31 Mayıs'03
Sayı: 21 (111)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzen içi didişmelerin gizleyemediği!
  Umut sınıf kavgasında!
  AKP hükümeti işçi düşmanlığına devam ediyor!..
  Tuzla Deri-İş yöneticilerine tutuklama
  Kölelik yasasına ve özelleştirme yağmasına karşı genel grev, genel direniş!
  Petrol-İş Bursa mitingi ve röportajlar...
  BM, emperyalist yağma savaşına ve sömürgeciliğe onay verdi
  TÜSİAD'ın ABD ziyareti...
  Sınıfın devrimci mücadele programı altında birleşelim, savaşalım, kazanalım!
  ABD'li savaş kundakçılarından Ankara'daki uşaklara yeni azarlamalar...
  Af istemi pişmanlık yasasının alternatifi olamaz...
  Alman işçileri saldırıya direniyor...
  Fransa'da güçlenip yaygınlaşan sınıf mücadeleleri
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
  Özgürlük sosyalizmle gelecek!
  Gençliğe dönük faşist saldırılar...
  Duydunuz mu?
  Nurhak şehitleri devrimci sınıf kavgamızda yaşıyor...
  Dikkat!.. 'Dalgalı'da dalgaya gelmeyin!
  Sosyalist basına baskılar sürüyor...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
ABD’li savaş kundakçılarından Ankara’daki uşaklara yeni azarlamalar:

İran ve Suriye konusunda tavrınızı netleştirin!

Amerikan emperyalizmi Irak’ı işgal ederken Türkiye topraklarının neredeyse tümünü bir üs olarak kullanmak istiyordu. Bu amaçla AKP tarafından meclis gündemine getirilen 2. tezkere kazaya uğradı, bunun sonucunda plan bozulmuş oldu. Bu sonuç hem Ankara hem de Washington’da hayal kırıklığı yaratmıştı. Bush ve çetesi bu sonuçtan duydukları rahatsızlığı sık sık dile getirmişlerdi. Son açıklamalarda ise, Türk devletinin hata yaptığını kabul ederek özür dilemesi gerektiği noktasına kadar vardırdılar işi. Savaş çetesinin bu kadar hiddetlenmesinin anlaşılır nedenleri bulunuyor. Zira 50 yılı aşkın bir süreden beri birkaç pürüz dışında uşakça bir sadakat gösteren Ankara’daki egemenler, bu defa oyunu istenilen biçimde sürdürmediler. Toplumun ezici çoğunluğunun emperyalist savaşa karşı duyduğu tepkiyi görezden gelemedikleri için çok istemelerine karşın 2. tezkereyi mecliste onaylatamamışlardı.

“Bizim oğlanlar” isteseydi tezkere geçerdi

Savaş kundakçısı Wolfowitz’in basına yansıyan her iki açıklamasında doğrudan Türk ordusunu, somutta generalleri hedef alarak, “onlar bastırsaydı bu tezkere çıkardı” demeye getiriyor. Tabii asıl iktidarın hükümette değil, generallerde olduğunu kimse Bush ve çetesi kadar iyi bilemezdi. Dolayısıyla bu sözlerin bir karşılığı var. Ancak kitlelerin kesin olarak reddettiği bir savaşı açıktan savunmayı Genelkurmay gerekli görmemiş, bunu kendisi için yıpratıcı bulmuştu. Hem nasıl olsa AKP bu işi yapıyordu, tezkere de ‘çantada keklik’ sayılırdı. Bir hataları varsa o da, bir kısım AKP’li milletvekilinin savaş karşıtı mücadelenin etkisi altında kalarak “duygusal” davranacağını hesaba katmamalarıdır. Efendiler için bu kadarı bile affedilemezdi. Nitekim öyle oldu. Bush yönetiminin farklı kademelerindeki kişiler küstahça bir üsluplauşaklarına yüklendiler. Halkın iradesidir buna saygı duymak gerekir gibi demokrasi oyunlarından uzak durulması gerektiğini hatırlattılar.

