siyasi akımlarının temel ve ortak sorunuydu. Ortak özellikleriydi bu onların. Başka bir ortak yanları daha vardı; bu, devrimci fedakarlık ve cürette sınır tanımayan devrimci duruşlarıydı.

Nurhak şehitleri, Denizler’in, Mahirler’in, İbolar’ın temsilcisi oldukları devrimci direniş geleneğinin isimlerini altın harflerle yazdırdılar. Emperyalizme ve burjuva gericilğine karşı silahlanarak savaşma yolunda adım atmaktan bir an olsun geri durmadılar. Emperyalizme ve gericiliğe karşı canlarını feda etmekten geri durmayan Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga’yı aradan geçen 32 yıla rağmen unutulmaz kılan, devrimci duruş yolunda gösterdikleri kararlılığın ta kendisiydi.

Devrimci mirası sahiplenme hakkı,
devrimci iddiayı taşıyanlarındır!

Düzenin icazet alanına boylu boyunca gömülmüş olan TİP’de kalma utancını paylaşmak, çürümeye ortak olmak anlamına gelecekti. Devrim davası yolunda ağır bedeller ödeme pahasına da olsa devrimci mücadeleden yana tutum almak, dönemin zorlukları karşısında yılgınlığa kapılmaksızın, devrim türküsünü söylemeye devam etmek, Denizler’in, Mahirler’in, İbolar’ın ortak tutumlarıydı. Onlar kanla yazılan devrim tarihinin yiğit neferleriydiler.

Onlar aynı zamanda bugün de komünistlerin ve devrimcilerin onurla taşıdıkları devrim meşalesinin ilk taşıyıcılarıydılar. Onların köreltilmek, unutturulmak, öldürülmek istenen yanları hep devrimci yanları oldu. Gerici burjuva düzeni, Denizler’i, Mahirler’i, İbolar’ı ehlileştirip evcilleştirme süzgecinden geçirerek işçi sınıfı ve emekçilerin bilincinde varetme yolunda, medyasıyla ve tüm araçlarıyla çabalıyor. Hatta ehlileşip-evcilleştirilmiş bir mirasa dönüştürüp devrimci olan yanlarını katletmeyi başardığı koşullarda Denizler’e itibarlarını iade etmeye bile hazırlar.

Devrimci ruh yoksunluğunun, örgütsel karaktersizliğin, devrimci iddiasızlığın damgasını vurduğu, devrimci iddia ve cüretini kaybetmiş olanların kararlılığın, fedakarlığın, üzerlerine gelen kurşunları paylaşmanın, erdemin, inancın temsilcisi olan Denizler’in mirasının ağırlığı altında ezilecekleri açıktır. Zira o mirasın yükünü omuzlarında layıkıyla taşıyacak olanlar yaşamı uğrunda ölecek kadar seven, insanlığın güzel geleceği olan sosyalizm yolunda kendini feda etmekten geri durmayan devrimciler olabilir ancak.

Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga’nın yükselttiği devrim bayrağının rengi kızıldı. O bayrağı yere düşürüp, sarı bayrağı dalgalandıranların böylesi onurlu bir tarihsel sürece ilişkin sahiplenici bir tutum içinde olmaları, tam bir utanmazlık ve ikiyüzlülüğün ifadesidir.

12 Mart faşist askeri darbesinin hedefi devrimci gelişim sürecini engellemekti. Bu yolda devrimci önderleri biçmekten de geri durmadı. Ancak ummadığı biçimde işkence, katliam, idamlar karşısında boyun eğmeyen devrimci önderlerin devrimci direnişi ile yüzyüze kaldı. ‘71 Devrimcileri, inançları uğruna kendini feda etmekten geri durmayan tutumlarıyla, 12 Mart askeri faşist darbesinin üzerinden daha birkaç yıl geçmeden devrimci bir dalganın oluşma sürecini tetiklediler.

Nurhak şehitlerinin üzerine devrim davasına duyulan sonsuz inancın yazılı olduğu kızıl bayrak, “Teslimiyet asla!” haykırışıyla Ulucanlar’da sembolleşen şehitlerin elindeydi. Yaşamın hücreleştirilmesi saldırısına karşı bedenlerini açlığa yatıran ölüm orucu direnişinde ölümsüzleşen şehitlerin elindeydi.

Komünist devrimciler, genç komünistler kızıl bayrağı yükseltme görevinin hakkını vermek için var olan tüm güçleriyle çalışacak, onların onurlu yürüyüşünü devam ettirerek kızıl bayrağı kapitalizmin burçlarına dikme yolunda seferber olacaklardır.