12 Ekim '02
Sayı: 40 (80)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşa karşı işçi ve emekçi direnişi!
  Çankaya'da savaş hazırlığı
  Emperyalist saldırganlığa sesimizi yükseltmenin zamanıdır
  "BDSP" adaylarının işçi sınıfına ve emekçilere çağrısıdır...
  Kurtköy-Aydos'ta seçim çalışması deneyimleri
  Gülsuyu seçim çalışmaları deneyimi
  Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu'nu destekleyelim!
  İşçi ve emekçilerle seçim üzerine konuştuk...
  Hüseyingazi'de coşkulu açılış!
  Holdingçi "Genç Parti" üzerine
  Seçim kampanyası üzerine
  Kapitalizmde çocuk...
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Siyonistler Gazze Şeridi'ni işgal etmeye hazırlanıyorlar
   İşçi sınıfının kurtuluşu AB'de değil kendi sınıf mücadelesindedir
   Bir kez daha Güney Kürdistan üzerine...
   Seçimler ve parlamenter hayaller
   Dünya halkları emperyalist savaşa karşı seslerini yükseltiyorlar
   Dünyadan kısa kısa
   Bu gençlere dikkat!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Amerikancı medya savaş borazanlığına devam ediyor...

Emperyalist saldırganlığa
sesimizi yükseltme zamanıdır

Amerika’nın Irak’a yönelik saldırı hazırlığının (aslında genel olarak Amerikan saldırganlığının) Amerikancı Türk medyası tarafından en ileri düzeyde desteklendiği biliniyor. Denilebilir ki, Türk medyası Amerika’nın savaş borazanlığını üstlenmiş durumdadır. Amerika’nın Irak’a yönelik tüm iddia ve ithamları Türk medyası tarafından sorgusuz-yargısız doğrulanmakta, onaylanmakta ve desteklenmektedir. Amerika’dan doğru alınan haberler, haber kaynağı üzerinden değil, kendi dilleriyle, kendi görüşleriymişçesine iletilir halka. Bush’un ya da başka bir Amerikan yöneticisinin dilinden verilse, haberi dinleyen yahut okuyanın düşünme-yorumlama şansı olacak ve büyük çoğunlukla karşı çıkılacak çünkü. Ama yorum “ulusal” basından olunca, “demek ki böyleymiş, Irak haksızmış, suçluymuş, telikeliymiş” diye düşünülecek. Medyadaki satılık kalemler böyle sanıyor olmalı.

Ancak bizim medya mensuplarının tek marifeti Amerika’nın saldırganlığına destek çıkmak da değil. Sadece “Amerika ne yapsa yeridir, haklıdır, gitsin, saldırsın, Irak’ı da ele geçirsin” demiyorlar. Peşinden biz de gidelim, Irak’ın yağmasından biz de pay alalım diye yırtınıyorlar. Amerika’nın maşalığını yapmayı, komşu bir halka saldırmayı bir marifetmiş gibi sunuyorlar. Hep, Türkiye’nin çıkarlarından, savaşa girmez ve seyrederse uğrayacağı kayıplardan söz ediyorlar. Girerse neler kaybedeceği konusuna ise hiç değinmiyorlar. “Ulusal çıkarlar” adına savunulanlar ise ulusallıkla uzaktan yakından ilgisi olmadığı gibi, ulusal çıkar sağlamak şöyle dursun, büyük kayıplar, büyük acılar getirecek şeyler.

Kayıpların en büyüğü ve en acısı ve asla tazmin ve telafi edilemez olanı, hiç kuşku yok ki, savaşta yitirilecek canlardır. Amerikancı medya, aynı karaktere sahip Türk devlet yetkilileriyle bir ağızdan, “savaş zararlarının tazmini” teranesini okurken, asla can kayıplarını gündeme getirmiyor. Konuyla ilgili toplanan devlet zirvesinin ardından yine tazminatlardan söz eden bir açıklama yapıldı. Medya yine devletin yaptığı bu açıklamaları, yorumsuz, eleştirisiz, tartışmasız gerçeklermiş gibi iletti kitlelere. Yine soru yoktu “can kayıplarını nasıl tazmin edeceksiniz” diye.

Irak’a saldırıya ilişkin medyanın tutumu genel olarak savaş kışkırtıcılığı olmakla birlikte, özellikle Kürt düşmanlığı kışkırtması öne çıkıyor. Barzani ve Talabani’nin her adımı, her sözü, Türk medyası tarafından abartılıp-çarpıtılarak bir savaş sebebi haline getiriliyor. Elbette bu konuda da medya ile devlet aynı çizgidedir. Türk devleti, adeta, Amerika’nın bu savaşına Kürtler’in kaderine müdahale etmek üzere girmek zorundadır. Sadece Türkiye’dekiler değil, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, Kürtler baş düşmandır. Başlarının ezilmesi gerekmektedir. Bu tür bir yayıncılıkla Türk şovenizmi kaşınmaya devam edilmekte, şovenizmin etkisi altındaki insanların gözü savaşın vahşetine karşı körleştirilmektedir.

