31 Mayıs'03
Sayı: 21 (111)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzen içi didişmelerin gizleyemediği!
  Umut sınıf kavgasında!
  AKP hükümeti işçi düşmanlığına devam ediyor!..
  Tuzla Deri-İş yöneticilerine tutuklama
  Kölelik yasasına ve özelleştirme yağmasına karşı genel grev, genel direniş!
  Petrol-İş Bursa mitingi ve röportajlar...
  BM, emperyalist yağma savaşına ve sömürgeciliğe onay verdi
  TÜSİAD'ın ABD ziyareti...
  Sınıfın devrimci mücadele programı altında birleşelim, savaşalım, kazanalım!
  ABD'li savaş kundakçılarından Ankara'daki uşaklara yeni azarlamalar...
  Af istemi pişmanlık yasasının alternatifi olamaz...
  Alman işçileri saldırıya direniyor...
  Fransa'da güçlenip yaygınlaşan sınıf mücadeleleri
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
  Özgürlük sosyalizmle gelecek!
  Gençliğe dönük faşist saldırılar...
  Duydunuz mu?
  Nurhak şehitleri devrimci sınıf kavgamızda yaşıyor...
  Dikkat!.. 'Dalgalı'da dalgaya gelmeyin!
  Sosyalist basına baskılar sürüyor...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Yarın, o ölenlerden biri olmak istemiyorsak,
örgütlü ve birlikte hareket edelim!

Sıradan bir gündü bizler için, ama bazıları için son sıradan gündü.
Telefon çaldı, aldığımız haber, Menemen Organize’deki bir deri fabrikasında iki işçinin yaşamını yitirdiği, ikisinin de yaralı olduğuydu. Aklımıza ilk olarak orada çalışan arkadaşımız geldi. Endişe içinde, ayrıntılı haberleri öğrenmek için çabaladık. Gelen haberlerde, arkadaşlarımızın çalıştığı fabrikada değil de, başka bir fabrikadaki işçilerin bu talihsiz olayın mağdurları olduklarıydı. Bir rahatlama hissettik, arkadaşlarımıza bir şey olmamıştı. Ama kendi içinde suçluluk hissettiren bir rahatlamaydı bu. İlla ki tanımamız mı gerekiyordu ölen arkadaşları? Ateş düştüğü yeri mi yakmalıydı? Ya da tepki göstermek, bize dayatılan bu zor koşullara dur demek için, böyle acı olaylar mı yaşanmalıydı?

Bu acı olaylara tepki duymak, üzülmek için onları tanımak gerekmiyor ki! Onlar; bizdendi, işçiydi onlar. Onlar da, bizim gibi sabahın erken saatinden, gecenin zifiri karanlığına dek fabrika denilen, o insan öğütücü cehennemin içinde, ter döküyorlardı. Onlar da; bizim gibi işsizlik korkusuyla ağır iş koşullarına dayanıyorlardı... Hergün iş yerinde, ne tehlikeler beklediğini düşünmeden, patron ne derse yapmak zorundaydılar. Yoksa, arkası işsizlik, aile, eş, çocuk...

Biri 22, diğeri 32 yaşında olan bu iki işçi arkadaşımız da, uzun bir işsizlik sürecinden sonra, biri 3-4 aylık, diğeri daha 15 günlük işçiydi. Ve patron, onlara fabrikadaki atık temizleme işini verdi. Hiçbir koruyucu önlem olmadan, o konuda deneyimi olmayan arkadaşların, o zehir dolu çukura girmelerini istedi. Hem de 5 metre derinliğe inmek için kırık tahta bir merdivene güvenerek... Belki de sonu baştan belliydi bu olayın....

Ölen bu canlar, patronun umurunda mı sanki! Yerine yenisini nasıl olsa bulacak, o koskoca işsizler deryası içinden. Peki, ya geride kalanlar?

Çokça duymuşuzdur; sorunlara çözüm bulmak için, “birlik olalım, mücadele edelim” denildiğinde, “işsiz kalırım, ailem, çocuğum aç kalır” diye korkarız. Ama patronların kâr hırsı için, ölüm riski, sakat kalma riski pahasına çalışmaktan korkmayız. Oysa ki bu önlenebilir riskleri, örgütlü bir güç olursak engelleyebilirdik. Bize sağlığımızı koruyacak önlemleri bile çok görenlere karşı sendikalaşmaktan bile korkarız. Ama; ölürsek, sakat kalırsak geride kalanlarımıza ne olacağını düşünmeyiz.

Onlar, patron için öldüler, gerideki aile, çocuk, eş patronun umurunda mı olacak? Bizler, işçiler, kendimiz için birşeyler yapıyor muyuz? Asıl kendimiz, ailemiz, çocuklarımız için, onlara sömürüsüz, eşit ve güzel bir gelecek bırakmak için çalışmak gerekmiyor mu? Bunun için daha kaç kişinin ölmesi gerek? Artık birşeyler yapmanın zamanı gelmedi mi? Yarın, o ölenlerden biri olmak istemiyorsak, örgütlü ve birlikte hareket edelim.

Aramızdan iki kişi eksildi, bizlerinse gün gün, saat saat yaşamı eksiliyor. Ve tüm bunların nedeni olan sömürü düzeni yıkılmayı bekliyor!

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Bir grup emekçi/İzmir



Duydunuz mu?

21 Mayıs Çarşamba sabahı 2 deri işçisi öldürüldü. Televolelerin medyasında haber değeri taşımayan, magazin basınının iç sayfalarındaki küçük köşelere dahi giremeyen iki genç ölü...

Görmediniz mi?

Tanımıyor musunuz?

Onlar biraz sen, biraz ben, yani siz, biz, hepimiz...

Yani Niyazi Doğan ve Yavuz Akbay...

