31 Mayıs'03
Sayı: 21 (111)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzen içi didişmelerin gizleyemediği!
  Umut sınıf kavgasında!
  AKP hükümeti işçi düşmanlığına devam ediyor!..
  Tuzla Deri-İş yöneticilerine tutuklama
  Kölelik yasasına ve özelleştirme yağmasına karşı genel grev, genel direniş!
  Petrol-İş Bursa mitingi ve röportajlar...
  BM, emperyalist yağma savaşına ve sömürgeciliğe onay verdi
  TÜSİAD'ın ABD ziyareti...
  Sınıfın devrimci mücadele programı altında birleşelim, savaşalım, kazanalım!
  ABD'li savaş kundakçılarından Ankara'daki uşaklara yeni azarlamalar...
  Af istemi pişmanlık yasasının alternatifi olamaz...
  Alman işçileri saldırıya direniyor...
  Fransa'da güçlenip yaygınlaşan sınıf mücadeleleri
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
  Özgürlük sosyalizmle gelecek!
  Gençliğe dönük faşist saldırılar...
  Duydunuz mu?
  Nurhak şehitleri devrimci sınıf kavgamızda yaşıyor...
  Dikkat!.. 'Dalgalı'da dalgaya gelmeyin!
  Sosyalist basına baskılar sürüyor...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Bursa mitingine binlerce işçi katıldı...

“Şalter inecek, bu iş bitecek!”

Petrol-İş Sendikası özelleştirmelere ve kölelik yasalarına karşı 25 Mayıs günü Bursa’da bir miting düzenledi. Saat 11:00’de Atıcılar Parkı’nda toplanan işçiler mitingin yapılacağı Gökdere Bulvarı’na doğru yürüyüşe geçtiler. Petrol-İş dışında özelleştirme saldırısıyla yüzyüze olan Tek Gıda-İş, Selüloz-İş, Hava-İş ve Şeker-İş, kitleselliği ve coşkusu ile dikkat çeken kortejler arasındaydı. Tez Koop-İş, Tes-İş, Yol-İş, Sağlık-İş, Haber-İş, Demiryol-İş, Maden-İş, Harb-İş, TEKSİF, TÜMTİS sendikalarının da katıldığı eyleme KESK’in katılımı sınırlı oldu. 5 binin üzerinde işçi ve emekçinin öfke ve tepkisini haykırdığı mitinge katılım ağırlıklı olarak şehir dışından gerçekleşti. TMMOB ve BATİS de eyleme destek veren kurumlar arasındaydı. Yasal partilerden EMEP, TKP, SDP ve İP eyleme pankartlarıyla katıldılar. Komünistlerise eyleme “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni/BDSP” pankartıyla katıldılar, BDSP imzalı “Kölelik yasasına, özelleştirme yağmasına, sömürü ve yıkım saldırılarına karşı birleşik-militan mücadeleyi yükseltelim!” başlıklı bildirilerini dağıttılar.

Yürüyüş boyunca ve alanda en çok “Bu ülke halkındır satılamaz!”, “Genel grev genel direniş!”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”, “Suskun Türk-İş istemiyoruz!” sloganları atıldı. Pankart ve dövizlerde ise özelleştirme, kölelik yasaları ve hükümet karşıtı şiarlar bulunuyordu.

Ankara eyleminden sonra Bursa eyleminde de işçilerde, harekete geçilmesi konusunda geç kalındığı için sendikalara karşı bir tepki gözlemleniyordu. Zaman zaman yükselen coşku eylemin genel planda cansız geçmesine engel olamadı. Kürsüden konuşma yapan Petrol-İş Bursa Şube Başkanı Nuri Han, Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Türk-İş Genel Sekreteri Hüseyin Karakoç’un konuşmalarında “gerekirse genel greve gideceğiz, şalteri indireceğiz” vb. türü söylemler kullanmaları işçilerin “Suskun Türk-İş istemiyoruz!”, “Genel grev genel direniş!”, “Şalter inecek bu iş bitecek!” sloganlarını atmaları sonucu gerçekleşti.

