10 Mayıs'03
Sayı: 18 (108)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD azarlıyor, uşakları hazırola geçiyor!
  Kölelik yasası TBMM Genel Kurulu'nda madde madde geçiyor...
  İşçi ve emekçilerle röportajlar...
  Kölelik yasasına karşı ilk tepkiler...
  1 Mayıs ve sınıf hareketi
  Filistin halkına onur kırıcı bir teslimiyet dayatılıyor...
  Amerikan emperyalizmi açık tehdit diplomasisine hız verdi
  Türkiye'nin Kıbrıs politikası iflas etti
  Sağlık işçilerinden çağrı:
  Saldırılara karşı mücadele barikatlarını örelim!
  Haydut takımının başı Bush'un "zafer konuşması"...
  ABD'nin Avrupa'nın göbeğinde egemenliğini yeni güçlerle inşa girişimi
  Bingöl'de önce kamu binaları çöktü!
  Deprem, ölüm ve acı kader mi?
  Fransa'da eğitim alanında eylem dalgası!
  '68'in ve Denizler'in devrimci mirasını sahiplenmek!
  Deniz, Hüseyin ve Yusuf için mesaj
  ODTÜ'de Alternatif Şenlik...
  Devlet güdümlü "Türk Solu" güruhu
  Hiçbir güç devrimci faaliyetimizi engelleyemeyecektir!
  İTÜ Şenliği nereye?
  1 Mayıs ve kamu emekçi hareketi...
  Liseli gençlik ve 1 Mayıs
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Haydut takımının başı Bush’un “zafer konuşması”...

Kolay “zafer” ve açık yalanlar!

A. Azin

Haydut takımının başı, beklenen “zafer konuşması’nı” Mayıs’ın ilk gününde, Basra Körfezi’nden ABD’ye dönen Abraham Lincoln Uçak Gemisi’nde yaptı. Bush, Irak’ta büyük çaplı savaşın bittiğini dünyaya resmen ilan etti. Fakat açıktan zafer ilan etmekten de kaçındı. Bunun yerine, “Irak’ın özgürleştirilmesi terörizme karşı yürütülen kampanyada önemi bir ilerleme. El Kaide’nin bir müttefikini ortadan kaldırdık ve teröristlerin maddi kaynağını koparıp attık” demeyi tercih etti.

Askeri aşamanın bittiğini, Irak’ı inşa aşamasına geçtiklerini dillendiren haydutbaşı bundan böyle yapılacak işleri de sıraladı: “Irak’a düzen getirmek, kitle imha silahlarını bulmak, demokratik bir hükümet kurmak, Saddam Hüseyin de dahil olmak üzere yıkılan rejimin liderlerini aramak...”

Konuşma 2004 seçimlerine hazırlık yanı da taşıyordu. O nedenle Bush, Afganistan’a ve El Kaide’ye değinmeden geçemedi. Konuşmadan anlaşılan o ki, Afganistan’daki işgal sürecek, El Kaide üyeleri Pakistan’dan Filipinler’e, Afrika Burnu’na kadar “takip edilecek”...

Konuşmanın zafer konusunda muğlak olması boşuna değil. Irak yıkıma uğratıldı, Saddam Hüseyin rejimi devrildi, fakat Irak halkı henüz teslim olmuş değil. Ya da emperyalist literatürdeki biçimiyle ifade etmek gerekirse, Irak halkı henüz “kazanılmış” değil. İşgalci ABD-İngiliz birliklerinin sokaktaki her Iraklı’dan korktuklarını, güvenliklerini sağlamak adına paranoyakça rastgele bombalamaya, kurşunlamaya devam ettiklerini bizzat emperyalist medya, “ilişik” yazar-muhabirler dillendiriyor. Amerikan karşıtı gösteriler sürüyor, giderek daha çok kitleselleşiyor. Kimi yerde işgalci askerlerin üzerine ateş açılıyor, kaldıkları yerler, araçları bombalanıyor. Çocukların ve gençlerin nefretinin Filistin’deki gibi bir İntifada’ya dönüşebileceğine yine işgalcilerin kayıtları tanıklık ediyor.

