25 Mayıs'02
Sayı: 20 (60)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınırsız grev ve genel grev hakkı!
  Bürokratlardan oyalama taktiği
  Lastikte grev ertelemesi...
  Belediyelerde uyuşmazlık zaptı tutuldu...
  Kazanmanın yolu fiili-meşru mücadeleden geçiyor!
  Sınırsız söz ve basın özgürlüğü!
  Filistin halkı emperyalist-siyonist kuşatmaya karşı direniyor!
  İP'li çete hem suçlu hem güçlü!
  Bu yasa meclisten geçmeyecek!
  Sınıf çalışmasının popüler politik araçları: Bültenler
  Metropol Kürtleri: Birleşik mücadeleye köprü
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı öfke her yerde büyüyor...
  Adana Öncü-İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Şehitleri anmak, onları anlamak ve her koşulda mücadele ile yaşatmaktır!
   Bir özgürlük abidesi, bir direniş türkücüsü: jose Marti
   Ölüm Orucu Direnişi bir şehit daha verdi...
   Halk ozanlığı geleneğinin en büyük temsilcilerinden Mahsuni Şerif'i kaybettik...
   Nepal'de Yeni Demokratik Halk İktidarına selam!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Yeni RTÜK yasası: Hedef ilerici-devrimci basın-yayın...

Sınırsız söz ve basın özgürlüğü!

Egemenler tarih boyunca ezilen sınıfların gerçekleri öğrenme, görüş ve düşüncelerini açıklama haklarını hep kısıtlama, mümkün olduğunda tümden ortadan kaldırma yoluna gitmişlerdir. Günümüzde de basın, söz ve düşünce özgürlüğü üzerindeki kısıtlama, baskı ve ceza yasaları, burjuvazinin, egemenler tarihinin bu geleneğini sürdürdüğünün göstergesidir.

Meclisten ikinci kez geçen ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalandıktan sonra Anayasa Mahkemesi’ne gönderilen RTÜK yasası da, tıpkı öncekiler gibi, Türkiye’deki egemenlerin konuya ilişkin bakış ve yaklaşımının aynası konumundadır.

Egemen sınıflar ve onların temsilcileri, ezilen sınıflar olarak işçi sınıfı ve emekçilerin görüş ve düşüncelerini açıklamalarını, yaymalarını istemiyorlar. Çünkü, daha açıklanmadan çok iyi biliyorlar ki, bu görüş ve düşünceler burjuva egemenliğinin her türlü uygulamasına şiddetle muhaliftir. Burjuva medyanın aksine, gerçeklerin tüm çıplaklığıyla ortaya serilmesini ister; çünkü gerçekler, adeta egemen sınıfın suç listesi gibidir. Suçların açığa çıkması ise, mağdurlar için büyük bir ihtiyaçken, suçlu için kesinlikle kaçınılması, mümkün mertebe engellenmesi gereken bir eylemdir. Yani, her konuda olduğu gibi bu konuda da sınıfsal çıkarlar konuşmaktadır. Burjuvazi, kendi sınıfsal çıkarları gereği söz, basın ve örgütlenmeözgürlüğünün karşısında, işçi sınıfı da yine kendi sınıfsal çıkarları gereği “sınırsız söz, basın, örgütlenme özgürlüğü”nün peşindedir.

Aslında, iletişim sektörünün ulaştığı teknolojik aşama, basın tekelleri aracılığıyla burjuvaziye sınırsız imkanlar sunmakta, ezilen sınıf kitlelerini bu temel haklardan fiilen yoksun bırakabilmesini sağlamaktadır. Dünya çapında yaşanan pek çok gelişme, burjuva medyanın yalan makinasını nasıl çalıştırdığını, kitleleri nasıl yanlış yönlendirdiğini, böylece de emperyalist hedefleri nasıl ulaşılır kıldığını göstermiş bulunuyor. Bugün bunlardan en fazla örnek gösterilen, Körfez Savaşı döneminde kullanılan zavallı deniz kuşu figürüdür. Hatırlanacağı gibi, petrole bulanmış bu kuş figürü Irak’a karşı kullanıldı. Yarın kimbilir hangi basit yalan bir başka ülkeyi emperyalizmin hedef tahtası haline getirecek?

