17 Ağustos '02
Sayı: 32 (72)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermaye sınıfının seçimlere, işçi sınıfı ve emekçilerin devrime ihtiyacı var!
  Düzen siyasetinde çöküntüden çıkış çabaları ve Kemal Derviş...
  17 Ağustos depreminin yıldönümü...
  Saldırı yasalarına karşı örgütlü mücadeleye!
  Yeni iş yasasına karşı zorlu ve solukla bir mücadeleyi bugünden hazırlamalıyız!..
  KESK yönetiminin İstanbul yürüyüşü...
  "Iraklı muhalifler" çetesi Washington'da...
  Paşabahçe direnişinin gösterdikleri
  Enerji sektöründe yağma düzeni
  "Herşey eskisi gibi..."
  Emperyalist savaşa karşı devrimci direniş hattını örelim!
  Yeni dönem ve gençlik çalışması
  Ek niyet mektubu...
   Yeniden ayağa kalkışa, yeniden 15 Ağustos atılımına ihtiyaç var!
   ABD emperyalizminin "arka bahçesi" Latin Amerika kaynıyor!
   Marksist ideolojinin sanattaki yaratıcısı!
   Kolombiya'da sıkıyönetim!..
   İşçi Kültür Evi Bülteni'nden...
   Fatma Bilgin ÖO direnişinde yaşamını yitiren 93. kişi oldu
   İngiltere Bush'un paspası olmasın
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İngiltere Bush’un paspası olmasın

George Monbiot

George Bush’un başka bir ulusla, uluslararası hukuku çiğnediğini gerekçe göstererek savaşması neredeyse gülünç. Bush’un göreve geldiği günden bu yana ABD birçok uluslararası anlaşmayı deldi.

Biyolojik silahlar anlaşmasını, kendi biyolojik silahları üzerinde yasadışı deneyler yaparak ihlal etti. Kimyasal silah denetçilerinin silah laboratuvarlarına girmelerine izin vermedi. Antibalistik füze anlaşmasını ihlal etti ve büyük olasılıkla nükleer deneme yasağı antlaşmasını da delmeye hazırlanıyor. Geçmişte yabancı ülkelerin devlet başkanlarına suikast düzenlenmesini de içeren gizli CIA operasyonlarının yeniden başlamasına izin verdi. Kısa menzilli silahlar anlaşmasını sabote etti, uluslararası ceza mahkemesine zarar verdi, iklim değişikliği protokolünü imzalamayı reddetti. BM Güvenlik Konseyi’nin onayını almadan Irak’a savaş açma hazırlığına girmesi de uluslararası hukukun ihlalidir ve bu ihlal Saddam Hüseyin’in BM silah denetçilerini kabul etmemesinden daha önemli bir suçtur.

Ancak ABD hükümetinin savaşa girişmesinin gerçekte silah denetçileriyle hiçbir ilgisi yoktur. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Bolton “Politikamız Bağdat’ta rejimin değiştirilmesini esas almaktadır ve denetçiler gitse de gitmese de bu politika değişmeyecektir” dedi. ABD’nin Saddam’a saldırmak için öne sürdüğü gerekçeler iki kez değişti. Önce Irak “El Kaide’ye yardım ettiği için” potansiyel hedef olarak nitelenmişti. Bunun doğru olmadığı anlaşıldı. Daha sonra Amerikan hükümeti, kitle imha silahları ürettiği ve silah denetçilerinin ülkeye girişini engellediği için Irak’a saldırılması gerektiğini açıkladı. Şimdi, konuyla ilgili kesin kanıtlar ortaya konmadığı için silah senaryosundan da vazgeçiliyor. Yeni gerekçe ise Saddam Hüseyinin sadece var olması. En azından bu tezin doğrulanabilme avantajı var. Irak’la savaş yapılmasının, savaşa gerekçe bulunmasından önce geldiği açık.

Petrol meselesi dışında, bu savaş stratejik amaçlar taşımayan bir savaş. ABD, Saddam Hüseyin’den korkmuyor, ancak halkını onunla korkutmaya çalışıyor. Irak’ın Amerika’ya karşı terörizmi desteklediği konusunda kanıt yok. Kitle imha silahları kullandığı takdirde yok edilebileceğini Saddam da biliyor. Saddam dünya için, geçen 10 yıl boyunca olduğundan daha fazla tehdit oluşturmuyor.

