10 Mayıs'03
Sayı: 18 (108)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD azarlıyor, uşakları hazırola geçiyor!
  Kölelik yasası TBMM Genel Kurulu'nda madde madde geçiyor...
  İşçi ve emekçilerle röportajlar...
  Kölelik yasasına karşı ilk tepkiler...
  1 Mayıs ve sınıf hareketi
  Filistin halkına onur kırıcı bir teslimiyet dayatılıyor...
  Amerikan emperyalizmi açık tehdit diplomasisine hız verdi
  Türkiye'nin Kıbrıs politikası iflas etti
  Sağlık işçilerinden çağrı:
  Saldırılara karşı mücadele barikatlarını örelim!
  Haydut takımının başı Bush'un "zafer konuşması"...
  ABD'nin Avrupa'nın göbeğinde egemenliğini yeni güçlerle inşa girişimi
  Bingöl'de önce kamu binaları çöktü!
  Deprem, ölüm ve acı kader mi?
  Fransa'da eğitim alanında eylem dalgası!
  '68'in ve Denizler'in devrimci mirasını sahiplenmek!
  Deniz, Hüseyin ve Yusuf için mesaj
  ODTÜ'de Alternatif Şenlik...
  Devlet güdümlü "Türk Solu" güruhu
  Hiçbir güç devrimci faaliyetimizi engelleyemeyecektir!
  İTÜ Şenliği nereye?
  1 Mayıs ve kamu emekçi hareketi...
  Liseli gençlik ve 1 Mayıs
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kıbrıs’ta peşpeşe önemli gelişmeler yaşanıyor...

Türkiye’nin Kıbrıs politikası iflas etti

Kıbrıs’ta gelişmeler hızlandı. Önce 15 Nisan’da Rum kesiminin Avrupa Birliği’ne katılım anlaşması imzalandı. Bunun yarattığı tartışmaların tozu dumanı çekilmeden Denktaş yönetimi 23 Nisan’da aldığı bir kararla adanın iki kesimi arasında geçişleri serbest bıraktı. Bunun üzerine Rum tarafı da önce Kıbrıs Türklerine dönük bir ekonomik destek paketi açıkladı. Ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a bir mesaj göndererek Annan Planı üzerinden görüşmelere hazır olduğunu bildirdi.

Rum tarafının 15 Nisan’da katılım anlaşmasını imzalaması zaten aylar önce Kopenhag Zirvesi’nde kararlaştırılmıştı. Dolayısıyla üzerinde asıl durulması gereken nokta 15 Nisan’dan sonra yaşanan gelişmeler ve Denktaş yönetiminin sınır kapılarını açma kararıdır. Zira bu karar, Türkiye’nin 30 yıllık geleneksel Kıbrıs politikasının da iflası anlamına gelmektedir.

Türkiye’nin savaşa dayalı hesabı boşa çıktı

Türkiye’yi ve Denktaş’ı bu adımı atmaya iten en temel etken, dış politikada yaşadıkları sıkışmışlıktan başka bir şey değil. Bilindiği gibi hem ABD, hem de AB Kıbrıs sorununun kendi çıkarlarına ters düşmeyecek bir biçimde çözümünü istiyorlardı. Bu konuda taraflara, fakat özellikle de Türk tarafına belli bir baskı uyguluyorlardı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan bir çözüm planı bu maksatla Rum ve Türk taraflarının önüne konulmuş ve sorunu bu zeminde çözmeleri istenmişti. Kofi Annan’ın planı, Rum tarafının üyelik anlaşmasını imzalayacağı 15 Nisan’dan önce sorununun çözülmesini, böylelikle Kıbrıs’ın bir bütün olarak AB’ne girmesini hedefliyordu. Ancak, son aylarda ABD, AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerde Irak savaşıyla ilgili konular öne çıkmış ve Kıbrıs bunun gölgesinde kalmıştı. Türk ve Rum tarafları da ayak sürümeyi tercih edince Annan Planı sonuçsuz kalmış ve rafa kalkmıştı.