Güncel ve yakıcı saldırılarla yüzyüze kalan işçi ve emekçiler sendika bürokratlarının işçileri yıldırmak için aldığı baştan savıcı eylem kararlarına, hak alıcı bir eylem programına kilitlenmiş bir mücadele sürecinin eksikliğine ve sendika yönetimlerine duydukları güvensizliğe rağmen halen binlerle alanları doldurmaya devam ediyorlar. Bursa mitinginin en olumlu yanı bu istek ve kararlılığın bir kez daha kendini dışa vurması olmuştur.

SY Kızıl Bayrak/Bursa



Bursa mitinginde işçilerle kölelik yasaları ve özelleştirme saldırısı üzerine konuştuk...

“Genel grev silahını kullanmalıyız!..”

- Bildiğiniz gibi özelleştirme saldırısı uzun zamandır gündemde. Kölelik yasası da meclisten yeni geçti. Konfederasyonlar da bu saldırıların varlığından uzun zamandır haberdar. Siz bu noktada konfederasyonların saldırılara karşı mücadelesini yeterli görüyor musunuz?

1. Hava-İş üyesi: Bunun için burdayız. Özelleştirmenin geçmişine bakarsak açıklanan rakamlara göre 9.9 milyar dolar gelir gelmiş, 9.7 milyar dolar gideri var. Bütün özelleştirmelerden devletin 200 milyon dolarlık kârı var. Sonuç ortada başka bir şey söylemeye gerek yok.

2. Hava-İş üyesi: Özelleştirmelere ve kölelik yasasına karşı bu ülkede 20 yıldır uygulanan bir politika var. Sendikalar da öyle sanıyorum ki, canlarının en çok yandığı bir noktada biraraya geliyorlar. Ama bu yanyana gelişte bile çok ciddi anlamda bir ortaklık gözlemlenemiyor. Ama bütün bunlara rağmen bu yasalara ve özelleştirmeye karşı Türkiye işçi sınıfının mutlak birlikte davranması lazım. Bu bir adım olabilir, geçen hafta Türk-İş’in Ankara mitinginde yüzbinlerin katıldığı ciddi anlamda bir miting oldu. Ancak gerçekten hükümete ve siyasi iktidara açık yanıt verme yerine sorunları bir boyutuyla tartışan bir noktada kaldı. İnanıyorum ki, sendikalar bu düşüncelerinde daha samimi, açık ve kararlı olurlarsa hükümet anti-demokratik yasaları da, özelleştirmeyi de bu kadar rahatlıkla uygulayamaz.

3. Hava-İş üyesi: Özelleştirmelere karşıyız. Bugüne yapılan özelleştirmelerin sonuçlarını hep gördük. Herkes işsiz kaldı. Önce kendilerini özelleştirsinler, özelleştirmenin ne anlama geldiğini o zaman görürler belki.

4. Hava-İş üyesi: Devlet için çok olumsuz bir olay. Biz de bu yüzden alanlardayız. Devletin bunu görmemesi bizleri rahatsız ediyor. Özelleştirmek herşeyin çözümü değil. Biz üretken insanlarız, üretken olmalıyız; bunu devletin de anlaması lazım. Bu bir değil, iki değil meydanlardayız... Kaç aydır sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Medya da suçlu. Medya da bu işlerin içerisinde, özelleştirme taraftarı. Rahatsızız yani.

1. Petrol-İş üyesi: Türkiye’deki özelleştirmenin yanlış olduğunu, fabrikaların haraç mezat satıldığını görüyoruz. Devlet malını bu şekilde satamazlar.

