28 Eylül '02
Sayı: 38 (78)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hükümet krizinden kriz hükümetine...
  Sermayenin demokrasi oyunu ve emekçiler
  İstanbul 3. bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı Müslüm Turfan'ın açıklaması...
  Adana bağımsız sosyalist milletvekili adayı Özden Demirel'in konuşması...
  İşçi sınıfının bağımsız devrimci platformu altında birleşelim!
  İşçi ve emekçilerin bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya'yı destekleyelim!
  Sermayenin çözümü seçimde, gençliğin çözümü devrimde!
  Seçimler ve sol hareket
  Seçimler, gençlik ve devrimci seçim platformları
  Demokratikleşme aldatmacası ve seçim yasakları
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!/2
  Emperyalist saldırganlığa meşruiyet sağlanamıyor
  Direnen Filistin kazanacak!
   Almanya'da Federal Parlamento seçimleri...
   "Medya Savunma Bölgeleri" demagojisi...
   Ulucanlar zindanından devrimin güçlü soluğu yükseldi
   Ulucanlar katliamının hesabı mutlaka sorulacak!
   Buca ve Diyarbakır katliamları
   Lütfen binin, tren kalkıyor!
   Güney Afrika'da genel grev hazırlığı
   Irak: Cezalandırma oyunu
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Almanya’da Federal Parlamento seçimleri...

Saldırı hükümeti dört yıl daha iktidarda

22 Eylül günü Almanya’da 15. Dönem Federal Parlamento seçimleri yapıldı. Seçimlere yüzde 79.2 (1998’de yüzde 82) oranında katılım gerçekleşti.

251 milletvekili çıkaran SPD mutlak 300 çoğunluğa ulaşamadı. Yeşiller’in oylarını artırması ve 55 milletvekili çıkarması sosyal-demokratların işini kolaylaştırdı. Böylece SPD/Yeşiller koalisyonu dört yıl daha iktidarda kalabilecek.

Amerikan taklitçiliği ayyuka çıktı

Bu yılki seçim propagandalarına seçim alanlarından televizyon şov programlarına kadar tam bir Amerikan taklitçiliği egemendi.

Haftalar öncesinden anket kuruluşlarının kimin iktidar olacağına ilişkin sonuçları yayınladı. Almanya tarihinde ilk kez hükümet ve ana muhalefet partilerinin başkanları televizyon kameraları karşısına geçirilerek, Amerikanvari tartışmalar gerçekleştirildi. Seçim alanlarında dinleyicilerin ellerine bayraklar, isim yazılı kartonlar tutuşturuldu. 500 bin yabancının oyuna göz diken Yeşiller ise sokak şenliklerine katıldı, döner kesti vb.

Seçime bir gün kala yaptığı konuşmada “Bush iç sorunları örtmek için savaşı başlattı. Hitler de böyle yapmıştı” diyerek Bush’u Hitler’e benzettiği için, SPD’li Federal Adalet Bakanı görevinden ayrılmak zorunda bırakıldı ve bakanlığa getirilmeyeceği açıklandı. Ardından başbakan defalarca Amerika’dan özür dilemek zorunda kaldı.

Seçimlerden en kazançlı çıkan Yeşiller oldu

Seçimler öncesi anketler Yeşiller’in yüzde 6.5 oranında oy alacağından söz ederken, sandıktan yüzde 8.6 oranında oy çıktı. Böylece Yeşiller Almanya’nın 3. büyük partisi oldu. Bu da SPD/Yeşiller koalisyon hükümetinin kaderini belirledi. Yeşiller’deki oy artışının sebebi, eski koalisyonun devamını isteyen SPD’li seçmenlerin ikinci oylarını Yeşiller’e vermesi oldu.

Yeşiller ilk kez bir de doğrudan aday kazandılar. Partide savaş karşıtı olarak bilinen ve bu nedenle de savaş partisine dönüşen Yeşiller’in yönetimi tarafından sevilmeyen, hatta kazanmaması için listede 4. sıraya yerleştirilen 63 yaşındaki milletvekili Yeşiller tarihinin ilk doğrudan adayı oldu.

