17 Ağustos '02
Sayı: 32 (72)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermaye sınıfının seçimlere, işçi sınıfı ve emekçilerin devrime ihtiyacı var!
  Düzen siyasetinde çöküntüden çıkış çabaları ve Kemal Derviş...
  17 Ağustos depreminin yıldönümü...
  Saldırı yasalarına karşı örgütlü mücadeleye!
  Yeni iş yasasına karşı zorlu ve solukla bir mücadeleyi bugünden hazırlamalıyız!..
  KESK yönetiminin İstanbul yürüyüşü...
  "Iraklı muhalifler" çetesi Washington'da...
  Paşabahçe direnişinin gösterdikleri
  Enerji sektöründe yağma düzeni
  "Herşey eskisi gibi..."
  Emperyalist savaşa karşı devrimci direniş hattını örelim!
  Yeni dönem ve gençlik çalışması
  Ek niyet mektubu...
   Yeniden ayağa kalkışa, yeniden 15 Ağustos atılımına ihtiyaç var!
   ABD emperyalizminin "arka bahçesi" Latin Amerika kaynıyor!
   Marksist ideolojinin sanattaki yaratıcısı!
   Kolombiya'da sıkıyönetim!..
   İşçi Kültür Evi Bülteni'nden...
   Fatma Bilgin ÖO direnişinde yaşamını yitiren 93. kişi oldu
   İngiltere Bush'un paspası olmasın
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Alevilik bir kültür, bir yaşam biçimidir!

Yüzyıllardır varolan ve yaklaşık bin yıldır bu topraklarda varlığını koruyabilen bir kültür, bir yaşam biçimidir Alevilik. Varolduğu diğer coğrafyalardan tamamen farklı bir algılayıştır Anadolu Aleviliği. Alevilik genelde bir dini öğe, bir dogma olarak algılanmakla birlikte, Anadolu Aleviliği gerçek anlamda bir kültür, bir yaşam biçimidir.

Anadolu coğrafyasına yerleştiklerinden beri hep asimilasyon, bu başarılamadığı durumda da bir soykırım politikasına maruz kalmıştır Aleviler. Şahkulu isyanı, Şeyh Bedrettin isyanı ve Maraş katliamı, Selçuklu, Osmanlı ve TC devletleri dönemlerindeki katliamlardan sadece birer örnektir. Bundan dolayı Aleviler Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde hep dağlarda yaşamışlardır. TC döneminde ise dağların yerini şehirlerin varoşları almıştır.

Peki nedir bu katliamların nedeni? Gerçekten sadece inanç ayrılığı mı? Hayır! Aleviler kendi kültürlerini, yaşam biçimlerini meydana getirdiklerinden beri hep baskı ve sömürüye maruz kalmışlardır. Bu baskı ve sömürüye karşı çıkmalarının yanında, ayrıca mülkiyetin ortaklaşması, ortak üretim ve üretilenin eşit bölüşülmesi üzerinden bir dünya tasavvur etmişler ve bunun mücadelesini de yaşadıkları zamanın koşullarına göre vermişlerdir. Bu anlamda Şeyh Bedrettin’in düşüncelerini anlamak çok önemlidir. Şeyh Bedrettin, Osmanlı’nın yansıttığı gibi sıradan bir asi değil, yukarıdaki tasavvur için mücadele eden zamanın bir devrimcisiydi.

Cumhuriyetin kurulmasıyla yaşanan rejim değişikliği sonucunda Aleviler, daha önce maruz kaldıkları uygulamalarla bir daha karşılaşmayacaklarını sanıyorlardı. Oysa pek fazla bir değişim olmadığını zaman gösterdi. Aleviler tasavvur ettikleri dünyayı kurma mücadelesinden vazgeçmedikleri için, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de katledildiler.

Cumhuriyet döneminde bir değişiklik de olmuştu. Bu değişim 1917’lerde Rusya’dan dünyaya yayılan, Alevilerin de kendi tasavvurlarının bilimsel bir biçimde yansıtılmış hali olan sosyalizmdi ve Aleviler bu düşünceyi çok çabuk benimseyip savundular.

1937-38 Dersim katlimanın ardından sürgün edilen Alevi emekçiler şehirlerin varoşlarına yerleştiler ve diğer emekçilerle ortak bir yaşam alanı oluşturdular. Buralarda sanayinin daha gelişmiş olmasından kaynaklı fabrikalarda çalışmaya başladılar. Baskı ve sömürüyü bu defa patronlardan gördüler ve tüm buna karşı aynı sorunu yaşayan diğer emekçilerle birlikte mücadeleye başladılar. Bu süreç içerisinde devrimcilerle, devrimci yaşamla tanıştılar ve içlerinden pek çok devrimci yetişti. Çünkü, Selçuklu ve Osmanlı zamanında da ilkel anlamda da olsa bu düşünceye sahiptiler. Bu coğrafya bir devrim toprağıdır. Alevilik de çok devrimci yetiştirmiştir bağrında. Bu yüzden Aleviler hep devrimcilere sempati duymuşlardır.

