28 Eylül '02
Sayı: 38 (78)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hükümet krizinden kriz hükümetine...
  Sermayenin demokrasi oyunu ve emekçiler
  İstanbul 3. bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı Müslüm Turfan'ın açıklaması...
  Adana bağımsız sosyalist milletvekili adayı Özden Demirel'in konuşması...
  İşçi sınıfının bağımsız devrimci platformu altında birleşelim!
  İşçi ve emekçilerin bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya'yı destekleyelim!
  Sermayenin çözümü seçimde, gençliğin çözümü devrimde!
  Seçimler ve sol hareket
  Seçimler, gençlik ve devrimci seçim platformları
  Demokratikleşme aldatmacası ve seçim yasakları
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!/2
  Emperyalist saldırganlığa meşruiyet sağlanamıyor
  Direnen Filistin kazanacak!
   Almanya'da Federal Parlamento seçimleri...
   "Medya Savunma Bölgeleri" demagojisi...
   Ulucanlar zindanından devrimin güçlü soluğu yükseldi
   Ulucanlar katliamının hesabı mutlaka sorulacak!
   Buca ve Diyarbakır katliamları
   Lütfen binin, tren kalkıyor!
   Güney Afrika'da genel grev hazırlığı
   Irak: Cezalandırma oyunu
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
"Medya Savunma Bölgeleri” demagojisi...

Serhat Ararat

İmralı Partisi KADEK yönetimi, yaptığı son toplantısında "Medya Savunma Bölgeleri"ni kurma ve ilan etme kararını aldı. Aldığı bu kararı kendi basınında demagojik bir üslupla duyurdu. Bunlardan bazıları, "KADEK özerk bölgele ilan etti” gibi aldatıcı başlıklar kullanmakta sakınca görmedi. Ardından İmralı Partisi tefsircileri, bu kararı yorumlamaya ve olmadık "tarihsel ve siyasal anlamlar" yüklemeye başladılar...

Gerçekte ilan edilen bu kararın gerçek politik anlamı nedir, neye, hangi politikalara oturuyor? Bu sorunun doğru bir yanıtı verilmeden Kürt halkının temel çıkarlarından çok, TC’nin Kürt ve Irak politikalarına oturan bu kararın gerçek özü deşifre edilemez. Öncelikle alınan kararın içeriğine kısaca bakalım. Kendi açıklamaları şu dört noktada toplanıyor:

Bir: Kurulduğu ve ilan edildiği söylenen "Medya Savunma Bölgeleri", 2 Ağustos 1999 tarihinden beri ideolojik, politik ve askeri bir anlamı kalmamış eski gerilla güçlerinin konumlandırıldığı Güney Kürdistan’daki kimi alanları (Kandil, Bradost, Behdinan) kapsıyor. Coğrafik olarak Kuzey Kürdistan ilan edilen "bölgeler"in dışındadır.

İki: Eski gerilla güçlerinin konumlanmış bulunduğu bu bölgelere bir silahlı saldırı olduğu zaman eski gerilla güçleri kendilerini koruyacaktır. Bu anlamda bölgelerin ve eski gerilla güçlerinin korunması ve savunması, bu kararın özünü ve temel hedefini oluşturmaktadır.

Üç: Bir önceki şıkkın içeriğinden de anlaşılacağı gibi, ilan edilen "Savunma Bölgeleri”nin dışında kesinlikle silahlı bir faaliyet olmayacaktır. (Bu konuyu yorumlayan S. Erdem’in Özgür Politika’da yayınlanan yazısına bakılabilir.)

Dört: Bütün bu esaslardan dolayı alınan karar İmralı çizgisinden bir sapmayı değil, onun devamını, savaşı değil "barışı" anlatmaktadır...

