22 Şubat '03
Sayı: 07 (97)


  Kızıl Bayrak'tan
  Dünya ölçüsünde büyüyen anti-emperyalist mücadele dinamikleri
  Emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı
  Savaş pazarlığında son perde
  ABD uşağı AKP hükümeti istifa!
  BDSP’nin işçilere ve emekçilere 1 Mart çağrısı...
  15 Şubat gösterileri: Dünya emekçilerinin mücadelesinde bir kilometre taşı..
  Berlin’de görkemli savaş karşıtı gösteri
  Dünyanın dört bir yanında milyonların katıldığı görkemli gösteriler...
  Dünyada 15 Şubat eylemlerinden...
  İsviçre’de 40 bin kişi savaşa karşı alanlardaydı...
  Emperyalist savaşa karşı mücadele ve “savunma savaşı” safsatası...
  Savaşın gerçekleri ve medyanın yalanları
  Kadın sorunu ve kadın çalışmasının sorunları üzerine
  Toplumsal hayatın her alanında kadın-erkek eşitliği!
  Kölelik yasa tasarısı üzerinden sürdürülen pazarlıklar...
  Yeni iş yasa tasarısına karşı sendika şubelerinin çağrısı...
  Savaşın faturası işçi ve emekçilere çıkarılacak!
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  BES 1 No’lu Şube Eğitim Sekreteri Ahmet Turan’la savaş üzerine konuştuk...
  Münih’deki NATO savaş zirvesine karşı onbinler yürüdü!
  Çok kutupluluğa geçiş sancıları mı?
  Konfeksiyon işçilerinden konfeksiyon işçilerine...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Düzenin hiçbir partisi işçi sınıfına, emekçilere ve yoksullara gelecek veremez...

ABD uşağı AKP hükümeti istifa!

Olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki, AKP’nin hükümette henüz dördüncü ayında olduğunu unuttuk. AKP sanki uzun zamandır hükümetteymiş izlenimi veriyor. İktidar sahiplerinin ve arkasındaki emperyalist ABD’nin bir dediğini iki etmeden yerine getiriyor. Uşaklıkta selefini çoktan solladı. Hükümetler politikasındaki ya da devlet geleneğindeki kesintisizlik, AKP’nin “yeni”liği namına ortada hiçbir şey bırakmadı. AKP eskinin çok daha beter bir devamı olduğunu çok kısa bir sürede ispatladı. Böyle olunca, AKP’nin sadece dört aydır işbaşında olduğu doğallığında unutuluyor.

Emekçi sınıflara yönelik saldırılarda 57. hükümetin bir devamı olması, AKP’nin önemini azaltmıyor. Bir kere ipliği pazara çıkmış bir hükümetle bunca saldırı kotarılamazdı. Üstelik koalisyon ortakları son dönemde birbiriyle dalaşmaya başlamış, iş görme kabiliyetini yitirmişti. Dolayısıyla seçimlerin erkene alınması bir ihtiyaçtı. İMF yıkım programının sadakatle uygulanması ve savaş için güçlü bir meclis, güçlü bir hükümet gerekiyordu ve mumla aransaydı böylesi bir hükümet ve bir meclis bulunamazdı.

Sermaye çevreleri, ordu ve sermaye medyasının bir kısmı AKP’nin takkiye yaptığından, şeriatçı kimliğinden dem vurdular. Ama bu AKP’yi hiçbir şekilde kusurlu bir hizmetçi yapmıyor. AKP hükümeti öyle her babayiğidin harcı olmayan bir süratle bir dizi saldırının altına imza attı, atmaya da devam ediyor. Takkiyeciliği de şeriatçılığı da sermaye iktidarının işine yarıyor. Bir ay öncesine kadar savaş konusunda halkı kandırma görevini yerine getiriyordu. Sonra da ABD’nin Irak’ı hedefe koyduğu günlerde bu saldırıya ortak olma kararı vermiş olan devletin sıkıntılarını giderdi. Seçimler tam da önden verilmiş savaş kararının siyasal sorumluluğunu alacak, bu sürecin tüm günahlarını sırtlanacak bir hükümet oluşturmak için yapıldı. AKP geleneksel tabanının eğilimlerini bile hiçe sayarak bu siyasal sorumluluğu almış durumda Öncesinde savaşa karşı olduğunu, engellemek için elinden gelen herşeyi yapacağını, bölge ülkeleriyle “son ana kadar aktif bir barış diplomasisi” geliştirileceğini söyleyen Erdoğan-Gül ikilisi, son bir aydır, yani Türkiye’yi savaş arabasına koştuklarını açıktan beyan ettiklerinden bu yana gerçek birer şahin kesildiler. Öyle ki, açıklamalarına bakıldığında, Powell mı yoksa Gül ya da Erdo&currn;an mı konuşuyor, belli olmuyor.