6. Hava-İş üyesi: Hayır yeterli değil. En azından Türk-İş’in duyarlı olması lazım. Türk-İş duyarsız bu konuda.

Eskişehir Demir Yol-İş üyesi: Eylemlerin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Ben biraz daha aktif olmaları gerektiğini düşünüyorum. Aslında Türkiye’nin olduğu gibi ayağa kalkması gerekiyor. Fakat eylemler yetersiz kalıyor. Bu konuda sendikaların sorumluluğu var.

Petrol-İş Aliağa Şube üyesi: Kesinlikle yeterli değil. Özellikle Türk-İş. İsteseler Türkiye’yi ayağa kaldırırlar.

- Sizce bunu neden yapmıyorlar?

Petrol-İş Aliağa Şube üyesi: Kapalı kapılar arkasında birçok şeylerin döndüğünü zannediyorum. Yoksa can-ı gönülden inanmış olsalar böyle olmazdı. En azından bu zamana kadar beklemezlerdi. Çok daha öncesinden harekete geçerlerdi. Konfederasyonlar kendi arasında anlaşabilirlerdi, onlar da anlaşamadı. Yani bilemediğimiz, göremediğimiz, aklımızın ermediği bir yerlerde bir şeyler dönüyor.

- Konfederasyonların bu tutumuna bir tepkiniz var doğal olarak. Peki bu durumu nasıl tersine çevirebiliriz? Sizin bir tepkiniz var ama sonucu değiştirmeye yetmiyor...

Petrol-İş Aliağa Şube üyesi: Bu işin kıvılcımını Petrol-İş çaktı. Burada Türk-İş Eğitim Sekreteri varsa bu Petrol-İş’in sayesinde, birilerinin dürtmesiyle, ateşlemesiyle oldu. Artık utandıklarından onlar da harekete geçtiler. Türk-İş’in Genel Kurulu var, bunları da hesaba kattıklarını düşünüyorum.

- En son Ankara eylemi oldu. Alelacele eylemi bitirip işçileri geri gönderdiler. Bir hava boşaltma eylemi oldu kısacası. Bu tür eylem biçimleriyle saldırıların püskürtülebileceğini düşünüyor musunuz?

Petrol-İş Aliağa Şube üyesi: Uyarı eylemlerinden tutun da iş bırakmaya, genel greve kadar devam etmesi gerekiyor eylemlerin. Bir Mengen örneği var biliyorsunuz geçmişte. Bir genel grev silahımız var, en büyük silahımız. Alternatifler çok. Bunların olması lazım. Hatta geç bile kaldık.

- Konfederasyonların genel grevi örgütlemek gibi niyetlerinin olmadığı anlaşılıyor. Öyle olsaydı grev komiteleri, direniş komiteleri kurarlardı, işyerlerinde süreci örmeye dönük hazırlıklar yaparlardı. Bu koşullarda işçiler ne yapmalı?

Petrol-İş Aliağa Şube üyesi: Biz sendikamıza güveniyoruz. Bu işin kıvılcımını Petrol-İş’in çaktığına inanıyoruz. Üye olarak da üzerimize düşeni yaptığımıza inanıyoruz. Bireysel olarak bizim çok fazla yapabileceğimiz bir şey yok. Ama kendi sendikamıza öncelikle kendi işçisi destek verse, ki veriyor, Genel Başkanımız da bir yere gittiğinde daha güçlü olacaktır...

- Tabanda işyeri örgütlülüğünün güçlü olması gerekmiyor mu?

Petrol-İş Aliağa Şube üyesi: Kesinlikle!.. Bizim işyerimizde güçlü. Zaten Aliağa çaktı bu kıvılcımı.

TEKSİF üyesi: İş yasaları bundan başkasına yer vermiyor. İş yasalarından kaynaklanıyor. İnsanlar da toplumda şiddeti sevmiyor. Onlar sadece seçimden seçime sandığa gidiyorlar, birilerini seçiyorlar. Ama gelen her zaman gideni aratıyor. Ondan sonra da hep kendileri yanıyor, ama yine de sesini çıkarmıyor. Böylece gitgide köleleşiyor. Türkiye’de konfederasyonlar da zayıf. Patronlar sendikayı fabrikalara sokmuyorlar. İşçiler sendikalaşamıyorlar, güç yok ki...