Ancak temel bir ayrıma dikkat etmek gerekir. Cumhuriyet döneminde ilişkilerin değişmesi/gelişmesi, işçi sınıfının doğması, ağa-bey sömürüsüne bir de patron sömürüsü eklemiştir. İlişkilerin değişmesiyle birlikte eski değerlendirmeler de ortadan kalkmıştır. “Alevi doğan her insan Alevi değildir”. Alevilik bir kültür, bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçiminin temelinde ortak mülkiyet, paylaşım, eşitlik esastır. Bunu uygulamayan ya da en azından bu düşünceye sahip olmayan bir insan Alevi olamaz. Baskı, zulüm ve sömürü Alevilikte yoktur. Örneğin fabrikada zor şartlar altında çalışan, düşük ücretle emeği sömürülen bir işçi de Alevidir, bu sömürüyü uygulayan patron da! Hayır, bu patron öz itibarıyla Alevi olamaz.

Alevilerin yaşadıkları temel sorunlar vardır. Bazılarını saydık. Alevi gençliğin ise daha özelinden bazı sorunları vardır. Alevi gençlik bugün büyük oranda düzenin yoz kültürünün etkisindedir. En çok karşılaştıkları sorun ise, başta okullarında olmak üzere oturdukları mahallede arkadaşlarına ve çevrelerine kimliklerini açıkça söyleyememe, söylerken çekince duyma sorunudur. Aynı sorunu işyerlerinde de yaşamaktadırlar. Aleviler ve Alevi gençlik unutmamalıdır ki, tüm bu sorunların kaynağı Alevilerden de aldığı vergiyle yüzbinden fazla insanın çalıştığı ve içinde hiç Alevi çalışanı olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunu bünyesinde barındıran, okullarda Alevi gençlere zorla din dersi adı altında asimilasyon politikası uyguluyan düzendir. Düzen tüm kurumları ve kokuşmuşluğuyla kuşatmıştır genccedil;liği. Bu kokuşmuşluk ve düzenin kuşatmasından kurtulmanın tek yolu Aleviliğin kendi özünde, temel düşüncelerinde ve yaşam felsefesindedir.

Sonuç olarak, Alevilerin bugün karşı karşıya oldukları sorunları bütün işçi ve emekçiler de yaşamaktadırlar. Bu sorunların kaynağı ise bu ülkede bütün istediklerini gerçekleştiren Türk burjuvazisidir. Bunun yanında şu ayrıma da dikkat etmek gerekiyor. Burjuvazi medyası aracılığıyla Alevilere Kemalist bir kimlik aşılamaktadır. Bu propaganda en çok ordu üzerinden yapılmaktadır. Alevilerin asimilasyonu ve soykırım politikalarında bu güçlerin hepsinin rol oynadığını Aleviler unutmamalı ve kendilerine her zaman yakın buldukları, bir parçası oldukları devrimcilerden, devrim ve sosyalizm davasından uzak durmamalıdırlar. En temel mücadeleleri bu olmalıdır.

Yaşasın devrim ve sosyalizm!

Sultanbeyli’den bir okur



Ekmek ve özgürlük için...

Doğrudur
kapımıza dayanmıştır zulüm
Açlık ve yoksulluktur
dizboyu yolsuzluktan
arta kalan

Günler
kan revan

Doğrudur
ve gerçektir
söylendiği kadar
Öfke
patlar bir yerden sonra
dalga dalga yayılır
grev meydanlarına

Anlatır
sımsıkı sıkılıp
gökyüzüne uzanan yumruklar
ekmek ve özgürlük için
dövüşmenin görkemini

Anlarız ki
ekmek ve özgürlük için
dövüşmedikçe
daha çok dövüleceğiz
yolsuzluğun
ve yoksulluğun
düzeninde

S. Fidan



Kavga

Kavganın ortasında yanarken yüreğin
Barikatları tutuşturan bedenin
Yıldızlar gibi çoğalıyordu düşenlerimiz
her köşe başında dövüşen sendin
her kavgada bayrak tutan sen
ellerin bayrak tutarken ÜMİT
gülerken HABİB oluyordun
yüreğin yanarken barikatlarda HATİCE oluyordun
gecenin karanlığında yanarken gözlerin
ölümünle özgürleştirdin tutsak bedenini
siz ki özü ve özetiydiniz herşeyin
sizlerden aldık yürüyor ve yürüyeceğiz

Özgür Yaman
(Nevşehir E Tipi Cezaevi
B-2 Koğuşu/Nevşehir)