12 Ekim '02
Sayı: 40 (80)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşa karşı işçi ve emekçi direnişi!
  Çankaya'da savaş hazırlığı
  Emperyalist saldırganlığa sesimizi yükseltmenin zamanıdır
  "BDSP" adaylarının işçi sınıfına ve emekçilere çağrısıdır...
  Kurtköy-Aydos'ta seçim çalışması deneyimleri
  Gülsuyu seçim çalışmaları deneyimi
  Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu'nu destekleyelim!
  İşçi ve emekçilerle seçim üzerine konuştuk...
  Hüseyingazi'de coşkulu açılış!
  Holdingçi "Genç Parti" üzerine
  Seçim kampanyası üzerine
  Kapitalizmde çocuk...
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Siyonistler Gazze Şeridi'ni işgal etmeye hazırlanıyorlar
   İşçi sınıfının kurtuluşu AB'de değil kendi sınıf mücadelesindedir
   Bir kez daha Güney Kürdistan üzerine...
   Seçimler ve parlamenter hayaller
   Dünya halkları emperyalist savaşa karşı seslerini yükseltiyorlar
   Dünyadan kısa kısa
   Bu gençlere dikkat!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Bir kez daha Güney Kürdistan üzerine...

Serhat Ararat

ABD emperyalizmi Irak’a yapacağı saldırı konusunda yoğun ve hummalı bir hazırlık içinde, bunu günlük olarak izlemek mümkün. Emperyalist hegemonya savaşının eli kulağında. Kimse artık savaşın olup olmayacağını tartışmıyor. Bu tartışma geride kaldı. Şimdi tartışılan, kesinleşen savaş sonrasında Irak’ın yeniden yapılandırılması ve bunun Ortadoğu dengelerine yapabileceği olası etkileridir...

TC de Irak savaşında tutumunu ve askeri stratejisini netleştirmiş bulunuyor. En son bugün Türk Genelkurmayı, askeri birliklerine gönderdiği direktifte, en üst düzeyde hazırlıkların tamamlanması emrini vermiştir. Belli ki ABD’nin Irak’a saldırması durumunda TC Güneyi işgal edecek. Bunun bahanelerini de şimdiden hazırlamış bulunuyor: Kürtlerin devletleşme çabaları, savaş sürecinde meydana gelebilecek göç dalgasını sınırların ötesinde karşılama ve binlerce silahlı KADEK’linin varlığı ve ilan ettikleri "Medya Savunma Bölgeleri", sözünü ettiğimiz bahanelerin ana başlıklarını oluşturuyor...

Güney Kürdistan’da KDP ve YNK, aralarında vardıkları anlaşma gereği ortak yönetim alanında önemli bir adım atarak 4 Ekim 2002 tarihinde meclisin açılışını yaptılar, Behdinan ve Soran bölgeleri arasındaki tampon bölgeleri kaldırdıklarını ilan ettiler...

Güneydeki bu gelişmeler, TC’yi son derece rahatsız etti ve daha ileri adımların savaş nedeni olarak algılanacağı açıklandı.

Aynı dönemde KADEK, "Medya Savunma Bölgelerini" ilan etti ve bunun Türkiye için bir tehdit değil, güvence sayılması gerektiğini belirtti. (Murat Karayılan’ın Özgür Politika’da yayınlanan demecine bakılabilir.)

Alt alta sıraladığımız bu gelişmeleri birlikte değerlendirdiğimizde, Güney üzerinde çok yoğun ve çok yönlü bir çatışmanın sürdüğünü, bu çatışmanın önümüzdeki süreçte daha da boyutlanacağını ve Güney’in gerçekleşmesi kesin olan savaşın önemli merkezlerden biri haline geleceğini belirtmemiz gerekiyor. Güney üzerinde hesabı olan ve çatışan güçlerin ilişkileri ve çelişkileri de karmaşık yönler taşıyor. Çatışmanın ve çatışan tarafların politik ve askeri stratejileri arasındaki çelişkilerin karmaşıklığı gelişmelerin yönünü ve sonuçlarını daha bir belirsiz hale getiriyor. Ama gelişmelerin bütün karmaşık, çelişik ve belirsiz yönlerine rağmen devrimci yurtsever güçlerin yönlerini ve stratejik duruşlarını çok net blirlemeleri ve bunu günlük politikalarında uygulamaları gerekiyor.

