25 Mayıs'02
Sayı: 20 (60)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınırsız grev ve genel grev hakkı!
  Bürokratlardan oyalama taktiği
  Lastikte grev ertelemesi...
  Belediyelerde uyuşmazlık zaptı tutuldu...
  Kazanmanın yolu fiili-meşru mücadeleden geçiyor!
  Sınırsız söz ve basın özgürlüğü!
  Filistin halkı emperyalist-siyonist kuşatmaya karşı direniyor!
  İP'li çete hem suçlu hem güçlü!
  Bu yasa meclisten geçmeyecek!
  Sınıf çalışmasının popüler politik araçları: Bültenler
  Metropol Kürtleri: Birleşik mücadeleye köprü
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı öfke her yerde büyüyor...
  Adana Öncü-İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Şehitleri anmak, onları anlamak ve her koşulda mücadele ile yaşatmaktır!
   Bir özgürlük abidesi, bir direniş türkücüsü: jose Marti
   Ölüm Orucu Direnişi bir şehit daha verdi...
   Halk ozanlığı geleneğinin en büyük temsilcilerinden Mahsuni Şerif'i kaybettik...
   Nepal'de Yeni Demokratik Halk İktidarına selam!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Lastik grevleri ertelendi!..

Sınırsız grev ve genel grev hakkı!

Türkiye işçi sınıfı hiçbir zaman “sınırsız grev ve grev hakkı”na sahip olmadı. 1960 Anayasası ve buna bağlı çıkarılan yasalarla işçi sınıfının grev yapma hakkı sermaye tarafından tanınmıştı. Fakat bu birçok yönden sınırlanmış, güdükleştirilmiş bir hak durumundaydı. Gene de 1960-70 döneminde işçi sınıfı bu hakkı kullanarak sayısız grev gerçekleştirdi. Grev kağıt üzerinde tanınmış bir hak olmaktan çıktı, sınıfın geniş kitleleri açısından en meşru hak alma araçlarından biri durumuna geldi.

12 Eylül ‘80 askeri darbesi tüm hak ve özgürlüklerin üzerinden silindir gibi geçti. Bu arada sendikal özgürlükler ve grev hakkı da rafa kaldırıldı. 1982 Anayasası’nın 54. maddesi işçilerin greve çıkma hakkını kağıt üzerinde tanıyor, fakat toplusözleşme görüşmelerini ve grev sürecini sayısız kurala bağlayarak, bu hakkı neredeyse kullanılamaz hale getiriyordu. Açıktır ki, cunta yönetimi işçi sınıfının elinden bu en etkili silahını almayı, grevi yasalarda yeralan göstermelik bir hak durumuna getirmeyi amaçlıyordu.

Askeri yönetim yeni çıkardığı yasalarda greve çıkmayı zorlaştırmakla kalmadı. Her ihtimale karşı hükümete alınmış bir grev kararını ya da süren bir grevi erteleme (bu gerçekte yasaklamadır) yetkisi de tanıdı. Nitekim 1983’te çıkarılan grev ve toplusözleşme yasası’nın 33. ve 34. maddelerine göre, Bakanlar Kurulu karar verilmiş ya da başlamış bir grevi genel sağlığı ya da ulusal güvenliği bozucu nitelikte görürse, bir kararnameyle 60 gün süre ile erteleyebilmektedir.

Gerçi hükümetin grev erteleme yetkisi 1980’den önce de vardı. Fakat daha önceki yasada hükümete sadece grevi erteleme yetkisi verilmişti ve bu sürenin bitiminde greve kaldığı yerden devam edilebiliyordu. 1982 Anayasası hükümete greve neden olan toplu sözleşme uyuşmazlığını Yüksek Hakem Kurulu’na görürme yetkisi de tanımıştır. Yüksek Hakem Kurulu’nun vereceği karar ise toplusözleşme hükmünde sayılmaktadır. Bunun anlamı, işçilerin elinden zaten güdük olan toplusözleşme yapma ve greve gitme hakkının tümüyle gaspedilmesidir.