- Siz hükümetle ya da sermaye sınıfıyla uzlaşarak hak kazanılabileceğini düşünüyor musunuz?

TEKSİF üyesi: Hayır. Sermaye paradan başka bir şey düşünmez. Onlar için biz birer makineyiz.

- Ama kölelik yasası hazırlanırken konfederasyonlar “Bilim Kurulu”na temsilci gönderdi. Bu demektir ki bir yanıyla ortak oldular...

TEKSİF üyesi: Tamam çağırıyorlar bunları görüşmek için. Onlar da eylem yaparız, şunu yaparız vb. diyorlar.

- Arkası gelmiyor...

TEKSİF üyesi: Eylem olsa da çözüm değil ki.

- Sizce çözüm ne o zaman?

TEKSİF üyesi: Milletin kafa yapısının toptan değişmesi gerekiyor. Bu da zor.

- O halde siz “bırakılım saldırı politikaları uygulansın, haklarımız elimizden alınsın biz seyredelim” diyorsunuz...

TEKSİF üyesi: Bir gün tabana vuracak. Tabana vurduktan sonra yükselişe geçecek. Şimdi insanlar örgütsüz. Bir gün gelecek o kadar kötü bir hale gelecekler ki o zaman akıllanacaklar. Ama iyice bir burnunun sürtmesi lazım. Yoksa düzelmez.



“Üretimden gelen güç kullanılmadan
sermayeye geri adım attırılamaz...”

- Saldırıları püskürtmek için başka ne yapılması gerekiyor? Şu anki eylem biçimleri yeterli mi?

2. Hava-İş üyesi: Eylemden başka çare kalmadı.

3. Hava-İş üyesi: Gerekirse havaalanlarını kapatır uçakları kaldırmayız. Daha kalabalık, daha büyük birlikler olursa belki daha çok sesimiz gider.

1. Hava-İş üyesi: Bence yeterli değil. Eylemler ve bu tür pratik protestoların ötesinde gerçekten sermayenin can damarı olan üretim silahı olmadan, üretimden gelen gücü kullanmadan, yani şalterleri indirmeden sermayeye geri adım attırmak kolay değildir. Türkiye’de fiili anlamda 10-15 milyon çalışan olmasına rağmen bunların 600-700 bini sendikalı ve örgütlü. 600-700 bin insanla yapılacak eylemliliklerin de sermayeye geri adım attırması kolay değil. Ama bunlar kamu işyerleri, büyük işyerleridir. Tekelci sermayenin de örgütlü olduğu işyerlerinde eğer üretim silahı kullanılabilirse sonuç alıcı olabileceğini düşünüyorum. Bunlar bir adım.

1. Petrol-İş üyesi: Bu eylemler yeterli değil. Daha bir sürü eylem yapmamız lazım. Özelleştirmeler bu şekilde devam ettiği sürece biz de bu eylemlere devam edeceğiz. Mitingler, yürüyüşler, fabrikalara sahip çıkmak...

5. Hava-İş üyesi: Daha fazla insanın alanlara çıkması lazım. Bence burdaki sayı az. İş bırakarak alanları doldurmalıyız.

Eskişehir Demir Yol-İş üyesi: Biz tabanda olduğumuz sürece her türlü tepkiyi gösteriyoruz. Sendikacılarımıza, temsilcilerimize her türlü tepkiyi gösteriyoruz. Bu işin bu şekilde olmaması gerektiğini söylüyoruz. Gücümüz ancak bu kadar yetiyor. Eğer örgütlenirsek bu sorunu aşabileceğimize inanıyorum. Örgütlülük muhakkak şart. Daha farklı eylemler yapılabilir. Sendikaları bu konuda aktif görmüyorum. Haftada bir eylem yapmanın, bir yerlerde toplanmanın pek yukarıyı etkilediğini görmüyorum. Daha etkili eylemler yapılması lazım.

