28 Eylül '02
Sayı: 38 (78)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hükümet krizinden kriz hükümetine...
  Sermayenin demokrasi oyunu ve emekçiler
  İstanbul 3. bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı Müslüm Turfan'ın açıklaması...
  Adana bağımsız sosyalist milletvekili adayı Özden Demirel'in konuşması...
  İşçi sınıfının bağımsız devrimci platformu altında birleşelim!
  İşçi ve emekçilerin bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya'yı destekleyelim!
  Sermayenin çözümü seçimde, gençliğin çözümü devrimde!
  Seçimler ve sol hareket
  Seçimler, gençlik ve devrimci seçim platformları
  Demokratikleşme aldatmacası ve seçim yasakları
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!/2
  Emperyalist saldırganlığa meşruiyet sağlanamıyor
  Direnen Filistin kazanacak!
   Almanya'da Federal Parlamento seçimleri...
   "Medya Savunma Bölgeleri" demagojisi...
   Ulucanlar zindanından devrimin güçlü soluğu yükseldi
   Ulucanlar katliamının hesabı mutlaka sorulacak!
   Buca ve Diyarbakır katliamları
   Lütfen binin, tren kalkıyor!
   Güney Afrika'da genel grev hazırlığı
   Irak: Cezalandırma oyunu
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
ABD’de milliyetçi parolaların Cumhuriyetçilere zafer kazandırması ve Demokratları Irak’a karşı savaşa çekmesi hedefleniyor...

Lütfen binin, tren kalkıyor!

William Hiscott/New York

Başkan için yorucu bir gündü. Kilise ziyaretinden sonra Pentagon önünde saygı duruşunu yönetti, sonra Pennsylvania ve daha sonra New York’a uçtu. Buna rağmen George W. Bush 11 Eylül’deki konuşmalarını tipik dil sürçmeleri yaşamadan atlattı. Bu yas gününde bir sonraki savaş raundu için gerekli argümanları dile getirmek, saygısız görünebilirdi. Bunun için Bush 11 Eylül mitingi geliştirmekle sınırlı kaldı. Fakat mesaj yeterince açıktı.

Duygulu ve dini sembollerle süslü konuşmasında Bush kutsal görevi olan bir seçilmiş halkın resmini çizdi: “Davamız ülkemizden de büyük. Davamız, vicdanın yönlendirdiği ve özgürlüğün korunduğu insan onuru ve özgürlüğü davasıdır. Amerika’nın bu ideali tüm insanlığın umududur. (...) Bu umut hala yolumuzu aydınlatıyor. Ve karanlığa ışık doğuyor ve karanlık onu yenemeyecek.”

Bush ilk Patriot’s Day’i (yurtseverler gününü) bu sözlerle bitirdi. Eli meşaleli özgürlük anıtı hemen arkasındaydı. Siyasi sembol ulusal kamuoyu için seçilmişti ve herşey hatasız gerçekleşti. Fakat bütün Amerikalılar memnun değildi. Ground Zero’ya (ikiz kulelerin bulunduğu yer) yakın olan East Village’deki alternatif bir barda Bush’u seven yok. "Beyaz Saray’daki kovboy çıldırıyor. Saddam’a yönelecek saldırı savaşı yalnız bir başlangıç ve Demokratlar buna ortak oluyorlar." diyor New York’takı Say No to War (savaşa hayır de) aktivistlerinden biri. "New York Bush’un umurunda değil. Onu New York’lular seçmedi." diyor. "Bizi rahat bıraksın. Başımızı tehlikeye sokuyor."

Grup bünyesinde terörizme karşı barışçıl yöntemlerle mücadele edilmesi gerektiğini savunan ve saldırıda ölenlerin ailelerinin örgütlü bulunduğu Families for Peaceful Tomorrows (Barışçı Yar.nlar İçin Aileler) adlı grup gibi kendi anma toplantısını düzenlemiş. Fakat her yerde olası yeni saldırılara karşı hissedilen korku çoğu insanda, çoğu kez anti-Arap ve anti-Müslüman renkler alan savaş çığırtkanlığı yaratıyor. Ground Zero yakınlarında asılı bulunan bir pankartta "Allah sizi affedebilir, fakat biz affetmeyeceğiz" diye yazıyor ve yine "Camel Jockeys”lere (deve binicilerine) kızılıyor. Bu ruhhaliNew York’tan ve diğer büyük kentlerden çok kırsal alanda çok yaygın bu ruh hali.

Irak’a karşı savaşa verilen destek henüz tam sağlanmış değil. New York Times tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre Eylül başında toplumun % 61’i bu savaşa destek veriyor. Savaş karşıtlarının ve şüphecilerin oranı ilkbahardan bu yana arttı. Bush henüz Demokratların ve hatta Cumhuriyetçilerin hepsinin desteğini almış değil.