Ancak burjuvazi, görüldüğü kadarıyla, elindeki dev medya tekelinin imkanlarıyla yetinmek niyetinde değildir. Kendisi tüm dünyayı aldatma ve yanlış yönlendirme imkanlarını elinde tutarken, işçi ve emekçilerin, bir toplantıda 3-5 bin kişiye sözlü, yerel basın araçlarıyla 10-15 bin kişiye yazılı hitabına tahammül edemediğini/edemeyeceğini gösteriyor. Yaptığı her yeni değişiklikle, yasaları daha da baskıcı-yasakçı maddelerle yüklüyor. Yeni RTÜK yasasıyla, muhalif basına yönelik cezalar kat kat artırılmış durumda. Aslında bu ceza yasaları sistemin muhalif basına karşı tek ve en etkili tedbiri de değil. Hatta, en etkisizi denilebilir. Çünkü devrimci ve muhalif basın yasal engellerden daha fazla fiili baskı ve engellerle yüzyüzedir. Son derece zor koşullarda ve sınırlı sayılarda basılabilen gazete ve dergiler, basın savcı ve mahkemelerindenönce polis zoruyla engellenmekte, dağıtım ve satışı fiilen yasaklanabilmektedir. Devrimci basın çalışanlarının bu zora karşı koyabilmesi de sorunu çözmüyor. Çünkü dağıtım ve satış sürecine ticari şirket ve kişiler dahil olduğu oranda, polis baskısı kolayından amacına ulaşabiliyor. Dahası, devrimci basın çalışanları üzerindeki fiili baskı ve zor, sık sık gözaltı ve işkence, zaman zaman da ölümlere varan uygulamlar içeriyor.

Kimi burjuva basın organlarında, yeni RTÜK yasası vesilesiyle, “büyük” basın ve onun “adı büyük” köşe yazarlarının tepki göstermeyişi yine eleştiri konusu yapıldı. Konuyu gündeme getiren yazarlar şaşkınlıklarını da ifade ediyorlar. Demek ki, bu medya çalışanlarının medyanın sistem içindeki yeri ve işlevi konusunda gözleri kör-kulakları sağırdır. Sistemin bir tekeller sistemi olduğu, medyanın da sistemin sahibi bu tekellerden bir ya da birkaçının elinde bulunduğunu görmezden/anlamazdan geliyorlar. Oysa Ankara, tekellere rağmen ve tekeller aleyhine ne bir yasa çıkarabilir, ne de uygulayabilir. Hele de bugünkü gibi, tekellerin hizmetinde olduğunu açıktan ifade eden bir yönetici kliği eliyle.

Demek ki, diğer tüm yasalar gibi RTÜK yasası da, medya tekellerine karşı değil, tersine onların çıkarı için, devrimci ve muhalif basına karşı kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Açıklanan bir düşünce, ister sözlü ister yazılı veya görsel basın aracılığıyla olsun, düzene muhalifse cezalandırılacaktır. Peki siz hiç, sahibinin sesi medyadan kendine, kendi çıkarlarına aykırı bir ses, bir soluk duydunuz mu? Duymanız mümkün mü? Böyle bir şeye, devletten ve devletin yasalarından önce, o medya organının sahibi tekel izin verecek midir? Diğer yandan, hiç Aydın Doğan’ın veya Dinç Bilgin’in herhangi bir toplantı veya mitingte kalkıp da tekelci düzen aleyhine konuşma yaptığı, kitleleri “kışkırttığı” görülmüş, duyulmuş mudur?