Nerede mi?

Menemen Deri Organize Sanayi Serbest Bölgesi’nde.. Yanı başınızda, SE-SA’da. Niye mi? Patron, sadece 200 milyon Türk Lirası karşılığında işin uzmanları tarafından temizlenebilecek ham ve mamul deri işleyen fabrikanın atıklarının biriktiği atık su havuzlarını, logorları hiçbir önlemini almadan, yeterli teçhizatı ve deneyimi olmadan, SE-SA işçilerini 1 metre çaplı 5 metre derinlikli çukura inmek zorunda bıraktığı için! Çünkü böylece 200 milyon patronun kasasında kalacaktı. SE-SA işçileri ise ya kapı dışarı edilecek, ya da paylarına iki tahta tabut, iki beyaz kefen ve çokça gözü yaşlı insan kalacaktı.
Peki, biz sadece SE-SA’da mı bu kadar kolay ölüme gönderiliyoruz? Biz sadece SE-SA’da mı gece yarılarına kadar en kötü koşullarda çalıştırılıyoruz? Arkadaşlarımızı ölüme gönderen SE-SA patronu bu gücü nereden, kimden alıyor? Ve SE-SA patronu kimin diliyle konuşuyor? İşçilerin, emekçilerin diliyle mi? Yoksa patronların, sermayenin diliyle mi?

Kaderimizi bizi sömürenler nasıl böyle kolay çizebiliyor? Bizi açlığa ve ölüme mahkum eden aynı sözleri kendi patronumuzdan da duymadık mı? Bir şey yapmalıyız, işten atılmaktan, ekmeksiz kalmaktan, patronların yasalarından korkuyoruz. “Başımız sağ olsun” mu diyorsunuz? Yani sizin için de mi söylensin başsağlığı dilekleri?

Susacak, sıranızı mı bekleyeceksiniz? Emeğinizin karşılığını almadan?

Oysa, hiç görmediniz mi, televizyonlardan izlemediniz mi? Kurban bayramlarında o çaresiz kurbanlar bile fırsatını bulunca, kendi kasaplarını sokak, sokak nasıl da peşlerinden koşturuyorlar. Peki biz ne yapıyoruz? Kendi kasaplarımızın, patronlarımızın bıçağına boynumuzu sessizce uzatmaktan başka.

Fakat hiç çaresiz değiliz!

Deri işçileri! Kardeşler!

Ağır çalışma koşullarına, fazla mesaiye, yoğun sömürüye, kölelik ücretlerine karşı sendikalarda gücümüzü birleştirelim. Örgütlenelim. İşyeri komitelerimizi kuralım. Biz istedikten, inandıktan sonra bunları başarabilmek hiç de zor değil. Yeter ki bizleri bir araya getiren Niyazi Doğan ve Yavuz Akbay kardeşlerimizin cenaze törenlerinde olduğu gibi sadece cenazeler olmasın. Arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi tabutlarda taşımadan önce başlayalım işe. Ve yeter ki inanalım, kurtuluşumuzun ancak gündüzlerinde sömürülmediğimiz, gecelerinde aç yatmadığımız bir hayatla mümkün olacağına.

Kölelik koşullarında çalışmaya ve yaşamaya hayır!
Yaşasın deri işçilerinin birliği!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP)
(Menemen Deri Organize’de deri işçilerine dağıtılan bildiri...)



Ekseption Tekstil’de iş durdurma eylemi

Çakmaklı’da kurulu olan ve yaklaşık 650 işçinin çalıştığı Ekseption Tekstil Fabrikası’nda işçiler, maaşlarının ödenmemesinden dolayı 24 Mayıs’ta iş durdurdular. Rebook’a üretim yapan fabrikada 2 aydır işçilerin maaşı düzenli ödenmiyor. Maaşlar hem bir ay gecikmeli hem de parça parça ödeniyor. Buna tepki gösteren yaklaşık 100 işçi geçtiğimiz ay topluca işten çıktı. 23 Mayıs’ta paralarını almaya gelen bu işçilere işveren, paralarının ancak bir kısmını ödeyeceğini söyledi. Bunun üzerine işçiler kararlı bir tutum alarak, paraları verilinceye kadar fabrikayı terketmeyeceklerini bildirdiler. İşveren fabrikaya jandarma çağırdı. Ancak işçiler jandarmaya rağmen fabrikayı terketmeme tutumlarını sürdürerek, kararlı bir duruş sergilediler. Bu olay karşısında işveren geri adım atmak zorunda kaldı. Ve akşam ge&cceil; saatlerde işçiler paralarını alarak fabrikadan ayrıldılar.

Ertesi gün ise çalışan işçilerin maaşları ödenecekti. Yaklaşık 15 gün geçmişti ve işçilerin maaşı hala ödenmemişti. Maaşların ne zaman ödeneceğine dair hiçbir açıklama da yapılmamıştı. Bunun üzerine kendiliğinden bütün bantlarda iş yavaşlatıldı. Bu olay karşısında açıklama yapmak zorunda kalan patron, maaşların bir kısmının öğleden sonra verileceğini söyledi. Bu açıklama karşısında daha da öfkelenen işçiler, 4. katta şalter indirerek iş durdurdular. İş durdurmaya diğer katlardan bütün bantlar da katıldı. Yaklaşık 2 saat süren iş durdurma eylemi maaşlarının kısa sürede ödeneceği sözünün verilmesiyle son erdirildi.

Bu olay bir kez daha gösterdi ki; biz işçiler birlik olduğumuz taktirde patronlar her zaman ve her konuda geri adım atmak zorunda kalacaklar. Yeter ki biz kendi haklarımız ve kendi yaşamımız için örgütlü bir şekilde mücadele edelim.

Bir tekstil işçisi/Esenyurt