28 Eylül '02
Sayı: 38 (78)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hükümet krizinden kriz hükümetine...
  Sermayenin demokrasi oyunu ve emekçiler
  İstanbul 3. bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı Müslüm Turfan'ın açıklaması...
  Adana bağımsız sosyalist milletvekili adayı Özden Demirel'in konuşması...
  İşçi sınıfının bağımsız devrimci platformu altında birleşelim!
  İşçi ve emekçilerin bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya'yı destekleyelim!
  Sermayenin çözümü seçimde, gençliğin çözümü devrimde!
  Seçimler ve sol hareket
  Seçimler, gençlik ve devrimci seçim platformları
  Demokratikleşme aldatmacası ve seçim yasakları
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!/2
  Emperyalist saldırganlığa meşruiyet sağlanamıyor
  Direnen Filistin kazanacak!
   Almanya'da Federal Parlamento seçimleri...
   "Medya Savunma Bölgeleri" demagojisi...
   Ulucanlar zindanından devrimin güçlü soluğu yükseldi
   Ulucanlar katliamının hesabı mutlaka sorulacak!
   Buca ve Diyarbakır katliamları
   Lütfen binin, tren kalkıyor!
   Güney Afrika'da genel grev hazırlığı
   Irak: Cezalandırma oyunu
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Milletvekili seçimlerine İstanbul 3. bölgeden katılan bağımsız sosyalist aday Müslüm Turfan’ın açıklaması...

“Birleşmeye ve mücadele etmeye çağırıyorum!”

Kardeşler,

3 Kasım’da yapılacak erken genel seçimlere İstanbul 3. Seçim Bölgesi’nden bağımsız sosyalist milletvekili adayı olarak katılıyorum.

1969 yılında Erzincan’da doğdum. Kürt ulusuna mensup bir işçiyim. Alevi bir işçi ailesinin çocuğuyum. Babam da tıpkı benim gibi yaşamını işçilik yaparak kazanıyordu.

Ortaokul 3. sınıftan itibaren yaz tatillerinde çalışmaya başladım. O günden bu yana da çalışıyorum. Hayatımı alınteri akıtarak kazanıyor, onurlu bir işçi olarak yaşıyorum.
İşçi ve emekçilerin yaşadığı bütün sorunlar benim de sorunlarım. Bir işçi olduğum için yıllar boyunca patronlar tarafından en ağır koşullarda çalıştırıldım, iliğime kadar sömürüldüm. İşçilerin yaşadığı insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarına yakından tanık oldum. İşçi olduğum için ezdiler, Kürt olduğum için yok saydılar, Alevi bir aileye mensup olduğum için aşağıladılar. Tüm bu baskılara gücüm yettiğince karşı durmaya, boyun eğmemeye çalıştım, mücadele ettim. Mücadele ettikçe bilinçlendim, bilinçlendikçe daha fazla mücadeleye sarıldım. Yaşadığım bu sorunlar benim dünyaya başka bir gözle bakmamı sağladı.

Kendi kendime sordum. Dedim ki, biz işçiyiz. Gördüğümüz, dokunduğumuz, kullandığımız, yiyip içtiğimiz herşeyi biz üretiyoruz. Öyleyse nasıl oluyor da aç kalıyoruz? Nasıl oluyor da ürettiğimiz giysilere, yiyeceklere ancak vitrinlerde bakabiliyoruz? Nasıl oluyor da üretmeyen, çalışmayan bir avuç asalak zenginlik içinde yaşarken milyonlarca işçi ve emekçi yoksulluk ve sefalet denizinde boğuluyor. Bu çark neden böyle dönüyor?

Sosyalizmi öğrendikten sonra bütün bu sorularıma da yanıt buldum. Sermaye düzeninde işçi ve emekçilere hiçbir değer verilmediğini, insan yerine konulmadıklarını öğrendim. Patronlar için bizler fabrikada çalışan köleleriz. Bir vidadan, dişliden farkımız yoktur onlar için.

Bakmayın siz yasalarda “bütün vatandaşlar eşittir ve aynı haklara sahiptir” diye yazdıklarına. Tıpkı pek çoğunuz gibi ben de bu söylenenin bir yalandan ibaret olduğunu bizzat yaşayarak öğrendim. Bu düzende eşitlik de, demokrasi de, hak, hukuk, adalet de ancak sermayenin kullanabildiği, faydalanabildiği şeyler. Bize ise her türlü haksızlık reva görülüyor. Bir taraftan demokrasi nutukları atarken diğer taraftan grevlerimizi yasaklıyorlar. Özgürlüklerden söz ederken, sokaklarda işçi ve emekçileri copluyorlar. Banka hortumlayanları, mafya liderlerini kahraman ilan ediyorlar; buna karşılık emekten, özgürlükten, sosyalizmden söz edenleri cezaevlerine dolduruyorlar. Hukuk devletinden dem vururken cezaevlerinde devrimcileri katlediyorlar.

