12 Ekim '02
Sayı: 40 (80)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşa karşı işçi ve emekçi direnişi!
  Çankaya'da savaş hazırlığı
  Emperyalist saldırganlığa sesimizi yükseltmenin zamanıdır
  "BDSP" adaylarının işçi sınıfına ve emekçilere çağrısıdır...
  Kurtköy-Aydos'ta seçim çalışması deneyimleri
  Gülsuyu seçim çalışmaları deneyimi
  Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu'nu destekleyelim!
  İşçi ve emekçilerle seçim üzerine konuştuk...
  Hüseyingazi'de coşkulu açılış!
  Holdingçi "Genç Parti" üzerine
  Seçim kampanyası üzerine
  Kapitalizmde çocuk...
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Siyonistler Gazze Şeridi'ni işgal etmeye hazırlanıyorlar
   İşçi sınıfının kurtuluşu AB'de değil kendi sınıf mücadelesindedir
   Bir kez daha Güney Kürdistan üzerine...
   Seçimler ve parlamenter hayaller
   Dünya halkları emperyalist savaşa karşı seslerini yükseltiyorlar
   Dünyadan kısa kısa
   Bu gençlere dikkat!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist savaşa karşı
işçi ve emekçi direnişi!

Amerikan işbirlikçilerinin saatleri
savaşa kuruluyor

Sermaye iktidarı topyekün emperyalist savaşa hazırlanıyor. Geçen hafta MİT ve Genelkurmay Başkanlığı’nın, savaşa ilişkin yapılan hazırlıklar ve alınan önlemlerle ilgili olarak cumhurbaşkanı ve bakanlara verdiği brifingin ardından bir dizi yeni karar alındı. Bu kararlar şu üç noktada toplanıyor: Şimdiye kadar yapılan ve yapılacak olan hazırlıkların hızlandırılması, buna uygun bir mevzuat oluşturulması ve devletin çeşitli birimleri arasında eşgüdüm sağlanması. Bunlara ek olarak, Türk halkının gözünde savaşın meşrulaştırılması çalışmalarına hız verilmesi de karara bağlandı. Medya önemli bir parçası da kendisine düşen bu görevi zaten hakkıyla ve sektirmeden yerine getirmeye başlamıştı bile. “Andıç”ı alan kaleme sarıldı.

Dikkat edilirse, 4 Ekim Çankaya Zirvesi’nde savaşa katılınıp katılınmayacağı gibi bir sorun ya da tartışma gündeme gelmedi. Neden gündeme gelsin ki? Gelinen yerde bu konuda farklı bir tercih yapma şansı ve durumu mu var ortada? Hal böyle olunca sermaye iktidarına düşen görev de bütün saatleri başlayacak Irak saldırısına ayarlamak oluyor. Ve şimdi saatler savaşa ayarlı.

Bir haftadır bu kararlar gereğince bir dizi adım atılıyor. Ordu cephesinden zaten bir sorun yoktu. Aylar öncesinden hazırlıklarını tamamlayan Türk ordusu tam bir teyakkuz halinde savaş komutunu bekliyor. Atılacak adımlar daha çok savaşın iç hazırlıkları ve diplomatik alanıyla ilgili.

Her şeyden önce, artık yalnızca bir zamanlama sorunu olarak ortada duran savaşı iç cepheden de karşılayacak düzenlemeler gerekiyor. Bu açıkça, içerde savaş koşullarına uygun hukuki, siyasal, askeri-polisiye hazırlıkların tamamlanması demek. Zaten yapılacak hazırlıkların başlığı da buna uygun: “Savaşın güncelleştirilmesi”.

Bunun için ilk elden Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu ve tüzüğü, Milli Müdafaa Mükellefiyeti mevzuatları devreye sokulacak. Yani, savaş koşullarının yasaları uygulanacak. Detaylandırırsak; bunun içinde, tüm grevlerin, gösteri ve yürüyüşlerin yasaklanması var. Bir takım hak ve özgürlüklerin kırıntılarının dahi rafa kaldırılması var. Olağanüstü yönetimin bütün kurallarıyla uygulanması, olağanüstü bir devlet terörü ve baskı var.

