22 Şubat '03
Sayı: 07 (97)


  Kızıl Bayrak'tan
  Dünya ölçüsünde büyüyen anti-emperyalist mücadele dinamikleri
  Emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı
  Savaş pazarlığında son perde
  ABD uşağı AKP hükümeti istifa!
  BDSP’nin işçilere ve emekçilere 1 Mart çağrısı...
  15 Şubat gösterileri: Dünya emekçilerinin mücadelesinde bir kilometre taşı..
  Berlin’de görkemli savaş karşıtı gösteri
  Dünyanın dört bir yanında milyonların katıldığı görkemli gösteriler...
  Dünyada 15 Şubat eylemlerinden...
  İsviçre’de 40 bin kişi savaşa karşı alanlardaydı...
  Emperyalist savaşa karşı mücadele ve “savunma savaşı” safsatası...
  Savaşın gerçekleri ve medyanın yalanları
  Kadın sorunu ve kadın çalışmasının sorunları üzerine
  Toplumsal hayatın her alanında kadın-erkek eşitliği!
  Kölelik yasa tasarısı üzerinden sürdürülen pazarlıklar...
  Yeni iş yasa tasarısına karşı sendika şubelerinin çağrısı...
  Savaşın faturası işçi ve emekçilere çıkarılacak!
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  BES 1 No’lu Şube Eğitim Sekreteri Ahmet Turan’la savaş üzerine konuştuk...
  Münih’deki NATO savaş zirvesine karşı onbinler yürüdü!
  Çok kutupluluğa geçiş sancıları mıı
  Konfeksiyon işçilerinden konfeksiyon işçilerine...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
ABD–AB çatışması...

Çok kutupluluğa geçiş sancıları mı?

Serhat Ararat

Gün geçtikçe ABD ile Rusya’nın da belli ölçüde desteğini alan Almanya-Fransa ikilisi arasındaki çelişki daha bir açığa çıkıyor, belirginleşiyor ve derinleşiyor. Çelişki, Irak’a saldırı konusunda düğümleniyor görüntüsünü veriyor. ABD Irak’a saldırmada kesin kararlı ve hazırlıklarını en son noktaya getirmiş bulunuyor. Almanya-Fransa ikilisi bu saldırıyı önlemek için yeni bir plan sunma hazırlığı içinde olduklarını açıkladılar. Yine bu bağlamda Irak saldırısını NATO’ya onaylatma anlamına gelen Türkiye’yi NATO koruması altına alma istemlerini reddettiler. Bu reddediş, “NATO tarihinin en büyük krizi” olarak değerlendirildi. ABD, Alman-Fransız girişimini kabul etmeyeceğini açıkladı ve NATO içinde ortaya çıkan yeni durumu ise “kabul edilemez” olarak tanımladı. HattaABD Dışişleri Bakanı daha da ileri giderek, NATO’nun çökebileceği tehdidinde bulundu... Kriz şimdilik ara formüllerle aşılmış olsa da çatlak bir kez kendini göstermiştir artık.

Açığa çıkan, hergün biraz daha derinleşme eğilimini yansıtan bu çelişkiyi nasıl okumak, değerlendirmek ve ne gibi sonuçlar çıkarmak gerekir? Bu soru ve yanıtı önemli çünkü dünyamızın genel çehresini, önümüzdeki onyılların tarihini etkileme niteliğine sahip bir çelişki ile karşı karşıyayız.

ABD ile Almanya-Fransa ikilisi arasındaki çelişki Irak saldırısı üzerinde odaklanıyor. ABD emperyalizmi, dünyaya ve temel stratejik kaynaklarına tek başına egemen olmak, onu tek başına, rakipsiz bir biçimde yönetmek, başka bir ifadeyle bütün dünyayı sömürgeci bağlarla kendine bağlamak için Irak saldırısını stratejik bir basamak olarak düşünüyor. Bu strateji, diğer emperyalist devletler için daralma, hegemonya ve sömürü alanlarından dıştalanma, özellikle de kendileri için yaşamsal önemde olan petrol yataklarından yoksun kalma anlamına geliyor. Açık ki, ABD’nin Irak savaşı, dünyaya egemen olma, olası rakiplerini de tümden veya uzun vadede devre dışı bırakma savaşıdır. Burada tipik bir paylaşım ve hegemonya savaşıyla karşı karşıyayız. Bunun 1. ve 2. paylaşım savaşlarından farklı yanı, emperyalist devletler arasındaki güç ilişkilerinin muazzam boutlarda dengesiz olmasıdır. 1. ve 2. emperyalist paylaşım savaşlarında bloklar arasında görece bir denge vardı. Ama bugün ABD ile diğerleri arasında yakın gelecekte kapanması çok zor askeri ve siyasal güç dengesizliği var. ABD, bu üstünlüğünü dünya sömürge imparatorluğu biçiminde kurumlaştırmak ve her devlete, her güce kabul ettirmek istiyor. Irak saldırısı, böyle somut bir stratejinin ço önemli bir ayağı, dünya sömürge imparatorluğunun önünü açacak stratejik bir kapı...