AKP yöneticileri son bir aydır tüm benlikleriyle ABD’nin saldırganlığını meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Başka herhangi bir parlamentodan Irak’a saldırmak yönlü resmi bir karar açıklanmamışken, bunlar TBMM’den savaş kararları çıkardılar. Şimdilik MGK “tavsiyeleri”nden sadece üslerin onarımı maddesini geçirdiler, fakat bu, tam anlamıyla savaş cephesi açılması anlamına gelen diğer iki maddenin onaylanmayacağı anlamına gelmiyor. 18 Şubat’ta ABD askerlerinin Türkiye’de konuşlanması kararını çıkaracaklardı, ama ABD’li haydutlar AKP’nin istediği kemikleri vermemekte direttiği için ertelediler. Pazarlıklarda anlaşma sağlanır sağlanmaz kalan iki tezkereyi de çıkarıp yürürlüğe koyacaklar. Neticede AKP hükümeti, ABD’ye uşaklık yapmak dışında bir seçenek düşünmüyor.

Oysa seçim sonuçları belli olur olmaz Erdoğan halkın karşısına çıkıp “iş, aş, yoksulluk” sorununu çözeceklerini, en başta gelen hedeflerinin bu olduğunu söylemişti. Böyle bir niyetlerinin olmadığını o gün de biliyorduk. Ama halkın önemli bir kesimi, hatta AKP’ye oy vermemiş olanlar bile umuda kapıldılar. Ne ki şimdiye dek yoksullar payına tek bir “hayırlı” icraat yok. AKP hükümeti sermayeye doğru yontmakta en değme nalıncı keserlerini aratmıyor. Habire işçi-emekçilerin haklarından buduyor. Daha ilk aylarda açıkladığı planı uygulamaya devam ederse, işçi ve emekçilerin elinde hak-hukuk namına bir şey kalmayacak. Önceki hükümetlerin yaptığı gibi, ekonomik-sosyal ve siyasal saldırıları paralel şekilde yürütüyor. “AB normlarına uyum çerçevesinde demokratikleşme” adı altında demokratik hak ve ouml;zgürlükleri biçmeyi sürdürdü. Yüzlerce devrimcinin yaşamına mal olan F-tipi tecrit uygulamalarını yasal hale getirdi. Sermaye iktidarı, 15 Şubat eylemlerine saldıran tek devlet olarak yeryüzündeki özgünlüğünü de tescil etmiş oldu. Hükümetin en başa aldığı diğer icraatlar ise “vergi affı” ve “mali miladın kaldırılması”yla, sermayeyi önemli külfetlerden kurtarmak oldu. Sıraa İMF’nin takdirini kazanmış hızlı bir özelleştirme saldırısı ve “esnek üretim” yasasının çıkarılması var. AKP’lilerin savaş bağlamında şahinliklerinin tutması yanıltıcı olmasın. Her ne kadar savaşla yatıp savaşla kalkıyor olsalar da “acil eylem programı”nda yer alan saldırıları icra etmeyi unutmuyorlar. Nitekim kapımıza dayanan savaş koşullarını asıl içteki bu saldırılar için değerlendirecekler.

AKP hükümeti sadece yıkım programını uygulamakla kalmayacak, işçi ve emekçilere savaşın yıkımını da yaşatacak. Kendisine biçilmiş bu rolü bilerek ve kabullenerek hükümet oldu ve hevesle işe başladı. Bu hevesi giderek bir tutkuya dönüşmüş durumda. Bu gerici Amerikan uşaklarında ne onur, ne haysiyet var. TÜSİAD ve generaller ne emrediyorsa, ABD ne istiyorsa fazlasıyla yerine getirmeye çalışıyorlar. En ufak bir zorlanma yaşamıyorlar, halktan aldıkları oyların karşılığını vermek gibi bir dertleri zerrece yok.