Kaybedenler...

Seçimlerde sağcı faşist partiler çok düşük oranda oy aldılar. 11 Eylül sonrası Hamburg eyaletinde yüzde 19.4 oy alarak eyalet parlamentosuna giren Schil partisi de milletvekili çıkaramadı. Zira diğer partilerin iç ve dış politikaya ilişkin söylemleri nedeniyle sağcı faşist partilerle aralarındaki farklılık silikleşti.

Hür Demokrat Parti (FDP) hedeflediği yüzde 18 oya ulaşamadıysa da oylarını yüzde 7.4’e çıkardı. Ama üçüncü büyük parti sırasını Yeşiller’e kaptırdı. Yenilginin faturası ise, İsrail Başbakanı Şaron ve Almanya Yahudi Cemaati Başkan Yardımcısı’na karşı kampanya yürüten genel başkan yardımcısına çıkartıldı. Seçim akşamı bu görevinden alınmakla kalmadı, bütün görevlerinden de istifa etmesi istendi. Başkanı olduğu Kuzey Ren Vesfalya eyalet kongresinden düşürülmeye çalışılıyor.

Seçimlerde en büyük hezimete uğrayan parti Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) oldu. PDS yüzde 5 barajını aşamadı ve 3 aday da çıkaramayınca parlamento dışı kaldı. PDS doğu ile batının birleştiği ‘90’lı yıllarda yüzde 2.4 oy almış, ama 17 doğrudan milletvekili çıkarmıştı. ‘94 yılında barajı aşamamasına rağmen kazandığı 3 doğrudan milletvekili sayesinde parlamentoya 30 milletvekili gördermişti. ‘98 seçimlerinde Kohl hükümetinin politikalarına karşıtlığı, uluslararası planda insan hakları savunuculuğu ve savaş karşıtı tutumu ile oylarını yüzde 5.1’e çıkarmıştı. Parlamentoda 37 milletvekili bulunuyordu.

Doğu Almanya Partisi olarak bilinen ve doğuluların çıkarlarını savunduğunu iddia eden PDS tam da yeşerip geliştiği zeminde en fazla oy kaybına uğradı. PDS SPD ile kurulan ortaklık sayesinde merkez oyları alacağını umuyordu, ancak kendi oylarını SPD’ye kaptırdı. Örneğin Meclenburg Vorpommern eyaletinde yüzde 8 oranında oy kaybına uğradı. Zira ekonomik ve sosyal konularda hükümete alternatif programlar üretemediği gibi, birçok konuda onların gerisinde bile kaldı. SPD ile iktidar ortağı olduğu Berlin’de sosyal hakların kısıtlanması ve kamu sektöründe binlerce işyerinin yok edilmesi sürecine doğrudan katılırken, Meclenburg Vorpommern’in PDS’li eyalet bakanı büyük sermayenin çıkarları doğrultusunda hazırlanan vergi reformunun federal senatoda çoğunluk bulmasını olanaklı kıldı.

PDS parlamentoda savaşa karşı tek parti. Ama salt savaş karşıtı olmak oy getirmiyor. Seçim kampanyası süresinde genel slogan ve talepler kullanan, işçi ve emekçilerin somut talepleri işlemeyen PDS genelde savaş karşıtı bir propaganda yürüttü. Bu propaganda, SPD ve Yeşiller’in de ABD’nin Irak’a yönelik saldırı hazırlığını eleştirmesi nedeniyle çok etkili olmadı. Ayrıca Bush’un Almanya ziyaretinde parlamentoda 3 PDS milletvekilinin “Bush, Schröder sizin savaşınızı istemiyoruz!” yazılı pankart açmasının ardından PDS sözcüsünün özür dilemesini de seçmenler unutmadı. İnsanlar orjinali varken kopyasını tercih etmediler, SPD/Yeşilleri seçtiler. Böylece artık parlamentoda savaşa ve küreselleşmeye karşı cılız da olsa çıkan ses kalmadı.