Öğrendiğim sadece bunlar değildi. Aynı zamanda bunun bir kader olmadığını ve değiştirmek için mücadele etmek gerektiğini öğrendim. Öğrendiklerimi uygulamaya çalıştım, işçi ve emekçilerin davasını herşeyimle savunmaya başladım, mücadele içinde yer aldım. Bundan dolayı devlet tarafından gözaltına alındım, işkence gördüm. Tutuklanarak cezaevine konuldum. Kanlı 19 Aralık operasyonundan sonra F tipi cezaevine konuldum. Bir sene önce tahliye oldum. Şu anda sınıf bilinçli bir işçi olarak aynı kavganın savunucusu ve sürdürücüsüyüm.

Kardeşler!

3 Kasım’da yeni bir seçime gidiliyor. Şimdi şu soruları sormanın vaktidir. Hem kendimize hem de oy istemek için kapımıza gelenlere soralım; seçim biz işçi ve emekçilerin yaşadığı sorunları çözecek mi? Seçim sayesinde ağır çalışma ve yaşam koşullarımız ortadan kalkacak mı? İşsizlik belasından kurtulacak mıyız? Sendikasız ve sigortasız çalışmaktan, hastane kapılarında sürünmekten, bizi içine ittikleri yoksulluk ve sefaletten kurtulacak mıyız? Çocuklarımızı besleyip okutabilecek miyiz, geleceklerinden kaygı duymadan büyütebilecek miyiz? Kısacası bu seçim bizim dertlerimize derman olacak mı?

Bu sorulara verilecek tek yanıt var; hayır! Seçimin galibi hangi düzen partisi olursa olsun, bizim için hiçbir şey değişmeyecek. Bütün düzen partileri, çözmek bir yana bu sorunlara yeni sorunlar ekleyecekler. İşçi ve emekçilerin yaşam koşullarını daha da çekilmez hale getirecek olan yeni saldırı politikalarına imza atacaklar. İMF programlarını daha da ağırlaştırarak uygulayacaklarını ise zaten şimdiden açık bir şekilde dile getiriyorlar.

Bütün düzen partileri Irak’a dönük Amerikan saldırganlığını tereddütsüz destekliyorlar. Amerika’nın sefil çıkarları için masum bir halkın katledilmesini onaylıyorlar. Emperyalizme uşaklıkta hepsi birbiriyle yarışıyorlar. Yarın çıkacak bir savaşta da ABD’nin yanında yer alacaklar. Bizi, ülkemizi ve tüm Ortadoğu’yu kanlı bir maceranın içine sürükleyecekler.

Ve bütün düzen partileri Avrupa emperyalizmiyle kölelik ilişkilerinin daha da derinleştirilmesi için çaba sarf ediyorlar. Bunun için meclisten göstermelik uyum yasalarını peşpeşe geçiriyorlar. “Demokratikleşiyoruz” ya da “Avrupalı oluyoruz” yalanlarıyla bizleri de bu suça ortak etmeye çalışıyorlar. Sanki Avrupa Birliği ülkelerindeki işçi ve emekçiler sömürülüp ezilmiyormuş gibi, sanki İMF politikalarının, anti-demokratik uygulamaların akıl hocalarından biri de Avrupa Birliği’ndeki emperyalistler değilmiş gibi bizden yalanlarına kanmamızı bekliyorlar.

İşçiler, emekçiler!

Seçimler biz işçi ve emekçilerin hiçbir sorununu çözmeyecektir. İşçi ve emekçiler olarak bu oyunu defalarca seyrettik, bu yalanları defalarca dinledik. Ve gördük ki; bu partilerin hepsi de düzen partisidir. Seçimler işçi ve emekçiler için bir aldatmacadır. 4 Kasım’da sandıktan hangi parti çıkarsa çıksın ipler sermaye sınıfının elinde olacaktır. Seçimler demokrasinin bir gereği olduğu için değil, İMF ve TÜSİAD öyle istediği için gündeme gelmiştir ve kurulacak yeni hükümet İMF ve TÜSİAD’ın isteklerine hizmet eden politikaları uygulayacaktır.

Bu yüzden işçi ve emekçiler düzen partilerini ve onların adaylarını desteklememelidirler. Onlara oy vermek demek ölümlerden ölüm beğenmek, kendi cellatlarımızı seçmek demektir. İşçi ve emekçiler seçimlerde kendi çıkarlarını savunan bağımsız sosyalist adayları desteklemelidirler.

Ben bir işçi olarak meydanı tümden düzen partilerine bırakmamak için, işçi ve emekçilerin gerçek taleplerine tercüman olmak için aday oldum.