Açıktır ki, düzenin suçlarını, yalanlarını ortaya çıkarmak, kitleleri uyarmak, devrimci ve sosyalistlerin, devrimci-sosyalist basının, işçi ve emekçi örgütlerinin, ilerici aydınların görevidir. Düzenin sahipleri de, bunu engelleyebilmek için yasalarını yeniden yeniden düzenlenme ihtiyacı duymaktadırlar. Çelişki şuradadır ki, her çıkan yasa, hak ve özgürlüklere daha da kısıtlama getirdiği halde, ironik bir tarzda, “AB’ye uyum” ve “demokrasi paketleri” olarak adlandırılıyor. Tıpkı sansür yasalarına “basın özgürlüğünü düzenleyen yasa” denildiği gibi... Tıpkı, kanlı bir katliama “hayata dönüş operasyonu” denildiği gibi...



Kamu emekçilerinden kısa kısa...

* KESK’ten 5 bölgede miting

KESK, hükümetin yetki ve toplusözleşme sürecinde tarafsız olması, bölge müdürlüklerinin kapatılması kararının geri çekilmesi, sürgün ve soruşturmaların durdurulması talepleriyle 5 bölgede miting düzenliyor. 25 Mayıs Cumartesi günü yapılacak mitinglere KESK’e bağlı sendikaların yanı sıra çeşitli kitle örgütleri, meslek odaları ve siyasi partiler de destek verecek. KESK miting düzenleme talebiyle İstanbul, Mersin, Samsun, İzmir ve Diyarbakır’da başvuruda bulundu. Diyarbakır’daki başvuruya izin verilmedi.

* BES’ten İşkur yasasızlığına tepki

KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) Ankara 1 No’lu Şube üyeleri ve Türkiye İş Kurumu (İşkur) çalışanları yaptıkları eylemde, yasasız ve işlevsiz olan İşkur için bir an önce yasal bir düzenleme yapılmasını talep ederek, talepleri kabul edilmediği takdirde işbırakacaklarını ilan ettiler. BES üyeleri Kızılay’daki İşkur önünde, “Karşılığı ödenmeyen fazla çalışmaya hayır!” sloganları ile toplandılar. Burada, alkış ve ıslıklarla tepkilerini dile getiren emekçiler, BES pankartı arkasında Kızılay Postanesi’ne doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş boyunca, “Yasa yoksa iş de yok!”, “IMF uşağı hükümet istifa!” ve “Söz bitti sıra eylemde!” sloganlarını attılar. Postane önünde bir basın açıklaması yapan emekçiler, Meclis ve Başbakanlık taleplerini içeren faksları gouml;nderdikten sonra eylemi bitirdiler.

* Belediye emekçisine polis barikatı

Tüm Bel-Sen üyesi belediye emekçilerinin, işkollarında yaşanan sorunlara dikkat çekmek ve sendikaların üzerindeki baskı ve sürgün uygulamalarının sona erdirilmesi isteğiyle İçişleri Bakanlığı’na yapacağı yürüyüş polis barikatıyla engellendi. Sakarya Caddesi’nde toplanan Tüm Bel-Sen üyelerinin yaklaşık 1 saatlik direnişi, Çankaya Belediyesi önünde yapılan basın açıklamasıyla sonuçlandı. Emekçiler polis barikatını “Barikat açılsın, yürüyüş başlasın!”, “Emekçiye değil çetelere barikat!”, “Yılgınlık yok direniş var!” sloganlarıyla protesto ettiler.

* Rize Haber-Sen’den sürgünlere protesto

Haber-Sen Rize Şubesi Başkanı Emrullah Taşçı’nın, görev yaptığı Rize’den, Şırnak’a sürüldüğünü dile getiren sendika üyeleri, protesto gösterisi düzenledi. Rize Cumhuriyet Meydanı’na toplanan haber emekçileri, başkanları Emrullah Taşçı’nın görev yaptığı Rize Telekom Başmüdürlüğü’nden Şırnak’a sürüldüğünü ifade ederek, haklarını aramak için meydana indiklerini söylediler. Burada bir basın açıklaması yapan sendika üyeleri PTT Başmüdürlüğü’ne doğru yürüyüşe geçtiler. Polisin yoğun önlem aldığı yürüyüşün ardından PTT Başmüdürlüğü önünde toplanan kalabalık, sendikalarına ait pankartı müdürlüğün önüne bıraktı.