Savaş ve savaş hazırlıklarının iktisadi gerekleri ise ortada; savaş zamları, savaş vergileri, sıfır ücret artışları, geniş tensikatlar ve sınıfa her türlü saldırının önünün açılması. Bu cephede; İşin nasıl bir seyir izleyeceğini anlamak için, Birinci Körfez Krizi döneminde yalnızca fabrikalarda çalışan üç yüz bin işçinin işine son verildiğini hatırlamak bile yeter. ‘89 Bahar Eylemleri’nin öncü işçilerinin çoğunun işine savaş vesilesiyle oluşan kriz bahane edilerek son verilmesi, bir başka cepheden dikkat çekilmesi gereken bir konu. Savaş ortamının iyice azdıracağı kriz, bu ülkede bir avuç sermaye ve savaş ağası dışında kalan milyonlarca insanı pençesine alacaktır.

Dışardaki savaş içerde de savaş hali yaratacağı için, savaş cephesinin bütün kurallarının aynısıyla içerde de uygulanma zorunluluğu var. İşte devletin yüksek katlarında, bir takım zirvelerde, bu türden yasal ve pratik hazırlıklar yapılıyor. İç İşleri Bakanlığı, MİT, Emniyet müdürleri, mülki ve İdari amirleri, yani bütün devlet erkanı, harıl harıl savaş hazılıkları yapıyorlar, savaş yönetmelikleri çıkarıyorlar. Ve bütün çalışmaları, savaşın kurmayı olan Genelkurmay Başkanlığı gözetiminde sürdürüyorlar.

Diğer taraftan bir savaş hükümeti hazırlıklarının hızlandırılmasına da tanık oluyoruz. Bu konuda da, seçimler beklenmeden savaşın bütün gerekleri hızla yerine getiriliyor. Ecevit, olası bir savaş için Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na her türlü görüşmeleri yapma ve gelişmelere göre yeni kararlar alma yetkisi verdi. Belirtmeye gerek yok ki 4 Kasım’da işbaşına gelecek hükümetin yapacağı ilk icraatların başında savaş kararnamelerinin altına imza atmak, bir savaş hükümetinin tüm gereklerini yapmaktır.

Kısaca, şu son birkaç gündür sermaye iktidarı, bütün cephelerden, dışında kalma şansı olmadığı savaşın hazırlıklarını sürdürüyor. Bütün dikkatlerin seçimlere kilitlenmesi, işini daha da kolaylaştırıyor. Oy avcılığına çıkan bütün düzen partileri, bilinçli olarak bu temel ve can alıcı meseleye dokunmadan, kitlelerin dikkatlerini başka noktalara, altını demagoji ve yalanlarla döşedikleri sahte gündemlere çekiyorlar. Bu konuda yöneltilen soruları kaçamak ve yüzeysel cevaplarla geçiştiriyorlar.

Sefalet içinde yüzen milyonlarca emekçi ise, seçimlere ve seçimlerle oluşan siyasal atmosfere daha çok kendi dar iktisadi talepleri penceresinden bakıyorlar. Tepki ve tercihlerini daha çok buradan dile getiriyorlar. Üstelik, düzen partilerinden hiçbirinin taleplerini karşılama gücüne ve ciddiyetine sahip olmadığını bile bile.

Bu dar bakış, bu sıkışmışlık nedeniyle işçi ve emekçilerin gündeminde yaklaşmakta olan bu savaş yeterince yer etmiyor. Ya da olduğu kadarıyla bile ciddi bir ağırlık ve önem taşımıyor. Elbette, Türkiyeli işçi ve emekçiler bu savaşı istemiyor, bu savaşa karşı. Vurgulamak istediğimiz, bu karşıtlığın yeterince ciddi, bilinçli ve eylemli-örgütlü bir karşılığının henüz bulunmadığı. Bu konuda emekçilerin politik tutumlarının zayıflığı. Ki, sermaye iktidarının en büyük şansı da bu mevcut durumdur. Ve onun bir diğer şansı, seçimlerin savaş hazırlıklarını perdelemesidir, bir anlamda savaşın ve savaş hazırlıklarının gözlerden saklanmasıdır.

