12 Ekim '02
Sayı: 40 (80)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşa karşı işçi ve emekçi direnişi!
  Çankaya'da savaş hazırlığı
  Emperyalist saldırganlığa sesimizi yükseltmenin zamanıdır
  "BDSP" adaylarının işçi sınıfına ve emekçilere çağrısıdır...
  Kurtköy-Aydos'ta seçim çalışması deneyimleri
  Gülsuyu seçim çalışmaları deneyimi
  Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu'nu destekleyelim!
  İşçi ve emekçilerle seçim üzerine konuştuk...
  Hüseyingazi'de coşkulu açılış!
  Holdingçi "Genç Parti" üzerine
  Seçim kampanyası üzerine
  Kapitalizmde çocuk...
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Siyonistler Gazze Şeridi'ni işgal etmeye hazırlanıyorlar
   İşçi sınıfının kurtuluşu AB'de değil kendi sınıf mücadelesindedir
   Bir kez daha Güney Kürdistan üzerine...
   Seçimler ve parlamenter hayaller
   Dünya halkları emperyalist savaşa karşı seslerini yükseltiyorlar
   Dünyadan kısa kısa
   Bu gençlere dikkat!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Bu gençlere dikkat!

Yıldırım Türker

9 Temmuz günü birçok televizyon kanalında tuhaf bir görüntüyle karşılaştık. “Türkiye’de birilerinin çıkıp yeter demesi, durun demesi lazım. O kişi benim... Yönetime talip oluyorum” diye coşkuyla kükreyen genç adamı hepimiz iyi kötü tanıyorduk. Daha önce ‘Türkiye ile Kucaklaşma’ adı altında Uzan Şirketler Grubu’nun 46. yıl kutlamaları kisvesi altında örgütlenen mitingler, her ne kadar alenen siyasete ısınma turları idiyse de galiba kimse gerisinin geleceğini düşünmek istemedi. Cem Uzan, hanidir prestijini kaybetmiş, dünya çapında bir suçlu adayı olarak düşüşe geçmişti. Şimdiyse çıkmış, yeteneksiz bir komedyen sarsaklığıyla siyasi lider taklidi yapıyordu. Büyük ihtimalle, kuyruğu kaptırmadan bir dokunulmazlık edinme gayreti içindeydi. Görünene bakılırsa, umutsuzdu. Dolayısıyla gülün¸ olduğu kadar hazin bir skeçti izlediğimiz.

O gün hemen hiç kimsenin hesaba katamadığı, bu topraklarda gözü kararmış bir muktedirin, ikbal yolunda hiçbir engel tanımayacağıydı. Nitekim yakın zamanda yapılan araştırmalar, kuruluşunun üstünden iki ay geçmeden Genç Parti’nin barajı aşacağı öngörülen üç partiden biri olduğunu gösterdi. Herkes ancak o zaman parmak uçlarında yükselip genç liderin arkasındaki dâhiye bakmayı akıl etti.

Bildiğimiz fındık

Reklamcıların şahı Ali Taran yıllardır popüler dilin başyazarlarından biri olarak, “Meşhur edilemeyecek ürün yoktur. ‘Fındığı herkes biliyor, o yüzden meşhur edilemez’ denilemez ki” diyor, nadir söyleşilerinden birinde. Kendi imgesini, burnundan kıl aldırmayan gizemli dâhi olarak biçtiği için bütün söyleşileri reddetmesiyle ünlü. Kaldı ki törene katılmasına karşın kendisi sahneye çıkmayıp Kristal Elma büyük ödülünü almak için şirketinin muhasebecisi ve şoförünü çıkardığı da sektörde kaşıntılı bir hayranlıkla anlatılan hikâyelerden.

Cem Uzan’ın partisinin adından logosuna, konuşmalarından giyeceklerine, miting düzenlemesinden çıkacak ’sanatçı’lara kadar belirleyen de Ali Taran Creative Workshop.

Daha önce Aganigi’li fındık, Ali Desidero’lu tıraş bıçağı, Banu Alkan’lı İxir, ’Çok oluyoruz’ sloganlı Mavi Jeans, Fatih Terim’li Telsim, Mazhar şapkalı BP kampanyalarıyla zaferden zafere koşmuş, ele aldığı bütün ürünlerin satışını büyük oranda artırmış bir reklam ustası.

Başarısının sırrını anlatırken de, “Önce gerçekleri kabul edeceksiniz. Biz gerçekleri değiştirmeye çalışmayız, var olanlar üzerinden yaratırız. Biz bu ülke insanını gözleriz. Onu veri olarak alırız. Onun için bizim reklamlarımızı daha iyi anlıyorlar. Kendi değerlerini, kaprislerini reklama yansıtamazsın. Ben küpe takabilirim, ama bir ürün yaratırken, hedefim benim gibi küpe takanlar değil, Türk halkıdır” demiş aynı söyleşisinde.

Şimdi, bildiğimiz Uzan fındığını meşhur ederken kabul ettiği gerçekler maalesef bu toplumun gerçeklik inşaatının ta kendisi besbelli. Ne kadar utanmazca sergilenirse sergilensin zenginliğin küpesiz insanımıza büyük bir güvence hissi verdiğini, herkesin gönlünde zengin bir kapıya yanaşma girme hevesi olduğunu saptamış öncelikle. Uzan, özel helikopteriyle gittiği miting yerlerine kimi zaman, destekçisi büyük ‘sanatçılar’ için de helikopter kaldırıyor. O sanat erbabının seçimindeki isabet de hiç şaşırtıcı değil. En pahalı, en gözdeleri Cem Uzan’ın alt kadrosunda çıkıyor. İbrahim Tatlıses gibi kendini iyice kaptırıp genç liderin gönüllü amigoluğunu üstlenenlere nasıl borçlanıldığını bilemeyiz ama Ferdi Tayfur’dan Ebru Gündeş’e, İbrahim Erkal’dan Gökhan Özen&146;e kadar her zevke uygun repertuvarıyla başka bir liderin boy ölçüşemeyeceği mitingler bunlar.