Fakat hükümet er ya da geç her iki partinin önemli siyasetçilerinin desteğini alacağına emin olabilir. Çünkü 11 Eylül eksenli kahramanlık nutuklarından sonra ve Kasım’da yapılacak olan kongre seçimleri gözönünde bulundurulduğunda, muhalefetin sesi kesilecek. Cumhuriyetçiler Bush’un gerici iç politikasını bloke eden senatodaki Demokratların üstünlüğünü kırmaya çalışıyorlar. Senato iki yıldır Bush tarafından atanan federal hakimleri onaylamıyor. Alaska’da tabii koruma altında bulunan yerlerin petrol kazanımına açılmasını da öngören enerji planının bir kısmi bloke ediliyor.

Senato tarafından kriz döneminde Cumhuriyetçilere oy kaybettirebilecek nitelikte olan bilanço üzerinde yapılan tahrifatlarda hükümetin rolü gibi sorular da soruluyor. Bundan biraz daha önemli görülen sorun, çoğu çiftçileri zarara uğratan kuraklıktan dolayı yapılacak olan maddi yardımlar. Senato, hükümetin isteğinin aksine, Demokratların inisiyatifiyle 2/3’lik bir çoğunlukla büyük yardımlar yapma kararı aldı. Teröre karşı savaşı "sıradan Amerikalıların" çıkarlarının üstünde tutan bir başkanın kongrede çoğunluğu haketmediğini söylüyor, Demokratların senatodaki sözcüsü Tom Daschle.

Adaylar Enron, iflaslar ve kuraklık yerine ne kadar çok savaş ve terörden bahsederse, Cumhuriyetçilerin Kasım’daki şansı o kadar artıyor. Kongredeki yerini kaybetmek istemeyen hiç kimse önümüzdeki haftalarda savaşa karşı tutum almayacaktır.

Çünkü Demokratların "iyi Amerikalı" olmadıklarından şüpheleniliyor. Yanlızca hükümetten Irak’in tehdidini belgeleyen delilleri açıklamalarını ve kongreye sunmalarını isteyebilirler. BM öncülüğünü istemeleri bile yurtseverliklerinin yetersizliğine bir delil olarak sunulabilir. Geçen hafta Cuma günü Bush "BM’in tepkisini bekleyen Demokratlar mıı Ben senatonun veya temsilciler meclisinin bir üyesinin `Birleşmiş Milletlerin vereceği kararı bekleyeyim` diyebileceğini düşünemiyorum." dedi.

Bu sözde uluslararası birliği savaşa sürmek daha zor bir görev. Geçen Perşembe günü BM genel toplantısında yaptığı konuşmada Bush hatta fakirlik ve hastalığa karşı bir savaşı da benimsemişti, fakat sözü hemen Irak’a bağlamıştı. Toplantıda bulunanlara "Birleşmiş Milletler kuruluş ilkelerinin hakkını verecek mi, yoksa önemsizleşecek miı" diye bir de soru yöneltti. Bush Birleşmiş Milletlerin durumunu ABD’nin planlarına karşı takınacağı tavra göre belirledi: "BM Güvenlik Konseyi’yle gerekli kararlar üzerinde çalışacağız. Fakat Birleşik Devletler’in kararlılığından kuşku duyulmasın." Konuşma karşıtları ve şüphecileri ikna etmiş olamaz, çünkü Bush Irak tarafından varolduğu iddia edilen ciddi bir tehdidin delillerini sunmadı.

Avrupalı müttefikleri kazanma çabası daha verimli görünüyor. Birleşik Kraliyet müttefik olarak kabul ediliyor. Jacques Chirac’ın, New York Times’la geçen hafta Pazartesi günü yapılan bir röportajda, savaşı kesin olarak reddetmediği ve ABD ile olan dostluğu üstüne basarak dile getirdiği için, Amerikan medyası Fransa’nın da destek vereceğini düşünüyor. Avrupa’lı önemli devletlerin destek vermesi, bu konseyin önemsizleşmesini önlemek için Rusya ve Çin’i Güvenlik Konseyi’nde veto hakkını kullanmaktan alıkoyabilir.

Buradan bakıldığında, kendi başına bir askeri müdahaleye karşı olan Dışişleri Bakanı Colin Powell kanadıyla tek başına müdahaleyi gerekli gören Savunma Bakanı Donald Rumsfeld kanadı arasında bir iş bölümü olduğu da söylenebilir. Rumsfeld, yumuşamış (“kadınlaşmış” anlamında kullanılıyor-KB) Avrupalıların ve güvenilmez Arapların yardımına ihtiyaçları olmadığını açıklarken, Powell potansiyel müttefiklerine, durduramayacakları trene hareket halindeyken atlamalarının daha uygun olacağını açıklıyor.

(Jungle World adlı sol eğilimli Alman gazetesinin
18 Eylül 2002 tarihli nüshasından çevrilmiştir...)