Türkiye Kıbrıs’ta ABD desteğine bel bağlamıştı. Savaşta ABD’ye koşulsuz destek sunduğu takdirde, ABD’nin de Avrupa Birliği’ne giriş ve Kıbrıs konularında arkasında duracağını hesap ediyordu. Fakat savaş süreci tam tersi bir durum ortaya çıkardı. ABD savaş boyunca Türkiye’ye ortak değil tam anlamıyla bir uşak muamelesi yaptı. Deyim yerindeyse her vesileyle Türkiye’yi itip kaktı. Ve gerektiğinde Türkiye’ye sırtını dönebileceğini her davranışıyla vurguladı. Sonuç olarak, ABD’nin siyasal ve ekonomik desteği sayesinde elini güçlendirmeyi planlayan Türkiye’nin bütün hesapları boşa çıktı. Siyasi planda AB ve Kıbrıs, ekonomik alanda ise İMF ile ilişkiler Türkiye’yi köşeye sıkıştırdı.

Sıkışma her alanda teslimiyeti derinleştiriyor!

Ekonomi cephesinde sıkışıklığı aşmak için İMF’ye yeni bir niyet mektubu verildi, bir dizi saldırı programı açıklandı. İMF’ye teslimiyetin faturası bir kez daha işçi ve emekçilere kesildi. AB konusunda ise 10 yasal düzenlemeden oluşan 6. Uyum Paketi’nin Mayıs sonuna kadar meclisten geçirilmesi için çalışmalar yapılıyor.

Kıbrıs konusunda ise yapılan, iki toplumu ayıran sınır kapılarını pasaportsuz geçişe açmak oldu. Kapıların geçişlere açılmasının üzerinden iki hafta geçti. Şu ana kadar yüzbinden fazla Kıbrıslı Rum’un kuzeye ve onbinlerce Türk’ün de günübirlik olarak güneye geçtiği bildiriliyor. Kuzey Kıbrıs hükümeti geçen hafta yeni bir karar alarak güneyden gelecek Rumlar’a kuzeyde üç gün konaklama hakkı tanıdı. Geçişleri kolaylaştırmak için yeni sınır kapılarının açılması da gündemde.

Kuzey Kıbrıs’a gelen Rumlar, fiyatlar daha düşük olduğu için Türk tarafında 3 milyon dolardan fazla harcama yaptılar. KKTC yönetimi, bu paranın Kuzey Kıbrıs ekonomisine yaptığı katkıyı ön plana çıkartarak eski politikanın iflasını gizlemeye çalışıyor. Oysa Türkiye’nin Kıbrıs politikasının iflası bu kararla birlikte onaylanmıştır. Tüm Kıbrıs politikasını “taksim”, yani adayı iki taraf arasında paylaştırmak ve adadaki iki toplumu birbirinden yalıtmak üzerine kuran Türkiye bugün bu politikasını uygulayamaz hale gelmiştir. Mayıs 2004’ten itibaren işler iyiden iyiye içinden çıkılmaz bir hale gelecektir. Rum tarafının Mayıs 2004’te AB’ye tam üye olmasını engelleyemeyen ve arkasında ABD’nin güçlü desteğini de bulanmayan Türkiye, şimdi bu yeni duruma uygun bir politika geliştirmeye çalışmaktadır. Sınır kapılarını açma kararı da bu yei politika arayışının bir parçasıdır.

Şu da var ki, kuzeyde Denktaş yönetimine karşı muhalefet, özellikle Rumlar’ın AB’ye giriş sürecinin hızlanmasından bu yana epey güç kazanmıştır. Denktaş yönetimi ve Türkiye Kıbrıs Türklerinin gözünde fazlasıyla itibar kaybetmiştir. Sınırları açma kararının gerisindeki bir diğer önemli neden de budur. Türkiye ve Denktaş yönetimi bu karar sayesinde muhalefeti zayıflatmayı, Türk ve Rum halklarının gözünde bir parça da olsa itibar kazanmayı ve nihayet Kıbrıs sorunu konusunda inisiyatifi ele almayı planlamaktadır. Yani sınır kapılarının açılması, iplerin tümüyle elden kaçırılmaması için Türk ve Rum halklarına verilmiş bir rüşvettir.

