28 Eylül '02
Sayı: 38 (78)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hükümet krizinden kriz hükümetine...
  Sermayenin demokrasi oyunu ve emekçiler
  İstanbul 3. bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı Müslüm Turfan'ın açıklaması...
  Adana bağımsız sosyalist milletvekili adayı Özden Demirel'in konuşması...
  İşçi sınıfının bağımsız devrimci platformu altında birleşelim!
  İşçi ve emekçilerin bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya'yı destekleyelim!
  Sermayenin çözümü seçimde, gençliğin çözümü devrimde!
  Seçimler ve sol hareket
  Seçimler, gençlik ve devrimci seçim platformları
  Demokratikleşme aldatmacası ve seçim yasakları
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!/2
  Emperyalist saldırganlığa meşruiyet sağlanamıyor
  Direnen Filistin kazanacak!
   Almanya'da Federal Parlamento seçimleri...
   "Medya Savunma Bölgeleri" demagojisi...
   Ulucanlar zindanından devrimin güçlü soluğu yükseldi
   Ulucanlar katliamının hesabı mutlaka sorulacak!
   Buca ve Diyarbakır katliamları
   Lütfen binin, tren kalkıyor!
   Güney Afrika'da genel grev hazırlığı
   Irak: Cezalandırma oyunu
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Sermayenin zindanlarda saldırganlığının dönüm noktası...

Buca ve Diyarbakır katliamları

Faşizm 12 Eylül’den bu yana zindanlara yönelik saldırısını aralıksız sürdürdü. Ama 1995 yılı ve sonrasında, saldırganlığında bir dönüm noktası gerçekleşti. Bu tarihten itibaren daha saldırgan ve katliamcı bir politika izlendi. Bu politikasının ilk örneğini, 21 Eylül 1995’de Buca zindanına yapılan saldırıda üç tutsak devrimciyi katlederek gerçekleştirdi.

Devletin böylesine saldırganlaşması bir raslantı değildi elbette. 1995 Mart’ında Gazi direnişi gerçekleşti. Bu direniş semtlerde de olsa, devrimcilerin etkinliğinin arttığının somut bir göstergesiydi. Bu gelişmenin önünü almak hedefi çerçevesinde devrimcilere yönelik saldırılar arttı. Gözaltında kaybetmeler, yargısız infazlar bu dönemde yoğunlaştı. Bu, devrimcilere yönelik saldırının dışarı ayağını oluşturuyordu. Zindanlardan her zaman rahatsızlık duyan sermaye devleti, aynı dönemde zindanlara yönelik saldırılarına da yoğunluk kazandırdı. Bunun somuttaki ifadesi ise Buca katliamı oldu.

Bu katliam daha önceden planlanmıştı. Saldırıyı gerçekleştiren müdürler, savcı ve gardiyanlar, “sizi öldüreceğiz!” diye uluyorlardı. Bu da gösteriyor ki 3 şehit ve 19 ağır yaralı, hiç de “kastı aşan” bir durum değildi. Tam tersine, doğrudan katliam hedeflenmişti.

Buca katliamını, Buca zindanıyla sınırlı bir saldırı değildi. Gerçek hedef tüm devrimci tutsaklardı. Amaç devrimci etkinliği ve kararlılığı kırmaktı. Devrimci tutsaklar saldırı karşısında yiğitçe direndiler ve ardından saldırıya 45 günlük SAG eylemiyle yanıt verdiler.

***

‘96 1 Mayıs’ı belirgin bir devrimci ağırlık taşıyordu. Eylem esnasıdan devlet üç devrimciyi katletti, yüzlerce devrimciyi de gözaltına aldı. Tutukladıklarını ise Eskişehir ve Ümraniye tabutluklarına attı. Bunun karşısında devrimci tutsaklar 12 şehit verdikleri ölüm orucunu başlattılar. Ölüm orucu zaferle taçlandı; Eskişehir ve Ümraniye tabutlukları kapattırıldı. Devlet devrimci etkinliği kırmak isterken devrimcilere bir kez daha yenildi.

Bu yenilgi sermaye sınıfının, kaldırabileceği türden değildi. Çok geçmeden yeni bir katliamla yanıtladı bunu. Önce itirafçılar, hemen ardından askerler kalaslarla saldırdı. 24 Eylül 1996 günü 10 PKK’lı tutsak Diyarbakır zindanında vahşice katledildi.

Katledenlere göstermelik bir dava açıldı. Ama aradan geçen yıllara rağmen iki davalının ifadesi alınamadığı için, dava hala yerinde sayıyor. Amaç davayı zaman aşımına uğratmak.

***

Sonuç olarak; zindanlara yönelik saldırı, kendi çeperiyle sınırlı değildir. Öncelikli olarak her saldırı bütün zindanları ve tüm tutsakları hedeflemektedir. Dahası işçi ve emekçi hareketini hedeflemektedir. Diyarbakır katliamının hemen ardından, bu kez Ümraniye katliamı gerçekleştirildi. İki yıl sonra Ulucanlar ve en sonu 19 Aralık katliamları yaşandı.

Tutsakların saldırılara yanıtı ölümüne direnmek oldu. Bu aynı zamanda bir direnme geleneği yarattı. Nasıl ki saldırılar zindanlarla sınırlı değilse, saldırılara verilen yanıt da zindanlarla sınırlı kalmamalı. Nasıl ki saldırı esasında işçi ve emekçi hareketine yönelikse, karşı duruş da yine işçi ve emekçiler tarafından örülmeli. Saldırılara son vermenin ve kazanmanın başkaca bir yolu yoktur.