Cem Uzan resminde, yine Taran’ın dehası devreye giriyor. Kravattan kurtulmuş, beyaz gömlekli genç adam, şaşırtıcı derecede filmlerdeki Amerikalılara benziyor. Yüzünden kimi durumlarda tiksintinin gölgesi geçse de kalabalığın önünde bir tur atıp yüzlerce kişiyle el ’çak!’laşıyor. Coşkulu kalabalığı zaptetmekle görevli siyah gözlüklü koruma ordusu da filme çok etkileyici bir sahicilik katıyor. Binlerce kişiye yemek dağıtılıyor. Sonuçta mitinge gelenler, en sevdikleri şarkıcılardan bir konser izlemekle kalmıyor, karınlarını doyuruyorlar ve kendilerini orada, bir olayın ortasında bulunmuş hissediyorlar. Bu hissin sağlamlaşması için düşünülen hizmet, gerçekten pes dedirtici. Genç Parti konvoyuyla birlikte, Cem Uzan’ın hemen yanı başından ayrılmayan fotografçılar, Uzan’ın konuştuğu, elini sıktığı ya da ziyaret etti&curen;i herkesle polaroid fotoğrafını çekip anında talihlinin eline sıkıştırıyor. İstanbul Beykoz gezisinde yaklaşık 100 kişiyle fotoğrafa durduğu gözlemlenmiş. Kısa zamanda Türkiye’nin 50 yerinde mitinge çıktığı düşünülecek olursa, fotoğrafıyla kaç milyonun aile albümüne girdiğini hesaplamak, doğrusu içimden gelmiyor.

Polaroidin sırrı

Hayatımızın polaroidi çekildi. Şimdi elimize tutuşturulan parlak yüzeyli, puslu kartı salladıkça görüntü belirleniyor. O polaroidi çeken şipşakçı, bu toplumla çok uğraşmaya değmeyeceğini, hassas kameralara gerek olmadığını biliyor. ‘Dağ Başını Duman Almış’, İbrahim Tatlıses, Telsim abonelerine yollanan “Yalnız ve yalnız milletin çıkarları için çalışacağıma namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum” mesajının koyu parlak bir resme yeterince kalabalık toplayacağından emin. Çoğunluğu küpesiz güruha, siz aç budalalarsınız diyor. Benim işim, nabzınızı tutmak.

Cem Uzan’a yazılmış konuşmalarda da duayenin hep yakalamakla övündüğü ‘en basit’ var. Artık üstünden atladığımız vehmiyle MHP’yi bile hizaya getirdiğimiz en ilkel milliyetçi dil, en kestirme bayağılığıyla bizi geçmişe çağırıyor. Türklük, bir kez daha, çürümüş sakız olarak kulaklarımızda şaklıyor. Müslümanlık da kimselere yar edilmiyor. ‘Ey Avrupa, sana Türk tarımını, Türk hayvancılığını yedirir miyiz hiç!’ Avrupa ve İMF düşmanlığı, gözü dönmüş vaatlerle harmanlanıp, metin olarak genç liderin önüne konuyor. KDV sıfıra indiriliyor. Ders kitapları bedava dağıtılıyor. Evsizlere Hazine arazisi veriliyor. İl sayısı 250’ye çıkarılıyor. Üniversitelerin sayısı dörde katlanıyor. Bütün bunlar büyük ihtimalle küpeli, yaratıcı ekip tarfından kahkahalar içinde yazılıyor.

Bu alanda devrim

Orada, baktığımızda gördüğümüz şeyin artık siyasetle hiçbir ilgisi yok. Yeterli bulunmayınca photoshop hilesiyle kalabalıklaştırılan kitlenin seyrine kilitlendiği güç gösterisi ya da ‘genç savaşçı Akhilleus’ müsameresinin de gerçekliğe, şu kadarcık olsun, borcu yok. Uzan serüveninin kimi gözlemcilere Hitler’in yükselişini hatırlatmasının nedeni de seyircide jestler ve ses oyunlarıyla sağlanan hipnoz durumu. Seyirci-taraftarla girilen ilişki interaktif değil. Seyirci-taraftar, kimi eğlence programlarında manipüle edildiği gibi burada da seyir bedeli olarak oyuna katılmak, ‘tezahüratta bulunan halk’ rolü yapmakla mükellef. Genç ürünümüz, vücut kullanımı, ses denetiminde tutukluk yapıyorsa da teknolojinin çok yakında bu ürünü geliştirip daha yetkinini piyasaya sürece&currn;i hissine kapılıyoruz. Dolayısıyla Cem Uzan adlı ürün, imaj mühendisliği, iletişim teknolojisi ve benzeri alanlar açısından bir devrim. Liderlik taklidi yaparak teknolojinin yardımıyla liderliğe yükselme projesi. Pahalı, ardında holding olmadan girişilemeyecek bir proje. Bir hiçten marka yaratmak da, halkın nabzını tutan Ali Taran’ın zaferi. (Radikal/7 Ekim 2002)