31 Mayıs'03
Sayı: 21 (111)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzen içi didişmelerin gizleyemediği!
  Umut sınıf kavgasında!
  AKP hükümeti işçi düşmanlığına devam ediyor!..
  Tuzla Deri-İş yöneticilerine tutuklama
  Kölelik yasasına ve özelleştirme yağmasına karşı genel grev, genel direniş!
  Petrol-İş Bursa mitingi ve röportajlar...
  BM, emperyalist yağma savaşına ve sömürgeciliğe onay verdi
  TÜSİAD'ın ABD ziyareti...
  Sınıfın devrimci mücadele programı altında birleşelim, savaşalım, kazanalım!
  ABD'li savaş kundakçılarından Ankara'daki uşaklara yeni azarlamalar...
  Af istemi pişmanlık yasasının alternatifi olamaz...
  Alman işçileri saldırıya direniyor...
  Fransa'da güçlenip yaygınlaşan sınıf mücadeleleri
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
  Özgürlük sosyalizmle gelecek!
  Gençliğe dönük faşist saldırılar...
  Duydunuz mu?
  Nurhak şehitleri devrimci sınıf kavgamızda yaşıyor...
  Dikkat!.. 'Dalgalı'da dalgaya gelmeyin!
  Sosyalist basına baskılar sürüyor...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Milyonlarca işçi ve emekçi için

Özgürlük sosyalizmle gelecek!

Düzen sözcüleri bugünlerde “Avrupa Birliği” ile yatıp “demokratikleşme” ile kalkıyorlar. Demokratikleşme paketleri, uyum yasaları havada uçuşuyor. Türkiye’nin en geç bir-iki yıl içinde Avrupa Birliği’nin demokrasi konusundaki normlarını yakalayacağına dair planlar tartışılıyor.

Türkiye’deki durumu sadece hükümet üyelerinin sözlerine bakarak takip eden biri bu ülkenin gerçekten de demokratikleşmekte olduğunu sanabilir. Fakat gerçek durum bunun tam tersi. Önce bazı gazete haberlerine bir göz atalım.
* Bundan 3 ay önce İstanbul Sarıgazi’de düzenlenen savaş karşıtı eyleme katıldıkları ve Abdullah Öcalan’la ilgili sloganlar attıkları öne sürülen 5 tutuklu sanığın yargılanmasına İstanbul 5 No’lu DGM’de devam ediliyor.

* Ankara’da 1 Mayıs Tertip Komitesi’ni oluşturan kurum ve sendikalar hakkında dava açıldı. Dava gerekçesinde 1 Mayıs gösterileri sırasında slogan atıldığı, gene aynı içerikte dövizler taşındığı iddia ediliyor.

* Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi 1 Mayıs’a katıldıkları için 30 kişiye birer ay hapis cezası verdi.

* KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 14-16 Mart tarihleri arasında “İpekyolu barış ülkesidir, ülkemizin işgaline son” adı altında Diyarbakır’dan İskenderun’a başlattıkları yürüyüşle ilgili olarak 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefetten dava açıldı.

* 22 Nisan 2000 tarihinde F tipi cezaevlerini protesto etmek için Sultanahmet Meydanı’nda eylem yapan ve polis tarafından gözaltına alınan 38 kişinin yargılandığı dava sona erdi. Mahkeme heyeti 38 kişiye 1 yıl 6 ay hapis cezası verdi. 35 kişinin cezaları ertelenirken Eren Keskin, Ümit Efe ve Halit Dinler’e verilen cezalar ertelenmedi.

* Uluslarararası Af Örgütü’nün 2003 yılı raporunda Türkiye işkence ve kötü muamelenin devam ettiği ülkeler arasıda gösterildi. Rapora göre Türkiye aydınların fikirleri yüzünden cezaevine atıldığı 6 ülkeden biri.

Merak edip günlük gazete arşivlerini bu gözle inceleyen biri benzer pek çok haberin hemen her gün gazete sayfalarına yansıdığını görecektir. Tüm bunların ortaya koyduğu sonuç, sermaye sınıfının ve onun devletinin sadece kendine demokrat olduğudur.

Sermayenin temsilcileri en temel, en dokunulmaz devlet politikalarını dahi istedikleri gibi tartışabilir, istediklerini söyleyebilirler. Ya da hükümeti İMF’nin isteklerini gerektiği gibi yerine getirmediği, ABD’yi küstürdüğü için kıyasıya eleştirebilirler. Mesela onlar için Türkiye’nin ABD’nin emrinde Irak savaşına girmesini savunmak herhangi bir suç ya da sakınca oluşturmaz.

Fakat sıra işçi ve emekçilere gelince durum tam tersine döner. Savaşa hayır demek, F tipi cezaevlerini protesto etmek, hatta yasal 1 Mayıs kutlamalarına katılmak bağışlanmaz suçlar haline gelir. En basit bir hak arama eyleminde dahi insanlar coplanır, gözaltına alınır, tutuklanır. Haklarında en uyduruk gerekçelerle davalar açılır.

Buna şaşırmamak gerekir. Çünkü demokrasi denen şey sınıflar üstü değildir. Her sınıf kendi düzeninde kendi demokrasisini kurar. Burjuva demokrasisi, burjuva sınıfa mensup olanların özgürlüklerini güvence altına alır, işçi ve emekçilerinkini değil. O nedenle kapitalist sistem hüküm sürdükçe işçi ve emekçiler için kalıcı demokratik hak ve özgürlüklerden söz etmek mümkün değildir.

Dolayısıyla Avrupa Birliği’nin emekçilere demokrasi getireceği koca bir yalandır. İşçi ve emekçiler açısından antidemokratik uygulamalar Avrupa Birliği’ne girilince değil, ancak bu düzen yıkılınca son bulacaktır. İşçi ve emekçilere özgürlük sosyalizmle gelecektir.