Lastik işçisinin grevi ertelendi

Hükümetin grev ve serbest pazarlık hakkını rafa kaldıran bu yetkisini bir kez daha kullandığını ve lastik sektöründe 3 fabrika için alınan grev kararlarını 60 gün süre ile ertelediğini görüyoruz. Üç lastik fabrikasından Brisa’da 23 Mayıs günü greve çıkılacaktı. Fakat hükümet daha grev başlamadan bir genelge yayınlayarak her üç fabrikadaki grevleri de 60 gün süreyle ertelediğini ilan etti. Geçen sayımızda yapılan değerlendirmede, lastik sektöründeki grevlerin hükümetçe ertelenmesinin çok güçlü bir olasılık olduğu vurgulanarak şunlar söylenmişti.

“Hükümetin tıpkı geçen sözleşme döneminde olduğu gibi bu kez de lastik grevini ‘milli güvenlik’ gerekçesiyle ertelemesi (yani yasaklaması) bekleniyor... Hükümetin grevi yasaklama gerekçesi elbette gene ‘milli güvenlik’ olacaktır... Böylece lastik işçisini çaresiz bırakmayı, ne verilirse onunla yetinmeye razı etmeyi planlıyorlar.

“Lastik işçisi bu tehdide boyun eğmemelidir. Grev ertelemesi sadece ekonomik ve sosyal hak kayıpları anlamına gelmeyecektir. Daha da kötüsü grev hakkının gaspı söz konusudur. Hükümet sürekli olarak grevleri erteleyerek kağıt üzerinde var görünen grev hakkını gaspetmektedir.”

Gerçekten de artık süreklileşen grev ertelemelerinin gerçek hedefi bu hakkın kullanılmasını tümüyle imkansız hale getirmektir. Bu kararı, “3 lastik patronu istedi, hükümet erteledi” şeklinde değerlendirmek sorunu fazlasıyla darlaştırmak, işçi sınıfına yönelen bu büyük saldırıya gözümüzü kapatmak anlamına gelir.

Sermayenin grev hakkının kullanılmasına dönük bu saldırısının birbiriyle bağlantılı iki temel nedeni bulunmaktadır.

Sınıf hareketinin güçlenmesinden korkuyorlar

Bunlardan birincisi, sınıf hareketinin mevcut parçalı ve zayıf yapısının sürmesi, böylelikle İMF patentli sömürü ve yıkım saldırılarının aksamaksızın hayata geçirilmeye devam etmesidir.

Gerçek şu ki, sermayenin son yıllarda giderek yoğunlaşan saldırıları karşısında sınıf hareketi bir çıkış arayışı içerisindedir. Bir taraftan hükümetin devreye soktuğu sömürü ve yıkım politikaları, diğer taraftan sendikal ihanet çetesinin sınıfın mücadele istek ve enerjisini etkisizleştiren manevraları nedeniyle sınıf hareketi son dönemlerde bir hayli zayıflamış, yığınlara bir çaresizlik ve umutsuzluk duygusu egemen olmuştur. Fakat diğer taraftan işçi ve emekçi yığınlar içerisinde sermayeye ve sendikal ihanete karşı önemli bir öfke ve tepki birikmesi olduğu, çıkış arayışlarının yer yer belirginleştiği de ortadadır.

Çıkış arayışlarını güçlendirecek, daha hedefli hale getirecek ve mücadele kanallarına akıtacak olan ise sınıfın eylemli mücadelesidir. Sınıf hareketinin nefes alabilmesi ve kendine gelebilmesi için uygun ortamın oluşmasında grevlerin, miting ve sokak gösterilerinin, daha başka türden eylemlerin yaygınlaşmasının önemi tartışmasızdır.

Bu şekilde değerlendirdiğimizde, şu an gündemde olan grev hazırlıklarının sınıf hareketine taze kan taşıyacak (elbette ne kadar değerlendirilebildiğiyle bağlantılı olarak) birer olanak olduğunu görürüz. Lastikte, belediyelerde ve SASA türünden kimi temel işletmelerde grevlerin gündeme gelmesi sınıf hareketi açısından birer olanakken, tersinden sermaye için birer tehlike sinyalidir. O nedenle de sermaye kendisi için birer tehdite, işçi sınıfı içinse “kötü örneğe” dönüşmeden, bu dinamikleri mümkün mertebe ortadan kaldırmak için çaba göstermektedir.