Rum yönetiminin bir ekonomik paket açıklaması da adadaki Türkler’e verilmiş bir rüşvettir. Başka bir şey beklemek de mümkün değildir. Çünkü Rum yönetimi de an az Denktaş yönetimi kadar ada halklarının iradesini hiçe sayan bir siyasal çizgiye sahiptir. Adanın güneyinde iktidarda olan “komünist” AKEL Partisi’nin en büyük korkusu iki halkın bir araya gelmesidir. Nitekim bunu 1 Mayıs’ta da göstermiştir. Adında komünist kelimesi geçtiği için AKEL’e iki toplumun 1 Mayıs’ı birlikte kutlaması teklifi götürülmüş, AKEL yöneticileri bu teklife son derece soğuk yaklaşmış ve kabul etmemişlerdir. Annan Planı üzerinden görüşmelere hazır oldukları mesajına gelince. Rum tarafı sınırların açılmasıyla birlikte uluslararası planda ve özellikle AB’nin gözünde Denktaş yönetiminin prestij kaandığını düşünmektedir. Bunu boşa düşürmek ve AB’ye tam üyelik tarihi olan Mayıs 2004’e kadar zaman kazanmak için bir takım oyalama politikaları devreye sokmayı planlamaktadır. Planı yeniden görüşme teklifi de bunlardan biridir.

Şimdi sıranın Türk tarafına ve Türkiye’ye geldiği görülmektedir. Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan 9 Mayıs günü Kıbrıs’a gidecek. Ve eğer bu konudaki tahminler doğru çıkarsa Erdoğan Kıbrıs’ta sorunun çözümü için Türkiye’nin yeni önerilerini açıklayacak. Bunların neler olacağını henüz bilmiyoruz. Fakat son günlerde ABD yönetiminin önde gelen isimleri tarafından peşpeşe aşağılanan Türk devlet yöneticilerinin buna karşılık Kıbrıs sorunu üzerinden yeni bir politika açıklayarak AB ile arayı yumuşatma çabasına girmesi sürpriz olmayacak.

Kıbrıs halkları inisiyatifi kendi ellerine almalıdır!

Sınırlar açıldıktan sonra onbinlerce insan adanın diğer bölgesine geçtiği halde kayda değer hiçbir düşmanlık yaşanmamıştır. Tersine her iki halk da birbiriyle barış içinde bir arada yaşayabileceğini, yaşamak istediğini göstermiştir. Bu da adada iki halk arasına korku ve düşmanlık tohumlarını kimlerin ektiğini en açık şekilde göstermiştir. Türk ve Rum halkları bir arada kardeşçe yaşamaya hazırdırlar, dahası bunun mücadelesini vermektedirler.

Fakat sınırların açılmasından ve diğer gelişmelerden dolayı hayale kapılmamak gerekir. Türk ve Rum yönetimleri bu adımları halkı çok düşündükleri için atmıyorlar. Her adımları başka bir kirli hesaba dayanıyor. Dolayısıyla Türk ve Rum yönetimlerin karşılıklı verdiği rüşvetler Kıbrıs halklarının barış ve kardeşliğinin, bir arada yaşamalarının güvencesi olamaz. Barış ve kardeşliğin güvencesi bağımsız, birleşik sosyalist bir Kıbrıs’ın yaratılmasından geçmektedir. Kıbrıs halkları sahte çözümler dayatan emperyalistlere ve onların içerdeki uşaklarına karşı birleşik mücadeleyi örgütlemeli ve çözüm inisiyatifini kendi ellerine almalıdırlar.



“Kıbrıs’ta çözümsüzlük
halk tarafından aşılacak”

(Aşağıdaki röportaj Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek
gazetesinin 95. sayısından kısaltılarak alınmıştır...)

Sınır kapılarının açılması ile başlayan Güney’den Kuzey’e, Kuzey’den Güney’e geçişlerde, Kuzey’e geçen Rumlar’a, kapıların açılması ve Kuzey ile ilgili izlenimlerini ve görüşlerini sorduk.

(...)

Dinos Eymamidis ‘74 öncesinde şu anda yaşamış olduğu Lefkoşa’nın güneyde kalan bölümünde yaşıyor. Eşi Angelika ise kuzeyden güneye geçen göçmenlerden.

(...)

Eşinin kuzeyde kalan köyünü ziyaret için eşi ile birlikte Lefkoşa’ya gelen Dinos’un yakasında Türkçe yazılı “Irak’ta Savaşa Hayır” rozeti dikkatimizi çekti. Dinos’a kapıların açılması hakkındaki görüşlerini sorduk.

Dinos, ...Bu gün tarihi bir süreçten geçiyoruz, her iki tarafında birbirleri ile ilgili gerçekleri öğrenebilmeleri açısından önemli bir süreç. Her iki tarafında yıllardır yaşatmaya çalıştığı sahte şovenizm çökmek üzere, iki tarafın da halkının birbirlerinden alıp veremedikleri yok. ...

Biz halk olarak işçi sınıfının birlik ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ı birlikte yapabilme şansına sahip olduk. Sınırda gördükleriniz burjuvalar ve küçük-burjuvalar değil çalışanlardır.” dedi.