Bir kez, ABD’nin Irak üzerinde gerçekleştireceği hegemonya savaşına karşı net ve ikirciksiz bir tutuma sahip olmak gerekir. Bu, devrimci yurtsever olmanın, Kürt halkının temel çıkarlarından yana olmanın, ezilen halklar ve emekçilerden yana olmanın kaçınılmaz bir gereğidir.

İkincisi, TC’nin Güney Kürdistan üzerindeki her türlü politik ve askeri yönelimine ve saldırısına karşı net ve ikirciksiz bir tavır almak ezilenden yana olmanın, Kürtler açısından yurtsever olmanın vazgeçilmez koşuludur. Doğu Perinçek çizgisinin "anti-emperyalizm" safsatası altında topluma ve sola egemen kılmaya çalıştığı anlayışın her türlü belirtisine karşı ideolojik ve politik mücadele vermek, TC’nin sömürgeci politikalarına karşı net tavra sahip olmanın bir gereği ve parçasıdır. Perinçek’in yıllardır geliştirdiği ve egemen kılmaya çalıştığı, Kürtler’in kendi kaderlerini devletleşme yönünde belirleme çabalarını "emperyalizmin oyunu" olarak gösterme anlayışı, sömürgeci ve yayılmacı ideolojinin bir ürünüdür.

Şurası çok önemli: Kuşkusuz emperyalizmin Güney üzerindeki politikalarını deşifre etmek ayrı bir şeydir, ama bunu TC’nin gözlükleriyle yapmak, TC’nin Kürt politikasının sol seslendiricisi olmak başka bir şeydir. Perinçek’in yapmak istediği budur! Türkiye devrimci ve sol güçlerinin bu ayrımı çok net ve kesin bir biçimde yapmaları, Kürtler’in en doğal ve meşru hakları ile emperyalist politikalar arasındaki sınırı kesin ve kalın çizgileriyle belirlemeleri, anlamaları ve politik duruşlarını buna göre yapmaları gerekiyor. Aynı çerçevede Güney’deki her gelişmeyi emperyalist politikalarla açıklamak, onyıllardır bu alanda verilen mücadeleleri ve bunun ortaya çıkardığı birikimi görmemek sadece siyasal körlükle açıklanabilir mi? Sanmıyoruz, kafalarda etkileri olan sahte "anti-emperyalizm" teorilerinin aşılması geretiğini vurgulamamız gerekiyor.

Üçüncüsü, Güney’de meclisin açılması önemlidir ve bu, bu meclisi oluşturan partilerin toplumsal ve siyasal niteliklerine rağmen yine böyledir. Burjuva anlamda da olsa Kürtler’in kendi kaderlerini belirlemesi yönündeki her adım desteklenmelidir. Özellikle parçalılık ve bölgecilikten çok çeken, bu parçalılığından dolayı her defasından yabancı güçlerin politik oyunlarına düşen Kürtler’in birlik yönünde atacağı her adım olumludur, uluslaşma ve iktidarlaşma yönündeki çabalarına güç verecektir...

Bu noktada sosyalistlerin görevi, bir yandan bu ulusal demokratik gelişmeleri desteklerken, bir yandan da buna emekçilerin rengini vermeye, emekçilerin temsilini gerçekleştirmeye çalışmaktır. Bu bağlamda Güney’deki kazanımları korumak ve daha da geliştirmek, TC’nin Güneyi işgal etme ve oradaki ulusal kazanımları yok etme stratejisine karşı durmak, emperyalist savaşa karşı olmak ve savaş ortamında doğabilecek siyasal boşluklardan sonuna kadar yararlanmak devrimci yurtseverlerin, sosyalistlerin görevidir.