"Medya Savunma Bölgeleri" kararı ilk planda ve görünüşte İmralı çizgisinden bir sapmayı, yeni bir durum değerlendirmesi ve politik yönelim gibi görünüyor. Ya da böyle okumak isteyenlere böyle bir malzeme sunuyor gibi. Ancak dikkatli bir okuma, gerçekliğin böyle olmadığını, tersine İmralı çizgisinin daha da derinleştirildiğini ve uğursuz tasfiyeci rolünü oynamayı sürdürdüğünü anlamamızı kolaylaştıracaktır. Aslında bu karar, S. Erdem’in yazısında da açıkça vurgulandığı gibi, bir savaş ilanı değil, tersine İmralı çizgisini bir kez daha onaylama ve içine girilen teslimiyet ve tasfiye çizgisi karşılığında birazcık "yaşam güvencesi" isteme blöfüdür! Bu karar, bugüne kadar verilenlerle yetinilmiyor, tersine TC’nin Güney politikasına çanak tutucu onun her türlü askeri ve siyasal hareketini meşrulaştırmaya dönük bir çaba olarak da değerlendirilmelidir. Bu noktayı açmakta yarar var.

Bilindiği gibi, 2 Ağustos 1999 tarihli silahlara veda kararından sonra gerilla politik ve askeri bir güç olmaktan çıkarıldı. Kürt halkının silahsızlandırılması demek olan bu karar daha sonra 7. Kongre ve 8. Kongre kararlarında kesinleştirildi ve resmileştirildi. İdeolojik, politik ve askeri özden ve anlamdan yoksun bırakılan gerilla, artık bir "kalıntı", sadece Öcalan’ın yaşamına endekslenmiş "silahlı adamlar" topluluğu haline dönüştürüldü. Bundan başka da birkaç işlevi daha var: Teslimiyeti toplum içinde egemen kılmak, farklı ses ve hareketleri önlemek ve bastırmak için bu "silahlı insanlar" topluluğu maddi ve psikolojik baskı unsuru olarak kullanıldı. Yani eski gerilla gücü ve etkisi artık Kürt halkının temel çıkarlarına ve özlemlerine karşı duran bir güç konumundaydı. Somut pratikleri de böyle olmuştur. Güneyde YK’ye karşı kullanılması, içte bir bastırma ve infaz mangası olarak kullanılması bir çırpıda aklımıza gelen örneklerdir.

İmralı Partisi KADEK’in programına ve temel politik belgelerine bakıldığında eski gerilla güçlerinin Kürdistan açısından politik ve askeri bir anlamının olmadığı rahatlıkla görülecektir. Bu güçler çoktandır tasfiyeyi bekliyor, teslim olmayı bekliyor. Ancak bugüne dek yaptıkları teslim olma çağrılarına olumlu yanıt veren olmadı. Defalarca "teslim olmaya hazırız, ama bunun için kimi yasal değişiklikler yapılsın" çağrılarını yaptılar. Ama TC, tam çözülme ve çürüme gerçekleşmeden bu kadar gücü teslim almaya hazır değildi. Kaldı ki içi henüz boşalmış ve çürüme sürecine alınmış bu güce ihtiyacı vardı. Devrim dinamiklerinin bastırılması, tüm değerlerin ve dinamiklerin ipotek altında tutulması ve Güney Kürdistan üzerinde daha rahat politika yürütebilmek bakımndan bu eski gerilla güçlerinin varlığına ihtiyacı vardı. Bu nedenlerle hemen teslim almıyor, Öcalan üzerinden ve onun aracılığı ile kullanmayı yeğliyordu...

Anlaşılacağı üzere teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik süreciyle birlikte gerilla güçleri özünden boşaltılmış, teslimiyeti bekleyen ve bazı politikalara alet edilerek çürümeye ve dağa mahkum edilen bir topluluktur. Bu topluluk aynı zamanda Öcalan sisteminde köşe başlarını tutan, tüm varlığını buna bağlayan tasfiyeciler topluluğunun, siyaset esnafının varlığını ve yaşamını sürdürmenin en önemli dayanak noktası yapılmaktadır.

Bu kısa değerlendirmelerden de anlaşılacağı gibi, artık Kürdistan için gerilla edebiyatı yapmak, askeri bir gücün varlığından sözetmek gerçekleri saptırıp çarpıtmaktan başka bir şey değildir.