Sizin de bildiğiniz gibi buradaki bazı örgütler şu anda iktidarda olan komünist AKEL partisine 1 Mayıs’ı birlikte kutlama çağrısı yaptılar. AKEL bunu kabul etmedi ve çoğunluğunu AKEL’cilerin oluşturduğu güneyin en büyük işçi sendikası olan PEO’da kabul etmedi, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Bu süreç AKEL için sürpriz oldu. AKEL ikiye bölünmüş durumda, bir grup Kuzeye gidin derken diğer grup bunun doğru olmadığını savunuyor ve halka gitmemesi yönünde çağrı yapıyor, ama gördüğünüz gibi insanlar saatlerce kuyrukta beklemelerine rağmen buraya gelmekten vazgeçmiyorlar. Halkın hareketliliği kapıların gidişini şekillendirecek. Dün yaklaşık 1000 kişi kuzeyde kaldı, kimlik beyan etmeden geçen insanlar da var, şimdi herşey çöktü, kameralarımızla askeri bölgelere bile girebiliyoruz, bu halkın gücüdür ve durdurulamaz. Yaklaşık 4 aydır kuzeyde verilen kavgayı Rumlar yanlış değerlendirerek Türkleri yanlış anladılar, Türklerin Rumlarla yaşamak istediklerini savunduklarını zannettiler ama durumun böyle olmadığını bu geçişlerde anladılar. Türkler güneye gelip orada yaşamayı de¤il, birlikte barış içinde yaşamayı istiyorlar.

AKEL şu anda bir çelişki yaşıyor, hükümet oldukları için açık tavır koyamıyorlar, şu andaki sert tavırlarını yumuşakça değiştirme yolundalar. Güneyde Irak savaşı karşıtı oluşturulan “Savaşı Durdurun Koalisyonu” Kıbrıs Türk halkı ile birlikte 1 Mayıs’ı sabah güneyde akşam da kuzeyde kutlamak istiyor. Bu koalisyon benim de üyesi olduğum Ergadigi Dimokredia (İşçi Demokrasisi ), yeni Kıbrıs partisi, Anti Medya, çevre örgütleri ve öğretmen öğrenci örgütlerinden ve küçük grupların birliğinden oluşan iki toplumlu grupların da içinde yer aldığı bir koalisyon.

Kapıları açma kararını Ankara’nın verdiğini düşünüyor musunuz, sizce neden böyle bir karar alındı?

“Türkiye’den baskı gelmiş olabilir ama bana göre Kıbrıslı Türklerin mücadelesi belirleyici oldu. Denktaş ve Ankara baktılar ki adeta patlamaya hazır bir kazan var karşılarında, bu kazana bir delik açıp hava almasını ve patlamamasını sağlayalım diye düşünerek bu kararı aldılar. Kıbrıs Türk halkının yükselen mücadelesini pasifleştirmek ve gündemi değiştirmek için aldılar bu kararı. Eski düşünceler değişti, Rumlar gelip burada yer almak isterlerdi ama şimdi herkes yerinde kalmak istiyor. Rumların çoğu buralara geri dönmeyecek. AB’ye girişten sonra Denktaş’ın yapacağı bir şey kalmadı. Problemlerin çözümü halktadır, Denktaş’ın elinde değil. Ben ve ailem buraları ziyaret etmeye gelebilirim, eşimin köyüne gidip gelebileceğim artık, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, sistem değişmek zorunda.”

Kapılar açıldı ama sorun çözülmüş değil, statüko devam ediyor. Kıbrıs sorunu nasıl bir çözüme kavuşmalı?

“ABD ve İngiltere’nin istediği çözümsüzlük halk tarafından aşılacak. Denktaş, Papadopulos ve Simitis’in çözmek gibi bir niyetleri yok, hiç de olmadı. Yunanistan ve Türkiye burada problemler yaratarak, ekonomiyi ellerine alarak baskı unsuru oluşturuyorlar. Ben birleşik ve Demokratik bir Kıbrıs istiyorum, Rum ve Türk işçi sınıfı ile birlikte yaratacağımız bir Kıbrıs.

Barışı burjuva partiler değil, halk getirecektir. Irak savaşında olduğu gibi savaşlarda her zaman halk acı çeker ve çocuklar ölür, artık çocuklarımız ölmesin ve dünyaya barışı bizler getirelim.”