Bir iki söz de KADEK’in duruşu ve politikası hakkında söylememiz gerekir. "Medya Savunma Bölgeleri" ile ilgili değerlendirmemizi daha önceki yazılarımızda özetlemeye çalışmıştık. Daha sonra yapılan açıklamalar bu değerlendirmelerimizi doğruluyor. KADEK yönetenleri TC’yi bir kez daha ikna etme çabası içindedirler: "Güneydeki varlığımız sizin için tehdit değil, güvencedir!" Bu söz, İmralı savunmalarından bu yana sayısız kez tekrarlandı.
TC’ye güven vermeyi temel politik bir ilke haline getiren İmralı Partisi KADEK, Güney üzerine provakatif duruşunu daha da geliştirme ve derinleştirme kararında görünüyor. KADEK Yönetim Kurulu’nun yaptığı ikinci toplantıda Güney’e ilişkin ilginç kararlar almıştır. Bunların ayrıntılı bir değerlendirmesini başka bir yazımızda yapmaya çalışacağız. Şimdilik kısa bir alıntı ve bir iki sözle yetinelim:

"Tabii PÇDK'nin kendini bir taktik güç olarak geliştirmesini ve bu temelde Güney’de siyasi etkinliğini ilerletmesini öngördük. KDP ve YNK bölgesini, yine Irak alanındaki bölgede benzer bir yaklaşımı mutlaka geliştirmesini belirledik. Bu konuda zayıf kalmamasını, girişken ve etkin bir çalışma içinde olunmasını değerlendirdik. Mutlaka somut koşullara ve siyasi duruma uygun bir taktik yaklaşımla pratik çalışmanın yürütülmesi gereğini ortaya çıkardık. Bu konudaki zayıflıklar eleştirilmiş, kararlaştırılıp aşılması istenmiştir. PÇDK'nin mümkünse başta KDP bölgesi olarak yasallaşması, yasal siyasal çalışma, örgütlenme ve mücadele yürütmesi öngörülmüştür. Bunu KDP'den ve hatta YNK'den bu temelde istiyoruz, bu isteğimizi artık son nokta olarak dayatacağız. Eğer böyle olmuyorsa o zaman yasal olmyan biçimlerde çalışmayı, KDP bölgesinde daha çok siyasi çalışmalar yapmayı, bu temelde kitleyle ilişkilenmeyi; eğer saldırılarla karşılaşırsak, silahlı propaganda esprisinde kendimizi savunmayı bir taktik olarak öngörüyoruz.

“YNK bölgesinde ise yasallaşma durumu kabul görmedi. Bu yüzden bir silahlı propaganda esprisi geliştirdik. Bunu daha da ilerleten, bu baskıcı ve antidemokratik ortamı parçalayan bir demokrasi mücadelesini silahlı propaganda esprisiyle, silahla kendini savunma temelinde yürütmeyi doğru bulduk, bunu öngördük. Ayrıca demokratik bir Irak'ın ve Güney Kürdistan'ın oluşması için gerekli propaganda faaliyetlerini, ideolojik çalışma ve mücadeleyi sürdüreceğiz. Demokratik bir sistemin özelliklerinin neler olduğunu açığa çıkartarak, tartışma gündemini bu temelde oluşturup geliştireceğiz. Diğer alanlar için daha önce kongrede kararlaştırılan hususlar geçerlidir." (KADEK Yönetim Kurulu, "Yönetim kurulu ikinci toplantımız TAKTİĞE, ÖRGÜTE ve YÖNETİME DOĞRU KATILIM ÇAĞRISIDIR", Serxwebun, Eylül 2002 Sayısı." )

TC için tehdit olmadığını, tersine bir güvence olduğunu sık sık tekrarlayan KADEK, yine TC’ye karşı silahlı mücadele vermeyeceğini sayısız kez açıklayan ve bunu kongre kararlarıyla resmileştiren KADEK, Güney’deki güçlere karşı "silahlı propaganda esprisi" geliştirdiğinden söz ediyor ve böylece hangi uğursuz rolün içinde olduğu konusunda kendini ele veriyor...

Sonuç olarak, Güney üzerinde süren çok yönlü, çok taraflı mücadele yeni dönemde daha karmaşık ve dramatik boyutlar kazanma eğilimindedir. Devrimci yurtsever güçlerin bu gerçekleri kavrayan bir duruş ve hazırlık düzeyi içinde olmaları kaçınılmaz olmaktadır...