Savaş dönemlerinde devrimin
saati daha hızlı çalışır

Bütün bunları savaş vesilesiyle artan görevlerimizi bilince çıkarmak için söylüyoruz. Gelinen yerde artık sermaye iktidarının savaşa girmesi bir olasılık değil, yakıcı ve yakın bir gerçek. Amerikancı düzen partilerinin toplamının bu savaş karşısında en küçük bir itirazları yok. Ve kitleler seçim vesilesiyle oluşan politik atmosfere, hiç değilse birkaç hafta daha, ciddi bir ilgi gösterecekler.

Seçim çalışmamızın hedefleri ve çerçevesi belli. Bu hedef ve çerçeve içinde, sermaye iktidarının özenle dikkatlerden saklamaya çalıştığı, düzen partilerinin es geçtiği ve kitlelerin yakıcılığını hissetmediği savaşı gündemleştirmek çok önemli bir yer tutuyor. Düzenin ve düzen partilerinin teşhiri için önümüzdeki sayısız olgu ve malzeme içinde en temel, en yakıcı ve dönemsel olarak en çok öne çıkarılması gerekenlere çok daha özel bir ağırlık vermek durumundayız. İşte savaş bu olguların başında geliyor.

Kuşkusuz, toplam propaganda ve örgütlenme çalışmamızda daha yapılacak ve emekçilere söylenecek çok şey var. Mümkün mertebe, söyleyeceklerimizi temel materyallerde işledik, işliyoruz. Seçim atmosferinin yoğunlaştığı ve sona yaklaştığı şu günlerde şimdi yapılması gereken her şeyi işlemek, her şeyi söylemek değil (kuşkusuz ki biz bunu yine gözeteceğiz); en temel siyasal olgular ve gelişmeler üzerinden, propagandamızın-programımızın en canlı yanını, özünü öne çıkararak kitlelerin ilgisini belli konularda yoğunlaştırmaktır. Teşhir ve propagandayı bilince, eyleme ve örgütlülüğe dönüştürecek imkanları güçlendirmektir. Ve tabii ki, 3 Kasım’ı 4 Kasım’a bağlayacak olan halkayı öne çıkarmaktır.

İşte, bu halkaların en yakıcı olanlardan biri emperyalist savaştır. Ve bizim, seçim çalışmamızda daha özelde gözetmemiz gereken şey, düzen-düzen partilerinin programının “içerde sosyal yıkım dışarıda halklara savaş” üzerine kurulduğunu; bütün çabalarının bunu hayata geçirmek olduğunu en etkili ve en yaygın biçimde kitlelere anlatmaya ve onları mücadeleye çağırmaya daha da yoğunlaşmaktır. Artık “bir düzenin-sermayenin- programı var, bir de devrimin-işçi ve emekçilerin-programı var” diyerek kitlelerin karşısına çıkmalıyız.

Emperyalist haydutlar ve onların uşakları için savaş artık nerdeyse yalnızca bir an meselesi. Şimdiden sonra çalışmamıza bu bilinçle ve yoğunluk hız kazandırmalıyız. Bütün hazırlıklarımızı buna göre yapmalı, ağırlık vereceğimiz konuları, gözeteceğimiz öncelikleri buna göre belirlemeliyiz. 4 Kasım’ı, bir savaşın başlangıcı, bu savaşa dönük çok yönlü hazırlıklarımızın yeni bir evresi olarak tanımlamalı, bu ara süreci böyle değerlendirmeliyiz.

Politik mücadelede en kötü şeylerden biri de, bir sürece hazırlıksız ve plansız yakalanmaktır. Bizim bu konuda programımız yeterince açık, politikalarımız yeterince nettir. Nihayet politik süreçlere ve grevlere ilişkin pratik tutumumuzda ortadadır. 4 Kasım’da bizi çok daha zorlu bir süreç, çok daha zorlu görevler bekliyor. Ortaya koyduğumuz çabayla daha şimdiden elde ettiğimiz kazanımların sonuçlarını daha da ilerletmek, gerçek bir sıçramayla süreci güvencelemek, bu zorlukları aşmak için göstereceğimiz çabaya bağlı.

Bu zorlu dönemi, ancak zorlu görevlerin sorumluluğuyla hareket edenler kazanabilirler. Birçok zorlu süreçten sonra bu konuda da son derece iyimseriz. Zaman, devrimin saatiyle ilerliyor.