Esas olarak bu nedenle Almanya-Fransa ikilisi, ABD’nin Irak saldırı planlarına açıktan tavır aldılar. Onların tavırlarını güdümleyen emperyalist çıkarlarıdır, Irak ve Ortadoğu petrolleri üzerindeki hesaplarıdır. Fransa’nın öteden beri Irak ile önemli ölçüde ekonomik ve askeri ilişkileri var, Fransız petrol tekellerinin yatırımları ve ayrıcalıkları var. Almanya’nın da İran üzerinden Ortadoğu’ya yönelimi var. ABD’nin Irak saldırısından sonra bu konumlarının büyük yara alacağını, hatta tümden ortadan kalkacağını biliyorlar. Özellikle Ortadoğu petrolleri üzerinde ABD’nin tekel kurmasının kendi varlıkları ve emperyalist hesapları için ölümcül bir darbe anlamına geleceğini çok iyi biliyorlar.

Aynı tehlikeler Rusya, Çin ve Japonya için de geçerli.

Dolayısıyla bu devletlerin ABD stratejisine, savaş planlarına itiraz etmeleri anlaşılır bir durumdur. Bunu var olan büyük güç dengesizliklerine rağmen bir paylaşım, etki ve hegemonya çelişkisi ve kavgası olarak değerlendirmemiz gerekir.

Peki, ABD ile Almanya-Fransa ikilisi arasında bugün çok daha net ve açık bir biçimde açığa çıkan ve gelişme eğiliminde olan bu çelişki, tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçişin bir işareti ve sancısı olarak değerlendirilebilir mi?

1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle birlikte dengelere dayalı dünya güç ilişkileri sistemi de çöktü ve tek kutuplu dünya gerçekliği ile karşı karşıya kaldık. ABD emperyalizmi bu durumu dünya ölçeğinde kurumlaştırmak için “Yeni Dünya Düzeni” kavramının geliştirdi, dış politikasını, askeri stratejisini buna göre düzenledi. Körfez Savaşı, Yugoslavya’nın parçalanması, Balkanlar’ı askeri olarak kontrol altına alma ve daha bir dizi işgal ve müdahale hareketi bu genel stratejinin pratik uygulamalarıdır. 11 Eylül olaylarından sonra ise bu stratejisini çok daha açık, net, ikirciksiz ve pervasız bir biçimde açıkladı ve bunu, Afganistan işgali, Orta Asya ülkelerinin bir çoğunda askeri üsler kurarak uygulamaya geçirdi. ABD stratejisini ve 21. yüzyıl konseptini hiçir tartışmaya yer vermeyecek netlikte ortaya koymuştu, ya kendilerinden yana olacaktınız, ya da düşmanlarından: “Dünyayı kendi sömürge imparatorluğum haline getireceğim, bunun için Avrasya ve Ortadoğu alanlarını askeri işgal ve üsler temelinde denetim altına alacağım, bana karşı kafa tutabilecek, bunun potansiyelini taşıyan güçlere ve olası rakiplerin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğim, bunun için savaş ve askei güç kullanma dahil her yolu ve aracı kullanmaktan çekinmeyeceğim, beni bağlayan ve yönlendiren tek ilke, kural ve yasa budur!..”

Bu, tek kutupluluğu, dünya sömürge imparatorluğunu sürdürme stratejisi ve kararlılığından başka bir şey değildir. Gündemdeki Irak saldırısı da bu stratejinin en önemli muharebesi niteliğindedir.