Ancak ABD’nin savaşa girişmek için iç politikaya dayalı nedenleri de var. Öncelikle, Irak’a saldırı “teröre karşı savaş”ın devam ettiği izlenimini verecek. Ayrıca, tüm büyük güçlerin halkı savaşı sever. Afganistan’da olduğu gibi, yabancılarla savaşmak oy kazandırır. Başkanın ve başkan yardımcısının karşı karşıya kaldığı mali skandallara yönelik ilgiyi dağıtma gereksinimi de bunlara eklenebilir.

ABD büyük bir askeri-endüstriyel komplekse sahip ve bu kompleks, yüksek maliyetini gerekçelendirebilmek için savaşa gereksinim duyuyor. Bütün bu etkenlerden daha önemli olan ise, Beyaz Saray’daki şahinlerin, savaşların kendilerine sürekli gereksinim duyulacağını sağlayacağını düşünmeleri. Şahinler, kaybeden kim olursa olsun kendilerinin kazanacağını biliyor. Başka bir deyişle, ABD Irak’a saldırmaya hazırlanmasaydı, başka bir ülkeye saldırma hazırlığı içinde olacaktı. ABD bir ülkeyle savaşacaktır, çünkü savaşacak bir ülke arayışı içindedir.

İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de bir işgali desteklemek için pek çok nedeni var. Bush’a ödün vererek İngiltere’nin sağ kanat basınını memnun ediyor. Bush’un sırtına dayanarak küresel liderliğe talip olabilir. Başkanla olan iyi ilişkileri Blair’e Avrupa’da saygın bir rol vermektedir.

Blair, “özel bir ilişkiye” değinerek, bir başbakanın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana karşılacağı en büyük meydan okumadan da kaçınmakta. Küresel dengelerin gerçekçi bir çözümlemesi böyle bir meydan okumayı gerektirir: dünya barışına karşı en büyük tehdit Saddam Hüseyin değil, George Bush’tur. Geçmişte İngiltere’nin en iyi dostu olan ülke, şimdi onun başlıca düşmanı haline gelmektedir. ABD, diğer ülkelere rahatlıkla saldırabileceğini keşfederken, büyük olasılıkla müttefiklerini de tehdit etmeye başlayacaktır. Doymak bilmez kaynak arayışı en karanlık sömürgecilik maceralarını anımsatırken, istekleri diğer büyük devletlerin stratejik çıkarlarıyla karşı karşıya gelecektir. Bu kaynakların kullanımının getireceği sonuçlar üzerine sorumluluk almayı reddettiği sürece, d¨nyanın geri kalan kısmı için çevre felaketi tehdidi oluşturacaktır. ABD yeni kuşak nükleer silahlar geliştirmeye başlıyor ve bunları kullanmaya da hazır görünüyor. Bu durum Ortadoğu’yu cehenneme çevirebilecek gelişmelerin habercisidir ve bundan bütün dünya etkilenecektir.

Başka bir deyişle ABD tüm emperyal güçlerin yaptığını yapmaktadır. Emperyal güçler imparatorluklarını güçlü bir direnişle karşılaşana kadar genişletirler.

İngiltere’nin bu özel ilişkiden vazgeçmesi bu durumun gerçekleşmekte olduğu anlamına gelir. ABD’nin dünya için bir tehlike oluşturduğunun kabulü, ona karşı direnişin gerekliliğini de ortaya koyar. ABD’ye direnmek ise İngiliz hükümetinin 60 yıldır izlediği politikada köklü bir değişiklik yapılması anlamına gelir.

ABD’ye askeri ve ekonomik yollarla değil ancak diplomatik yollarla direnebiliriz. Amerikan gücüne verilecek en güvenli ve etkili yanıt, onunla işbirliği yapmama politikasıdır. İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri diplomatik düzeyde ABD’nin tüm tek taraflı hareket girişimlerine karşı çıkmalıdır. Irak krizini ve Ortadoğu sorununu çözmek için bağımsız çabalar göstermeliyiz. Ve, ekonomik sorunların, gangster kapitalizminin ve aşırı askeri harcamaların Amerika’nın gücünü azaltmasını, böylece dünyanın geri kalanını paspası olarak kullanmaktan vazgeçmesini ümit edebiliriz. Dostluk ancak Amerika’nın çıkarları diğer ülkelerin çıkarlarıyla dengelenen bir ülke olduğunu kabullenmesiyle, kısacası, adalet ilkeleri üzerinde temellenmesiyle sağlanabilir.

The Guardian/6 Ağustos
(Cumhuriyet, 12 Ağustos)