Pentagon nezdinde Türk generallerinin “bizim oğlanlar” unvanına sahip oldukları biliniyor. Zira Genelkurmay Başkanlığı’na getirilen tüm generaller Amerikan müfredatı ile özel olarak eğitiliyorlar. Kürt sorunu, Kıbrıs gibi rejim için çok önemli sayılan konular dışında, Amerikan emperyalizminin emrinden çıkmaları pek rastlanan bir durum değil. Ne pahasına olursa olsun ABD çıkarlarını sonuna kadar savunmak tarihsel alamat-i farikalardır. Böyle olduğu içindir ki Wolfowitz, orduyu eleştirirken şaşkınlığını da gizlemiyor. Washington’daki efendiler, generallerin meclis üzerinde açıktan baskı kurup mutlaka 2. tezkereyi onaylatarak önderlik rolünü yerine getirmelerini gönül rahatlığıyla beklemişler. Değil mi ki pazarlıklar da sonuçlanmıştı. Artık olumsuz bir sonucun çıkması için ortada bir neden bulunmamaktaydı.

“Sermayenin imamı” Erdoğan ve hükümetine övgü

Ordu şahsında generalleri haşlayan savaş kundakçıları, Erdoğan-Gül ikilisi ile AKP hükümetini yine de övüyorlar. Bu tavırlarıyla “dini bütün” hükümetin Irak’ın işgaline verdiği hararetli desteği ve 2. tezkereyi meclisten geçirmek için harcadığı çabayı takdire şayan bulduklarını anlatmış oluyorlar. Wolfowitz, “Benim de desteklediğim (demek oluyor ki AKP hükümeti, siyonist lobinin tam desteği ile işbaşına gelmiştir!) yeni seçilmiş sivil hükümet, en önemli müttefiki olan ABD’nin yanında yer alınması yönündeki hükümet kararına Türk ordusunun desteğini dile getirmesini istemişti...” sözleriyle AKP hükümetinin üzerine düşeni yaptığını teyit etmiş oluyor. Evet, AKP hükümeti ABD emperyalizminin saldırgan politikasına tam destek vermiş, halen de vermeye devam ediyor.

Aslında Türk sermaye devletinin militarist-bürokratik, resmi-sivil tüm kurumları tam bir ahenk içinde emperyalist savaşa destek verdiler. Genelkurmay’dan MGK’ya, hükümetten bürokrasiye, TÜSİAD’dan kokuşmuş sermaye basınına kadar. Her kesimin beklentisi, çıkar hesapları bazı farklılıklar gösterse de, emperyalist savaşa destek konusunda ortaklaşmışlardı. Buna rağmen 2. tezkerenin mecliste onaylanmaması efendi uşak ilişkilerinde bir sarsılma yarattı. Ancak her iki taraf da çıkar birliğinden dem vurmakta, “stratejik ittifak”tan bahsetmektedir. ABD’nin Irak’ı işgali sayesinde Ortadoğu’da elinin güçlenmesinden dolayı Türkiye gibi sadık bir uşaktan vazgeçmesi söz konusu olmayacaktır. Türk sermaye devletinin de uşaklık misyonuna son vermesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Nitekim onur kırıcı aşağılamalara karşın, “aman ABD’yi daha fazla kızdırmayalım ne isterse hemen yerine getirelim ki gönlü olsun” havası hakim Ankara’da. Keza iki de bir basın karşısına çıkıp açıklamalar yapan, tehditler savuran generaller, köteği Bush’un savaş çetesinden yiyince pek sesleri çıkmıyor. Devrimcileri katletmekte, Kürt halkına karşı terör estirmekte, işçi sınıfı ve emekçilerin muhalefetini bastırmakta oldukça maharetli/acımasız olan düzen ordusunun generalleri, Wolfowitz.in attığı fırçalar karşısında boyunları kıldan ince olabilmektedirler.

İran saldırısına hazırlık mı?