4. Hava-İş üyesi: Şimdi devlete sesimizi duyurabilmek için, devletin gittiği yoldaki yanlışı ona anlatabilmek için meydanlara çıkmaktan başka çaremiz yok bizim.

- 24 Temmuz 1998’de 500 bin işçi biraraya geldi Ankara’da. Demek ki sadece alanlara gelip gitmekle bir çözüm yakalanamıyor...

4. Hava-İş üyesi: Yakalandı. Özelleştirme olayı, Türkiye’nin parça parça satılma olayı ‘92 yılından, hatta ‘80’lerin sonundan beri devam ediyor. 17 yıldır devam ediyor. Biz 17 yıldır devam eden özelleştirmeyi ne kadar ileri atabilirsek, geciktirebilirsek başarılı sayıyoruz kendimizi. Özelleştirmenin geciktirilmesi bizim için bir başarı. Onlar çok ciddi olsaydı, biz suskun olsaydık, çıkmasaydık meydanlara, bağırmasaydık, sonuçta Türkiye çoktan parça parça satılmış olacaktı.

5. Hava-İş üyesi: Bu geç kalınmış bir hareket başlangıcı. Daha düne kadar bütün bu yapılmak istenenlerin bir önceki hükümetten devralınan özelleştirmeci, taşeronlaştırmacı, yani çalışanların aleyhine politikalar olduğunu biliyorduk, söylüyorduk. Sesimizin ne kadar çıktığı, ne kadar anlatabildiğimiz önemli. Esas sorumluluk sahipleri bunu anlatmak istemediler, ertelediler, ötelediler. Çünkü başka hesap peşinde onlar sanıyorum. Şimdi canı yanınca tabii ki herkes bir şey yapma gereğini duydu. Bugün belki sendikalar tasfiyeyi gördüklerinden dolayı bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ancak belki de geç kalınmış olacaktır. Çünkü 15 milyonun örgütsüz olduğu bir toplumda 300-500 bin kamu işçsinin örgütlü olması yeterli değildir. Sanırıyorum dibe vurmadan tekrar ciddi bir hareket, ciddi bir işçi hareketi mümkün olmayacaktır Türkiye’de. Birazcık biz çalışanlar da siyasilerden medet uman bir anlayıştan uzak olamadığımız için hareketlerimiz zayıf ve yetersiz kalmakta.

Sendikalar yeniden yapılanmalı, yeni bir örgütlenmeye yönelmeli. Sınıf hareketi tabandan bir tepkiyle canlı bir hareket kabiliyeti kazanabilir ancak. İşte o zaman bütün bu kölelik yasalarını yırtıp atabiliriz. Yoksa bu bürokratik yapıyla sendikaların fazla yapacak bir şeyi yok. Taban gerçekten bu konuda duyarlı olmalıdır. Halk yediği kazığı unutmamalıdır. Halka bunu iyi anlatmalı. Halk gerçekten yediği kazığı geçmişten beri emekten yana politikaları uygulamayanları, uygulamayacakları ısrarla seçme yanlışından da kurtulmalıdır. Herşey bir tecrübedir. Sanıyorum bu da bir şey öğretecektir hem bize hem halkımıza.

- Tabandan örgütlenmeli dediniz...

5. Hava-İş üyesi: Sınıfın içerisindeki bileşenleri biraraya getirerek kamuda, özelde tüm alanlarda örgütlenmeli. Türk-İş’in ve kamudaki sendikacılığın doğuşuna baktığımızda biraz böyle hazıra konma gibi bir gerçekle yüzyüzeyiz. Ama özel sektörde ve patronlar izin vermeden bir sendikal yapının oluşmadığını gördüğümüzde tabanın mutlaka demokratik ve etkin bir biçimde talepkâr olması lazım. Taban talep etmeden tepede sorunları halletmek mümkün değil.