Amerikan emperyalizminin dünyanın dört bir yanında uyguladığı halkları birbirine kırdırma politikası şimdi Ortadoğu için işletilmekte ve Türk medyası da bu vahşet çarkının bir dişlisi gibi kullanılmaktadır. Kürt düşmanlığı nerdeyse kadim hale getirilmek üzere. Irak’a saldırıya dahil olunduğunda ise, Irak halkıyla düşmanlık başlayacak. İsrail ile Filistin’in arasını bulmak ise artık nerdeyse imkansız hale gelmiş durumda. Türk medyasının Amerikan uşaklığını hangi boyutlara vardırdığını görmek için, Filistin haberlerine bakmak bile yeterlidir. Haberler, Amerika-İsrail dilinden verilmekte, silahsızlandırılmış bir halka en modern savaş araçlarıyla saldıran, yakıp-yıkan, kırıp-geçen İsrail devleti, sanki son derece doğal ve haklı bir eylem içindeymiş; tanklara karşı taşlarla direnmeye çalışan Filistinli çocuklar ise tehlikeli birer teröristmiş gibi g&oul;sterilmeye çalışılmaktadır. Kuşkusuz, söz konusu Filistin olduğunda, medyanın bu saptırmasının Türkiye halkları üzerinde fazla bir etkisi olmamaktadır. Ama gene de, bu yolla tehlikeli bir dil yerleştirilmekte; her türlü hak mücadelesi terör eylemi yaftasıyla hedefe konulmakta, emperyalist haydutların öldürme hakkı kutsanmaktadır.

Medyanın bu zehir saçan dili, bu boyun eğdirme-boyun eğme ideolojisi, tek bir yolla alt edilebilecektir: Haklar ve özgürlüklerden daha fazla söz edilmesi, haklar ve özgürlükler için daha güçlü mücadele yürütülmesiyle.

Amerikan saldırganlığının karşısına ne kadar güçlü dikilebilinirse, bu saldırganlığa karşı mücadele ne kadar yükseltilir-yüceltilebilirse, saldırganlığı haklı gösterme ideolojisi de o kadar fazla mahkum edilebilecek, sonuçta yenilebilecektir. Ezilenlerin, saldırıya uğrayanların ve medyanın da marifetiyle kandırılmaya çalışılanların haklı sesi, bugünkü koşullarda, sadece devrimci basın tarafından ve devrimci faaliyetin diğer propaganda araçları vasıtasıyla yükseltilebiliyor. Bu ise devrimci yayınların, bildirilerin, afişlerin vb. işlevini ve önemini daha yaygın, daha etkin kullanımının zorunlu olduğunu gösteriyor.

Emperyalist saldırganlık dünyanın dört bir yanında giderek daha güçlü ve daha yaygın eylemlerle protesto ediliyor. Bu saldırganlıkta maşalık görevi üstlenmiş bulunan Türkiye’de ise halen ses getirecek bir eylem ve etkinlik düzenlenmiş değil. Devrimci faaliyet, sadece haklının sesini duyurmakla değil, ama gücünü örgütlemek ve ortaya çıkarmakla da yükümlüdür. Savaş karşıtı propaganda faaliyeti, artık, savaş karşıtı eylemlerin örgütlenme faaliyetiyle desteklenmeli ve yükseltilmelidir.

Savaş borazanı Amerikancı medyanın sesini, alanlardan yükselen savaş karşıtı sloganlarla bastırmanın zamanı çoktan gelmiştir.



Emperyalist savaşın ağır ekonomik faturası

Emperyalist savaşların faturası savaşta yıkıma uğratılan halkın yanı sıra kardeş ülke halklarına da çeşitli şekillerde yıkım olarak ödetilmektedir. Irak’a yapılacak müdahalenin faturası Türkiye işçi, emekçi sınıfına da çok ağır şekilde ödetilecektir. Ekonomik alanda ödenecek faturanın yükü çok ağır olacaktır.

Körfez krizinin Türkiye ekonomisinde yarattığı kaybın 12 yılda 100 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Körfez krizinin ardından artan işsizliği, yaşanan ekonomik krizi Türkiyeli işçi ve emekçiler çok ağır bedellerle ödemiştir. Türk-Irak İş Konseyi’nin hazırladığı rapora göre, olası Irak operasyonunda Türkiye’nin olası kaybının 150 milyar dolar olacağı bildiriliyor. Olası Irak operasyonunun Türkiye’ye etkileri konusunda açıklama yapan İMF direktörü M. Deppler savaşın bir süre petrol fiyatlarını arttıracağını, turizmi düşüreceğini, Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyeceğini açıklıyor. Ve ardından adeta alay edercesine şunları ekliyor: “Bu etkiler Türkiye’de sistemin karşılayabileceği kısa dönemli şoklar olur. Uygulanan program Türk ekonomisini çok güçlendirdi. Dolayısıyla Türkiye’nin bir Irak şokunu ne kadar iyi karşılayabileceğini gören insanların olumlu yönde şaşıracağını düşünüyorum”.

Deppler’in açıklamasıyla aynı günlere rastlayan ABD’deki İMF toplantılarından dönen, hazineden sorumlu Devlet Bakanı Masum Türker de, ayağının tozuyla ziyaret ettiği Gürel’le birlikte, olası hareketin Türkiye için ekonomik risklerini ele aldı. İki bakan, olası harekatta Türkiye’nin kayıplarının çok olacağını, ekonomik program için küçümsenmeyecek ek kaynağa ihtiyaç duyulacağını ve bunun pazarlıklarda kullanılması gerektiğini açıkladılar.

“Türkiye-Irak ekonomik ilişkileri ve yaklaşan savaş tehlikesi, Türkiye’nin kayıpları ve olası riskler” adlı Türk-Irak İş Konseyi’nin raporu ise ekonomik kayıpları verilerle açıklıyor. 10 yıllık projeksiyonla ihracatta 17 milyar dolar, boru hattından 3.5 milyar dolar, müteahhitlik hizmetinden 3.2 milyar dolar, bölgesel üretimde 2.5 dolar, bölgesel ticarette 3 milyar dolar, Irakla ticarette 1 milyar dolar, petrol fiyatlarındaki artıştan 2.6 milyar dolar, turizmden 4.5 milyar dolar, bankacılıkta 2.5 milyar dolar kayıp ve ekonomide 15-20 milyar dolar ek yük olacağını hesaplanmış durumda.