25 Mayıs'02
Sayı: 20 (60)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınırsız grev ve genel grev hakkı!
  Bürokratlardan oyalama taktiği
  Lastikte grev ertelemesi...
  Belediyelerde uyuşmazlık zaptı tutuldu...
  Kazanmanın yolu fiili-meşru mücadeleden geçiyor!
  Sınırsız söz ve basın özgürlüğü!
  Filistin halkı emperyalist-siyonist kuşatmaya karşı direniyor!
  İP'li çete hem suçlu hem güçlü!
  Bu yasa meclisten geçmeyecek!
  Sınıf çalışmasının popüler politik araçları: Bültenler
  Metropol Kürtleri: Birleşik mücadeleye köprü
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı öfke her yerde büyüyor...
  Adana Öncü-İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Şehitleri anmak, onları anlamak ve her koşulda mücadele ile yaşatmaktır!
   Bir özgürlük abidesi, bir direniş türkücüsü: jose Marti
   Ölüm Orucu Direnişi bir şehit daha verdi...
   Halk ozanlığı geleneğinin en büyük temsilcilerinden Mahsuni Şerif'i kaybettik...
   Nepal'de Yeni Demokratik Halk İktidarına selam!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Esenyurt İşçi Bülteni’nin Mayıs sayısından...

Sendikalar sermayeye değil
işçi sınıfına hizmet etmelidir!

Türk-İş bundan bir süre önce Türkiye genelinde salon toplantıları örgütlemişti. Bu toplantılarda işçiler Türk-İş bürokratlarını “salonlara değil alanlara” sloganlarıyla karşıladılar. Tabanın bu basıncı karşısında Türk-İş, 15 Mayıs’tan sonra eylemlere başlayacaklarını, ayrıca kamuda tasfiyeye izin vermeyeceklerini ilan etmişti. Fakat Türk-İş’in tepesinde oturanların ne kadar samimiyetsiz ve ikiyüzlü oldukları çok geçmeden görüldü. Bayram Meral 3 Mayıs’ta hükümetle bir protokol imzaladı. Buna göre hükümet ve Bayram Meral hangi işçinin atılıp hangisinin atılmayacağını birlikte belirleyeceklerdi.

Oysa daha üç gün öncesine kadar Bayram Meral “kamuda fazla personel yok, bunlar İMF’nin dayatmaları, kimsenin işten atılmasına izin vermeyeceğiz” diyordu. Şimdi ise utanmadan işçilerin karşısına çıkıp, ülkenin ciddi bir kriz içerisinde olduğunu, düze çıkmak için bunu yapmak zorunda olduklarını, yani işçilerin bir kısmının atılmasının gerektiğini söylüyor.

Sermaye devleti yıllardır ülkeyi düze çıkarmak adına her türlü saldırıyı gerçekleştiriyor. Grevler yasaklanıyor, kazanılmış haklar gasp ediliyor. “Vatan-millet” diye diye ülkenin zenginlikleri tekellere peşkeş çekiliyor. Bayram Meral de onların ağzından konuşarak bu hain saldırıya ortak oluyor. İşçi sınıfının mücadelesinin önünü kesmek için ne gerekiyorsa yapıyor. En son Ankara’da 800 profesyonel sendikacıyla yaptıkları işçisiz eylem de hiçbir sonuç almadan bitirildi. Bu ihaneti yapan sadece Türk-İş bürokratları değil tabii ki. DİSK ve Hak-İş’in tepesinde oturanlar da Bayram Meral’le aynı noktada buluşuyor.

Buna kendi bölgemizden de örnekler verebiliriz. Bundan bir süre önce Başer Alüminyum ve Parsat Piston’da örgütlülüğü kırmak için temsilciler de dahil onlarca işçi işten atıldı. İşçilere sahip çıkmayı bir yana bırakalım; buralarda örgütlü Öz Çelik-İş Sendikası açıktan açığa patronla birlikte hareket etti. Aynı şekilde Beko’da ücretleri yüksek olan işçiler çıkarılıp yerine düşük ücretle işçiler işe alındı. Türk Metal saldırıyı onayladı. DİSK Tekstil’in örgütlü olduğu İnsa’da ise işveren daha önce imzaladığı sözleşmeyi tanımadığını açık açık ilan ediyor. Kendi keyfi şartlarını kabul etmeyen, toplusözleşmedeki haklarını isteyen işçileri ise işten çıkarmakla tehdit ediyor. Sendika ise “işimizi kaybedeceğimize patronun öerisini kabul edelim” demeye gelen bir tutum sergiliyor. Ayrıca fabrikada taşeronlaştırma almış başını gidiyor, sendika kılını bile kıpırdatmıyor. Taşeronlaştırmanın nasıl bir saldırı olduğu bile işçilere anlatılmıyor. Bunu sözleşme görüşmelerinde gündeme dahi getirmiyor.