Toplusözleşme ve grev hakkımız
gaspedilmek isteniyor

Süreklileşen grev yasaklamalarının bir diğer amacı, yukarda da işaret ettiğimiz gibi, işçi sınıfının elinden birer tarihsel kazanım olan toplusözleşme ve grev hakkının alınması, bununla da bağlantılı olarak zaten bir hayli daralmış bulunan sendikal örgütlülüğünün dağıtılmasıdır.

Üstelik bu şimdi lastik grevinin ertelenmesiyle gündeme gelen bir saldırı da değildir. Sermayenin işçi sınıfını örgütsüzleştirmek, elindeki tarihsel kazanımları parça parça geri almak için yıllardır uyguladığı kapsamlı bir saldırı planı söz konusudur. Sendikalarda örgütlenmenin zorlaştırılıp bin bir kurala bağlanması, sendikaların toplusözleşme yetkisi almasının bir takım barajlarla sınırlanması, kimi sektörlerin grev yasağı kapsamına alınması, kağıt üzerinde bir hak olmasına rağmen sendikaya üye olmanın pratikte işten atılma nedeni sayılması ve burada sayılamayacak pek çok uygulama, bu saldırıların sendikal hak ve özgürlüklerle ilgili boyutunu oluşturmaktadır. Adım adım uygulanan kapsamlı ve sinsi bir plan söz konusudur.

Halen yürürlükte olan 12 Eylül yasaları, hükümete ertelediği grevleri Yüksek Hakem Kurulu’na götürme yetkisi vermektedir. Yüksek Hakem Kurulu’nun kararları ise toplusözleşme niteliğinde sayılmaktadır. Sermayenin giderek meşrulaştırmak ve toplusözleşme sisteminin yerine oturtmak istediği sistem böyle bir sistemdir. İşçilerin sendikalarda örgütlenmesi, ortak çıkarları için birlikte hareket etmesi ve çıkarları gerektirdiğinde greve gitmesi, bu haklar ne kadar güdükleştirilmiş olsa bile sermayenin gözüne batmaktadır.

Onların istediği örgütlü, hakkını bilen, hakkı için mücadele eden, greve çıkan işçi değildir. Onların istediği örgütsüz, esnek çalışmanın bütün kurallarına uyan, patron istediği zaman çalışan, istemediği zaman sokağa atılan, ne verilirse ona razı olan, hiçbir hak talep etmeyen işçidir.

Hükümet ve patronlar
yalan ve ikiyüzlülükten medet umuyor

Hükümet önden de bilindiği gibi erteleme kararını “milli güvenlik” gerekçesine dayandırmaktadır.

Bir kere, hükümetin bu gerekçeyle grev ertelemesinden daha ikiyüzlü ve sahtekarca bir şey olamaz. Çünkü “milli güvenlik”i tehdit edebilecek herşeyi yapan, ülkenin en stratejik kuruluşlarını emperyalist tekellerin yağmasına açan, bu ve bundan önceki hükümetlerdir. Bu ülkenin ordusu Pentagon’a bağlıdır ve bu ordunun herşeyi, Türkiye’nin “milli güvenlik” ihtiyaçları değil ama emperyalizmin Ortadoğu politikaları doğrultusunda şekillendirilmektedir. Emperyalistlerin çıkarlarını koruma amaçlı tahkim kurulları bu ülkenin parlamentosu tarafından tanınmış, anayasaya sokulmuştur. Bu ülkede, ekonomik, siyasi ve askeri anlamda bir bağımsızlıktan, dolayısıyla da “milli” olan ve “güvenlik”te olması gereken bir şeyden söz etmek neredeyse mümkün değildir.

Yanıtlanması gereken bir diğer soru, lastik sektöründeki grevle “milli güvenlik” arasında ne gibi bir bağlantı olduğudur. Geçen yıl cam grevlerini de “milli güvenlik” nedeniyle erteleyen hükümetin bu gerekçesinin tümüyle keyfi olduğu, ertelemenin asıl nedenlerini gözlerden gizleme amacına hizmet ettiği ortadadır.