Modern bombalar işini belli bir başarıyla yerine getirdi elbette. Ama bu kadarı işgalin selameti için yeterli değil. Irak halkından gelişebilecek direniş, işgalcileri korkutuyor. Saddam Hüseyin’in devrilmesi, Irak’ın yerle bir edilmesi, Irak topraklarının baştan sona işgal edilmesi bakımından ortada beklenenden “kolay bir zafer” olduğu halde, emperyalistler bunu rahatlıkla kutlayamıyorlar. Belirsizlik onları bundan alıkoyuyor. Emperyalist çetenin başı Bush bundan dolayı temkinli. Amerikan ekonomisi bundan dolayı beklenen “kolay kazanılmış savaş” canlılığını gösteremedi.

“Emperyalist devletler ittifakı”nın yerini
açık bir çıkar çatışması aldı

Öte yandan, emperyalist-kapitalist sistemin toplamı açısından da farklı bir süreç yarattı bu savaş. Artık 10 yıl öncesinin işleri birlikte halletmenin yollarını arayan, her biri ganimetlerden gücü oranında nasiplenen “emperyalist devletler ittifakı” yok. Birlikte hareket etmenin yerini açık bir çıkar çatışması aldı. NATO çatırdadı. Birleşmiş Milletler maskaraya döndü. Amerikan olmayan emperyalist tekellerin, ellerindeki pazarların gaspına, dünyanın Amerikan tekelleri çıkar ve ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmesine uzun süreli katlanamayacaklarını söylemek için fazlasıyla tarihsel deneyim ve güncel veri var. Ekonomik olarak hiç de hafife alınmayacak devler, askeri ve siyasi cüceliklerini gidermek için fazlasıyla kışkırtıldılar. Bu bakımdan silahlanma ve askeri yatırımlar yarışının alevleneceği, buna paralel olarak işçi sınıfı ve emek&ccedi;i kitlelere yönelik sömürünün, ekonomik, sosyal, siyasal hak gasplarının tırmanacağı bir dönemin içindeyiz. Ki bu tür adımlar zaten önden peyderpey atılmaktaydı.

Emperyalist sistemi bekleyen bu sorunlara elbette sınıf ve emekçi kitlelerin silkinmesi de eşlik ediyor. Emperyalist küreselleşme karşıtı kitle hareketinin kısa sayılabilecek bir dönem içinde, üstelik savaş henüz başlamamışken emperyalist savaş karşıtı bir karaktere bürünerek, nasıl bir düzeye ulaştığını gördük. Irak’ın kolay yıkımı ya da Amerikan bombalarının hüneri bu hareketin şimdilik önemli oranda geriye çekilmesine yol açmış olabilir. Böyle olması şaşırtıcı da değil. Emperyalistler Irak’ta örgütlü ve güçlü bir halk direnişi ile karşılaşsalardı uluslararası kitle hareketinin nerelere varacağını 35-40 yıl önceki örneklerden tahmin etmek zor olmasa gerek. Zaten burada önemli olan nokta, Irak savaşı sürecinin kitle hareketinin potansiyelini göstermiş olmasıdır.

“Amerikan Yüzyılı Projesi” dünyanın paylaşılmış pazarlarını gasp hareketi, aynı anlama gelmek üzere, ABD’nin çeşitli ülkelere, halklara yönelik yeni yeni emperyalist savaşları olduğuna göre, emperyalist savaş karşıtı kitle hareketi de varlığını sürdürecektir. Bugünkü durum geçicidir. Dahası sınıf ve kitle hareketi, her ülke özgülünde gelişen saldırılara paralel olarak kendine bir kanal aramaktadır zaten. Emperyalistler arası rekabet ve çatışmaların yaratacağı temel sorunlar, başta militarizm ve hak gaspları, kitle hareketinin belli bir rotaya oturmasında katalizör rolü oynayacaktır.

Kolay “zafer” ve açık yalanlar!

Haydut takımının açıktan zafer ilan etmemesini, önceleri diğer emperyalistlere pay vermeye yanaşmazken bu konuda giderek ağız değiştirmesini de bunlardan ayrı düşünmemek gerekir. Dünya jandarması ABD’yi, emperyalist-kapitalist sistemin ağababası, lokomotifi ABD’yi, hem Irak özgülünde hem de genel olarak zor günler bekliyor.