Uzun lafın kısası, bugün işçilerin ancak çok küçük bir kısmı sendikalarda örgütlü. Ama onların örgütlü olduğu sendikaların tepesi de patronlara borazanlık yapan bürokratlar tarafından ele geçirilmiş, parsellenmiş. Sermayenin karşısına dikilmek yerine adeta onunla aynı safta duran ya da en geri noktada uzlaşan bu bürokratlar başımızda olduğu sürece ne bir hak kazanabiliriz, ne de kazanılmış haklarımızı koruyabiliriz.

Bunun için, eğer haklarımızı korumak, yeni haklar kazanmak istiyorsak, sendika bürokratlarını da karşımıza almak zorundayız. Hem sendikalarımızı bu asalakların elinden kurtarmak için, hem de işçi sınıfının örgütlülüğünü yaygınlaştırmak ve güçlendirmek için sendika bürokratlarıyla mücadele etmeliyiz. Bunun için de bir taraftan sendikalarımıza şimdiden sahip çıkmayı öğrenmeli, diğer yandan ise tabana dayalı örgütlülükler geliştirmeliyiz. Taban inisiyatifini güçlendirmeliyiz. Bu görev öncü işçilerin omuzlarındadır.

Yaşasın işçi sınıfının örgütlü mücadelesi!



COLINS işçilerine mektup

Ben bir Colins işçisiyim. Yani aynı fabrikada sizlerle birlikte çalışıyorum. Ortak yaşadığımız sorunları dile getirmek için size Esenyurt İşçi Bülteni’nden seslenmek istiyorum.

Çoğunuzun da bildiği gibi son dönemlerde çalıştığımız fabrikada önemli değişiklikler beklenmektedir. Bunlardan en önemlisi ve kuşkusuz bizi en çok etkileyecek olanı kot üretiminin Çorlu’ya taşınacak olması. Patron en az masrafla fabrikayı Çorlu’ya nasıl taşıyabileceğini düşünüyor. Bizi iş yerinden bezdirip, kendi başımıza işten ayrılmamızı sağlamak için şu süreçte bazı yaptırımları devreye sokmaya çalışmaktadır. Örneğin eskiden yemekler az çok iyi çıkıyordu, ama şimdi ıvır zıvırlarla 4 çeşidi tamamlıyorlar. Çoğumuz karnımızı doyurmadan masadan kalkıyoruz. Eğer paramız varsa kantinden tost, bisküvi, çikolata, poğaça v.b. alarak karnımızı doyurmaya çalışıyoruz.

Tüm bunların yanı sıra bizlerle bölüm toplantısı yaparak, bantlara günde belli bir sayı verileceği ve bu sayı çıkmadığı koşullarda, sayıyı tamamlayana kadar akşam mesaiye kalınacağı, mesainin ücretsiz, yemeksiz ve servissiz olacağı söylendi. Hatta yer yer bunu uygulamaya çalıştılar, ama tutmadı.

Fabrikayı Çorlu’ya taşımak için bunlar daha ilk saldırılar sayılmalıdır. İleriki dönemde daha ciddi saldırılarla karşılaşacağımız kesindir. Onun içindir ki, bu saldırıları püskürtmek için bizim de belli hazırlıklar yapmamız gerekmektedir. Bu hazırlığın en önemli kısmı kendi haklarımızı öğrenmeye ve korumaya yönelik bir çabaya girmektir. Her imkanı kullanarak bir araya gelmeliyiz, neler yapabileceğimizi birlikte tartışmalıyız. İlerde iş hakkımızı elimizden almalarını sağlayacak evraklar önümüze koyup imzalatmaya çalışırlarsa şaşırmamak gerekir. Bu tür evrakların imzalanmaması gerektiğini bütün arkadaşlara anlatmalıyız. İşverenin böylesi dayatmaları karşısında birlikte davranabilmek için şimdiden hazırlıklar yapmalıyız.

Fabrikayı Çorlu’ya taşıdıkları zaman Esenyurt’a servis koyacaklarını söylüyorlar. Hatta bazı arkadaşlar buradan Çorlu’ya işe gidilebileceğini bile düşünüyorlar. Tekstilin çalışma koşullarında zaten yıpranıyoruz, bir de üstüne üstlük üç saatlik yol kesinlikle çekilmez. Bu kadar uzun yolu kaldıramayacağımızı, sonra da kendiliğimizden işten ayrılacağımızı düşünüyor veya daha doğrusu böyle bir oyun tezgahlıyorlar. Böylece tazminatlarımızı ödemeden bizi fiilen kapı önüne koymuş olacaklar.