Tıpkı hükümetin gerekçeleri gibi ondan grevin ertelenmesini talep eden lastik işverenlerinin bahanelerinin de gerçeklerle hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. İşverenler gazetelere verdikleri boy boy ilanlarda işçiler tarafından talep edilen ücret artışlarının “bugünkü küresel rekabet ortamında Türk Araç Lastiği Endüstrisi’nin sağlıklı ve sürekli çalışılabilmesi imkanını zedeleyeceğini” iddia ediyorlar. Eğer işçiler verdiğimiz ücretle çalışmayı kabul etmez ve daha fazlasını isterlerse, rakiplerimizle rekabet edemeyiz ve lastik fabrikaları kapanır demeye getiriyorlar. Oysa ki bunun gerçeklerle hiçbir ilişkisi yoktur. Lastik sektörü işverenin kâr oranlarının bir hayli yüksek, işçi maliyetlerinin ise buna göre düşük olduğu bir sektördür. Bu sektördeki işçi ücretlerinin di&crren;er sektörlere göre bir parça yüksek olmasından rahatsız olan patronlar, kâr oranlarının diğer sektörlere göre katbekat yüksek olmasının ise sözünü bile etmemektedirler.

Daha önemlisi, uyuşmazlıkta temel sorun ücret zammı değildir.

“Bugün varolan uyuşmazlığın temel nedeni, ücret zammı olmaktan çıkmıştır. İşverenler üyelerimize iş güvencesi sağlayan maddeler olmak üzere, mevcut toplusözleşmenin ücretle ilgili olmayan birçok maddesini değiştirmek istemektedir. İşverenler, spekülatif ve gerçek dışı yaklaşımlarla konuyla ilgili hükümet organlarını grev erteleme noktasına sürüklemiş ve bunun verdiği rahatlık içerisinde toplu iş sözleşmesinin ücret dışındaki maddelerini 30 yıl öncesine götürmeyi amaçlayan bir politikayı benimsemiştir.”

Lastik-İş Genel Başkanı Abdullah Karacan’ın bu sözleri, lastik işverenlerinin asıl niyetlerini tüm açıklığıyla yansıtmaktadır. Amaçları lastik işçisinin bugüne kadar elde ettiği tüm kazanımları gaspetmek, onları tam anlamıyla köleleştirmektir.

Tarihsel hakların korunması
tarihsel bir mücadeleyi gerektiriyor

Bakanlar Kurulu’nun aldığı erteleme kararı yasalarda yer alan toplusözleşme ve grev hakkının tümüyle göstermelik olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. İşçi ve emekçiler haklarını korumak ve yeni haklar kazanmak için mücadele sahnesine her çıktıklarında, en meşru eylemlere dahi kalkıştıklarında, bu yasaların aşılmaz bir barikat olarak önlerine dikildiği görülmektedir.

Bugün çok daha açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki; işçi sınıfı ve emekçiler, 12 Eylül’ün hala hüküm süren faşist yasa ve yasaklarına karşı demokratik hak ve özgürlükler için mücadele etmedikçe, çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmeyi, en meşru taleplerini dahi elde etmeyi kolay kolay başaramayacaklardır.

O nedenle sendikal örgütlenme, toplusözleşme ve grev haklarına bugün militan bir mücadeleyle sahip çıkılmalıdır. Bugün lastik grevleri ertelendi. Yarın belediye işçilerinin ve SASA işçisinin grevleri de aynı tehditle karşı karşıya kalacak. Bu bile sendikal örgütlenme, toplusözleşme ve grev hakkının korunması için mücadelenin sadece lastik işçilerinin sorunu olmadığını gösteriyor. Sendikal hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi bütün bir sınıfın birleşik militan mücadelesini gerektirmektedir. Dişe diş bir sınıf mücadelesi ile kazanılıp korunmayan hakların hiçbir güvencesi yoktur.

Grevlerin peş peşe yasaklandığı; kamu emekçilerinin sahte sendika yasasına mahkum edildiği; sendikaların büyük bir tasfiyeyle yüzyüze olduğu; bunun için sermayenin ve sendikal ihanet çetelerinin el ele verdiği koşullarda mücadele taleplerimizin neler olduğunu bize devrimci sınıf partisinin programı gösteriyor.

Parti programında yer alan, “Tüm çalışanlar için grevli ve toplusözleşmeli sendika hakkı. Sınırsız grev ve genel grev hakkı. Lokavtın yasaklanması” talepleri için mücadele etmek, sınıf kitlelerini bu talepler için mücadeleye kazanmak ve eyleme yönlendirmek, önümüzdeki dönemi kazanmanın temel gereklerinden biridir.

Tüm çalışanlara grevli-toplusözleşmeli sendika!
Sınırsız grev ve genel grev hakkı!