Fakat halihazırda askeri gücünün ve siyasi hükümranlığının karşısına dikilecek bir güç yok, bu da bir gerçek. Bu nedenle ABD oldukça hoyrat davranıyor ve karşısındakileri hiçbir şekilde adam yerine koymadığını belli eden kaba yalanlara baş vurmaktan sakınmıyor. En açık örnek, kitle imha silahları meselesiydi. Irak’ta kitle imha silahı var diye feveran ettiler, arayıp, taradılar ortaya bir şey çıkaramadılar. Şimdi girmedik köşe kalmadı ama halen kitle imha silahı bulacaklarını iddia ediyorlar. Açıkçası bu saatten sonra bulmalarına kimse şaşırmayacaktır! Amerikan halkı haydut takımının kolay başarısıyla iyice yıkanan beyniyle Bush’un her nevi yalanını gerçek diye yutmaya hazır zaten. Dünyanın geri kalanı ise, “acaba ABD bir miktar kitle imha silahını gemilerine yüklemiş midir, bu gemiler ne zaman yola çıkıp Basra Körfezi’ne varacaklar, bu silahlar nereler nakledilecek, yalan ne zaman CNN’den, BBC’den dünyaya duyurulacak?” vb. sorular soruyor olmalıdır.

Haydut takımının ikinci iddiası ise Irak’ın El Kaide ile bağlantısıydı. Bununla ilgili de hiçbir kanıt ortaya koyamadılar. Bütün arşivleri olduğu gibi ele geçirdikleri halde bir kanıt bulup gösteremediler. Ama Bush, Amerikan toplumuna hitap ettiğini, esasta da 2004 seçimlerinde oy verecek olanların ABD’li sürüden ibaret olduğunu bildiği için, “El Kaide’nin bir müttefikini ortadan kaldırdık ve teröristlerin maddi kaynağını koparıp attık” deme arsızlığını göstermekte hiçbir beis görmedi.

Geriye kala kala bir “Irak’ın özgürleştirilmesi” yalanı kaldı. Nitekim savaşın öngünlerinde ve savaş boyunca başvurulan başlıca yalan bu oldu. Saddam Hüseyin diktatörlüğü bu bağlamda fazlasıyla yeterli malzemeydi. Ama ne Iraklılar ne de uluslararası kamuoyu ikna edildi bu konuda. Saddam ABD’nin eseriydi, tıpkı Taliban gibi. Dahası Amerika’nın tek derdinin petrol kuyularını, toplamda göz kamaştırıcı bir pazar olarak Irak’ı ele geçirmek, Ortadoğu’da hegemonyasını tahkim etmek olduğu bilindiği için, özgürleştirme yalanının hiçbir değeri olmadı. Saddam rejiminden bunaldıkları halde en başta Irak halklarının tepkisini çekiyor bu bayağı yalan. Irak yakılıp yıkıldı, halk katliamdan geçirildi-geçiriliyor, ülke emperyalist işgalcilerin postalları altında çiğneniyor, ama haydut takımından her ağzını açan, dikatörlükten demokrasiye geçildiğini söylemekten zerrece utanmıyor.

ABD haydutlarının kolay başarısı
gerçek zafere dönüşemeyecek!

Gerçi Amerikan emperyalizminin dağarcığında demokrasi ve özgürlüğün bundan farklı bir anlamı yok. Neresi ABD bombalarıyla yıkılmışsa, nerede halklar kadın, çocuk, yaşlı demeden katledilmişse, neresi yağma ve talana açılmışsa, neresi baştan başa ABD rambolarıyla işgal edilmişse, orası o denli özgürdür, o denli demokratiktir ABD’li haydutlara göre. Şunu da eklemek gerekir ki, ABD’nin düzen getirmek ve demokratik bir hükümet kurmak dediği de, bütün bunların üzerine halkları baskıyla, katliamla, terörle zapturapt altına almak, hırsızlar, hainler, yerli işbirlikçilerden bir kukla yapı kurmak ve vali diye atanan bir Amerikan generaliyle bunu yönetmekten başka şey değil.
Hiçbir halk böyle bir “özgürlüğü” uzun süre kaldırmaz. Nitekim Irak halkı bunu hiçbir şekilde kabul etmiş değildir. Emperyalistlerin sözde demokrasisini layıkıyla iade etmek için direnişi sürdürüyor. Direniş sürdükçe de, haydut takımının, çürümüş BAAS rejimi sayesinde ve bombalarla sağladığı kolay başarısı hiç bir zaman “zafer”e dönüşemeyecektir. ABD emperyalizmi bunun korkusunu fazlasıyla duyuyor. Haksız da değil, Irak’ta onu gerçek bir bataklık bekliyor.