Şu durumda yapmamız gereken aynı işyerinde bize iş imkanı vermelerini sağlamaktır. Kot üretilen binada şimdi penye de üretilmeye başlandı. Penyeye her gün eleman alınıyor. Demek ki bizi de topluca penye bölümüne yerleştirebilirler. O halde işverenden bunu istememiz, şimdiden bunun için çaba göstermemiz gerekiyor. Aksi taktirde taşınma nedeniyle birçok arkadaşımız işinden olacaktır. İşyerinde 1500 kişi çalışıyor ve bunların 1000’e yakını Esenyurt’ta oturuyor. Bu nedenle işten çıkmaya mecbur bırakılmadan tavrımızı koymalıyız.

Atılan arkadaşımız kim olursa olsun atılmasının önüne geçmeliyiz. Çünkü bir gün sıranın bize de geleceğini unutmamalıyız. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” şiarıyla hareket edersek çok şey kazanmış olacağız.

İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Bir COLINS işçisi




Filistin halkının direnişi ve
gericilerin ikiyüzlü tutumu

Amerikan destekli İsrail siyonizmi, Nisan ayı başından bu yana yürüttüğü işgal ve katliam operasyonlarına devam etmektedir. Buna karşılık yiğit Filistin halkı, asla teslim olmayacağını ve direnişin devam edeceğini dosta düşmana göstermektedir.

Dünyanın her yanında işçiler, emekçiler ve ezilenler İsrail’in bu işgal ve katliamına karşı Filistin halkının onurlu direnişine destek verdiler. Türkiye’de de İsrail’in işgal ve katliamları lanetlendi, Filistin halkının direnişine destek verildi.

Bu eylemlerin birkaçına gerici çevreler de katıldılar. Bugüne kadar kimi gerici istemler dışında alana çıkmayan bu çevreler, ne oldu da şimdi alanlara çıkıp ezilen bir halk için tepki veriyorlar? Bu sorunun yanıtı basittir. Çünkü; Filistin halkı Müslüman bir halktır. Yani gericiler İsrail ile Filistin halkı arasındaki bu savaşı bir din savaşı olarak görüyorlar ve kendileri de Müslüman oldukları için bir bakıma kendilerini buna zorunlu hissediyorlar. Demek ki; Filistin halkı Müslüman değil de Hıristiyan ya da Yahudi bir halk olsaydı, hiç de böyle bir zahmete girmeyeceklerdi. Bundan 35 yıl önce 1967’de Filistin İsrail tarafında işgal edildiğinde, Filistin saflarında savaşan Türkiye’nin devrimcilerine terörist, bölücü vb. isimlerle hitap edenlerden ne beklenebilir ki?

Bugün Filistin halkını sadece Müslüman oldukları için destekleyen bu gerici çevreler, kendi ülkelerinde, yanı başlarında yaşayan ve yıllardır TC tarafından katledilen, zulmedilen ve sürgünlere gönderilen mazlum Kürt halkı için neden seslerini çıkarmadılar? Neden bugün İsrail’e karşı ortaya koydukları öfkeyi Kürt halkı için de haykırmadılar? O zaman işgal eden, köyleri yakıp yıkan, insanları işkenceden geçiren Türk ordusunun bugünkü İsrail ordusundan farkı var mıydı? Gerici ideolojiler bu sorulara yanıt veremezler.

Sonuç olarak bu savaş bir din savaşı değildir. Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarları doğrultusunda siyonist İsrail’in yürüttüğü bir emperyalist savaş sözkonusudur. Bu savaşı bir din savaşı olarak göstermek büyük bir ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Hele de bunu, yeri geldiğinde ABD emperyalizmine uşaklık yapma şampiyonluğunu kimselere bırakmayan dinci gerici çevreler yapıyorsa, bu düpedüz bir yalancılıktır.

İşçi ve emekçiler, Filistin halkının direnişini bu halk Müslüman olduğu için değil, emperyalizme karşı savaştığı için sahiplenmelidir. Çünkü emperyalist ABD’nin Ortadoğu planlarının boşa çıkartılması sadece Filistin halkının değil, tüm işçi ve emekçilerin çıkarlarının korunması demektir. Emperyalizme karşı bütün uluslardan işçi ve emekçilerin enternasyonalist mücadelesini yükseltmek için bugün en önemli görevlerimizden bir tanesi Filistin halkıyla dayanışmayı güçlendirmektir.