19 Ekim '02
Sayı: 41 (81)


  Kızıl Bayrak'tan
  3. yılında direniş ve hücre karşıtı mücadelenin sorunları
  Ortadoğu'da savaş çanları çalmaya başladı
  Türkiye ABD'nin gözde cephesi olmaya hazırlanıyor
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve açıklamalar...
  İçerde işçi ve emekçilere, dışarda kardeş halklara savaş ilan ediliyor!
  Sermaye iktidarı dört koldan savaşa hazırlanıyor!
  Kokuşmuş düzenin kirli adayları
  Kartal-Pendik bölgesi BDSP çalışmalarından...
  BDSP'nin Gülsuyu'ndaki çalışması güçlenerek sürüyor...
  Tayyip&Baykal: Kontrol edilmiştir!
  Zindanlar, zindancılık ve direniş geleneği
  Adana BDSP bağımsız sosyalist milletvekili adayı Özden Demirel'e destek...
  BDSP'nin Mamak'taki seçim çalışmaları giderek güçleniyor
   Yıkıma karşı direniş
   Tecriti meşrulaştırmaya yönelik eni bir manevra: "Sohbet genelgesi"
   Kamu emekçilerinin eylemlerinden...
   TC, Güney ve Kuzey Kürtleri...
   BDSP'nin üniversitelerdeki seçim çalışmaları sürüyor...
   Gençlikten...
   Eksen Yayıncılık'tan yeni bir kitap...
   İki sınıf, iki dünya!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Tayyip&Baykal: Kontrol edilmiştir!

İlk kontrolör ABD

Yıllarca Türkiyede siyaset ve siyasi şahsiyetler hep aynı planın ürünü olarak önümüze sunuluyorlar. Önce burjuva siyaset sahnesinde bu şahsiyetler özenle yetiştirilip korunuyorlar. Eksiklikleri tamamlanıyor, fazlalıkları törpülenerek sistemin hizmetine en uygun hale getirilip sıraya geçiriliyorlar. Sırası gelene görev veriyorlar. Bu namzetler ABD-TÜSİAD işbirliğinin ürünleri.

Bunlar da kendi aralarında iki gruba ayrılıyorlar. Birinci gurupta yer alanlar ABD’den direkt atananlar. Örneğin: Derviş, Mehmet Ali Bayar vb. gibi. İkinci gruba girenler ise Türkiye’den gönderilip ABD’de eğitildikten sonra yönetimin başına geçirilenler. Demirel, Ecevit, Tayyip gibileri.

Tayyip Erdoğan AK Parti’yi kurduktan hemen sonra ABD’ye gitti, uzun bir süre ABD’de kaldı. Bu gezisi sırasında konferanslara katıldı. Basına yansıtılmayan gizli görüşmeler yaptı. ABD desteğini almak için kendisini tanıttı. Teminatlar verdi. Başa geçerse eğer ne gibi hizmetlerde bulunacağını izah etti. Doğuyla-batı, uygar batıyla-ABD karşıtlığı ve emperyalizme öfkesi biriken Ortadoğu halkları arasında en uyumlu fikirleri kendilerinin temsil ettiğini, müslümanların ABD’ye olan öfkesini en zararsızca kendilerinin bastıracağını, böylece emperyalizme hizmet edeceğini çeşitli çevrelere anlattı. Bu çerçevede ABD desteğini almak istedi.

Tayyip bu gezinin ardından Türkiye’ye fırtına gibi girdi. Şimdi tüm anketler ona çalışıyor.

Tayyip’in çocuklarının ABD’de özel bursla okudukları ortaya çıktı. Tayyip gibi müslüman, muhafazakar bir adamın çocuklarının ABD gibi bir ülkede ne işi vardı? Müslüman bir adamın kendi ülkesinde çocuklarını okutmaması ne anlama gelir? Türkiye’de okul, hoca, üniversite yok mu? Tayyip çocuklarını okutacak para bulamıyor mu ki özel burs alıyor? Bu sorular uzatılabilir.

İşin aslı şu ki, Tayyip bir ABD uşağıdır. Emperyalist efendilerine hizmet etmenin çok ilerisindedir uşaklığı. Çocuklarını ve ruhunu da teslim etmiştir. Onu en iyi eski hocası olan Erbakan anlatıyor: “Taklitçi, menfaatçi, İMF uşağı. Onu bir de benden dinleyin” diyor.