Şimdi AKP’ye oy verenler şunu söyleyebilirler: Türkiye’nin gerçekleri Tayyip’i ve Gül’ü böyle davranmaya zorluyor, ordu ve TÜSİAD dayattıktan sonra AKP’nin yapacağı bir şey kalmıyor. Doğrudur, Türkiye Cumhuriyeti denildiği yerde, iktidar ordu ve generallerin elindedir. Düzenin sahipleri istediği içindir ki Türkiye bu savaşa katılıyor. Zaten başından beri asıl hazırlıklar ve pazarlıkları da Genelkurmay yürütüyor. Ama bu AKP’ye rağmen değil, bizzat onun katkısıyla oluyor. İMF programının uygulanması ve savaş hazırlıklarını tamamlamak açısından bakıldığında AKP, rejimin gerçek sahiplerine karşı hiç de samimiyetsiz davranmadı. Egemenlerin çıkarları için sıkı bir pazarlık yürütmeye çalışıyor, savaşın siyasal sorumluluğunu alarak dört bir koldan hazırlıkları tamamlıyor. Bu kadarı bile AKP’nin, kenisini destekleyen sadık kitlesinin duyarlılıklarını hiçbir şekilde umursamadığını göstermeye yeter.

Dolayısıyla işçi sınıfı ve emekçi kitleler içinde halen AKP’yi mazur görenler en başta kendilerini kandırıyorlar. Bu düzenin hiçbir partisinden işçi sınıfına, emekçilere ve yoksullara ekmek yok. Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri hükümet olmuş hiçbir düzen partisi, kendinden öncekilerden farklı davranmadı. Ne merkez sağda yer alanlar, ne sol görünenler, ne dinciler, ne de ırkçılar... Hepsinin ortak kaygısı sermaye iktidarını ayakta tutmak, sermayeyi palazlandırmaktı. Düzenin efendilerine karşı memuriyet görevini en iyi şekilde yerine getirmekti. Niceleri bu uğurda siyasal yaşamlarını bitirseler de, sermayeye hizmetin tüm gereklerini yerine getirdiler.

AKP de tekelci sermayenin saltanatı için halkı hiçe sayarak tez zamanda kendi ipini çekecek. Yarın öbür gün ortalık durulduğunda, Türkiye’yi ABD’nin maşası olarak savaşa süren TÜSİAD oligarkları ve generaller AKP’yi günah keçisi ilan edip sorumluluktan sıyrılacaklar.

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül oylarını aldıkları emekçi kitlelere karşı bir nebze vefalı olsalardı, TÜSİAD’a ve generallere bir parça da olsa direnirlerdi. Eğer direnemiyorlarsa, çıkar Türkiye’nin gerçeklerini açıklar, hiç değilse hükümetten çekilirlerdi. Bu, Amerikan uşaklığını utanç verici bir noktaya ulaştırmış gerçek iktidar sahiplerini oldukça zorda bırakırdı. Tabii ki AKP bunu yapmaz, zira o iliklerine dek bir sermaye partisidir. Kendinden öncekiler gibi ikiyüzlü, kendinden öncekiler gibi emekçi düşmanı, kendinden öncekiler gibi uşak ruhlu ve Amerikancı... Bu ülkenin utançlarına daha büyüklerini eklemekte tereddüt etmiyor.

Bu ülkenin işçi sınıfı ve emekçileri, bir ilk adım olarak AKP hükümetinin hanemize yazmaya çalıştığı bu onursuzluğa, büyük utanca son verebilirler. Sonuçta AKP’ye meclisteki sandalyelerin üçte ikisini armağan eden %35’lik kesimin büyük çoğunluğu yoksul emekçilerdir. Türkiye’nin savaşa sürülmesine seyirci kalmak, başta oylarını AKP’den yana kullanmış kitleler olmak üzere tüm işçi ve emekçileri, Irak saldırısına onay veren konumuna düşürecektir. Eylemli tepkiler ortaya konulmadan salt savaşa karşı olduğunu söylemenin hiçbir anlamı yoktur. İşçi ve emekçiler olarak, tarih boyunca silinmeyecek bir utanca ortak olmak istemiyorsak, üretimden gelen gücümüzü kullanmalı, “Emperyalist savaşa hayır!” vb.’nin yanı sıra, savaş hükümeti AKP’den hesp soran, onu istifaya çağıran şiarlarla alanlara çıkmalıyız.