Tekleşen düzen partilerinin İMF programına karşı işçi sınıfının devrimci programını savunuyorum! Tüm işçi ve emekçi kardeşlerimi düzen partilerinin maskesini düşürmeye, işçi sınıfının devrimci programı altında birleşmeye ve mücadele etmeye çağırıyorum!



İstanbul 3. Seçim Bölgesi’den bağımsız sosyalist aday Müslüm Turfan ile konuştuk...

“Öncü işçilerden aktif destek bekliyorum!”

-Seçimlere bağımsız sosyalist aday olarak katılmanızın amacı nedir?

Bağımsız sosyalist aday oldum, çünkü işçiler ve emekçiler olarak bu düzenden hiçbir beklentimiz yok. Tüm düzen partileri ve dolayısıyla meclis sermayenin çıkarlarını savunuyor. Bunlar bizleri kandırmanın; sahte umutlarla oyalamanın, uyutmanın, sersemletmenin böylelikle de sömürü ve zulüm düzenini ayakta tutmanın birer aracı durumunda.

Bu oyunu bozmanın yolu bağımsız devrimci sınıf hareketini yaratmaktan, işçi ve emekçilerin örgütlü mücadelesini örmekten geçiyor. Seçim dönemleri toplumun tüm kesimleri gibi işçi ve emekçilerin de politik sorunlara daha fazla ilgi duyduğu dönemler oluyor. Ben, tıpkı diğer bağımsız sosyalist adaylar gibi, emekçilerin politikaya ilgilerinin arttığı bu dönemin önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyorum. Bu fırsatları devrimci sınıf mücadelesini güçlendirmek, sınıfın ve emekçilerin temel ve güncel taleplerini daha güçlü bir biçimde dile getirmek, ve elbette, devrim ve sosyalizm propagandasını işçiler ve emekçiler arasında etkin biçimde gerçekleştirmek için en iyi biçimde kullanabilmeliyiz. Bağımsız sosyalist aday olmamın nedeni ve amacı kısaca budur.

-Seçimlerde nasıl bir politika izleyeceksiniz?

Dediğim gibi, işçi ve emekçilerin sorunlarının gerçek çözümü sosyalizmle mümkündür. Ne yaparsak yapalım, bugünkü sömürü, soygun ve zulüm düzeni aşılmadıkça bizim sorunlarımızın kalıcı çözümünden söz etmek mümkün değil.

Sorunuzun cevabı da burada. Seçimlerde işçi ve emekçilere “beni milletvekili seçerseniz mecliste sizin çıkarlarınızı savunacağım” demeyeceğim. Oy toplamak için düzen partilerinin adayları gibi rüşvet dağıtmayacağım. Her imkanı kullanarak işçi ve emekçileri düzen partilerine alet olmamaları için uyaracağım. Onları bağımsız bir sınıf hareketini birlikte yaratmaya, devrim ve sosyalizm mücadelesini birlikte omuzlamaya çağıracağım.

İstanbul bir işçi kenti. Aday olduğum 3. bölgede de durum farklı değil. Burada bir çok önemli fabrika var. Nüfusun ağırlıklı bir kesimi değişik sektörlerde en ağır koşullarda çalışan, yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya mahkum edilen işçi ve emekçiler. Dolayısıyla bu bölgede seçimler vesilesiyle etkili bir çalışma yürütmek, sosyalizm çağrısını işçi ve emekçilerin en geniş kesimlerine ulaştırmak gerekiyor. Omuzlarımızda böyle bir sorumluluk var. Eğer bu sorumluluğun hakkını verir, seçim dönemini gerektiği gibi kullanabilirsek, bağımsız bir devrimci sınıf hareketinin yaratılması çabasına da anlamlı bir katkı sunmuş olacağız, diye düşünüyorum.

Bu nedenle tüm işçi ve emekçileri seçimlerde “Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu”muzu desteklemeye çağırıyorum. Bu çerçevede öncü işçilerden aktif destek bekliyorum. Bu sorumluluğu ancak onlarla birlikte omuzlayabiliriz.

SY Kızıl Bayrak/Esenyurt



Gülsuyu emekçilerinin çözümü ne seçimde, ne mecliste!..

Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!

Yıllardır hem yaşadığımız mahallede sorunların çözümünü hem de ülke sorunlarının çözümünü seçimde ve yeni kurulacak hükümetlerde aradık. Ancak bizim açımızdan olumlu tek bir değişim olmadı bugüne kadar. Bugüne kadar artan tek şey işsizlik, yoksulluk, pahalılık ve daha fazla baskı oldu.

Düzen partileri İMF-TÜSİAD programlarıyla bizi yıkıma sürüklüyor!