Bir başka işbirlikçi olan Baykal’ın ABD’ye gitmesine gerek kalmadı, zira ABD CHP’nin içine girdi. Derviş gibi bir yetişmiş kalifiye elemanın varlığı Baykal’ın ABD ziyaretine gerek bıraktırmadı. Derviş’in CHP’ye girmesi, ABD ve İMF desteği olarak değerlendirildi ve medya üzerinde bir “CHP rüzgarı” esmeye başladı.

Sonuç olarak, her iki partinin ve liderin de ortak özellikleri, ABD desteğini arkalarında bulunca şaha kalkmalarıdır. Bu da onların işbirlikçi uşak konumlarına ve kimliklerine bir gösterge değilse nedir?

İkinci kontrolör TÜSİAD

Her ikisi de büyük holding patronları tarafından sorgulandılar. Patronlarına imzalı senet verdiler. Bu sınavlarını başarıyla geçtikten sonra defolu olarak bir kenara ayrılmadıkları içindir ki bugün halkın karşısına çıkartılıyorlar. Meydanda hortumcuların yakasına yapışacağız diyen Tayyip Erdoğan, Bilecik ziyareti sonrasında Halis Toprak’ın özel helikopteriyle hortumcuların ayağına kadar gitti. Halis Toprak’ın Bozöyük’te bulunan köşkünde, Mehmet Emin Karamehmet, Mustafa Süzer ve Halis Toprak ile görüştü. Bu üç hortumcuyla görüşmesini saklamadı, gizlemedi bile.

Kimin kimin yakasına yapıştığı şimdiden bellidir. İş güvencesi yasası, Afganistan’a asker gönderilmesi, ABD’nin Irak’a ve Ortadoğu’ya yapmayı planladığı saldırı, Fillistin halkına uygulanan zulüm ve katliam konusunda bugüne kadar yaptıkları nedir? ABD ve genel olarak emperyalizmin çıkarlarına dokunacak konular hakkında tek kelime söyleyemiyorlar. Sadece kendileri gibi olanlarla yarış ve rekabet ediyorlar. Onlar defolu biz değiliz diyorlar.

Kitlelerin karşısına çıktıklarında ne diyorlar? Örneğin senedi Sabancı’nın çantasında olan Baykal, “Sosyal adalet, adil paylaşım” diyor. “Dürüst yönetim, temiz siyaset ve ahlaklı olmak” diyor. “Yoksulluğa ve kayırmaya hayır” diyor.

Meydanlarda “Biz bunu yapacağız” diyorlarsa bilelim ki tersini yapacaklardır. “Biz bunları bunları yapmayacağız” diyorlarsa bilelim ki onları yapacaklardır. Bize söylediklerinin tam tersidir yapacakları. Bu siyasetçiler bugüne kadar hep böyle olmuşlardır, bu değişmez. Onlar her zaman bir sınıfı temsil ederler, siyasetteki misyonları bu sınıfa hizmettir. Sorunun özü ve özeti budur.



Baykal’ın “senedi” Sabancı’nın çantasında

Aylar önceydi.

Mustafa Özkan, İstanbul Yeniköy’deki yalısında Deniz Baykal ile ‘iş dünyasının yıldızlarını’ buluşturmuştu.

Sakıp Sabancı, Tuncay Özilhan, Erdoğan Demirören, Hüsamettin Kavi gibi iş dünyasının ‘önderleri’, Deniz Baykal’ı çapraz sorguya almış gibiydiler.

Kimi “değişip değişmediğini” öğrenmek istiyordu.

Kimi “ne kadar değiştiğini”.

Kimi “devletleştirme yanlısı mısınız?” diyordu.

Deniz bey uzun uzun anlattı ki: “Kendilerinden korkulmasını gerektirecek bir şey yoktur... Öncelikli hedef üretimi artırmaktır... Önce üretim... Bankacılıkta ise... Temel hedef özelleştirme.”

Sakıp bey Deniz Baykal’ı dinledi, dinledi ve dedi ki: “İyi de ağam bunları hep lafta diyon... Kağıda yazıp bize vermiyon?”

Deniz Bey çantasından bir “döküman” çıkardı: “İşte yazılı... Üstelik de basılmış... Söylediklerim burada. Ve bu hem partimi, hem de beni bağlıyor”

Sabancı: “Bana bunu virecen mi?”

Deniz bey: “Buyurun... armağanım olsun.

Sabancı: “Öyleyse üstüne çak imzayı... çak... çak... İmzayı çak ki, senet olsun”

Deniz bey: “Sayın Sakıp Sabancı’ya ... Gecikmeli olarak... Sevgi ve saygılarımla” diye yazarak “imzayı çaktı”

Diyeceğimiz o ki... “Baykal’ın senedi şu anda Sabancı’nın çantasında.”

(19 Ağustos ‘02, Sabah)