Irak işgalinden hemen sonra Suriye’ye yüklenen savaş kundakçıları, Şam yönetimine Filistin davası ile ilgili bazı geri adımlar attırdıktan sonra tehditlerine ara verdiler, ya da şimdilik öyle görünüyorlar. Boş durmayan haydutbaşı Bush ve çetesi son günlerde İran’ı hedef alan tehditler savurmaya başladı. Artık İran’da bir rejim değişikliğine gidileceğini açık bir dille söylüyorlar. Gittikçe pervasızlaşan haydut sürüsü, hiçbir kural/yasa tanımamayı bir davranış tarzı haline getirdiğini yeniden ilan ediyor. Ancak İran “kolay lokma” olmadığı için değişik taktikler uygulayarak rejimi içten çökertmeye hazırlandıklarına dair haberler sık sık kamuoyuna yansıtılmaya başlandı. İşinin zor olduğunu bilen ABD emperyalizmi, İran rejimini hem içten hem de dıştan kuşatma altına almaya çalışıyor. Dolayısıyla Bush yöetimi bu kirli planın yaşama geçirilmesinde İran’a komşu olan uşaklarına figüranlık kabilinden roller hazırlıyor.

İşbirlikçi Türk sermaye iktidarı bu kirli işler için biçilmiş kaftandır. ABD açısından da bu, iki nedenden ötürü önem taşıyor. Birincisi, İran’la uzun bir alana yayılmış bir sınıra sahip olması, ikincisi ise Azeri halkı ile olan tarihi ve kültürel yakınlığı. Zira Bush yönetimi İran’ı komşuları üzerinden kıskaca alırken, içten parçalamak için başta Azeriler ve Kürtler olmak üzere İran’da baskı altındaki ulus ve azınlıkları belli vaatlerle kendi safına çekmeye çalışacaktır.

Amerikan çıkarları için Türki Cumhuriyetler’de darbe yapmaya teşebbüs edecek kadar işi ileri götüren Ankara’daki uşaklar, koşulları oluştuğunda bu aynı kirli rolü İran’da da oynayabilirler. Eh bu sayede efendilerinin kendilerine olan kızgınlığını da bir nebze olsun hafifletmiş olurlar. Bu koşullarda Wolfowitz ve diğer haydutların peşpeşe Ankara’daki uşakları hedef alan açıklamalarının bir nedeni 2. tezkerenin meclisten geçmemesi ise, bir diğer nedeni İran’a sıra geldiğinde aynı hataya düşmemeleri için uyarmaktır. İran’ı hedef alacak her türden saldırı için Amerikan emperyalizminin Türkiye’den azami ölçüde yararlanmak isteyeceği aşikardır.

Emperyalist saldırganlık ve savaş karşıtı
mücadele tüm güncelliğini koruyor

Emperyalist barbarlığın tüm Ortadoğu halklarını hedef alan bir genişliğe sahip olduğu biliniyor. Irak işgalinden sonra sıranın hangi ülkeye geleceği farklı çevrelerde tartışılan bir sorundur. Irak’taki ilk saldırının beklenenden daha kolay gerçekleşmesinin ABD-İngiliz haydutlarını azdırdığı, daha da pervasızlaştırdığı da kesin. Bundan dolayı İran’ın sıraya konması beklenmeyen bir gelişme değildi ve İran’la ilgili süreç fiilen başlatılmış durumda.

Tüm bölge halkları emperyalist savaşın tehdidi altında olmalarına rağmen, bu saldırganlığa karşı mücadele halen son derece zayıflamış bulunuyor. Politik önderlikten yoksun, dolayısıyla uzun vadeli bir programa sahip olmayan savaş karşıtı hareketin bu zaafını aşabilmesi ancak tutarlı, anti-emperyalist perspektife sahip bir önderlik sayesinde mümkün olabilir. Emperyalist orduların pervasız saldırganlığına dur diyebilmek, dahası bölgemizi emperyalist katillerden temizleyebilmenin başka bir yolu da yoktur.