Sermaye yeni saldırılarda hükümetin
rotasını belirliyor

Pazar günü çok az farkla “tekellerin yoldaşı” yeniden seçildi. Ama işçi ve emekçilere karşı dizginsiz sömürü ve saldırı politikalarını hayata geçirecek gerici hristiyan partisinin seçilmemesi sermaye çevrelerini yine de hayal kırıklığına uğrattı.

Yeni hükümet seçilir seçilmez sermaye çevrelerinden hükümetin rotasını çizen talepler yağdı. Alman Sanayici ve Ticaret Odaları (DİHK) başkanı yeni hükümetin ekonomi çevrelerinin arzu ettiği bir hükümet olmadığını, ama yine de ortak çalışabileceklerini söyleyerek, hükümetin ekonomik-sosyal politikalarda rekabetin sürdürülebilmesini sağlayacak olan acil bir reform planı hazırlanmasını önerdi. Ücretler, ek giderlerin düşürülerek sosyal güvenlik sistemi reformuna geçilmesi, Harzt Komisyonu’nun önerileri, bütçenin sağlamlaştırılması ve yerel vergi reformu en yakıcı reformlar olarak sayılıyor.

Benzer sözler Alman Ekonomi Enstütüsü’den (İW) geldi. Onlar da hükümetin acilen gerekli yapısal reformlara gitmesi gerektiğini söylediler. Artık “sevilmeyen gerçekleri” ilan etmenin, “popülist olmayan” uygulamalara başlamanın gerekli olduğunu vurguladılar. Bunun için iş piyasasının yeniden düzenlenmesi, emeklilik ve sağlık sisteminde reform yapılması gerektiğini söylediler. Yeşiller’in istediği çevre vergisi kabul edilerek enerjinin vergilendirmesi söz konusu olursa, Almanya’nın ekonomik olarak çekiciliğini yitirieceğini vurguladılar.

Eski Federal Merkez Bankası Başkanı da iş piyasasında ve sosyal devlette yapısal değişikliklerin gerekli olduğunu, işsizlik sayısının düşürülmesinin hükümetin başarısının ölçüsü olacağını, bunun için de iş yasasında gerekli değişikliklerin yapılması gerektiğini savundu. Ücretlerde ve iş yasasında daha fazla esnekliğe ihtiyacımız var diyerek, Hartz Komisyonu’nun hazırladığı saldırı taslağının yeterli olmadığını savundu.

Alman İşverenler Birliği (BDA) Başkanı ise, yeni hükümetinin reform politikaları ile ekonomik büyüme ve iş pazarında olumlu etkileri olacağını söyledi. Hükümetin Harzt Komisyonu’nun önerilerini harfi harfine yerine getireceğini açıklamasını selamladı.Yeni hükümetin reformları frenleyen engellerden kurtulması gerektiğini belirtti.

Yeni hükümeti sevinçle karşılayan sendikalar ise, sözde “işsizliğe çözüm” olarak üretilen, gerçekte işçi-emekçi düşmanı bir taslak olan Hartz Komisyonu’nun önerilerinin acilen hayata geçirilmesi, bunun için çok esnek olunması gerektiğini savunuyorlar. Sağlık reformu konusunda hükümete akıl veren sendikalar birliği DGB Başkanı, bu alanda da Hartz Komisyonu gibi bir komisyonun kurulmasını öneriyor.

Tüm bunlar SPD/Yeşiller hükümetinin bir saldırı hükümeti olarak iş göreceğini, daha fazla sömürü, daha fazla sosyal hak gaspı, daha çok işsizlik ve yoksullaştırma politikalarının gündeme getirileceğini gösteriyor. Elbette bu politikaların ne ölçüde hayat bulacağını işçi ve emekçilerin mücadelesi belirleyecek.