Bugün düzen partilerinin hepsi İMF-TÜSİAD yıkım programlarının savunusunu yapmaktadır. CHP’sinden AKP’sine DSP’sinden MHP’sine düzen partilerinin hepsi emperyalizmin ve sermayenin emirlerine bağlıdırlar. Bugün hangi burjuva partisi İMF programlarına karşı olduğunu iddia edebiliyor. Veya ABD’nin Irak’a müdahalesine hangi parti karşı çıkabiliyor. İMF yıkım programlarının baş aktörü Derviş’li CHP mi? Yoksa ilk çıkışından beri karşılaştığı her sorunda ABD’ye giden ve oradan yeni görevlerle dönen Tayyip Erdoğan’ın AKP’si mi?

Emperyalizme göbekten bağımlı düzen, mevcut partileriyle bizi geçtiğimiz üç yıl boyunca daha fazla açlık, yoksulluk ve sefalete mahkum etti. Bu üç yıl boyunca açıklanan her İMF paketi bize daha fazla yoksulluk getirdi. Yine bu üç yıl içerisinde kriz bahane edilerek milyonlarca insan işsiz kaldı. Tüm bunlar olurken sağcısından “solcusuna” tüm düzen partileri tam bir seferberlik halinde hareket ettiler. İşçi ve emekçiler açısından tam bir yıkım olan bu sürecin taşlarını döşediler.

Düzen ABD’nin emperyalist çıkarları için bizi savaşa sürüklemek istiyor!

ABD’den aldığı kredilerle onun ihtiyaçları dışında hiçbir şey yapma şansı olmayan düzen, şimdi de bizi ABD’nin çıkarları için savaşa sürüklemek istiyor. (...) Savaştan dolayı daha fazla yıkıma uğrayacak, açlığa ve yoksulluğa sürüklenecek olanlar ise biz işçi ve emekçiler olacağız. Bunun yanında kardeş halklara karşı savaşmaya gönderilecek olanlar ise bizim çocuklarımız olacak. Bu kirli savaşta belki kardeş Irak halkının üzerine ABD’nin çıkarları için saldırırken çocuklarımız ölecek veya kardeş bir halkı öldürecekler. Emperyalizmin kuklası hiçbir Amerikancı düzen partisi emperyalist savaşa karşı tek bir söz söylemiş değil...

Yaşanan baskı ve terörün kaynağı mevcut düzendir!

Yıllardır süren katliamların, baskının ve terörün kaynağı mevcut düzenin ta kendisidir. Sermaye sınıfı sömürü düzeninin devamı için işçi ve emekçiler üzerinde sistematik bir şekilde baskı kurmaktadır. Haklı ve meşru taleplerimiz, yapılan eylemler ve grevler devletin baskı ve terörü ile karşılaşmaktadır. (...)

Devlet hücre tipi cezaevlerini hayata geçirmek için onlarca devrimcinin ölümüne, yüzlercesinin sakat kalmasına neden olan katliamlar gerçekleştirmiştir. Şimdi aynı düzenin kukla partileri daha ellerindeki kan kurumamışken demokrasi ve insan hakları vaadleriyle bizden gelip oy isteme cüreti gösterecekler.

Yaşanan kültürel yozlaşmanın kaynağı mevcut düzendir!

Bugün tüm toplum nezdinde yaşanan kültürel ve sosyal yozlaşmanın kaynağı sermaye düzeninin ta kendisidir. Sermaye işçi ve emekçileri yozlaşmış medyasıyla, içkisi, kumarı, fuhuşu ve esrarı ile kendine bağlamaya ve çözümsüz bir yaşama mahkum etmeye çalışmaktadır.

Bugün tüm bu pisliklerin mahallemizde yaygınlık kazanması polis denetiminde gerçekleşmektedir. Bugün polis düzeninin partileri, yozlaşmış kültürlerini sokmaya çalıştıkları mahallemizden utanmadan oy isteyecekler.

ABD’ci-İMF’ci düzen partilerinden hesap soralım!

Eğer İMF-TÜSİAD programları sonucu yaşadığımız işsizliğe, açlığa, yoksulluğa, yokluğa dur demek istiyorsak, ABD askeri olarak çocuklarımızın kardeş bir halka karşı kullanılmasını istemiyorsak, faşist baskı ve devlet terörüne karşı en temel demokratik haklarımızı savunmak istiyorsak, yaşanan kültürel ve sosyal yozlaşmaya karşı çıkarak mahallemizde esrarın, içkinin, vb.’nin önünü kesmek istiyorsak, tüm bunların kaynağı olan sermaye partilerine oy vermeyelim! Onlardan hesap soralım ve taleplerimizi daha güçlü ve daha örgütlü bir şekilde haykıralım! Sermayeye ve emperyalizme göbekten bağlı düzen partilerine karşı işçi ve emekçilerin bağımsız sosyalist adaylarını destekleyelim! (...)

(İstanbul Gülsuyu’nda bildiri olarak dağıtılmıştır...)