Gerçekliği bu olan bir topluluğa dayanarak kararlar almanın, politikalar yapmanın anlamı nedir? Bu bağlamda "Medya Savunma Bölgeleri"nin anlamı nedir ve hangi politikalara oturuyor?

Bilindiği gibi, bu kararın alındığı süreç, Irak ve Güney Kürdistan üzerinde savaş bulutlarının toplanmaya başladığı, emperyalist saldırı savaşının gün saydığı bir süreç. TC, Güney’e girmenin hesabı içinde ve son dönemde KDP aleyhinde koparılan gürültünün anlamı da bu hesaba oturuyor. Daha önceleri ABD’nin Irak’a saldırmasını savunan ve bunu "Statükoya karşı ilerleme ve demokrasi hareketi" olarak teorileştiren KADEK, bu savaşta kendisine bir rol verilmeyeceğinin ve tüm teslimiyet şaklabanlıklarına rağmen hedef olmaktan kurtulamayacağının farkına varınca, bu kez, başka şeyler söylemeye başladı. Emperyalist bir savaşta TC’nin Güney’i işgal edeceği ve Güney’de kalıcı bir denetim kurma ve oradaki güçleri tasfiye etme amacında olduğu çok açık. KADEK yönetimi de bunu anlamış ulunuyor. Tamamıyla Kürdistanî özelliğini yitirmiş, bütün ideolojik, politik ve askeri meşruiyetini yitirmiş KADEK’in "ulusal birlik ve mücadele" çağrılarının da bir anlamı kalmamıştır. Güney’de konumlanan alanları "Savunma Bölgeleri" ilan etmenin, TC’nin işgal hareketi, saldırgan müdahaleleri için bahane yaratmaktan öte bir anlamı var mı? "Bu bölgeler bize ait, buralara saldırmayın, yksa kendimizi koruruz" demenin bundan başka hangi politik ve askeri anlamı vardır? Gerçekten Güney’in ve bütün ulusal kazanımların her türlü işgal ve saldırı hareketi karşısında korunması mı isteniyor, o zaman genel Kürdistan çıkarları temelinde Güney’in gerçekliği esas alınır ve Güney güçlerinin durumunu zorlaştırmayacak ortak bir politikada buluşulmaya çalışılırdı. Ama bunun gerçekleşmesi mümkuuml;n olmayan safdil bir varsayım olduğunu biliyoruz. Çünkü dümeni İmralı’da olan, onsuz soluk bile alamayan bir "parti"nin başka türlü davranması olanaksızdır.

Öte yanda alınan kararın "özerk bölge" ilanı olarak duyurulmasının da rastlantı olmadığını vurgulamamız gerekir. KADEK tasfiyeciliği salt Kuzeyle sınırlı değildir, İmralı çizgisini Güney’e ve diğer parçalara taşıma işlevi de var. Irak’ın ve Güney’in yeniden yapılandırılması sürecinde "üçüncü bir güç" olarak yer alma istemi, anılan kararın diğer bir boyutunu oluşturmaktadır. Kuzey için hiçbir talepte bulunma, en sıradan özerkliği bile reddet, "Demokratik Cumhuriyet Vatandaşlığı" adı altında sömürge köleliğini, resmi ideolojiyi yeniden Kürdün beynine empoze etmeye çalış, bütün bunlar bir yanda dururken, Güney’de "özerk bölgeler" ilan etme yoluna gittiğini ilan et!

Bütün bunlar, çelişkili gibi duruyor, ancak öyle değil. Yukarda da kısaca vurguladığımız gibi, KADEK’in son kararı TC’nin Güney ve Irak politikalarına oturuyor, onun daha rahat uygulanabilmesine olanak sunuyor...

Peki, bu çizgi İmralı Partisi KADEK’i bir Güney seferinde TC’nin hedefi olmaktan kurtarır mı? Hayır, şefleri de yaşamını "yüce devletine hizmet etmeye" adadı. Ama aldığı karşılık aşağılanmaktan başka ne oldu? Bütün hainlerin aşağılanmaktan başka almış oldukları bir "ödül" var mı?