Bu stratejiye karşı diğer emperyalist devletlerin eli kolu bağlı oturmaları düşünülemezdi. Bugüne kadar ABD ile uzlaşarak, işbirliği içinde paylarını alıyor ve hegemonya kavgasını bu yöntemle yürütüyorlardı. Körfez Savaşı’nda, Balkanlar’da ve bir ölçüde de Afganistan’da böyle davrandılar. Ancak Irak savaşında uzlaşarak pay kapma, hegemonya kavgasında geri kalmama yönteminin artık bir işe yaramayacağı anlaşıldı. O nedenle seslerini biraz daha açık ve net çıkarttılar ve yükseltmeye başladılar. Almanya-Fransa ikilisinin yaklaşımı bu bağlamdadır, Rusya da bu ikiliyi destekleyeceğini açıklamıştır. Bu yaklaşım ve duruşlar ABD’yi Irak saldırısında engellemeye yetmeyecektir. Bu, açık. Ancak bunun, uzun vadede farklı bir blok, farklı bir odak haline gelme, ABD karşısında bir güç dengesini oluşturma eğilimi taşıdığını vurglamamız gerekir. Kuşkusuz bu eğilim düz bir çizgi izlemeyecek, ancak iniş çıkışlarıyla birlikte bu eğilimin yönü de budur!

Emperyalist devletler arasındaki çelişkinin kazanmaya başladığı bugünkü düzey yeni dönemin özelliklerinden ve eğilimlerinden biridir, politik ve askeri sonuçları olabilecek bir eğilim... Bu, büyük yıkımlar kadar devrimler açısından kimi nesnel olanak ve fırsatlar anlamına da geliyor...



Belçika’nın ABD savaşına örtülü desteği...

ABD’ye desteğe hayır!

Savaş karşıtı StopUSA Komitesi tarafından alınan karar çerçevesinde Şubat ayının her çarşamba günü Belçika hükümetinin ABD’ye Antwerpen Limanı’ndaki üslerini açmasını protesto kararı alınmıştı. İlk protesto gösterisi 5 Şubat günü 250 kişinin katılımıyla gerçekleşti.

Dört otobüs ile saat 13.00’te Antwerpen merkez tren istasyonundan limana doğru hareket edildi. Limanda bizi 60 kişi daha beklemekteydi. Gösteriye daha çok gençler katılmıştı. Eylem izinli olmasına rağmen devletin kolluk güçleri “katılımcıların güvenliği için” verilen güzergahı “kapatma” mecburiyetinde kalmışlardı. Altı panzerli askeri aracın yolu kapatması bizleri engelleyemedi. Boş bulduğumuz bir arazi üzerinden varmak istediğimiz yere gidince polisler apar topar Amerikan gemilerinin olduğu yere gittiler. Anlaşıldı ki onlar bizim değil Amerikalılar’ın güvenliği için harekete geçmişlerdi.

Askeri terminale vardığımızda yolu niye kapattıklarını daha iyi anlamış olduk. Nedeni yeni bir Amerikan askeri yük gemisinin limana yaklaşmasıydı.

Vinçlerle geçen liman işçileri, kornalarıyla ve ıslıklarıyla yanımızda olduklarını belirttiler. Belçika Gizli Servisi (BOB) ise bu arada bizleri kayıt etmekle meşguldü. Alana vardığımızda destekleyici güç olarak MP’nin (askeri polis) dostlarının yardımına koştuğunu gördük. Amerika gemilerinin olduğu yerde “Yankees, go home!” ve “Savaş için bütçeye hayır, eğitim için daha fazla bütçe!” sloganlarını attık. Polisin bizleri fotoğraflamasına kartopuyla karşılık verdik. Devletin kolluk gücü buna karşılık tazyikli su kullanmaya başladı. Saat 17.00’de otobüs şoförleriyle anlaştığımız yere gittiğimizde otobüslerin etrafında yüze yakın polis vardı. Polisin şehir merkezine kadar eşlik edeceğini söylemesi eylemciler tarafından protesto edildi. Polis, bizleri şehir merkezi yerine karakola götürdü.Beş dakika içerisinde robokoplar otobüsün etrafını sardılar. Bizlerden sorun çıkartmadan nüfus cüzdanlarımızı vermemizi istediler. Buna karşı direnirsek 12 saat gözaltında tutma ve nüfus cüzdanlarına da el koyma tehdidi savurdular.

Belçikalı genç arkadaşlarımız, “Belçika’nın ABD savaşına lojistik destek sunmasını protesto eden bizler suçlular gibi muamele görmekteyiz. Oysa bu ülkenin başbakanı daha parlamentonun 1972 yılında ABD ile yapılan gizli anlaşmasını açıklamış değil. Yani suçlu olan bizler miyiz?!” dediler.

Bir-Kar/Belçika